Din İle Felsefenin Benzer Yönleri Nelerdir?

Din ve Felsefe birbirleriyle ilişki içinde olan iki disiplindir. İki disiplinde aynı soruları sorar ve açıklamalar getirir. Bu nedenle yöneldikleri amaç bakımından birçok benzerlikleri bulunmaktadır. Her iki disiplinde varlık ve değer bakımından en temel olanı bulmaya çalışmaktadır. Daha çok insanı ve evreni anlama ve anlatma çabası içindedirler.

Felsefe, Antik Yunan’da dinsel inançları eleştirmekle başlasa da orta çağda din ile iç içe geçmiş ve dini inançları temellendirmek için uğraşmıştır. Günümüze geldiğimizde ise, bu iki disiplinin yakın ilişkilerinden ötürü dinin temel kavramlarını ele alıp inceleyen “Din Felsefesi” ni ortaya çıkarmıştır.

 

Din ile Felsefenin diğer benzer yönlerini şu şekilde sıralamak mümkündür.

  • Felsefenin konusu içine giren birçok konu dinin de konuları arasındadır.
  • Felsefe, “Evren nasıl oluşmuştur? İnsanın amacı nedir?” gibi sorular sorar ve cevaplar arar. Felsefede sorulan bu sorular ilahi dinlerde sorulmuş ve cevaplanmıştır.
  • Hem felsefe hem de din, insaniyet, ahlaklılık, yaşamın amacı, değerler, evrenin varlığı, hayatın değeri vb. konuları ele alıp açıklamalar getirmişlerdir.

Din ile felsefenin farklı yönleri nelerdir?

 

Felsefe ile Din her ne kadar yakın ilişki içinde olan iki disiplin olsa da birçok alanda birbirlerinde ayrılırlar. Genel olarak dine baktığımızda, kişinin yaşam biçimini, ahlak kurallarını ve inancını mutlak bir imanla kabul etmesi gereken bir düşünsel sistemdir. Felsefe ise daha çok metafizik, gerçek bilgi, hayatın ayrıştırtılması ve nihai hakikatin gibi birçok kavramın peşinden koşan bir disiplindir.

Dinde kalp ile tasdik ve dil ile ikrar vardır. Şüphesiz bir şekilde insanın iman etmesi istenir. Felsefe ise akıl yürütme sanatıdır ve inancı bir meleke olarak asla kabul etmez. Ayrıca felsefe doğruya ulaşma çabası içinde yanlış olan yolları da çoğu zaman görmezden gelebilir.

 

Din ile Felsefeyi ayıran diğer farklı yönleri şöyle sıralamak mümkündür:

  • Dinde ortaya konulan bilgiler vahiy yoluyla Tanrı elçileri vasıtasıyla insanlara ulaştırılır. Oysa felsefede doğrudan akıl ve akıl yürütme ön plandadır.
  • Din kaynağı bakımında ilahi bir yaratıcıya bağlıdır. Felsefe ise tamamen insan düşüncesinin bir ürünüdür.
  • Din değişime kapalıdır ve kuşkuya asla yer vermez. Uyulması gereken temel kurallar ve emirlere kesin iman şarttır. Felsefe ise tamamen akıl yürütmeye dayalı bir anlayıştır. Bu nedenle Felsefe soru sorar, eleştirir, kuşkucudur ve sürekli yeni bilgilere ulaşmaya çalışır.
  • Felsefe eleştirel bir disiplin olmasına karşın Din dogmatiktir.
  • Felsefede ispat zorunluluğu vardır ancak Dinde nedensellik ön plandadır.

Okulda yaşadığınız bir olay ya da durumu aşağıda boş bırakılan yere yazınız.

Okulda yaşadığınız bir olay ya da durumu aşağıda boş bırakılan yere yazınız. Bu olayı özgürlük, sorumluluk ve kural ilişkisine bağlı olarak değerlendirerek sınıf ortamında tartışınız.

Geçtiğimiz pazar günü okulumuzda veli toplantısı yapıldı. Toplantı esnasında bir velinin şikâyeti ve rahatsızlığı bugün sınıfımızda dile getirildi. Olay hem beni hem de sınıf arkadaşlarımı şaşırttı. Hatta birazda sinirlenmemize neden oldu. Karşı karşıya kaldığımız olayı şöyle özetleyecek olursam; Okulların açıldığı ilk iki hafta sınıfımız farklı bir kattaydı. Ancak geçen hafta sınıfımız ek binaya taşındı. Taşındığımız yeni sınıfın tavanında bazı çatlaklar varmış. Bunu biz ilk günler fark etmemiştik.  Yapılan veli toplantısında bu konu dile getirilmiş ve başta Ali Can olmak üzere hepimiz suçlanmışık. Bunun sebebi de kim olduğunu bilmediğimiz bir arkadaşımızın ailesi tarafından Ali Can adlı arkadaşımızın tavandaki bu hasarla ilgili olduğu ve bunu da bizim görüp müdahale etmememizmiş.

 

Bu durumu duyunca tüm sınıf olarak tepkimizi gösterdik ve böyle bir şeyin ne Ali Can nede başka bir arkadaşımız tarafından yapılmadığını savunduk. Ancak ne bize nede Ali Can’a sınıf öğretmenimiz inanmadı. Ayrıca oluşan hasarın tamir edilmesi için tüm sınıfın maddi anlamda katkı sağlaması istendi.

Şimdi böyle bir durumda başta Ali Can olmak üzere hepimiz haksızlığa uğradı. Ayrıca olay detaylı bir şekilde araştırılmadan peşin hüküm verilerek hepimize yargısız infaz yapıldı. Hepimiz büyük bir adaletsizliğe maruz bırakıldık. Ama hakkımızı sonuna kadar savunmamız gerektiğini düşünüyorum. Bizden her seferinde okul kurallarına uymamız bekleniyor. Çoğumuz bu kurallara dikkat ediyoruz zaten. Okulda belli sınırlar içinde özgür olmak istiyoruz. Hepimiz sorumluluklarımızın farkındayız. Umarım hem sınıf öğretmenimiz hem de okul yönetimi yaptıkları yanlıştan bir an önce dönerler ve bize yaptıkları haksızlığı telafi etme yoluna giderler.

Eğer karar çoğunluktan yana kullanılırsa bir kişinin hayatını kaybetmesine neden olan ancak çoğunluğun mutluluğunu sağlayan bu durum ahlaki midir?

Eğer karar çoğunluktan yana kullanılırsa bir kişinin hayatını kaybetmesine neden olan ancak çoğunluğun mutluluğunu sağlayan bu durum ahlaki midir? Yorumlayınız.

Böyle bir durumla karşı karşıya kalındığında benim düşüncem kesinlikle ahlaki değildir. Çünkü kurtarılma şansı olan bir hastanın ölümüne neden olunmuştur. Evet felsefede ahlaki eylemin tanımında toplum yararlı, mutluluk, haz, yarar ve ödevi yerine getirme şeklinde yorumlanabilir. Ancak burada ki olay biraz farklıdır. Çünkü ahlaki eylem dediğimiz zaman tüm toplumun yararına olacak bir karar verilmesi gerekir.

 

Ancak bu olayda çoğunluk mutlu olmuş gibi görünse de sonuçta bir insanın ölümüne sebep olunmuştur. Yani bir taraf yarar sağlarken diğer taraf büyük bir bedel ödemiştir. Kendi görüşüme göre bir tercihin ahlaki eylem olabilmesi için herkesin huzuruna ve mutluluğuna katkı sağlaması gerekir.

Burada çoğunluğun mutlu olması nedeniyle olayın ahlaki olduğunu savunanlar olabilir. Ancak bir kişinin ölümü üzerine duyulan mutluluk bir süre sonra vicdan azabı olarak size geri dönecektir.

Tercih çoğunlukta olan hastalardan mı yoksa hayati tehlikesi olan hastadan yana mı kullanılmalıdır?

Tercih çoğunlukta olan hastalardan mı yoksa hayati tehlikesi olan hastadan yana mı kullanılmalıdır? Yorumlayınız.

Bence hayati tehlikesi olan hastadan yana kullanılmalıdır. Çünkü eğer o hastaya müdahale edilmezse hayatını kaybedecek ve bunun sorumlusu da bu duruma müsaade edenler olacaktır. Burada bir ahlaki ikilem yaşanabilir. Hastanenin maddi gücünün kısıtlı olması veya diğer hastaların sayısının fazla olması toplum yararına gibi gözükebilir. Ancak bir insanın hayatı bence daha önemlidir. Bir kişinin göz göre göre ölüme terkedilmesi hiç ahlaki bir durum değildir. Ayrıca ölümün geri dönüşü yoktur. Ölmüş bir insanı geri getiremezsiniz ama ölüm tehlikesi olmayan bir hastayı bir kaç saat daha geç muayene etseniz herhangi birşey kaybetmezsiniz.

 

Felsefede kullanılan ahlaki eylemi de düşünürsek, karşı karşıya kaldığımız bir olayda seçim yapmamız isteniyorsa en iyi en doğruyu tercih etmemiz gerekir. Burada öncelikle niyet önemlidir ve yapılan tercihte en iyiyi, en doğruyu ve sağlanacak yararın düşünülmesi gerekir. Bu durumu günümüz hastanelerinde düşünürsek acil servislere baktığımızda durumu en kritik hastalar her zaman öncelikli durumdadır. Bu nedenle benim düşüncem hayati tehlikesi olan hastaya ilk önce müdahale edilmesi ve iyileştirilmesidir.

Felsefi ürünlerle bilim ve sanat ürünlerinin artmasındaki sebepler neler olabilir?

Felsefi ürünlerle bilim ve sanat ürünlerinin artmasındaki sebepler neler olabilir?

18.ve 19. Yüzyıl felsefesinin dil ve edebiyat ilişkisi öncelikle Fransa’da etkili olmuş ve oradan da Avrupa’yı etkisi altına almıştır.  Bu dönemde birçok filozofun felsefi esreleri dışında edebi eserlerde kaleme alması sadece burjuva sınıfını değil halkında dikkatini çekmeyi başarmıştır. Böylece halkın felsefeye olan ilişkisi artmış ve edebi esreler sayesinde insanların kitap okuma alışkanlıkları artmıştır. Felsefe edebi esrelerinde görülen artış, düşünsel zenginliği arttırdığı gibi halkı aydınlanmasının üzerinde de büyük etkilere neden olmuştur.

 

Yayınlanan eserler sayesinde kültürel etkileşim hızlanmış, bir yandan halkın aydınlanması sağlanırken diğer yandan Fransız İhtilaline zemin hazırlanmıştır.  Fransız devriminin etkisiyle aristokrasi rejimi ortadan kalkmış, duygu ve düşüncelerin özgürce ifade edilmesinin yolu açılmıştır. Bu yeni durum, edebiyat alanında “Romantizm” akımının oluşmasını sağlamıştır. Romantizm,  sadece burjuva ve zengin kesime değil toplumun tüm sınıflarına hitap eden, duygu ve düşünceleri coşkulu bir şekilde ifade eden bir felsefi bir akımdır. Bu akımın öncüleri arasında Fransız düşünür Voltaire ve Rousseau’yu sayabiliriz.

 

Romantizm akımı başta Fransa olmak üzere bütün Avrupa’yı sarmış sonrasında Türk edebiyatı da bu akımdan etkilenerek birçok edebi eser ortaya çıkmıştır. Romantizm akımından etkilenen Türk aydınlarının önde gelen isimleri şunlardır: Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ziya Paşa, Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit’tir.

Dil açısından felsefi metinle edebi metin arasında farklılıklar neler olabilir?

Dil açısından felsefi metinle edebî metin arasında farklılıklar neler olabilir?

Felsefenin dil ve edebiyat ile olan ilişkisi 18. Ve 19. Yüzyıl felsefesini önemli derecede etkilemiştir. Düşüncelerin oluşumu ve dışa aktarılması felsefenin dışına çıkarak edebiyatla yeni anlatım yöntemleri kazanmıştır. Felsefenin edebiyatla ilişkisi sayesinde düşünce alanını genişlettiği gibi insanların kitaplara olan ilgisini de arttırmıştır.

 

18. yüzyılda matbaa sayısının artmasıyla birlikte Avrupa’da birçok eser görülmeye başlanmıştır. Bunun en büyük sebebi burjuva sınıfının artması ve insanların felsefe dışında edebi eserlere de ilgilerinin artmasıdır.

Bu dönemde yayınlanan eserlerin sayısında büyük artışlar gerçekleşmiştir. Filozoflar ve dönemin diğer aydınları sadece felsefi eserler değil aynı zamanda edebi esrelerde yazmaya başlamıştır. Hatta matematikçi, hukukçu ve sanatçılar bile felsefeyle birlikte dil ve edebiyat alanında yazılar yazmaya başlamışlardır.
Bu yüzyıllarda yazılan yazılar genellikle toplumu ilgilendiren konulardan oluşmaktadır. Sanat, siyaset ve felsefe ile ilgili yazılar hem gazetelerde hem de kitaplaştırılarak halka sunulmuştur.

Felsefi eserlerin problem merkezli ve akla yönelik olması itibariyle daha çok burjuva sınıfına yönelik çalışmalar olmuştur. Ancak edebi eserler halkın duygularına değinmesi ve dönemin atmosferini gözler önüne sermesi açısından önemlidir. Böylece felsefenin halk arasında yayılmasına ve etki etmesine bu edebi esrelerin önemi büyüktür. Dil ve edebiyat alanında yazılan felsefi yazıların giderek yayılması halkın aydınlanması için büyük etken olmuştur.

Toplumsal değişimler felsefeyi nasıl etkileyebilir?

Toplumsal değişimler felsefeyi nasıl etkileyebilir?

Toplumsal değişim dediğimiz zaman akla ilk iki kavram vardır. Bunlar, gelişme ve ilerlemedir. Çağlar boyunca insanlar bu kavramlardan kaçamamış farklı alanlarda çıkan felsefi ve sosyolojik disiplinlerden etkilenmiştir. 18. ve 19. Yüzyıllar felsefi alanda hem bireysel hem de toplumsal olarak aydınlanmanın yaşandığı yıllar olmuştur. Bu dönemde yaşayan düşünürler aklı ön planda tutmuş ve inanları aydınlatma çalışmalarında bulunmuşlardır. Aydınlanma görüşüne göre, insanların akıllarını kullanarak tüm sorunlarından kurtulacağı tezi savunulmuştur.

 

18. ve 19. Yüzyıllarda yaşanan tüm bu gelişmeler sayesinde bilim ve sanayide de köklü atılımlar gerçekleşmiştir. İnsanın doğaya bakış açısını değiştirerek ekonomik temelli toplumsal yapılar meydana getirilmiştir. Bu yeni durum ile birlikte toplumda yeni yaşam kültürleri meydana gelmiş ve yeni toplumsal sınıflar oluşmuştur. Bu durum beraberinde insanların özgürlük arayışını da etkileyerek yeni arayışlar içine girmesini sağlamıştır.

Tüm bu yaşananlar doğal olarak felsefeye yeni arayışlar getirmiş ve farklı görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Özellikle insan ve toplum üzerine yeni anlayış ve düşüncelerin doğması hep bu dönemde gerçekleşmiştir.

 

Ayrıca sanayi ve endüstri alanında gerçekleşen yenilikler yeni düşüncelerin ve yeni düşünce akımlarının şekillenmesini kolaylaştırmıştır. Yeni düşünce akımları sadece felsefe alanında olmamış aynı paralelde sosyolojik yeni düşüncelerinde doğmasına zemin hazırlamıştır.

“Düşünüyorum o halde varım.” düşüncesindeki özne anlayışının önemini 15-17. yüzyıl felsefesi açısından değerlendiriniz.

R.Descartes’ın “Felsefenin İlkeleri” adlı eserinde geçen , “Düşünüyorum o hâlde varım.” düşüncesindeki özne anlayışının önemini 15-17. yüzyıl felsefesi açısından değerlendiriniz.

 

Descartes, duyularımızın ve ablama yetimizin bizi yanıltabileceğini söyler ve bunun da bizi şüpheye götürdüğünü belirtir. İnsanın düşünüyor oluşunu var oluşuyla ilgi olduğunu söyleyerek “düşünüyorum öyleyse varım” önermesine ulaşır. Böylece düşünen bir “ben”in olduğunu, var olamasaydım düşünemezdim ilkesini savunur.
Descartes, doğruluğundan açık seçik bir biçimde emin olduğu bu önerme ile şüpheciliğin hiçbir şey bilinemez şeklindeki tezini de çürütmüş olur. Bu durumda bilmek olanaklı olmaktadır.

 

15. ve 17. Yüzyıl felsefe düşüncesine geldiğimizde, bilindiği üzere bilimsel bilginin ön planda olduğu ve Rönesans ile birlikte yeni gelişmelerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde bilimsel yöntemler aklın rehberliğinde kullanılmış, doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmanın yolunun yöntemli araştırmalarla gerçekleşeceği savunulmuştur.

 

Bilgi insanoğlu için vazgeçilmez bir argümandır. Ancak her türlü bilgi her zaman doğru olmayabilir. Bilginin doğrulaması için bilimsel yöntemlerle sonuca ulaşılması gerekir. Burada Dercartes’in şüpheciliği ön plana çıkar. Her doğrulanmış bilgiden şüphe etmek ve bunu tekrar araştırmak bilginin kesinliği açısında elzemdir.

Öncelikle şüphe ile başlayan süreçte daha önce yapılan bilimsel çalışmalar tekrar gözden geçirilerek yeni sonuçlara ulaşılabilir veya bilginin doğruluğu tekrar teyit edilebilir.

Hümanizmin insan aklı ve değerlerini ön plana çıkaran anlayışının size göre günümüze uzanan etkileri var mıdır?

Hümanizmin insan aklı ve değerlerini ön plana çıkaran anlayışının size göre günümüze uzanan etkileri var mıdır? Değerlendiriniz.

 

Hümanizm, 15. Yüzyıl felsefesinin dogmatik etkisinden uzaklaştıran ve yerine Antik Yunan felsefi görüşüne geri götüren düşüncedir. Bu düşünceyle insanı ve evreni yeniden yorumlama çabasına girilmiştir. Hümanizm, insanı merkeze alır ve insanı özneleştirir. Böylece insan aklının öne çıkarıldığı bir düşünce biçimi olmuştur. Hümanizm ilk olarak İtalya’da ortaya çıkmış ve yapılan tüm çeviri faaliyetleri sonrasında tüm Avrupa’ya ve dünyaya yayılmıştır.

 

Hümanizm, esas ve en yaygın olarak bilinen anlamı, her geçen gün gelişen modern dünyada, insanı yeni dünya görüşü ve yaşam anlayışı olarak tanımlanabilir. Hümanist görüş birçok düşünür tarafından benimsense de karşıt görüşte olan da birçok düşünür vardır.  Günümüze gelindiğinde hümanizm akımının hala savunucuları vardır. Çünkü dünya hızla gelişip değişmektedir. Birçok modern düşünür kendi aklının değerini önemseyerek yeni fikir ve görüşlerini dile getirmektedir. Bu durum zaman zaman bazı sorunların ortaya çıkmasını sağlasa da bilimsel gelişmelerin ışığında orta bir yol her zaman bulunmaktadır.

 

 

Yeni yüzyılda hedef, tabiki aklın rehberliğinde ama bilimsel yöntem ve çalışmalarla bilimsel bilgilere en çabuk ve en doğru bir şekilde ulaşmaktır. Bunun içinde çalışmalar hızla devam ettirilmektedir.