Basınç özelliklerinin günlük yaşam ve teknolojideki uygulamalarına örnekler veriniz.

Siz de katı, sıvı ve gazların basınç özelliklerinin günlük yaşam ve teknolojideki uygulamalarına örnekler veriniz. Öncelikle basıncın tanımını verelim.

 

Basınç Nedir? 

Herhangi bir gücün, kendisine engel olan bir yüzey üzerine yaptığı zorlamanın yüzölçümü birimine düşen miktarı; örneğin, sert nesneler, üzerine konuldukları yüzeylere yere doğru, sıvılar içinde oldukları kabın dibine ve yanlarına, gazlar ise içinde kap alı oldukları kabın her yönüne basınç yaparlar.

 

Katı Basınç Özelliklerine Örnekler: 

  • İki ayak üzerinde dururken tek ayak üzerinde durmaya göre daha az basınç uygulanır. Çünkü yer ile temas alanı arttıkça (ağırlık değişmedikçe) basınç azalır.
  • Duvara çivi çakılması.

 

Sıvı Basınç Özelliklerine Örnekler: 

  • Genelde fren ve pompa sistemlerinde
  • Emme basma tulumbalar
  • Arabaların fren sistemlerinde

 

Gaz Basınç Özelliklerine Örnekler: 

  • Mutfak tüplerinde
  • Deodarantlar
  • Sinek ilaçlarında
  • Araçlardaki hava yastıklarında.

Develerde yıllar içinde görülen bu değişime ne ad verilir? Bunun develer için önemi nedir?

Develer çöl veya sıcak iklim koşullarında yaşayan canlılardır. Zaman içerisinde develerin kirpikleri atalarından daha uzun, kulakları daha kıllı olmaya başlamıştır. Ayrıca develer vücutlarında yağ depolamaya başlamıştır.

Aşağıdaki soruların cevaplarını verilen bilgi notundan yararlanarak noktalı yere yazınız.

 

a) Develerde yıllar içinde görülen bu değişime ne ad verilir? Bunun develer için önemi nedir?

Bu eğişim develerin yaşadıkları ortama göre zamanla dış görünüşlerinin fiziksel olarak değişmesidir. Adaptasyon denir.

 

b) Develer böyle bir değişim geçirmeseydi ne olurdu?Cevabı:

Çöllerde toz fırtınaları olur. Uzayan kirpikler ile gözlerine toz girmesi engellenir.

 

c) Develerdeki bu değişimin amacı nedir?

Yaşadıkları ortama ayak uydurarak nesillerinin tükenmesinin önüne geçilmesidir. Develerin daha az zarar görmesi daha az canlarının yanmasını sağlar bu değişimler.

 

ç) Benzer şekilde zamanla değişim geçiren canlılar nelerdir?

Bukalemun bulunduğu ortama göre renk değiştirir.  Kurbağalar sinek yakalamak için dilleri uzar.

Sanal ortam ifadesinden ne anlıyorsunuz?

Sanal ortam ifadesinden ne anlıyorsunuz? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

SANAL ORTAM NEDİR?

Sanal ortam, insanların yüz yüze bulunmadığı ortamdır. Gerçek ortamın tersidir yani gerçek olmayan ortamdır. Genelde internet ortamları için kullanılır. İnternette sözlük, chat, forum, sosyal medya sitelerinde insanlar toplanırlar. Yada ara ara uğrayarak etkileşimde bulunurlar ama birbirlerini reel olarak hiç görmezler. Bu birlikte olma ortamı sanal ortam olarak adlandırılabilir.

 

İnsanlar birbirlerini görmedikleri için kimliklerinin deşifre olamayacağını düşünürler. Rahatça diğerlerine hakaret ederler, gelişi güzel yazarlar hatta bazen suç eylemine bile bulaşırlar ve bunları yaparken yakalanmayacaklarını düşünürler. Halbuki gerçekte öyle değildir. Günümüz teknoloji ve internet dünyasında eylem gerçekleştiren her bir birey çok hızlı bir şekilde emniyet görevlileri tarafından yakalanmaktadırlar.

Yeni kurmuş olduğumuz uluslararası şirkete – ELEMAN ARANIYOR

Yeni kurmuş olduğumuz uluslararası şirkete aşağıdaki özelliklere sahip eleman aranmaktadır.

 

  • Üniversitelerin elektrik/elektronik ya da mekatronik mühendisliği bölümlerinden mezun
  • ArGe/ÜrGe alanında, tercihen aydınlatma sektöründe 3-4 yıl tecrübeli
  • Araştırmayı, yeni teknolojiler, uygulamalar ve malzemeler öğrenmeyi seven
  • Dikkkatli, titiz ve düzenli çalışan
  • MS Office programlarını iyi seviyede kullanan
  • Elektronik ve mekanik ve malzeme bilgisi olan
  • Kendini geliştirip, daha aktif görevler almak ve yükselmek isteyen
  • Fabrikanın bulunduğu Beylikdüzü ilçesine yakın ikamet eden
  • Erkek adaylar için askerlik ile ilişiğini bitirmiş olan

 

özelliklere sahip elemanlar aranmaktadır.

Kutadgu Bilig’e göre bir devletin yıkılmasını engellemek için hangi unsurlara dikkat edilmelidir?

“Memleket tutmak için çok asker ve ordu lazımdır, askerini beslemek için de çok mal ve servete ihtiyaç vardır, bu malı elde etmek için halkın zengin olması gerekir. Halkın zengin olması için de doğru kanunlar konulmalıdır, bunlardan biri ihmal edilirse dördü de kalır. Dördü birden ihmal edilirse beylik çözülmeye yüz tutar.”

 

Yukarıda Kutadgu Bilig den bir bölüm okudunuz. Beyliğin, devletin ayakta kalabilmesi için “zincirleme” sebeplerden bahsedilmiş. Senkron bir süreç var. Biri olursa diğeri olur, biri olmazsa sistem patlar yani devlet, beylik yıkılır. Yıkılmaması için hangi unsurlara dikkat edilmesi gerektiği zincirin en iç halkasından başlarayak yazalım.

 

  • Kanunlar doğru olmalı. Yani “adalet” sistemi oturmalı. Yanlış yapan, haksızlık yapan, ortamı bozan insanlar cezalandırılmaz ise güven ortamı olmaz. Güven ortamı olmadığı için ticaret olmaz.
  • Ticaret olmaz ise halkın zenginliğinden söz edemezsiniz. Zengin halk ise güç demektir. Her türlü güç. Para yani zenginlik kriz anında daha dayanıklılık demektir.  Dışarıdan gelebilecek her türlü tehditde daha fazla dirençlilik demektir.
  • Zenginlik ile güçlü orduya sahip olabilirsiniz. Her türlü silah alabilir, daha fazla asker yetiştirebilir, askerlerin eğitimlerini ve donanımlarını artırabilirsiniz.
  • Güçlü asker güçlü ordu demek. Güçlü ordu ise güçlü devlet demek. Güçlü devlet memleket demek. Kolay kolay yıkılmaz, Osmanlı gibi yüzyıllarca dünyaya hükmeder. Boyun eğmez, bağımsızdır. Manda ve himaye kabul etmeyen başka bir devlet tarafından sömürülemeyen devlet demektir.

Macar tarihçi bu sözüyle ne anlatmak istemiştir?

“Osmanlı fetih ve hâkimiyet yöntemlerinin gücü, Osmanlıların değişen jeopolitik koşullar karşısında stratejilerini hızlı şekilde yenilemeleri ve yeni şartlara uygun hâle getirmelerinde yatmaktadır.”

Gabor Agoston (Gabor Agoston)

 

Macar tarihçi bence bu sözüyle Osmanlı’nın monoton, sabit, her zaman aynı taktik ve stratejini uygulayan bir politikası olmadığını anlatıyor. Osmanlı, zamanın ve coğrafi koşullara göre oluşan değişikliğe çok hızlı adapte olarak sürekli kendini yenileyen, yeni stratejiler oluşturan bir anlayış ile başarılı olmuştu.

 

Normalde de başarılı olmanın şartlarından birisi değişen dünya koşullarına hızlıca adapte olabilmektir. Örneğin tarımı düşünelim. Teknolojinin inanılmaz geliştiği zamanımızda hala eski usul tarım yöntemlerini kullanırsanız hem az üretim hem çok maliyet ile batarsınız. Teknolojiye ve modern tarıma ayak uydurabilenler ise tarımda pazar paylarını artırır ve siz ise ayak uyduramadığınız için batarsınız.

 

Değişen dünyada kendinizi değiştiremezseniz yaya kalır ve başarısız olursunuz. İşte Osmanlı bunu 500 yıl önce uygulayabilen, değişen şartlara çok hızlı ayak uydurabilen bir devletti. Ortaya çıkan yeni sorunlara hızlı çözümler üreterek her zaman zirvede olmuştur. Zamanında dünyanın en güçlü devleti, dünyada söz sahibi devlet olmuştur. Bunu ise stratejilerini hızlı yenilemelerine ve değişen şartlara hızlı ayak uydurmalarına borçludur.

Ahi, Yaya ve Müsellemler, Has, Cebelü, Pençik Sistemi Nedir?

Osmanlı Devleti’ne has kelimeler bunlar. Her birinin ayrı ayrı anlamı var. Sırasıyla hepsini 1-2 cümle ile açıklayalım..

 

AHİ NEDİR ?

Ahilik, Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Aslen Horasan kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır.

 

Yaya ve Müsellemler Nedir?

Osmanlı Devleti’nin başlangıçta devamlı ve düzenli bir Osmanlı ordusu yoktu. Eli silah tutan herkes asker sayılır ve gerektiğinde savaşa katılırdı. Ancak bu kuvvetlerin yetersiz kalması üzerine Orhan Bey Dönemi’nde ilk düzenli Osmanlı ordusu kuruldu. Türklerden meydana getirilen bu ordunun atsız askerlerine “yayalar”, atlı askerlerine ise “müsellemler” adı verildi. Yayalar ve müsellemler 15. yüzyılın ortalarına doğru savaştan çekilerek diğer destek kuvvetleriyle birlikte geri hizmetlerinde kullanılmaya başlandı.

 

Has Nedir?

Has, Osmanlı İmparatorluğu’nda geliri 100 bin akçeden fazla dirliklerdir. Padişaha, hanedan üyelerine, veziriazama, beylerbeyine, sancak beyleri ve üst düzey devlet görevlilerine verilirdi.

 

Cebelü Nedir? 

Tımar sahipleri yıllık gelirlerinin ilk 3 bin akçesini kendi geçimleri için ayırırlardı. Buna “Kılıç Hakkı” denirdi. Geri kalan gelirin her 3 bin akçesi için de tam teçhizatlı 1 adet atlı asker yetiştirmek ve gerektiğinde bunlarla birlikte savaşa katılmak zorundaydılar. Bu askere “Cebelü” adı verilirdi. Tımar sahipleri savaşa çağrıldıklarında bu yetiştirdikleri Cebelülerle beraber savaşa giderlerdi.

 

Pençik Sistemi Nedir?

Akıncıların aldıkları Hıristiyan savaş esirlerinden beşte birinin devlete verilmesi ve bunların eğitilerek orduya alınması usulüdür. Pençik oğlanları, önceleri Gelibolu «Acemi Ocağında» gemicilik işlerinde kullanıldı. Daha sonraları belli bir ücret karşılığında Anadolu’da Türk köylülerinin yanına, Türkçe öğrenmek ve Türk gelenek ve göreneklerine göre eğitilmek üzere verilirdi. Türk köylü aileleri içinde eğitilen ve Müslüman yapılanlar, birer akçe yövmiye ile Acemi Ocağına alınırlardı. II. Murat (1421 – 1451) döneminde Devşirme Kanunu çıktıktan sonra pençik sistemi asker alma usulü terkedildi.

Kutadgu Bilig’e göre bilgi insana neler kazandırır ve insanın itibarına etkileri nelerdir?

“Bilgilinin sözü toprak için su gibidir, su verilince yerden nimet çıkar.
Bilgisiz insanın gönlü kumsal gibidir, nehir aksa dolmaz, orada ot ve yem bitmez.
Bilginin kıymetini ancak bilgili bilir, akıla hürmet ise bilgiden dolayıdır.”

Yusuf Has Hacip

 

Bilgi ve bilgili bulunmaz hint kumaşı gibidir. Çok değerlidir. Bilgili kişilerin ağızlarından çıkan sözler değerlendirilebilirse ortaya çok kıymetli şeyler çıkartabilir. Ayrıca insan bu hayatta tecrübeli olduğu kadar az zarar görür. İnsan hayatı ise herşeyi tecrübe edebilecek kadar uzun değildir. Bu sebeple başkalarının tecrübelerini de kendimize tecrübe edinmeliyiz. Başkalarının tecrübeleri konusunda ise mutlaka bilgili insanları seçmeliyiz. Örneğin elimizi ateş koyduğumuzda yanar değil mi? Denedik mi hayır. Büyüklerimizin, bizden daha bilgili insanların ağızlarından çıkan bu uyarı dikkate aldığımız için elimizle ateşe dokunduğumuzda yandığını canımızın acıdığını hissederiz. İşte aynen ateş örneğinde olduğu gibi bilgili insanların ağzından çıkan her bilgi bizim faydamızadır. O sebeple değerlidir.

 

Her şey bir fikirle başlar. Günümüzde önceden icad edilmiş ve şuan kullanmakta olduğumuz her şey bir fikrin sonunda ortaya çıkmıştır. Bilgili insanlarda bizlerin ortaya güzel şeyler çıkartabileceği fikirlerin ana kaynağıdır.  Yukarıda sözde su verilince yerden nimet çıkar kısmı ile bu anlatılmıştır.  Bilgisiz insan sözü ise ne kadar konuşursa konuşsun hiç bir işe yaramaz. Kimseye bir faydası dokunmaz. Anlık gülüp geçilebilecek, incir çekirdeğini bile dolduracak kadar bilgiye sahip olmayan boş boş kelimelerden oluşur bilgisiz insanların ağzından çıkan sözler.

Avrupa başkentlerine giden Osmanlı elçileri görevleri sırasında hazırladıkları raporlarda Avrupa’nın hangi özelliklerinden bahsetmiş olabilir?

Avrupa başkentlerine giden Osmanlı elçileri görevleri sırasında hazırladıkları raporlarda Avrupa’nın hangi özelliklerinden bahsetmiş olabilir? Tartışınız.

 

Osmanlı devletinin elçilerinin Avrupa da geziyor olması ve hazırlanıp sunulan bir raporla orada ki gelişmeleri aktarması devletin çıkarlarına olduğu gibi gelişmesi istenilen toplumunda çıkarınadır. Avrupa konusunda gelişim süreçlerini çok hızlı olduğunu, bunun coğrafi keşiflerle başladığını, aydınlanma çağı evresi ve sanayi inkılabını ve daha nicesini biliyoruz. Bu tar gelişmeleri dönemin sultanı ve ya padişahı da iyi biliyor olacak ki bu gelişmelerden haberdar olmak arzusu ile elçiler göndermiş rapor hazırlanıp kendisine sunulmasını istemiştir. İşte böyle bir dönemde geliştirilmeyi bekleyen devlet yine de kendi içinde ki toplumsal gelişimi gerçekleştiremediği için sadece dışarıdan getirilen bilgilere muhtaç olmuş yine bu bilgilerle yetinmiş bu sayede de koca bir devletin yıkılışı izlenmiştir.

 

Avrupa dan gelen elçiler ise oranın mimarisini, bilimsel ve teknik çalışmalarını, yedikleri yemekleri ve kültürlerini, siyasal anlamda nasıl yönetildiklerini ve bir çok durumu hazırladıkları raporlarla birlikte Padişaha sunmuşlardır. Özellikle halkın sosyal durumunu bahsetmiş olmalılar. Düşünce özgürlüğü, adalet, siyaset gibi bir çok konunun ele alındığı görüşündeyim. Hepsinin aynısının burada uygulanmama sebeplerini iste yetersiz ve eksik görülüyor olması olabilir. Ancak nicedir ki eksik ve yetersiz görünen bu durumları gelişmiş ve çağ atlamış ülkeler gerçekleştirirlerken biz gerçekleştirememişiz. Bu durumların çokluğu kendimizi üstün görme hastalığımız olabilir mi ? Belki de..

Bir devletin çağdaşları arasında geri kalmış olmasının sebepleri neler olabilir?

Bir devletin çağdaşları arasında geri kalmış olmasının sebepleri neler olabilir? Söyleyiniz.

 

Devlet olmanın gereklerini yerine getirmek önemlidir. Yaşanılan gün için değil de daha çok sonra ki zamanlar için plan oluşturma, sonra ki dönemler için hedefler belirleme, yapılan bilimsel ve teknik çalışmalara değer verip önünü açma gibi bir çok durum sayabiliriz. Sanatın gelişiminin bile bir devletin çağdaşları arasında geri kalıp kalmadığını anlamamıza yetecektir. Geri kalmışlığı reddetmek de ayrı bir mesele olup her devlet yöneticisinin kolay kabullenmeyeceği bir durumdur. Bu kabullenmeme daha gerilere gitmeyi tüm millete bunun bedelinin ödetilmesini sağlar. Ekonominin gerilemesi ve siyasi yetersizlik, iç çatışmalar, savaşlar, yönetim içinde ki anlaşmazlıklar da bir devletin çağdaşları arasında geri kalmış olma sebeplerindendir. Bu nedenle kötü yönetimin ekonomiyi bozacağı aşikardır. Ekonomisi kötü olan devletler de geri kalmaya mahkumdur.

 

Eğitimin kötü verilmesi ya da hiç olmayışı da bir devletin geri kalma sebeplerinden. Eğitimsiz bir toplum gelişim gösteremeyeceği gibi yapılan bilimsel ve teknik çalışmalara da katkı sağlayamayacak bu da çağın gerisinde kalmalarına sebep olacaktır. Verilen eğitimin tam manası ile dolu olması gereklidir ki boş bir eğitim süreci de bilimsel bir çalışma olmadan yetersiz kalacaktır. Kısaca sayılan tüm nedenlerin bir biri ile ilintili olduğu, bir birini tetikler nitelikte olduğu ve hep birlikte gelişim gösterdikleri açıktır. Bu nedenle genelinin gelişimi topyekun olmalıdır.