Geçen zaman ve gelişen teknolojinin geleneklerimizi nasıl etkilediği ile ilgili konuşma

Geçen zaman ve gelişen teknolojinin geleneklerimizi nasıl etkilediği ile ilgili kısa bir konuşma yapınız.

 

Günümüzde gittikçe her yeni icat edilen teknoloji ve bu teknolojinin toplumda yayılmasıyla, kültürün bu araçlar tarafından yönetilmesi sonucunda farklı değişiklikler yaşamaya başlarız. Artık teknoloji hayatımızın her alanına girmiş bulunmakta 90’lı yıllardan itibaren iletişimin ve internetin gücü, bilişim sistemlerinde kaydedilen gelişmeler bizi yeni teknolojik çalkalanmalara sürüklemiştir. Teknolojinin git gide artmasıyla her ne kadar gelişme ve hayatımızda kolaylık sağlasa da olumsuz yönleriyle de karşımıza çıkmaktadır. Her şeyin son teknolojisi ve en iyisi çıkmaya başladıkça bizde toplum olarak hep en iyisine sahip olmayı isteriz. Bu nedenlerden dolayı geleneklerimiz etkilenmeye başlamıştır ve gelenek göreneklerimizde bazı değişiklikler olmaya başlamıştır.

 

Günümüzde bu duruma verilebilecek en basit örnek; teknolojik aletler olmadan önce insanlar daha iyi muhabbet ederdi, daha samimi durumdaydılar ve misafirlikler daha fazlaydı. Şimdi ise teknolojinin gelişmesiyle toplumda telefonlara bakmaktan birbiriyle muhabbet etme ortamını gittikçe yok ediyoruz. Durum böyle olunca iletişimde etkili bir şekilde sağlanamaz oluyor. Herkes için kısa yol daha etkili bir yöntemdir mesela büyüklerimizi ziyaret etmek yerine, telefonda açıp durum sormak bizim için daha etkili bir yöntem bu da yavaş yavaş teknoloji yüzünden geleneklerimizi kaybettiğimizin göstergesidir. Sosyal olmak yerine asosyal olmayı tercih etmeye başladık. Bu durum en çok gençler için geçerli, kendi kültürlerinden gittikçe uzaklaşmaya başladılar ve sosyal medyada izledikleri videolar sayesinde kendi kültürlerini değil de batı kültürlerinden örnek almaya başladılar ve bu durum da kendi gelenek göreneklerimizin azalmasına neden oldu.

Ekvator çizgisi hangi kıtalardan geçer?

SORU: Ekvator çizgisi hangi kıtalardan geçer?  Öncelikle kısaca ekvator çizgisinin ne olduğunu açıklayalım.

 

Ekvator çizgisi; iki yarımküre olan kuzey ve güney yarım küreleri birbirinden ayıran gerçekte olmayan ama var olduğu kabul edilen çizgidir. Kutuplara aynı uzaklıktadır. Ekvatorda enlem 0 derecedir. Uzunluğu ise 40.076,4 km’dir.

 

Geçtiği kıtalar 3 tanedir.

 

1- Asya kıtası

2- Afrika kıtası

3- Güney Amerika kıtasıdır.

“Evde iki kedim ve bir köpeğim var.” önermesinin doğruluğu hangi doğruluk ölçütüne göre saptanır?

“Evde iki kedim ve bir köpeğim var.” önermesinin doğruluğu hangi doğruluk ölçütüne göre saptanır? Açıklayınız.

 

“Evde iki kedim ve bir köpeğim var.” önermesinin doğruluğu, bu önermenin bir soru içermemesi ve nesnel bir olguyu belirtmesi neticesinde “geçerlilik” ölçütüyle değerlendirilebilir. Çünkü önermeyi kıyas yapacağımız başka bir önerme yoktur.

 

Geçerlilik bir bilgi durumunu ortaya çıkardığı için doğruluk kavramının ortaya çıkmasını sağlar. Bir şeyin doğru olması için, işaret ettiği kavramları ispatlayabilecek argümanların olmasına bağlıdır. Burada da iki kedi ve bir köpeğinin olduğunu söyleyen kişi bunu ispatlayabilir. Böylece doğru bir bilgi vererek geçerli olur.  Geçerlilikte somut bazı olgularla birlikte soyut olgular da olabilir. Ancak burada ki; “Evde iki kedim ve bir köpeğim var.” Önermesinde soyut kavramlardan bahsedilmektedir. Bu önerme hem doğru hem de geçerli bir önerme olarak kabul edilebilir.

Şimdiki An ne anlama gelir?

Şimdiki an’ın ne anlama geldiğini açıklayınız.

“Şimdiki an” dediğimiz zaman halen yaşadığımız zaman dilimi ve ne öncesi ne de sonrası olan an anlamına gelir. Yani halen süren bir oluş, hareket ve eylemdir. Şimdiki an, halen yapılmakta olan bir işin devam edip sona ermesi gibi de düşünülebilir. Bu tanımlar Türkçe dil bilgisinde olan şimdiki zaman kavramının açıklamalarıdır.

 

Ancak “şimdiki an” a farklı bir bakış açısıyla bakıldığında karşımıza şunlarda çıkabilir. “Şimdiki An” aslında yaşanan ve biten bir zamandır. Nefes aldık ve geçti, bir kitabı okumaya başlamak veya yemek yemek gibi şimdiki an da yapılanlar durağan bir zaman dilimi olarak düşünülemez. Yaptık ve geçti, burada yapılan eylemlerin şimdiki an gibi değerlendiremeyiz. Şimdiki an sürekli geçişken ve durağan değildir.

 

Aslında şöyle de düşünebiliriz. Biz her an her saniye “şimdiki an”ın içindeyiz ve her an sürekli geçmektedir. Bu nedenle şimdiki an denildiğinde tam olarak bir zaman dilimi veya süre söylemek mümkün olmaz.

 “Doğa, bir sanat yapıtı olarak görüldüğü zaman güzeldir.” sözüyle Kant, ne anlatmak istemektedir?

 “Doğa, bir sanat yapıtı olarak görüldüğü zaman güzeldir.” sözüyle Kant, ne anlatmak istemektedir? Açıklayınız.

 

Genellikle filozof ve estetikçiler, doğa güzelliği ile sanat güzelliği arasında kesin sınırlar çizerek, sanat güzelliğini doğa güzelliğine üstün tutmaktadır. Hatta bazıları çok ileri giderek doğa güzelliğinin ancak sanat güzelliği ile bir sona kavuşacağını söylüyorlar. Örneğin romantizm geleneğimden gelen Delacroix bunlardan biri. Delacroix, “Biz romantik olduktan sonra dağlar güzelleşti.” Sözü tamda bunu ispatlar nitelikte.

 

Ancak İngiliz ressamların daha sonra dağları göründüğü gibi doğal bir şekilleriyle resmetmesinin ardından bu bakış açısı değişmeye başlamıştır. Yani İngiliz ressam Thames’in dağları sisli bir şekilde çizmesi ve bu resminde insanlar tarafından beğenilmesi farklı bir bakış açısına neden olmuştur. Yani dağların güzelliği zaten var olan güzelliktedir. Dağlar sisli de olsa olmasa da doğa güzelliği her zaman üzerinde sirayet eder.

 

Dolaysıyla sanat güzelliği doğa güzelliğine götüren bir kılavuz olmakta ve doğadaki güzelliklerin daha iyi kavranmasında yardımcı oluyor. Çünkü doğadaki güzellikleri fark edip kavramak için belli bir estetik tavrın sergilenmesi önemli. Bu tavrı da ancak sanatla ulaşmak mümkün. Bu nedenle   Kant’ın “Doğa, bir sanat yapıtı olarak görüldüğü zaman güzeldir.” Sözünü bu açıklamalar eşliğinde anlamak gerekir. Ancak böyle estetik bir tavır sayesinde doğa, zaman ve mekân realitesinden sıyrılarak tinsel bir biçim alabilir.

Filozof ile sanatçı arasındaki benzerlikler

Filozof ile sanatçı arasındaki benzerlikleri örnekleyerek açıklayınız.

Sanatçı ile filozof arasında birçok benzerlik bulunmaktadır. Bunlardan en belirgini ise, hayata doğaya, olaylara, evrene ve yaşanılan her ana sadece kendi düşüncelerinin ön plana çıkarılmasıdır. Sanatçı ve filozof başkalarından etkilenmez ve kendi duygu ve düşüncelerini çekinmeden ortaya atar. Hatta bunu çoğu zaman içlerindeki bastıramadıkları yoğun duygularla yaparlar.

 

Filozof ve sanatçıların sorgulayıcı ve şu anda olmayan ama ileride olabilecek olayların varsayımlarını şimdiden görmeleri de aralarındaki benzerliklerden biri olarak söylenebilir. Sanatçı, doğayı, evreni ve insanı kendi ruh dünyasının derinliklerindeki hislerle sanat eserine yansıtır, filozofta yine aynı şekilde, doğayı, evreni ve insanı sorgulayarak, daha önce sorulmamış soruları sorarak veya sorulmuş ama sorulara yanıt alınamamış sorular üzerinde durur.

 

Kısaca diyebilir ki; sanatçı ve filozof özgür ruhlu insanlardır. Görüşlerini ve inandıkları her şeyi kimseden çekinmeden kendi doğruları üzerinden asla taviz vermeden savunan ve savunmaya devam iki kişidir.

Sanatçının hayat görüşü bize uymasa bile eserini ön yargısız olarak beğenebilir miyiz?

Sanatçının hayat görüşü bize uymasa bile eserini ön yargısız olarak beğenebilir miyiz? Tartışınız.

 

Sanat birçok etkinlilerin dışında çok hızlı değişebilen bir alandır. Şimdiye kadar meydana gelmiş sanat akımları da bunun en iyi göstergelerinden biridir. Sanatçılar, değişik dönemlerde farklı tarzlarda eserler vermişler ve sanatlarını farklı boyutlara taşımışlardır. Bir sanat eseri genellikle sanatçının duygu ve düşüncesini, hayat görüşünü, hayatı ve evreni kendi bakış açısından değerlendirdiği izleri taşımaktadır. Böylece sanatçının inanç ve hayalleri de sanat eseri üzerinde bir form kazanır.

 

Sanat eseri, esere yönelen kişilerce başka başka anlamlar kazanır ve esere olan bakış açısı kişiden kişiye değişikli gösterir. Sanat eseri aslında sanatçı ile ürün arasında bir köprü görevini yerine getirmektedir.

 

Yapılan tüm sanat eserleri ve hala devam eden sanatsal faaliyetlere baktığımızda bir sanat eserini değerlendirmek için onu yapan sanatçının hayat görüşüne bakmak tamamen yanlış olacaktır. Bu bazı durumlarda geçerli olsa da genel baktığımızda sanat eseri belli bir emek verilerek yapılmış ürünlerdir. Eğer kendi güzellik algımızla beğeneceğimiz bu sanat eserini sanatçının kişisel görüşleri bizi asla etkilememelidir. Bu sanata ve sanatçıya verilebilecek en büyük değerlerden biridir.

Kimsenin olmadığı ıssız bir adada tek bir kişi tarafından sanat yapılabilir mi?

Kimsenin olmadığı ıssız bir adada tek bir kişi tarafından sanat yapılabilir mi? Tartışınız.

 

Sanat, kişinin iç dünyasını ve çevresinde gördüğü her şeyden etkilenerek gördüğü güzellikleri dışa vurma işidir. Her sanat eseri önce sanatçının kendi ruhuna hitap eder daha sonra insanlara ulaştığında ortaya konulan esere başka anlamlar katılır. Bu nedenle bir sanat eseri ne kadar çok kişi tarafından beğenilirse değeri de o derece yükselmiş olarak görülebilir. Bu bir anlamda doğru olsa da güzelliği ölçütleri arasında sayılamayacağı için bir anlamda da geçerli değildir.

 

Kimsenin olmadığı bir adada tek başına bir kişi elbette sanat yapabilir. Ancak bu sanat başka kişilere ulaşamadığı için hep aynı değerde kalır. Çünkü bir sanat eserinin farklı şekillerde yorumlanması neticesinde sanatçı daha farklı ve daha güzel sanat eserleri yaratabilmektedir.

 

Yılardır tartışılan ve farklı görüşlerin savunulduğu şu söz günümüzde hala geçerliliğini sürdürmektedir. “Sanat sanat için mi yapılır? Yoksa Sanat toplum için midir?” Bu sorulara her dönem farklı cevap verilmiştir ve verilmeye de devam edecek sanırım.

Çok dinlenen bir şarkı sanat eseri olarak sayılabilir mi? Güzelliğin ölçütü çok kişinin takdir etmesi olarak kabul edilebilir mi?

Çok dinlenen bir şarkı sanat eseri olarak sayılabilir mi? Güzelliğin ölçütü çok kişinin takdir etmesi olarak kabul edilebilir mi? Açıklayınız.

 

Güzel’e yönelik farklı tanımlar olmakla birlikte herkesin uzlaştığı bazı ölçütler vardır. “Güzel” yargısı daha çok sanat eseri, düşünce veya nesneler için kullanır. Bir şeyin güzel olması demek; göze, kulağa hoş gelmesi, insanda farklı duygular uyandırması, zevk ve heyecan vermesi gibi farklı ölçütler içinde değerlendirilir.  Ancak bu ölçütler kişiden kişiye, kültürden kültüre değiştiği için insanların ortak yargıda buluşamayacağı yönünde görüşler hakimdir. Aksini söyleyen kişiden kişiye değişmeyen ortak estetik yargıların olduğunu savunan görüşlerde vardır. Fakat bir kişin taktir etmesi bence güzelliği ölçütü değildir.

 

Sanattaki güzellik konusu felsefede “estetik” olarak tanımlanarak açıklanmaya çalışılır ve sanat felsefesi güzellik konusunda farklı görüşler bildirir. Bir sanat eserin baktığımızda, kirşlerin kendi görüş ve beğenilerine göre eserin değeri ve güzelliği ortaya çıkmaktadır. Ancak bir resim birine çok güzel görünebildiği gibi, başka biri için hiçbir şey ifade etmez. Yine aynı şekilde bir şarkı çok dinlenebilir ve çok beğenebilir ama bazı kişiler de bu şarkıyı hiç dinlemek istemez.

 

Genel olarak baktığımızda çoğu kişi tarafından beğenilmese bile gerçekten sanatsal bir eser niteliği taşıyorsa evet çok dinlenen bir şarkı sanat eseri olarak kabul edilebilir. Ancak her çok dinlenen şarkıyı sanat eseri olarak değerlendirmekte yanlış olacaktır.

Sanatsal bir ürün fayda sağlar mı? Fayda sağlarsa sanatsal niteliğini yitirmiş olur mu?

Sanatsal bir ürün fayda sağlar mı? Fayda sağlarsa sanatsal niteliğini yitirmiş olur mu? Yorumlayınız.

 

Sanat, insanın güzellik karşısında duyduğu hayranlığı ve heyecanı farklı teknikler kullanarak dışa vurumdur. İlk çağdan itibaren özellikle resim sanatının insanlar tarafından önemsediği görülür. Eski mağara duvarlarındaki hayvan ve diğer çizimler de bunun en güzel göstergesidir.

 

Sanatçı, yarattığı sanat eserini kendi bakış açısıyla ve o anki ruh haliyle tasarlayarak ortaya çıkarır. Sanatçı, sanat eserini yaparken sadece kendi iç dünyasını ve sanat eserini oluştururken kendi beğenilerini ortaya koyar. Bu tür bir sanat “güzel sanatlar” olarak nitelendirilir ve bu tür sanatsal faaliyetlerde insanlara faydalı olup olmayacağı pek düşünülmez. Örneğin, doğadaki tüm güzellikleri canlandıran bir resim veya kendi yaşanmışlıkların sözlere dökülerek bir şarkının oluşması gibi. Bu türün sanatsal ürünlerin ilk hedefi insanları fayda sağlamak olmasa da yine de bu sanat eserleri insanların entelektüel bakış açılarına hitap eder.

 

Birde “yararlı sanatlar” dediğimiz sanat türü vardır. Özellikle ülkemizde geçmiş yıllarda daha fazla üretilen bu sanat eserleri; kilim dokuma, ağaç oyma, bakırcılık, demircilik, gümüş, kılıç vb. savunma aletlerinin adeta bir sanat eseri niteliği taşıyan bu yapıtlar insanların faydası için tasarlanmış sanat eserleri arasında sayılabilir. Her ne kadar üzerlerindeki ince nüanslar ve şaheser işlemler olsa da geçmişte insanların bazı ihtiyaçlarını karşılamıştır. Aslında bu tür eserlerle uğraşan kişilere daha çok “zanaatkar” denilse de yaptıkları eserlere baktığımızda aslında bir sanat eseri olduğunu görürüz.

 

Bu nedenle bence birçok sanat esri inşalara fayda sağlamaktadır. Bu faydayı sağlarken de sanat eseri olması niteliğini kaybetmez.