Milli kimliğin oluşmasında Asya Hun Devleti’nden günümüze kadar kurulmuş olan Türk devletlerinin etkileri var mıdır? Neden?

Milli kimlik oluşması için uzun bir süreç gereklidir. Hiç bir milli kimliğin bir anda oluştuğu örneği ile karşılaşılmaz. Bu yüzden Türk milli kimliğinin oluşmasında da bilinen ilk Türk devleti olan Asya Hun Devleti’ne kadar uzanan bir süreç etkili olmuştur. Asya Hun Devleti ve devamında kurulan sayısız beylik ve devletlerin günümüze süregelen bir etkisi elbette vardır. Her devlet farklı bir yaşam tarzı ortaya koymasa da farklı üretimler yapmıştır. Kimi devlette dil ve alfabe gelişimlerini kimisinde de kıyafet gelişimlerini görürüz. Bazı devletler sanat faaliyetleri olarak edebiyat ürünleri geliştirmekte ilerlemiş bazıları da tarih yazıcılığında faaliyetler göstermişlerdir. Tüm bu Türk devletlerinin bilgi ve birikiminin artarak devam etmesi ve günümüze kadar ulaşması kültürün oluşmasında etkilidir. Haliyle kültür millidir ve milli kimliği yansıtır. Asya Hun’dan bu yana tüm Türk devletlerinin günümüzde milli kimliğimizi tanımlamakta faydası ve etkisi bulunmaktadır.

Anthony Smith’in (Antoni Simit) “Hafıza yoksa kimlik yoktur; kimlik yoksa ulus yoktur.” sözünden ne anlıyorsunuz?

Antoni Simit bu sözünde toplumumuzda kullanılan “tarihini bilmeyenler geleceğini de bilemezler” sözüne benzer bir söz söylemeye çalışmıştır. Hafıza demek insanın kendine ve çevresine dair hatırladığı, kaydettiği tüm bilgiler demektir. Hafızasını kaybeden insan kimliğini de kaybeder. Çünkü kendisi de dahil olmak üzere etrafındaki hiç kimseyi tanımaz hale gelecektir. Hafıza yoksa kimlik yoktur sözü insan için bu şekilde yorumlanırken toplum için de bir yorum yapılabilir. Toplumun tarih hafızası ve bilgisi olmazsa toplum millet bilincine ulaşamaz.

 

Nasıl bir millet olduğunu, nereden geldiğini ve neler yaşadığını bilemez. Haliyle de tarihi bilinç ve şuur asla oluşturulamaz. Kimlik olarak söylenen toplum için bir ulus kimliğidir. Irk, toplum, millet içinde yer aldığını gösteren bir kimlikten bahsedilmektedir. Eğer tarih yoksa veya yeteri kadar öğrenilmemişse kimlik oluşmayacağı için ulus da oluşmaz. Tarih okuması ve bilinmesi ulusların en büyük özelliğidir. Ulus olabilmenin ilk şartı ortak tarihe ve ortak milli şuura sahip olunmasıdır. Tarih hafızasını kaybeden tüm toplumlar toplum olarak kalacak ulus olma şansını yakalayamayacaktır. Ulus olmak, bir arada ve bilinçli bir şekilde yaşamayı ve aynı tarihten etkilenmeyi ve aynı kültüre sahip olmayı gerektirir.

Tarihî bir olayın aydınlatılmasında hangi kaynaklar daha güvenilirdir?

Tarihi bir olay karanlıkta kalmış olabilir. Bu olayın aydınlığa kavuşturulması ve net bilgiler ile konunun ele alınabilmesi için kaynak taraması yapmak şarttır. Fakat hangi kaynaklardan yararlanılması gerektiği konusunda fikri olmayan birçok tarih okuyucusu vardır. Doğru kaynak kullanılması olayın gerçek yüzü ile aydınlanmasına sebep olacaktır. Aksi halde olay aydınlığa kavuşmuş gibi gözükse de gerçek yüzü karanlıkta kalmaya devam edebilir. Bu yüzden doğru kaynak kullanımı şarttır. Tarihi bir olayın aydınlığa kavuşturulması için devlet arşivinde bulunan tarih belgeleri en güvenilir kaynaklardır. Bunun dışında tarihte 1. ağızdan yazılan ve günümüze ulaşmayı başaran kalıntılar en güvenilir kaynaktır.

 

Türk tarihi ya da dünya tarihi üzerine ansiklopedik çalışmalar yürüten ve tarihi belgeler kaynak gösterilerek hazırlanan tarih kitapları da olayın aydınlatılmasında esas alınabilecek kaynaklardır. Bu tür kaynaklardan faydalananların güvenilir kaynaklara ulaştığı savunulabilir. Aksi halde asla güvenilir kaynak denemez. Bir tarih belgesinin ya da makalesinin içerdiği bilgiler asla yoruma dayalı olamaz. Yoruma dayalı tarih incelemesi yapan kaynaklar güvenilir değildir. Olaya ve konuya dayalı tarih incelemeleri ile güvenilir kaynak oluşturulabilir. Aydınlatılmak istenen her karanlık tarihi olay için sebep – sonuç ilişkisi içinde ele alınan, belgelere dayandırılan kaynaklar güvenilir olacaktır.

Tarihle ilgili tanım ve yorumlara dikkat edildiğinde hangi ortak noktalara ulaşılır?

Tarihin milli ve kahramanlık öyküleri içerdiği hem bir tanım hem de bir yorum olarak karşımıza çıkmaktadır. Sebep – sonuç ilişkisine sahip olduğu tanımlanan tarih biliminin yorumlanması da sebep – sonuç ilişkisi içinde gerçekleşir. Yer ve zaman olgusu tarihte belirtilmektedir. Tarih yorumları yapılırken de bölgesel özellikler göz ardı edilemez. Haliyle yer ve zaman kavramları tarihin hem tanımlanmasında hem yorumlanmasında kullanılır. Tarih tanımı tarihte incelenen konuya dayandırılır. Yorumlama yapmak için de herhangi bir yorumu bir konuya dayandırmak gerekir. Farklı konular arasında kıyaslama yapılarak yorum yapılabilmektedir. Bu yüzden yorum ve tanım içinde somut bir konu örneği olmalıdır. Tarih tanımlamasında kullanılan analiz ve inceleme yöntemi yorumlarda da ortak özelliktir. İnceleme ve analiz etme üzerine tanım ve yorum yapılabilir. Aksi halde incelenmeyen ve iyi analiz edilmeyen konuların veya olayların tanımlanması ya da yorumlanması zordur.

Hafızasını kaybeden insan, geleceğini planlayabilir mi? Neden?

Hafızasını kaybeden insan geleceğe dair plan yapamaz. Bunun nedeni oldukça basittir. Hiçbir şey hatırlamayan birisi kim olduğunu, ne için yaşadığını ve ideallarini bilemez. Bu sebeple de geleceğe dair asla plan yapamaz. Gelecek için planlar yapmak bilinçli ve idealist insanların işidir. İdealler ise hafızamıza kazınmıştır. Hafıza kaynı yaşayan insanlar bu ideallerini de kaybederler. Kaybolan idealler ile birlikte geleceğe dair bir umut ve beklenti içine girilemez. Tıpkı tarih gibidir hafızamız. Tarihi bilmeyen toplumlar geleceğe yön veremeyeceği gibi kendi geçmişini bilmeyen insanlar yani hafızasını kaybedenler de kendi geleceklerini bilemez ve beklenti içine giremezler.

 

Hafıza kaybı yaşanması durumunda tüm idealler, planlar ve gelecek umutları suya düşmüş olur. Geçici bir süreliğine hiçbir plan sağlıklı olarak yapılamaz. Haliyle de gelecek için net bir şey söylemek imkansızdır. Neden – sonuç ilişkisi içinde ele aldığımız hafıza ve gelecek üzerine bilimsel bir açıklama da eklenebilir. Bilimsel olarak yapılan açıklamalar ile hafıza kaybı rahatsızlığı yaşayan insanların sağlıklı düşünemediği ve ne yapacağını kestiremediği kanıtlanmıştır. Her an değişken düşünceler içine girebildikleri görülmüştür. Bu sebeple de asla geleceği dair iyi bir planları olamaz.

Günlük yaşamda karşılaşılan tarihî bilgilerin doğruluğunun tespit edilmesinde uygulanması gereken yöntemler nelerdir?

Tarih ispat edilemeyen olaylar ile dolu olduğu için günlük hayatımızda herkesten farklı bir bilgi almamız mümkündür. Bazılarına göre bir olay x şekilde gerçekleşirken bazıları bu olayı y şeklinde gerçekleşti şeklinde anlatır. Günlük hayat birçok tarihi bilgi ile doludur. Fakat bunların doğrulanmasını istediğimizde bazen tıkanır kalırız. 1500’lü yıllarda x olayının günlük hayatta öğrenip doğruluğu kontrol edilmek istendiğinde neler yapılabilir? Hemen devlet arşivlerinde yer alan tarihi belgelerin 1500’lü yıllarına gitmek gerekir. En güvenilir kaynak olan devlet arşivlerinde ilgili tarihte olaylar ince detayları ile incelenebilir. Böylelikle günlük hayatta öğrenilen bir tarihi bilginin doğru olup olmadığı kontrol edilebilir.

 

Ayrıca devlet okullarında yer alan müfredat doğrultusunda ders kitapları incelenebilir. Öğrendiğiniz bilgi ile alakalı olarak Türk tarihine ışık tutan çeşitli kitapların günümüz Türkçesine çevrilmiş hallerini de inceleyebilirsiniz. Kutadgu Bilig, Kök Türk Yazıtları, Uygur Kalıntıları Türk tarihinin en net bilgilerini içermektedir. Yakın tarihimizde ise Ziya Gökalp ve Hüseyin Nihal Atsız Türk tarihi üzerine çeşitli inceleme kitapları oluşturmuştur. Edinilen bilgiler bu kaynaklarda yer alan bilgiler ile karşılaştırılabilir. Böylelikle doğru olup olmadığı kolaylıkla anlaşılabilecektir.

Toplumsal bilincin oluşmasına tarih öğrenmenin katkıları nelerdir?

Toplumsal bilinç farklı şekillerde oluşabileceği gibi sadece tarihten feyz alarak oluşması da mümkün olmaktadır. Tarih öğrenmek insanlara; toplumsal değerleri, tarihi olaylardan çıkarım yapmayı, bu çıkarımlar doğrultusunda hareket etmeyi, doğru adım atmanın önemini ve daha birçok şeyi bir arada öğretir. Öğrenilen bu bilgilerden hareketle toplumdaki bireyler kendiliğinden bilinçlenir ve bütünleşerek toplumsal bilinç oluştururlar. Toplumun bilinçli olması bir arada huzurlu, mutlu, dayanışma içinde olmasını sağlar. Bu huzuru ve dayanışmayı tesis etmede en büyük etken de tarih öğrenimidir.

 

Tarihteki olaylar insanların milli şuurlarının uyanmasına etki eder. Milli şuur sahibi olan bireyler de kendi toplumlarına güvenme ve onlarla bir arada olma eğilimi gösterirler. Bundan sonraki süreç ise toplumun kaynaşarak beraber hareket etmesine doğru gider. Tarih öğrenmenin toplumsal bilince katkı sağlayabilecek diğer faktörleri ise; ortak milli hafızayı uyandırmak, toplumun devamlılığını sağlamak için fedakar olmak, geçmişin bilinip gelecek planı yapılabilmesini sağlamak, milli ve toplumsal kimliğin oluşturulması gibi seçenekler sayılabilir. Geçmişten feyz alıp geleceğini inşaa etmek isteyen her bilinçli vatandaş bunu ancak ve ancak toplumla beraber hareket ederek, toplumsal bir hareketlenme ile elde edebileceğini bilir.

İnsanoğlunun, geçmişte yaşanmış olayları öğrenmek istemesinin nedenleri nelerdir?

Geçmişte yaşanmış ve bitmiş olan olayların bazı sonuçları ortaya çıkar. Her olayın bir nedeni ve bir sonucu bulunur. Geçmişte yaşanan olayların öğrenilmek istenmesi de aslında insanoğlunun merak duygusu ile birlikte sonuca odaklanma duygusudur. Bir nevi sonucuna göre çıkarım yapmak istenir. Bu çıkarım yapma isteği ise günümüzde tekrar benzer bir olay ile karşılaştığında nasıl davranacağına yöneliktir. Geçmişteki olaylar bilinir ve sonuçları ile birlikte ele alınır ise günümüzde olaylara yaklaşım şekli değişecektir. Daha temkinli ve daha başarılı bir şekilde olaylara yaklaşılacak ve olaylar yorumlanacaktır. Bu vesile ile geçmişteki olaylar insanoğlunun ilgisini çekmektedir. Bazı durumlarda ise geçmişteki olaylardan asla ders çıkarma amacı güdülmez.

 

Milli tarihi ile gururlanmak isteyenlerin geçmişteki olayları araştırdığı görülür. Ataların yaptıkları işler ile övünüp kendinde güç bulmak isteyen insanoğlu milli bir bilinç oluşturma yolunda tarih okuyucusu olabilmektedir. İnsanoğlunun geçmişte yaşanan olayları öğrenmek istemesinin bir diğer nedeni olarak da bilinmez dönemleri aydınlatma ve topluma faydalı olma güdüsü gösterilebilir. “Geçmişini bilmeyen toplumlar geleceğini inşaa edemez” sözünü feyz alan insanlar geçmişi ile bütünleşip geleceği dair doğru planlar yapma hazırlığı içine girerler. Tarihten ders çıkartıp benzer hataları tekrarlamamak ve benzer başarılı elde etmek isterler.

İyi bir kitap hangi özelliklere sahip olmalıdır?

Sizce iyi bir kitap hangi özelliklere sahip olmalıdır?

Kitap nedir, iyi kitap nedir ve iyi kitap kime göre neye göre belirlenir?

 

Benim saçlarım kısa, boyum da öyle. Dışarıdan bakıldığında balıketli denilecek bir görünüme sahibim.

Gözlerim koyu kahverengi ve buğday yanık tenliyim. Güzel bir yüze sahip olduğumu söyleyenler de var çirkin olduğumu düşünenler de.

Peki, ben kim için en iyiyim? Ya da bu soruyu şöyle soralım ben herkes için iyi olabilir miyim?

Kitaplar insanların düşüncelerinden yarattığı, doğurup dünyaya getirdiği ve insanlığa armağan ettiği hediyelerdir.

 

Siz kendinize ait en iyi hediyeyi bulana kadar hangi yoldan gideceksiniz? Saçlarım kısa olduğu için birilerinin hoşuna gitmeyebilirim. Ama boyumun kısa olması bir başkasının hoşuna gidebilir.

Çünkü insan zevkleri ve tercihleri konusunda tecrübeleri ile birlikte diğerinden farklı bir yolda yürür. Kitap da aynı insanlar gibidir. İyi kitap senin için iyi kitaptır belki de bir diğer için kötü kitaptır. Okuduğun kitabın içerisinde İhtiyacın olan cümlelere rastladığın zaman o senin iyi kitabın olur. Ama sana ait cümleler bulamadıysan o kitabı sevmezsin.

Yani özetle bu konuda en iyi kitap şudur diyebilmek insanlığa bir hakarettir. Farklı olmamız bizi biz yapan yegâne değerlerdendir. En iyi kitap bireyin yolunu bireye ait özelliklerle anlatabilecek bilgiye sahip olan kitaptır. İşte bu yüzden herkesin en iyi kitabı farklı bir kitap olmalıdır.

Okuyucu için en doğru kitapların seçilebilmesi amacıyla neler yapılabilir?

Daha önce hiç ketçapla beraber pirinç pilavı yediniz mi?

Ya da yoğurtlu mantının içerisinde baklava koyup yemeğe çalıştınız mı?

Çayla çorbayı aynı anda içmeyi denediniz mi?

Bütün bunları denemeye kalktığınızda başarılı olamadığınızı görürsünüz. Çünkü tüm bunları yapmaya çalıştığınızda midenizin bulandığını ve doğru tüketim yapmadığınızı fark edersiniz.

İşte yanlış kitap seçimi de buna benzer. Bireyin kişisel özellikleri değerlendirilmeden, zevkleri ve ihtiyacı olan bilgiler belirlenmeden okutulmaya çalışılan her kitap yenilemeyen bir yemeğe dönüşür.

Aslında sofraya önce mantıyı daha sonra tatlıyı getirdiğiniz takdirde kişi her ikisini de yiyebilir. Ancak ikisini aynı tabakta yemesi mümkün değildir. Okuyucunun doğru kitabı seçmesi için yapması gerekenler de doğru sırayı ayarlaya bilmekten geçer.

Bir bilgi edinmek amacıyla kitap okumaya karar verdiğinizde öncelikle değerlendirmeniz gereken kişisel zevkleriniz olmalıdır.

  • Edinmeye çalıştığınız bilgi hangi yayınlar da vardır?
  • Akademik değil ya da günlük samimi değil kullanımlarından hangisi sizi içine çekmektedir?
  • Salt bilgi mi arıyorsunuz yoksa birinin bakış açısıyla değerlendirilmiş bir bilgi mi?

Tüm bunlar değerlendirildiğinde kişinin ihtiyacına uygun doğru kitabın seçilmesi çok daha kolay olacaktır.