Yazıdan önceki dönemde insanın hayat tarzını etkileyen unsurlar nelerdir?

Yazı öncesi dönemleri kendi içinde kategorilere ayırarak değerlendirebiliriz. Bu kategorilerin oluşmasında en büyük etken kullandıkları ve işledikleri eşyalardır. Taş Devri, Maden Devri ve Cilalı Taş Devri olarak üç kategori ile karşılaşırız. İnsanların hayat tarzı da bu dönemlere göre şekillenmiştir. Yani denilebilir ki kullanılması ve işlenmesi öğrenilen taşlar ve madenler doğrultusunda hayat tarzları oluşmuştur. Taşlarla oluşturulan eşyalar ile yaşayan insanlar bu eşyalar ve malzemeler doğrultusunda hayatını şekillendirmek zorunda kalmıştır. Madenlerin işlenmesi ile başlayan dönemde ise farklı eşyalar ve yaşam şekilleri gelişmiştir.

 

Yukarıda söylediklerimizi biraz daha açalım…

 

  • Yazıdan önce insan hayat tarzını etkileyen en öneli unsurlardan birisi resimdir. İnsanlar yaşadıkları alandaki dağlara, mağara duvarlarına, taşlara şekiller, resimler çizerlermiş. Yazı icad edilmeden önce iletişim için kullanılan araçlardan birisidir resim. Nesilden nesile, kuşaktan kuşağa bilgi aktarılırken resimler çizilir, çizilen resimler vasıtası ile bir şeyler anlatılırdı.

 

  • Diğer bir etkili araç ise araç ve gereçler. İnsanoğlu araç ve gereçleri gerek süs eşyası olarak gerek avlanmak için kullanmada gerekse de hayatını kolaylaştırmada kullanmıştır. Yemek yaparken, yiyecek toplarken veya diğer tüm ihtiyaçlarını karşılamak ve gidermek için bir çok çeşit eşya ve araç yapmıştır. Tarihi yerlerde yapılan kazılarda bir çok araç ve gereç bulunmuştur. Müzelerde sergilenmektedir.

Konar göçerlerin askeri alanda üstün olmalarını sağlayan özellikler nelerdir?

Konar göçer yaşayan toplumlar ağır coğrafi şartlarda yaşamak ve sürekli farklı iklimlerle karşılaşmak durumunda kalmışlardır. Farklı hayat şekillerine ayak uydurma ve göçtüğü coğrafi bölgelerde varlığını sürdürebilme açısından sert insan profilleri oluşmuştur. Bu sert insanlar savaşçı olmak zorundadırlar. Doğa ile vahşi hayvanlarla ve çeşitli iklimsel koşullarla olduğu gibi bölgede yaşayan eşkıyalar ve diğer devlet askerleri ile de sürekli mücadele etmişlerdir. Askeri alanda üstün olmaları bu sebeplerdendir. Askeri özellikleri fazlasıyla gelişmiş ve askerlik sistemlerinde uzmanlaşmışlardır.

 

Konar göçer toplumlar göç edeceği bölgeyi seçtiği andan itibaren tehlike başlar. Yol boyunca yol kesiciler ve yağmalama yapmak isteyenlerle karşılaşırlar. Bunlarla mücadelede başarılı olsalar dahi vardıkları yerlerde de rahat bırakılmazlar. Bu denli zorlu hayat şartları karşısında savaşçı özelliklerinin gelişmesi de normal olarak karşılanır. Ayrıca konar göçer toplumlarda askerlik bir kültürdür. Göçebe yaşayan bir çok toplumda her erkek çocuk asker olarak kabul edilmektedir. Türk toplumu yüzyıllarca konar göçer yaşamış ve bu duruma en iyi örnek gösterilebilecek toplumdur.

Urkagina ve Hammurabi Kanunları’nın meşruiyet kaynakları nelerdir?

Urkagina bir Sümer kralıdır. Sümer kralı adaletli yönleri ile tanınmıştır. Devlet işlerinin yazılı kanunlara dayandırılması ve kendisinden sonraki hükümdar ve yöneticilerin de bu kanunlara bağlı kalmasını istemiştir. Yazılı kanunlar oluşturmuştur. Açık bir şekilde suç maddelerini yazıp ceza karşılıklarına da yer vermiştir. Bu kanunlar zamanla Urkagina adını almış ve günümüze kadar bu şekliyle ulaşmıştır.

 

Urkagina Kanunları dönemin kralı tarafından bizzat oluşturulmuştur. Kralın imzası ve onayını içeren kanunlar olduğu için kanunlara uyulmak zorunda kalmıştır. Kanunlar ile kral kendi sınırlarını bile belirlemiş ve kendini de kanunlara tabii tutmuştur.

 

Hammurabi Kanunları ise Babiller tarafından oluşturulmuştur. Babil kralı Hammurabi bu kanunları bizzat kendisi oluşturmuştur. Bu kanunlar ile de çeşitli sınırlar ve haklar kral için getirildi. Her iki kanunu da incelediğimizde meşruiyet kaynağının bizzat devlet yani krallar olduğu görülecektir. Meşruiyet olarak devletin yani en yetkili kaynak olarak kralın gösterilmesi kanunların daha çabuk uygulanması ve kabullenmesini sağladı.

Türk töresinde hırsızlık, cinayet ve ordudan kaçma suçlarının cezası nedir?

Türk Töresi gereğince ordudan kaçmak vatana ihanet gibi görülür. Bu suçun ise kesin bir cezası vardır. Vatana ihanet eden öldürülür. Türk Töresi şahsa olan suçları affetse bile vatana karşı olan suçları affetmemiştir. Vatana ihanet eden herkes idam edilmiştir. İdamın şekli kafa vurdurma şeklinde gerçekleşmektedir. Hırsızlık ve cinayet ise ayrı ayrı değerlendirildiğinde ikisi için de yine ölüm cezası uygulanırdı. Hırsızlık asla toplum tarafından kabullenmemiş ve çok örneğine rastlanmamış bir suçtu. Hırsız kişiler hemen öldürülür ve mallarına el konulurdu. Çok fazla hırsızlık vakası ile karşılaşılmamış ve bu durumlarda da kesin sonuç uygulanmıştır. Cinayet ise bir başkasının yaşama hakkını elinde töreye bağlı kalmadan almak olarak değerlendirilir ve cinayet işleyen kişinin töreyi çiğnediği hükmü verilirdi. Töreyi çiğneyen kişilerin de kesin cezası ölümdür. Bu üç ceza da Türk töreleri gereği affedilemez ve töreye ihanet olarak algılanırdı. Ceza olarak en ağır ceza modeli uygulanmış ve suça bulaşan kişiler öldürülmüştür. Topluma ders verme olarak da algılanmış ve bu olguların asla yaşanmaması için ağır yaptırımlar getirilmiştir.

Türk töresinin siyasi ve sosyal hayata etkileri nelerdir?

Türk töresi yazısız kurallar içerir. Bir yazılı metin ile Türk töresine ait maddeler elde edilemez. Kulaktan kulağa ve devlet büyüklerinin tutumları ile bu töreler oluşmuştur. Siyasi ve sosyal hayatı doğrudan etkileyen töreler tüm topluma yaşam tarzı kazandırır.

Türk Töresi Siyasi Etkileri: Her doğan erkek çocuğun asker kabul edilmesi, Bağımsızlık ruhu, Toy kurulması ve kararların toy ile ortak alınması, Hükümdarın yetkilerinin kısıtlanması, Milli bağımsızlık ruhunun oluşması, Küçük kardeşlerin de toyda söz sahibi olması, Aile büyüklerinin devlet idaresinde söz sahibi olması, Hükümdarın tek başına hareket etmeyip toya kararlarını onaylatma zorunluluğu, Türk kadınlarının da yönetimde söz sahibi olması, Hükümdar yokken kadının devleti idare etmesi

Türk Töresi Sosyal Hayat Etkileri: Savaşçı bir toplum oluşması, Merhamet ve adalet duyguları, Milli toplum ve milli kimlik bilincinin oluşması, Yardımlaşma, Dayanışma

Günümüzde kabile anlayışına sahip topluluklar hangi bölgelerde yaşamaktadır? Sonuçları sınıfta paylaşınız.

Günümüzde ilkel kabile hayatını sürdüren ve türünün son örnekleri denilebilecek kabileler çeşitli bölgelerde yaşamlarını sürdürmekteler.

Xingu Nehri kıyılarında yaşayan Kayapo Kabilesi,
Afganistan’da Pakistan dağları bölgesinde yaşayan Kalash Kabilesi,
Güney Kaliforniya Cocahella Valley yakınlarındaki Cahuilla Kabilesi,
Filipinler’de Palawan Adası yakınlarında Batak Kabilesi

ve daha birçok kabile örneği bulunmaktadır. Sayıları çok olmasa da birkaç sayfayı dolduracak kadar kalabalıktırlar. Brezilya’da yaşayan kabileler de bulunmaktadır. Bu bölgeler ile herhangi bir analiz yapılması zordur. Çünkü kabile hayatı şu bölgede devam ediyor diye bir anlayış geliştirilemez. Dünyanın çeşitli bölgelerinde karşımıza çıkmaktadırlar. Bu kabilelerden Kayapo Kabilesi ise çok farklı özelliklere sahiptir. Avrupai giyim tarzları, sarışın ve renkli gözlü olmaları ile diğer kabileler ile ayrışır. Bu kabile çok farklı insan tiplerine sahiptir. Fakat sosyal yaşamları ve dünya gelişimlerine ayak uydurmamışlardır. Şarap üretimi yapmaya devam ederler. En meşhur olan kabileler ise Dukha ve El Molo kabileleridir. Kenya’da yaşayan El Molo kabilesi büyük baş ve küçük baş hayvanlardan başka bir işle uğraşmazlar. Geçimlerini bu şekilde sürdürürler. Dukha’lar ise ren geyiği        üzerine yaşamını sürdürürler. Ren geyiklerini ehlileştirip onlara binerler. Moğolistan’ın dağlarında yaşamaktadırlar.

İnsanların birlikte yaşama gereksinimleri hangi kurumları mecburi hâle getirmiştir?

İnsanlar bir arada yaşarlar ama her zaman uyum içinde olmazlar. Sürekli olarak anlaşmazlıklar çıkması muhtemeldir. Bir insan diğerinin yaşama alanına ve haklarına müdahale edebilir. İnsanın yapısında güç olma ve baskı oluşturma görülür. Bu durumu engellemek ve insanların bir arada huzurla ve eşit olarak yaşamasını sağlamak için çeşitli kurumlara ihtiyaç duyulmuştur. Bu kurumlar arasında toplumun huzurunu ve güvenliği sağlayan, adaletli incelemeler yapan, hükümler veren ve hakları tesis eden kurumlar bulunur. Bu kurumlar ise; polis, asker, güvenlik güçleri, adalet divanları, mahkemeler, sosyal yardımlaşma kurumları, belediye hizmetleri, hastaneler, okullar gibi eşitliğin adresi olan kurumlar bulunur. Bir arada yaşamak zorunda olan insanlar birbirleri ile olan ilişkilerini bu kurumların gözetiminde gerçekleştirirler. Böylece toplumun huzuru ve güvenliği tesis edilmiş olunur.

Günümüzde siyasi nedenlerle yaşanan göçlere örnekler veriniz.

Siyasi nedenler ile yaşanan göçler arasında öne çıkan faktör savaşlar ve etnik kimlikler olmuştur. Günümüz Orta Doğu bölgesinde yaşanan etnik kimlik ayrışmaları belirginleşmiştir. İnsanlar yaşadıkları köylerden ve şehirlerden etnik kimliği yüzünden göç etmek zorunda kalmışlardır. Çünkü azınlık durumuna düşmüşler ve kanunlar ile de aradıkları hakları elde edememişlerdir. Yakın tarihimizden bir örnek vermek gerekirse Türklerin işsizlik sorunu ile Almanya’ya göç etmesi olayı Almanların bize kapı açtığını duyurmasıyla başlamıştır. Her iki olay da siyasi göç altında değerlendirilebilir. Bu göçlerde ülkeler arası ve ülke içi ilişkiler belirleyici olmaktadır. Günümüzdeki siyasi suçluların iade edilmediği ülkeler de bulunmaktadır. İsviçre siyasi suçluları hiçbir ülkeye teslim etmemesi ile bilinir. Siyasi kaçakların bu ülkelere mecburi göç etmesi söz konusu olur.

Konar göçerler ile yerleşik toplumların karşılıklı ilişkileri hakkında neler söylenebilir?

Konar göçer toplumlar belirli yaşayış tarzlarına sahiptirler. Bu yaşama tarzını değiştirmezler. Kendi yaşam tarzlarına uygun coğrafi bölgeler ararlar. Buldukları en uygun yere göç ederler. Kullandıkları malzemeler hep aynıdır. Küçük çapta icatlar yapılsa ve malzemeler geliştirilse de temelleri aynıdır. Yenilerine yer verilmemiştir. Bu sebeple elindeki malzeme şekline, yaşama şekline ve sahip olduğu kriterlere uygun yerler bulurlar ve oralara göç kervanı oluştururlar. Yerleşik toplumlar ise yerleştikleri bölgelere göre yaşam tarzı oluşturmak zorunda kalmışlardır. Tarım yapan yerleşik toplumlar tarım aletleri geliştirmiş ve ağaçlardan oluşan malzemeler kullanmaya başlamışlardır. Coğrafi şartlar her yaz ve her kış aynıdır. İklim şartlarına göre barınacakları yerler yapmak zorunda kalmışlardır. Yaz ve kış için ayrı ayrı kıyafetler elde etmişlerdir. Konar göçer toplumlar ile ilk yerleşik toplumların ilişkisi ise tamamen bu hayat şartlarına uygun olarak ilerlemiştir. Konar göçer toplumlar gıda ihtiyaçlarını yerleşik toplumlardan temin etmişlerdir. Yerleşik toplumlar ise gidemediği ve erişemediği bölge ürünlerini konar göçer toplumlar aracılığı ile elde etmişlerdir. Karşılıklı ihtiyaç giderme işlemleri iki tarafın da faydası gözetilerek gerçekleşmiştir.

Geçmişten günümüze insanın günlük yaşamını kolaylaştıran gelişmeler nelerdir?

İnsanın günlük yaşamında kolaylık sağlayan icatları her yeni günde yeni haberler ile duyuruluyor. Geçmişten günümüze kadar uzanan süreç değerlendirildiğinde insan yaşamını kolaylaştıran en önemli 3 icattan bahsedilebilir. Yazının icadı, ateşin icadı ve elektriğin icadı bu 3 başlık içindedir. Yazı olmasa uygarlıklar gelişemez ve asla bugünlere ulaşan bilgi birikimine sahip olunamazdı. Toplumlar doğal koşullarda ve ilkel şartlarda yaşamaya devam ederlerdi. Ateş icat edilmeseydi insanoğlu yeryüzünün hakimi olamaz ve hayvanları kontrol altına alamazdı. Ayıca malzeme üretiminde ve işlenmesinde bu denli gelişim sağlanamaz ve medeniyetler oluşturulamazdı. Elektrik ise modern dünyanın oluşmasını sağladı. Elektriksiz bir toplum yazısız ve ateşsiz bir toplum asla düşünülemez. Elektrik olmasa sanayi de gelişemez ve teknoloji denen kavram ortaya çıkmazdı. Teknolojik aletlerin elektrik ile tasarlanması her şeyi açıklamaktadır.