Neleri yapmaktan hoşlanırsınız?

Neleri yapmaktan hoşlanırsınız? Söyleyiniz

Bir şeyleri yapmaktan hoşlanmak bir çok nedene bağlıdır. Önce onu seviyor muyum ya da gerçekten yapmak istiyor muyum diye düşünmeliyim. Biraz planlı gibi görünse de bu durum aslında mutluluğun giriş kapısı olarak düşünebiliriz. Daha sonra içeri girip hoşlanılan durumlara bakmak daha doğru olacaktır. Bir olguyu düşünceyi yahut herhangi bir durumun bana hoşlanacağım düşüncesiyle dayatılması en baştan bundan sonrası için dünyanın en güzel anı bile olsa beni mutlu etmeyecektir. Yapmaktan hoşlandığın istekler konusunda maalesef dayatmalar öne geçiyor hoşlanılan her ne ise çok da dikkate alınmıyor. Her insan kitap okumayı sevmeyebilir ama araştırma yapmayı sevebilir. Yani yine bir okuma söz konusu ama romanlar sıkıcı geliyo olabilir. Şahsi olarak bahsetmiyorum kalıplaşmış yargılar mevcut ve bu soruya eleştirel yaklaşıyorum ister istemez. Tabi ki kitap okumak da güzeldir ancak kişiye daha çok fayda sağlayacak işler dururken bunu okumazsan olmaz demek yanlıştır diye düşünüyorum. Çok da uzatmadan söyleyim özgür olmaktan hoşlanıyorum. Kendi irademle gerçekleştireceğim eylemler benim hoşuma gidecek beni mutlu edecektir.Bu analmda da işlerimi ona göre düzenliyorum. En çok zevk aldıklarıma yönelip hayattan zevk almanın yollarını deniyorum.Örneğin bulmaca çözmek gibi.

 

 

Evinize yakın yerlerde oturan arkadaşlarınız ile nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Aynı mahallede aynı çevrede büyüdüğünüz arkadaşlarınızla aranız diğer arkadaşlarınıza göre daha samimidir. Sebebi her gün görüşmeniz, görüşmeseniz bile markete, bakkala, okula giderken tesadüfen de olsa birbirinizi görmenizdendir. Benimle aynı binada oturan 3 arkadaşım var. Her gün ödevlerimizi beraber yapıyoruz. Anlamadığımız yerleri birbirimize soruyor açıklarımızı kapatmaya çalışıyoruz. Birbirimize yardım etmeye çalışıyoruz. Annem evde kek yapınca onları da davet ediyorum. Canımız sıkılınca birbirimizi görmeye gidip geliyoruz. Okula beraber gidip geliyoruz, ödevlerimizi bir arada yardımlaşarak yapıyoruz, oyunlar oynuyoruz, kitapları değiştiriyoruz aramızda sırayla okuyoruz. Yaz tatillerinde ara ara sinemaya da gideriz. Yanımızda bir aile büyüğü olur genelde. Site içinde bisiklete bineriz. Mahalleden çok fazla uzaklaşmadan bisiklet ile gezeriz. Bazen yandaki sitenin halı sahasında futbol, basketbol sahasında basket topu ile oynayarak vakit geçiririz.

 

Onlarla keyifli vakit geçiriyorum. Her anımı, mutluluğumu, hüznümü onlarla paylaşmayı seviyorum. Ailelerimiz de aramızdaki arkadaşlığın yıllarca süreceğini, hiç bitmeyeceğini söylüyor. Bizim sayemizde ailelerimiz de görüşüyor. Böylelikle komşuluk hiç bitmiyor. Ailelerimiz de keyifli vakit geçiriyor bizler de kendi aramızda keyifli vakit geçiriyoruz. Hepimiz tek bir aile gibiyiz ve onlar benim en yakın arkadaşlarım.

Dayanışma ve yardımlaşmanın toplum hayatındaki önemini örnekler vererek açıklayınız.

Yardımlaşma ve dayanışma insana çok şey katar. Belki başka birine bir yardımda bulunursunuz ama size kattıklarının farkında olmazsınız. Herkesin kendine göre farklı imkanları var. Kimileri yeterli kalıyor kimileri ise yetersiz. Toplumda yardımlaşma ve dayanışma oldukça toplum birbirine daha bağlı bir hale gelir. Atalarımız ‘ komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir.’ demiştir. Bunu söylemelerinin sebebi yan tarafında, yanı başındaki bir evde sıkıntılar varken onu görmezden gelmemek gerekir. Çünkü bir gün biz de aynı duruma düşebiliriz. Yardımlaşmanın en büyük önemlerinden biri ise tek başına üstesinden gelemeyeceğimiz bazı durumlarda ortak bir fikir, maddiyat ve maneviyat içerisinde sorunları çözebilmektir.  Çevrenizde olup biten olayları gözlemleyin. Yardımlaşma içerisinde olun, dayanışma içerisinde olun. Toplum ancak böyle güçlenir. Örnek olarak şunları yazabiliriz;

 

  • Etrafınızda iyi niyetli olmayan ama her bireyden daha güçlü birini düşünün. Tek tek başa çıkmanız imkansızdır. Bireyler bir araya gelerek, birleşerek dayanışma içinde olarak iyi niyetli olmayan kişinin hakkında gelebilir.
  • Dinimiz İslamiyette komşusu açken tok yatan bizden değildir der. Bir mahallede ihtiyacı olan, yardıma muhtaç insanlar olduğunu düşünün. Onları terketmek mi dışlamakla ne kazanabiliriz? Hiç bir şey ! Ama onlara elimizden geldiği kadar yardım edip toplum ile adaptasyona sokabilirsek toplum daha da güçlenir. Bir elin nesi var iki elin sesi demiş atalarımız.

Okulda arkadaşlarınız ile yardımlaşarak birlikte yaptığınız işlere örnekler veriniz.

Bireyler yardımlaşma ve dayanışmayı ilk olarak okullarda öğrenir. Bir sınıfı paylaşır, bir sırayı, bir kağıdı, bir kalemi…

Herkes aynı şartlarda doğup büyümüyor. Sınıfımızda okul ihtiyaçlarını karşılayamayan bir arkadaşımız vardı. Arkadaşımız için ne yapabiliriz diye düşündük ve konuyu öğretmenimizle de paylaştık. Öncelikle öğretmenimizden derste yardımlaşma ve dayanışma adına bir konuşma yapmasını rica ettik. Öğretmenimiz konuşmayı yaptıktan sonra her gün birimiz o arkadaşımızın sırasına ihtiyacı olan ihtiyaçlarını hediye paketine sarılı olarak sırasına bırakıyorduk. 30 gün boyunca her sabah sırasıyla bu görevi üstlendik. Hem arkadaşımızı utandırmamış olduk hem de ona yardım etmiş olduk. Birine yardım etmek için çok büyük şeyler yapmanıza gerek yok. Mutlu olmayı bilenler küçücük bir şeye bile gülümseyerek kucak açabilirler. Çünkü size gereksiz gibi gelen bir şey ona çok şey ifade ediyor olabilir.

Okulunuzda yapılan sosyal ve kültürel etkinlikleri araştırınız.

Okulunuzda yapılan sosyal ve kültürel etkinlikleri araştırınız. Arkadaşlarınız ve öğretmeninizle paylaşınız.

Günümüzde her okulda sosyal ve kültürel faaliyetlere fazlasıyla yer verilmektedir. Sadece belirli gün ve haftalarda değil öğrencilerin bilinçlenmesi ve sosyalleşmesi adına birçok faaliyet yapılıyor. Bunlardan bazıları, şiir dinletisi, edebiyat gecesi, bilgi yarışmaları gibi sosyal faaliyetler. Örneğin bir öğrenci bu etkinliklerden şiir dinletisinde görev alıyorsa üstlendiği şiiri tanıyor, ezberliyor ve şairini de tanımış oluyor. Belki de bu sosyal faaliyet sayesinde şiirini ezberlediği şaire bir hayranlık duymaya başlayacak ve şiire yönelmesine sebep olacaktır.  Yarışmalarda görev alan öğrenciler bir yandan arkadaşlarıyla keyifli vakit geçirirken bir yandan bilgilerini ve kendini sınayabilir. Bunun sonucunda kazanmanın verdiği özgüven ile daha araştırmacı bir kişiliğe bürünebilir. Edebiyat gecelerinde ise geleneklerimizi, kültürümüzü, tarihimizi daha yakından öğrenme şansına sahip olabilir.

 

Böyle etkinlikler hem kişisel gelişimimizi hızlandırmakta hem de sosyalleşmemize olanak sağlamaktadır.

Belirli gün ve haftalarda, milli bayramlarda okulunuz ya da sınıfınızda aldığınız görevleri söyleyiniz.

Okuldaki Sosyal Etkinliklerimiz Belirli gün ve haftalarda, millî bayramlarda okulunuz ya da sınıfınızda aldığınız görevleri söyleyiniz.

Bir gün öğretmenimiz sınıfa girdi ve milli bayramlarımızı anlattı. Arkasından ise önümüzdeki haftanın 18 Mart olduğunu ve bir tören düzenleneceğini belirtti. Sınıfa görevler veriyordu. Kimine en güzel dizelere sahip anlam yüklü şiirler, kimine makaleler veriyordu. Benim sesim güzeldi. Öğretmenim bana türkü söyleme görevini vermişti. Öğretmenimin bana verdiği türküyü çalışmak üzere internette araştırma yaptım. Ve öğretmenimin bana verdiği ‘ Dağlıca Türküsü’ aslında şehit olan askerlerimize ithafen yazılmış bir türküymüş. Dağlıca’ da şehit düşen 16 askerimiz için…

 

Defalarca okudum türküyü, defalarca tekrar ettim. Hata payım olmaması gerekiyordu. Öyle bir lüksüm yoktu. En mükemmel şekilde okumak istiyordum. O gün geldiğinde sıramı bekledim ve törenin sonunda sıra bana geldi. Başım dik elimde bayrak ile çıktım. Arkadan ney sesini duyduğum an tüylerim diken diken olmuştu. Ama daha dik durdum, tıpkı şehit duran askerlerimiz gibi. İçimden akan hüzünle söyledim türkümü. Bir an bile başımı öne eğmeden, tek bir hata bile yapmadan. Onlara da ancak bu yakışırdı. Şehitler ölmez demişti babam. Onlar aramızdadır her daim.

O günden sonra her 18 Mart’ta görev aldım ve başka bir türkü söyledim onlar için.  Bu bayram bana çok şey öğretmişti, öğretmekle kalmamış kalbime kazınmıştı…

Gökyüzünde uçan bir kuş olsaydınız okulunuzu ve bahçesini yukarıdan nasıl görürdünüz?

Hiç düşündünüz mü her sabah gittiğiniz okula bir kuş olarak gökyüzünden baksaydınız ne görürdünüz? Muhtemelen her sabah gittiğiniz sıkıcı okul size güzel bir manzara gibi gelirdi. Koştuğunuz okul bahçesinin üstünde kanat çırptığınızı hayal edin. Bahçede teneffüsü heyecanla karşılayan, koşuşan çocuklar bir karınca misali görünecekti gözlerinize. Belki eski, belki yeni bir bina ama bir kuş olarak etrafında dönebileceğiniz bir bina. Birbirlerini yakalamaya çalışan çocuklar, belki yazılıdan çıkıp soruları aralarında tartışanlar…

 

Hepsinden ziyade tablonun inceliklerine değil bütününe bakın. Gördüğünüz şey yardımlaşma, dayanışma tablosu olacaktır. Her kültürden her aileden yüzlerce insan… Hepsi bir arada.  Ortak alanları ve kuralları var. Nereden gelmiş olursa olsunlar hepsi bu kuralı saygıyla, sevgiyle uygulayan bireyler. Biraz daha okulun arka taraflarına uçtuğunuzu hayal edin. Belki de ağlayan bir kız göreceksiniz. Az daha uçun. Arkadaşlarını destekleyen birini göreceksiniz. Az daha uçun öğretmenin sevgiyle şefkatle çocuklara yaklaşımını göreceksiniz.

Okul yuvadır, evimizden çok vakit geçirdiğimiz alandır. Geleceğe adım atmamızı sağlayan merdiven basamağıdır. Siz de uçun okulunuzun üstünden özgürce. Belki kuş bakışı size başka bir manzara sunar.

Arkadaşlarınıza en çok hangi zamanlarda ihtiyaç duyarsınız? Neden?

Arkadaş kelimesi nasıl ortaya çıkmıştır bilir misiniz? Eski Türklerde askerler savaşırken arkadan gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı kendini koruyabilmek adına sırtını bir kayaya veya sert bir ağaca yaslayarak ok atarmış. Böylelikle arkadan gelebilecek darbelere karşı kendini koruma altına almış olurmuş. ‘Arka+taş’ günümüze gelene kadar değişime uğrayarak ‘arkadaş’ kelimesine dönüşmüştür. Yani o zamanlarda askerlerin sırtını güvenle dayadıkları arka taş bizim şimdilerde sırtımızı güvenle dayadığımız arkadaştır.

Arkadaş ailedir, birliktir, beraberliktir, zor gününde yanında olandır. Aslında en zor gününde yardıma ihtiyacı oluyor derler arkadaşa. Bence insanın iyi gününde de arkadaşına ihtiyacı vardır. Sebebi ise bir mutluluk, sevinç, heyecan yaşadığında senin mutluluğunu paylaşacak bir insanın olmasıdır. Arkadaş iyi günde de, kötü günde de senin yanında olandır. Arkadaş düştün mü elini uzatıp kaldırandır. Mutluluğuna ortak, derdine derman olandır. İnsan mutluluktan çok derdinde yanında olmasını istiyor arkadaşının. Ağlayacak bir omuz, gözyaşlarını silecek bir el arıyor.

Siz siz olun arkadaşlarınızın kıymetini bilin. Sizde ona birer ‘arka taş’ olun. Onlar da size güvenle sırtını yaslayabilsin.

Aile büyüklerinizin çocukluğu ile ilgili en çok neleri öğrenmek istersiniz?

Bazen büyüklerimizin çocuklara kızdığına şahit oluyoruz. Çok yaramaz olduklarını yakınmalarına şahit oluyoruz. Sizce onlar çocukken nasıldı? Hiç merak ettiniz mi aile büyüklerinizin çocukluğunu? Yaramaz bir çocuk muydu yoksa akıllı sakin bir çocuk mu? Ben derslerine çalışıp çalışmadıklarını çok merak ediyorum mesela. Küçükken meraklı olup olmadıklarını veya arkadaşlarıyla nasıl geçindiklerini merak ediyorum. Düştüklerinde ağlayıp ağlamadıklarını, ilk anne mi baba mı dediklerini, en sevdiği oyunları, yaptıkları yaramazlıkları, annelerini yorup yormadıklarını, okulda sorun çıkarıp çıkarmadıklarını, annesinden veya babasından gizli bir şeyler yapıp yapmadıklarını, öğretmenlerinin sözünü dinleyip dinlemediklerini, küçükken en sevdiği çizgi filmi nasıl heyecanla izlediklerini, en çok hangi oyunları sevdiğini, arkadaşıyla arasındaki bağın nasıl olduğunu çok merak ediyorum. Ya siz? Sizler de aile büyüklerinizin çocukluğunu hayal ederek bazı şeyleri merak ediyor ya da kendinizle kıyaslıyor musunuz? Sanırım ben bunu çok yapıyorum ve bundan büyük bir keyif alıyorum.

Seçmek istediğiniz mesleğin özellikleri nelerdir? Araştırınız.

Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum doktorluk mesleğini özelliklerinden dolayı seçmiştim. Çok araştırmıştım. Kendime ve karakterim en uygun mesleğin bu olduğuna karar vermiştim. Öncelikle doktorların en büyük özelliği soğukkanlı olmalarıdır. Soğukkanlı oldukları için günde yüzlerce insanın hayatını kurtarıyor ve değiştiriyorlar. Fakat bu soğukkanlılıkların yanında samimiyet ve güleryüz sayesinde birçok hastayı da memnun edebiliyorlar. Doktor olmak isteyenlerin yorgunluğu ve uykusuzluğu kabul etmiş olması gerekir. Temposu hiç düşmeyen bir hayatları olacağından enerjilerini hiçbir zaman kaybetmemeleri gerekir. Psikolojik olarak çöküntü yaşayabilirler. Bunun sebebi ise her gün yüzlerce hastanın hikayesini dinlemek ve bu hikayelerin az da olsa  onun ellerine bağlı olduğunu bilerek yaşamak omuzlarına büyük bir yük koyacaktır. Belki de en zor meslek olan doktorluk tıpkı her meslek gibi severek yapıldıktan sonra hayatınızı değiştirecek mesleklerden sadece biridir. Eğer meslek seçimi yapacaksanız öncelikle kendi kriterlerinizi belirleyin. Kriterlerinize uyan meslekleri sıralayın ve yavaş yavaş eleyin. Sizi en çok mutlu edecek mesleği seçin. Çünkü siz işinizi severek yaparsanız, mutluluğunuz insanlara da yansır ve hayat biraz daha güzelleşir.