Beşerî Faaliyetlerin Bitki Ve Hayvan Türlerine Etkileri Nelerdir?

Beşerî Faaliyetlerin Bitki Ve Hayvan Türlerine Etkileri Nelerdir?

Beşeri faaliyetler yani insan faaliyetleri doğa ile sürekli iç içedir. Dünyada ilk insan yaşamı uzun süre boyunca doğadaki sisteme ayak uydurmuştur. Sonrasında yeryüzü ile doğal sistemin işleyişini anladıkça buna müdahale etmişlerdir.

Örneğin insanın doğa ile müdahalesi tarım ile birlikle başlamıştır. Tarımsal üretimde insanlar, topraktaki diğer bitkileri sökerek toprağı sürmüşlerdir. Böylece istedikleri bitkileri yetişme olanağı bulurlar. Ancak söktükleri bitkilerin nesli zamanla tükenmiştir. Beşeri faaliyetlerin bitki türlerine etkisi ilk olarak böyle başlamıştır. Tarımdan sonra hayvanların evcilleştirilmesi ile beşeri faaliyetlerin hayvan türlerine etkisi artmıştır. Zamanla madenin keşfedilmesi ile bitki ve hayvan türlerinin neslini kaybetme sürecine tam anlamıyla girilmiştir. Örneğin metaller için kurulan madenlerin bulunduğu bölgelerde atıklardan dolayı bitki türleri etkilenmiş doğal olarak hayvan türleri de etkiye maruz kalmıştır.

Özellikle fabrikaların yani sanayinin başlangıcı ile sadece bitki ve hayvan türleri ile kalmayıp su, toprak ve havaya da zararlı maddeler katması sonucu doğanın yapısı büyük oranda etkilenmiştir. Birçok yerde taş ocaklarının kurulması, çeşitli araçların ve patlayıcılar aracılığı ile yeryüzü insanlar tarafından değiştirildi. Buna en büyük örnek dağların patlatılarak tüneller açılması. Bu örnek çalışmada birçok bitki ve hayvan türü zarar görmüştür.

İnsanlar bu faaliyetler sayesinde yeryüzünü büyük oranda değiştirmiş ve doğal elverişli ortamın, zararlı bir ortama dönüşmesini sağlamıştır. Bitkiler kimyasal atık ve koparılmalara maruz kaldığı için, hayvanlar ise yaşam alanlarının işgali ve avcılık sebebiyle neslini yitirmeye devam etmektedir.

Avrupa Kıtası’nda Genellikle Nüfus Artış Hızının Yükseltilmesine Yönelik Politikalar Uygulanmasının Nedenleri Nelerdir?

Avrupa Kıtası’nda Genellikle Nüfus Artış Hızının Yükseltilmesine Yönelik Politikalar Uygulanmasının Nedenleri Nelerdir? Bu Politikaların Başarıya Ulaşamaması Hâlinde Kıtanın Nüfus Yapısında Ne Tür Değişikler Olabilir?

Avrupa, son yıllarda hızla yaşlanmakta olan nüfusu ve gittikçe azalan genç iş gücü ile üretimin düşeceği endişesi taşımakta. Yaklaşık olarak 500 milyon nüfusu olan, 28 üyeden meydana gelen Avrupa Birliği içinde doğurganlık oranı en düşük ülke Yunanistan olarak görülüyor. Yunanistan’ı İspanya ve Portekiz takip ediyor. Yunanistan’da bir kadın başına 1.2 çocuk düşerken, İspanya ve Portekiz’de bu rakam 1.3 oranında. Avrupa Kıtasında nüfus artış hızının yükseltilmesine yönelik politikalar bu yüzden Avrupa ülkeleri açısından büyük önem taşıyan bölgeler arasında yerini alıyor.

 

Avrupa Birliği ülkelerinden Fransa’da ise kadın başına 2 çocuk düşüyor ve bu AB’nin doğurganlık oranı en yüksek olduğu ülke. Ekonomik anlamda dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alan Avrupa ülkelerinin iş hayatındaki başarısının altında çocuk oranlarının düşük olmasını gösteren araştırmacılar bile vardır.  AB’nin en güçlü ekonomisine sahip, en kalabalık ülkesi Almanya’da durum ise 1.4 oranı ile doğurganlık oranı yüksek görülse de hızla yaşlanan bir nüfusu var. Sürekli yaşlanan nüfus artık ekonomiyi de yüksekte tutamayınca Avrupa Kıtasında nüfus artış hızının yükseltmesine yönelik politikalar uygulanmaya başladı.

Avrupa Kıtasında nüfus artış hızının yükseltilmesine yönelik politikalar konusunda ortaya çıkan sorudaki değişiklikler ise Avrupa’yı göçmenler konusunda tedirgin ediyor. Afganistan, Irak ve Suriye gibi bölgelerden gelen göçmenlerin iş gücünden faydalanırken, hızla yaşlanan nüfus ekonomik büyümeyi oldukça olumsuz yönde etkiliyor ve bu göç durumuna da ihtiyaç olduğu gayet net şekilde gözler önüne seriliyor.

Anız Yakılmasının Toprakta Yaşayan Canlılar Üzerindeki Olumsuz Etkileri Neler Olabilir?

Anız Yakılmasının Toprakta Yaşayan Canlılar Üzerindeki Olumsuz Etkileri Neler Olabilir?

 

Anız yakılması ile birlikte toprağın verimliliği azalır ve  düşer. Toprakta yaşayan canlılar için gerekli olan ölmüş bitki kök ve sapları da yanarak, onların besinsiz kalmasına neden olunur. Toprağı tutan ot ve samanları olmaması, rüzgar erozyonu yaratır, toprak yağan yağmur ile beraber akmaya başlar ve erozyon meydana getirir. Anız yakılmasının toprakta yaşayan canlılar üzerindeki olumsuz etkileri arasında ayrıca toprakta su depolanamaz ve mineraller olmadığı için toprak yeniden su tutamaz. Doğal denge bozulur, orman yangınlarına sebebiyet verir. Ekin kurdu denen zararlılar bu şekilde yok olmamaktadır ve yangın sonrası kök çürüklüğü oluşması için de bu zararlılara davetiye çıkarılmış olur.

Anız yakılmasının toprakta yaşayan canlılar üzerindeki olumsuz etkileri ile birlikte aynı zamanda hava kirliliği ve havanın karbon dengesine de müdahale edilmiş olmakta. Toprakta görülebilen canlılar olduğu gibi gözle görülmeyen canlılar da yaşamakta. Anız yakılımı ile toprak faydasız hale getirilip, canlıların ölmesine kadar sebebiyet verilebilir. Örneğin fare ile köstebek toprak içinde gözenek oluştururken aynı zamanda suyun tutunacağı bir toprak altı su yuvası da hazırlar. Üstelik gözle görmediğimiz pek çok mikro organizma, milyarlar ile belirlenebilecek bakteri ve iki yüz milyon kadar mantar bulunmakta. Anız yakılmasının toprakta yaşayan canlılar üzerindeki olumsuz etkileri ile canlıların yaşam alanlarını kısıtlayıp, doğal ortamlarını ortadan kaldırmış olmaktayız.

Anız yakılmasını önlemek amacıyla neler yapılabilir?

Ülkemizde çiftçiler anızı daha iyi şekilde tohum yatağı meydana getirmek, haşere ve yabancı otları yok etmek, hasattan sonra, hemen bir diğer ürünün ekimine geçilecekse istenilen şekilde ekim yapılması, anız sapları ile beraber mibzer gözlerin tıkanmasını önlemek amacı ile yapılmaktadır. Fakat bu nedenlerin sağlayacağı yarar, vereceği zararın yanında son derece ufak kalmakta. Anız yakılmasını önlemek için çiftçilerimize modern tarım teknikleri anlatılmalıdır. Bu modern tarım teknikleri içerisinde anız yakmanın son derece yanlış olduğu kesinlikle anlatılmalıdır. Yakma sonucunda ortaya çıkan zararların pek çoğunu neredeyse telafi etmek mümkün değildir. Ayrıca anız yakıldığında toprak içinde bulunan organik madde de yakılmakta ve yok edilmektedir.

Anız yakılmasını önlemek için neler yapılabilir? İlk olarak tohum yatağı hazırlanırken modern tarım teknikleri göz önünde bulundurulmalı ve bu şekilde yapılmalıdır.

İkinci olarak hububat hasatları biçer döver ile toprak yüzeyine en yakın şekilde yapılmalı ki anızın mikroorganizmalar tarafından parçalanacak olması ve çürüyerek maddeye dönmesi kolaylaşsın. Üçüncü olarak hasattan sonra anız parçalayan bir alet ile toprak karıştırılmalıdır. Dördüncü olarak da yabancı ot ve haşereleri topraktan uzaklaştırmak, hatta yok etmek için kimyasal ilaç kullanılarak, mücadele edilebilir.

 

Anız yakılmasını önlemek daha verimli topraklarda, daha güzel ürünlere sahip olmamızı, ülkemizin ve çiftçimizin daha verimli ve sağlıklı bir şekilde karşılık alarak ekonomik olarak da memnun kalmasına olanak tanıyacaktır.

Anız Yakılması Sonucu Atmosferde Artan Karbon Miktarı, Küresel Isınma Ve Biyoçeşitlilik Üzerinde Ne Gibi Olumsuzluklara Neden Olmaktadır?

Anız Yakılması Sonucu Atmosferde Artan Karbon Miktarı, Küresel Isınma Ve Biyoçeşitlilik Üzerinde Ne Gibi Olumsuzluklara Neden Olmaktadır?

 

Coğrafya’nın önemli konuları arasında anız yakılması vardır. Anız yakmak çevreye zarar veren etmenler arasında yer almaktadır. Bu yüzden herkes anız konusunda bilinçli olmalıdır. Hasat sonrasında anız denilen, bitkilerin sap, kök, yaprak ve dal gibi bölümlerinin yakılıp bertaraf edilmesi oldukça yaygın bir yöntem. Çiftçiler arazilerine aynı yılda iki ya da üçüncü ürünü ekmek, hızlı şekilde toprağı işlemek, tohum yatağı hazırlamak, iş gücünden tasarruf etmek ve maliyeti düşürmek için anız yakmakta.

Ancak anız yakılmasının küresel ısınmaya etkisi göz önüne alındığında yakılan bitkiler biyokütleleri ile atmosferde hidrokarbon ve aerosolün önemli kaynaklarını meydana getirmekteler. Anızın yapısında yer alan karbon, oksijen, hidrojen, kükürt ve azot gibi besin elementi, yakılma işleminden sonra karbondioksit, kükürt dioksit, azot gazı ve hidrojen ile havaya karışmakta. Anız yakılmasının küresel ısınmaya etkisi dahilinde bu yangınlardan dolayı gerek komşu arazi gerekse de ormanlarımız zarar görüyor, üstelik pek çok canlı da hayatını kaybetmekte. Bunların yanı sıra anızın yapısında yer alan bakır, çinko, mangan, demir, magnezyum, kalsiyum, potasyum, fosfor ve diğer mikro elementler de bitkilerin artık kullanamayacakları oksit formlara dönüşmekte.

Anız yakılmasının küresel ısınmaya etkisi toprağın biyolojik, kimyasal ve fiziksel özelliklerini bozmakta. Anız yakılması neticesinde toprağın bünyesinde yer alan organik maddeler azalıp, toprağın su tutma kapasitesi de olumsuz olarak etkilenmekte. Anız ile mücadelede yakmaktan ziyade daha farklı yöntemler kullanılarak çevreye vereceği zarar engellenebilir.

Afrika Kıtası’nda Nüfus Artış Hızının Düşürülmesine Yönelik Politikalar Uygulanmaktadır. Bu Politikaların Başarıya Ulaşabilmesi için Ne Tür Uygulamalar Hayata Geçirilmelidir?

Afrika Kıtası’nda Nüfus Artış Hızının Düşürülmesine Yönelik Politikalar Uygulanmaktadır. Bu Politikaların Başarıya Ulaşabilmesi için Ne Tür Uygulamalar Hayata Geçirilmelidir?

 

Doğurganlığı azaltmak için çeşitli politikaların uygulanması adına kesinlikle tavsiye edilen hatta tavsiyenin ötesinde baskı yapılan yerlerden bir tanesi Afrika kıtası ülkeleridir. Özellikle Batı olarak değerlendirilebilecek siyasi yapılar bu nüfus artışından huzursuzdur ve göç ile güvenlik konusundaki endişelerini sık sık dile getirmekteler. Afrika Kıtasında nüfus artış hızının düşürülmesine yönelik politikalar uygulanmaya başlanması da endişeler sonucunda ortaya çıkan kararlardır. Bu noktada nüfus politikaları son derece önemli bir yere sahip çünkü alınan kararlar nesiller sonra meydana çıkar ve ülkenin gücü ile güçsüzlüğünü ortaya koyan birer unsur olurlar. Güç tanımına baktığımızda yer altı ve yer üstü zenginlikleri, asgari kapasite, teknoloji, kültürel ve tarihi unsurlarla birlikte nüfus da bu durumda etken noktalardan biri. Nüfusu kendi çıkarları çerçevesinde doğru yönde kullanan Hindistan ve Çin gibi ülkelerin son yıllarda küresel aktör haline gelmesi de göz ardı edilemeyecek durumlardır.

Afrika Kıtasında nüfus artış hızının düşürülmesine yönelik politikalar uygulanması kıta için önem arz ediyor. Afrika’nın nüfus değişimi yalnızca kıtanın diğer ülkeleri ile ilişkileri değil aynı zamanda kıta içindeki dengeleri bakımından da son derece önemli görülüyor. Sömürgecilik dönemlerinde gelişim gösteremeyen Afrika ülkeleri, bu dönemde erkek nüfusunun azaldığı, bebek ölümlerinin yüksek olduğu bir sürece taşındı. Bugün gelinen noktada ise her şey çok daha farklı ve Afrika’nın demografik güç olmaya başladığını da göstermektedir. Afrika Kıtasında nüfus artış hızının düşürülmesine yönelik politikalar demografik gücü getirebilir.

ABD Ve Kanada Gibi Gelişmiş Ülkelerde Nüfus Artışına Yönelik Herhangi Bir Politika Uygulanmamasının Nedenleri Neler Olabilir?

1940’lı yıllarda sanayi açısından son derece gelişmiş ülke olan ABD ve Kanada ikilisi bu süreçle birlikte daralan nüfus artış hızından son derece rahatsız olmuş ve ülkenin gereksinimi olan iş gücünün karşılanamayacağı endişesi içine girmişlerdir. Bu nedenle de nüfus artışını hızla teşvik etmişlerdir. Ailelere hem ekonomik olarak yapılan yardımlar ile hem de çocuk sahibi olmuş ailelere tanınan bazı muafiyetlerle çocuk sahibi olmaya özendirici reklam ve kampanyalarla doğum oranları arttırılmaya çalışılmış ve nüfus artışına yönelik politikalar karşımıza çıkmıştır. Bu politikalar zaman içerisinde farklı bir boyut kazanmıştır. Politikalar zamana ve döneme göre değişiklik göstermektedir.

ABD Ve Kanada Gibi Gelişmiş Ülkelerde Nüfus Artışına Yönelik Politikalar Uygulanmamasının Nedenleri Neler Olabilir?

1940’lı yıllardan itibaren yapılan çalışmalar 1968’li yıllarda ses bulmuştur. 1968’li yıllara gelindiğinde ise bu çalışmanın başarıya ulaştığı gayet net şekilde görülür. Doğumlar artmış, çocuk sayısında da artış gözlemlenmiştir. Ancak 1980’li yıllara doğru durum yine tek düze hale gelmeye ve doğum oranları düşmeye başlar. Bu nedenle yeniden nüfus artış hızını fazlalaştırmak, doğum oranlarını yükseltmeye çalışmak için kampanyalar başlatılır. Bu tür gel git durumları Fransa gibi ülkelerde de bariz şekilde görülmektedir.

Nüfus artışına yönelik politikalar uygulamayan ve yine yıllar içinde göçmenlerin ve sığınmacıların revaçta olduğu ülke bu kampanyaları bariz şekilde uygulamadan da dilediği ve talep ettiği  iş gücüne sahip olmuştur.