Sizce çok fakir birisi başkalarına nasıl iyilik yapabilir?

Sizce çok fakir birisi başkalarına nasıl iyilik yapabilir? Görüşlerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

İyilik yapmak sadece zenginlere ait bir meziyet değildir. Maddi durumu ne olursa olsun her insan imkanı dahilinde iyilik yapma imkanına sahiptir. Hiç kimse mal varlığının azlığını bahane ederek iyilik yapmaktan mustağni olduğunu öne süremez. İyilik yapmak gönül işidir. Gönlü zengin olan kişinin de maddiyata ihtiyacı yoktur. İyilik yapmakta ilk esas olan şey niyettir. Siz niyetinize iyiliği koyduğunuzda bunu gerçekleştirmek için fırsat bulabileceksiniz. Bir çocuğa edeceğiniz ufak bir gülümseme sizin cebinizden beş kuruş dahi götürmeyecektir.

 

Psikolojik olarak çok yıpranmış arkadaşınızın ya da tanıdığınızın yanında olup ona destek olmak para karşılığında olmayacak bir iyiliktir. Sabahları tanıdık tanımadık gördüğünüz herkese selam verip gülümsemek, çalışan kapı komşunuzun çocuğunu emanet bilip ona bakmak, markette gördüğünüz yaşlı amcanın ağır poşetleri taşımasına yardımcı olmak, gönüllü olarak çalışılabilecek sivil toplum kuruluşlarında yer almak, yemeğinizden kalan artıkları sokak hayvanlarına vermek, cami gibi yerleri gönüllülükle temizlemek, huzurevlerindeki yaşlıları ziyaret etmek, hastanedeki hastalara şifa temennisinde bulunmak, yardım etmek istiyenlere ihtiyaç sahiplerini belirlemesin yardımcı olmak, hayvanlara zarar veren plastikleri gönüllü olarak çevre temizliği yapmak, gibi örneklerini çoğaltabileceğimiz iyilik hareketleriyle sıfır maliyetle insanlara faydalı olabilmek mümkündür.

 

Şöyle düşünelim bizim dinimiz insanlara mazarrat veren yoldaki taşı kaldırmayı dahi sadaka olarak görür infak edemiyorsan şayet malınla imkanlarından infak edebilirsin. Yeter ki iyilik yapmak istesin insan bunun için bir sürü fırsat var.

Birine yardım ederken ve birinden yardım alırken neler hissedersiniz?

Birine yardım ederken ve birinden yardım alırken neler hissedersiniz? Arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Birine yardım ederken  mutlu olurum çünkü birisine ya da birilerine faydalı olma fikri insana iyi gelir. İnsanların mutluluğun sebebi olmak insana huzur veren vicdanını okşayan bir durumdur. Varoluşun en güzel hedeflerinden biridir. İhtiyacı olanlara yardım etmek erdemlerin en güzelidir. Gün gelip bu erdeme bizim de ihtiyacımız olabileceğini unutmamamız gerekir. Yardımcı olmak nezaketin ve  toplumsal dayanışmanın topluma yansımış halidir. Eğer toplumda kalıcı iyilik hareketi oluşturmak istiyorsak birisine yardım etmekle başlayabiliriz.

 

Yardım edilmiş bir insanda imkanı olunca başkasına yardımda bulunma ihtiyacı hisseder çünkü yardıma ihtiyacı olan insanlarla empati kurabilir hale gelir. İyilik, güzellik dediğimiz şey kar topunun oluşması gibidir. Siz bir taneyle başlatırsınız ve toplumda karşılığı domino etkisi yapabilir çünkü biz biliyoruz ki güzellikler paylaştıkça çoğalır. Hem Allahu tealanın vaadidir ki kim ki bir Müslümanın sıkıntısını giderirse kıyamet günü Allahu teala da onun sıkıntılarını giderecektir. Sorunun devamının cevabı, kendim başkasından yardım aldığımda da mutlu olurum çünkü önemsenmiş hissederim. Bu hayatta yalnız olmadığımı anlarım. Zor durumda olduğumda beni düşenen insanların varlığı bana güven verir. Bana yardımda bulunan insanlara gerçekten içlerinden isteyerek yaptıysalar kibirden uzaksalar minnettarlık duyarım. Bu dünyada güzel insanların varlığına iyiliğe olan inancım artar. Hem Allahu tealanın vaadidir ki kim ki bir Müslümanın sıkıntısını giderirse kıyamet günü Allahu teala da onun sıkıntılarını giderecektir.

Bencil her yerde yalnızdır sözü hakkındaki düşünceler

Bencil her yerde yalnızdır sözü hakkındaki düşüncelerinizi defterinize yazınız.

 

Bencil insan her yerde kendi menfaatini düşünen fedakarlık ve vefanın ne demek olduğunu bilmeyen insan türüdür. Bu tür insanlar benmerkezcidirler.Bencil insan “öteki”yle iletişime geçtiğinde önceliği hep kendisidir. Oysa insan ilişkileri paylaşma ve fedakarlık üzerine kurulur çünkü sevgi paylaştıkça çoğalır, üzüntü paylaştıkça azalır. Benciller her zaman almayı ister hiç bir şekilde vermeyi reddederler. Tek taraflı bir fedakarlık diğer insanda kullanılmışlık hissi yaratacağından karşı taraf bu ilişkiyi sonlandırmak isteyecektir. İnsanlar sevgilerinden ya da fedakarlıklarında bir karşılık bulamayacağından ilişkiye son vermek isteyeceklerdir. Böylece benciller her zaman ve her yerde yalnız kalmaya mahkum kalacaktır.

 

Bireyselliğin ön plana çıktığı modern çağımızda insanlar bireysellikle beraber bencillikleri de arttı. Empati,isar, diğergamlık(özgeci) gibi kavramlar unutulmaya başlandı. Oysa bizim kültürümüzde kendinden önce başka insanları düşünmek  vardır. Bu kelimelerin varlığı bu düşüncelerin bir zamanlar asl olan duygular olduğunun da kanıtıdır.Diğergam ve isar gibi mükemmel bir anlayış tarzını bencil insanların anlaması mümkün olamaz. Diğergam Farsça bir kelime olup kişinin kendi yararından önce başkasının menfaatini gözeten kişi anlamına gelir. İsar ise cömertliğin zirvesi sayılabilecek bir ahlaktır. Cömertlik kendi malının insanın kendisine lazım olmayanından vermek ise isar kendine lazım olup başkasına lazım malından verilmesi demektir. Oysa bencil insan isteklerinin karşılanmasını sürekli karşı taraftan bekler. Bencillik insanı mutlu etmez çünkü bencil ahlakına sahip bir insan eninde sonunda yalnız kalmaya mahkumdur .

El el ile, değirmen yel ile deyimiyle anlatılmak istenen nedir?

El el ile, değirmen yel ile deyimiyle anlatılmak istenen nedir? Araştırarak arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

“El el ile, değirmen yel ile.” deyimiyle anlatılmak istenen  ana tema şudur: İnsan dediğimiz varlık tek başına yaşayamaz. İnsanoğlu kendisinde olmayanı başkasıyla kapatır. Bir insanın bütün ihtiyaçlarını kendi başına karşılayabilmesi mümkün değildir. Şöyle düşünün bir insanın hem doktor hem öğretmen hem mimar hem polis hem çiftçi hem işçi hem de imam olması mümkün değildir. Toplumun bir arada yaşamasının nedeni tabiri caizse sessiz anlaşma yapmasıdır. Anlaşmadan kasıt gerçek bir anlaşmadan bahsetmiyoruz insanlar eksiklerini başka insanlarla aynı yerlerde yaşayarak karşılar. Toplum birlikte hoşgörü ve anlayışla yaşamalıdır.Toplum bir insan vücudu gibidir ya da fabrika gibidir.

 

Toplumun bir kısmı yönetim de bir kısmı güvenikte bir kısmı sağlıkta bir kısmı eğitim de bir kısmı hizmet sektöründe  çalışır. Bu fabrikanın önemsiz parçası yoktur. Her parçanın bir görevi vardır. Bir vidanın bile yokluğu düzenin bozulmasına yol açar. Düzen söz konusu olduğunda bütünlük esastır. Bu deyimdeki benzetme de ikinci kısımdır. Bir değirmenin çalışması rüzgarsız olamayacağı gibi insanın da insansız olamayacağını söyler. Başarı için insanların birbirlerine mecbur olduğunu anlatmaktadır. Yelsiz değirmenin bir manası olamayacağı gibi insanın da insansız bir manası olmayacaktır.

Ömür ve ecel kavramları arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

Ömür ve ecel kavramları arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

 

Ecel kavramı sözlük manası  daha önceden belirlenmiş zaman demektir. Dini terim olarak da insan ya da diğer canlılar için Allahu tealanın belirlemiş olduğu yaşam süresidir. Bu sürenin bitimini hayatın ne zaman son bulacağını ifade eder. Ecel sadece anladığımız anlamda canlılar için değildir. Toplumlarında bir eceli vardır. Yani toplumların da birlikteliğinin bittiği ecelleri olur.Ecel konusu her canlı ve kavram için bir tanedir. Nasıl ki insanlar sadece bir kere ölebilirse toplumlar da bir kere mecazi anlamda son bulur. Ecel konusu Allahu tealanın kaza ve kader kavramlarıyla ilgilidir. Can da bir nimettir ve Allahu teala ömür rızkını da belirlediği vakitte sonlandırır.

 

Kuran-ı Kerim’de bunu belirten ayetler de mevcuttur. Ayetler de ecelin ne bir saniye önce gelebileceğini ne de bir saniye gecikebileceğinin mümkün olmadığı geçer. Belirlenen ecel geldiğinde dünya üzerinde hiçbir şeyin erteleyemeceğini belirtir. Ecel katiyetle değişmez. Peki şunu diyebilirsiniz bazı hadislerde sadakanın ömrü uzatacağına dair ifadeler geçer bunu nasıl açıklayabiliriz? El-cevap: Burda bahsedilen ömrün uzaması zaman miktarı konusundaki bir  uzama değildir. Bu zamanın derinliğinin, bereketinin artması anlamındadır.Bu hadisler güzel davranışları teşvik etmek amaçlıdır.Ömrün dertten, hastalık gibi elem durumlarından arınması anlamındadır. Ömür kavramı ise insanoğlunun doğduğu andan vefat ettiği zamana kadar geçen vakite denir. İki kavramın bağlantısı da ömrün belirlenen ecelle bitmesidir. Ömrü olan her varlığın da bir eceli mevcuttur.

Sünnetullah nedir? Örnekler vererek açıklayınız.

Sünnetullah nedir? Örnekler vererek açıklayınız.

 

Allahu Tealanın kainattaki ahengi sağlamak için koyduğu kanunlara Sünnetullah denmektedir. Kısaca “Allah’ın nizamı” da demek mümkündür. Bu dünyanın yaratılışından beri devirdaim düzeni sağlayan kurallar bütünüdür. Sünnetullah sadece kainatın yani alemin mevcudat ve insan arasındaki bağı düzenlemez.

 

Sünnetullah kavramına derin olarak baktığımızda Alem-Mevcudat ilişkisini Alem-İnsan ilişkilerini İnsan-İnsan ilişkilerini en önemlisi İnsan-Allah ilişkisini kapsar. Nedense anlatılanların yüzeyselliğinden dolayı sadece Alem-Mevcudat ilişkisi gibi anlaşılıyor. Sadece evrenin yasaları anlaşılıyor. Örneğin gecenin ardından gündüzün gelmesi, Okyanusların Ay’ın hakeretlerine göre çekilmesi, Yağmurun oluşması, Kar tanelerinin birbirinden farklı yapıda olması, Yer çekimi kanunu, Dünya’nın Ay’a ve Güneş’e olan uzaklığı , Dünya’nın kendi etrafında ve Güneş etrafında dönmesiyle oluşan zaman dilimleri, Hareket kanunları, Canlıların beslenmesi, büyümesi, üremesi, gelişmesi, ölmesi ve biyolojik dengede tabiatta yok olmaları, Dünya’daki su döngüsü, Suyun kaldırma kuvveti, Hayvanlar arasındaki besin zinciri, DNA’nın karmaşık yapısı, maddelerin atomsal yapısı, hücrelerin bölünme şekli, canlıların değişime adaptasyonu gibi birçok örnek vermek mümkündür.

 

Sıra toplumsal yasalara geldiğinde etki-tepkinin asıl paramete olduğunu görüyoruz. Adalet olmayan insan topluluklarında huzurun olmadığını görüyoruz. Ekonomik dağılımda uçurum olan topluklar da hırsızlık olayların fazla olduğunu görüyoruz. Susuzluk ve kuraklık gibi oluşumlarda göç başlıyor. Bu yasalar hareket ve değişim temalıdır. Her hareket bir sonuca ve değişeme yol açmaktadır.Bunlar kendiliğinden var olmuyor çünkü Allah her an bu değişimi yaratmaktadır.

Tevekkül ne demektir? Örnek vererek açıklayınız.

Tevekkül ne demektir? Örnek vererek açıklayınız.

 

Tevekkül’ün kelime manası vekil kılmaktan gelmektedir. Vekil kılmaktan kasıt da Allahu tealayı yaptığımız işlere ve niyetlere vekil kılmaktır. Bunu daha ayrıntılı açıklamak gerekirse Allahu tealaya teslimiyet göstermek, O’na güvenmek, sadece O’na dayanmak  gibi kavramları bünyesinde barındırır. Tevekkül Allah’a sığınmak ekseninde şekillenir. Bildiğiniz gibi İslam dininin iman esaslarından biri de kaza ve kaderin Allah’tan olduğuna inanmaktır. İnsan bir işe giriştiğinde elinden geleni yapıp kendi payına düşeni gerçekleştirdiğinde geri kalan kısmı Allah’ın yazgısına bırakmalıdır. Kader dediğimiz kavram çok girift yapılıdır. Tevekkülü kader ve kaza inancıyla bağdaştırdık fakat bu demek değildir ki Allah kaderimize ne yazdıysa odur çalışmamıza, emek göstermemize gerek yok asla diyemeyiz. Allah kaderimizi yazarken ezelde bildiği bilgilerle yazar. Yani Allah böyle yazmış diyerek oturduğumuz yerden birşeylerin gerçekleşmesini bekleyemeyiz. Bu en başta Sünnetullah’a ters düşmektedir.

 

Kainatın biyolojik yasalarında bile etki-tepki meselesi varken nasıl oluyor da insan sosyal hayatında yaptıklarının bir karşılığı olmayacağını düşünmemelidir. Biz biliyoruz ki Allahu teala aynı zamanda Kuran-Kerimde insanoğlu için ancak çalıştığı vaadinde bulunuyor. Allahu teala vaadinden dönmez. Oldu ki biz elimizden geleni yaptık ama arızi bir durum meydana geldi ve istediğimiz sonucu alamadık. İnsan bu emeğinin karşılığını ya başka bir yerde görür ya da emeği hedeflediği iş için yeterli değildir. Tevekkül eden insan kendine düşeni yaptığı için gönül rahatlığı vardır. Olmaması konusunda üzülmemeli hayırlara çıkacağına güvenmelidir.

Özgürlük ve sorumluluk kavramları arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

Özgürlük ve sorumluluk kavramları arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

 

Özgürlük sanıldığı gibi sınırı olmayan bir kavram değildir. Özgürlük dediğimiz de insanların zihin dünyasında sanki her şeyi her koşulda yapabileceklerine dahil bir yanılgı düşer. Özgürlük sınırları olan ve beraberinde de sorumluluk getiren bir olgudur. Sorumluluk alabilecek düzeye geldiğinizde ancak özgür olabilirsiniz.

 

Özgürlük, bir insanın hayatında yapmak istediklerini belirli ölçülerde gerçekleştirebilmesidir. İşin içinde insanın iradesi ve arzuları vardır. Sorumluluk dediğimiz de ise yapmak zorunda olduklarımız ve yapmadığımız takdirde de ceza alabileceğimiz davranışlardır, görevlerdir. Bu kavramları iradelerimizin,arzularımızın ve yapmak zorunda olduklarımız, yapmadığımız durumda ceza alabileceğimiz şeylerin kesişimden ortaya özgürlük alanımız çıkar. Kesişim noktası sorumluluğunu alabildiğimiz arzu ve isteklerimizle, irademizle gerçekleştirebilme imkanı sunar. Özün özü özgürlüğü sorumluluk takip eder. Kavramlar arasında doğrusal bir ilişki vardır. Özgürlüğümüz ne kadar artarsa sorumluluğumuz da o kadar artar. Aynı şekilde iradesi ve özgürlüğü elinden alınmış bir kimse sorumluluklarını da gerektiği gibi yerine getiremez.

 

Örneğin akıl ve biyolojik sağlığı yerinde olan insan reşit olduğu zaman evlenebilir. Evlenebilme özgürlüğüne sahiptir fakat eşine karşı sorumluluklarını evliliğin getirdiği sorumlulukları da yerine getirmekle sorumludur. Çocuklarının geçimini sağlamakla, sevgi ihtiyaçlarını karşılamak gibi şeylerle sorumludur. Aynı şekilde ehliyet alma özgürlüğüne sahip olan reşit bir insan trafik kurallarına karşı geldiğinde alacağı cezaları ödemekle sorumludur. Sorumluluk sahibi olamayacak yaşta olursa ya da arızi bir durum söz konusuysa mesela akli olgunluğu yeterli değilse bu özgürlük hakkı ona tanınmayacaktır.

Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık ayetinden ne anlıyorsunuz?

Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık. (Kamer suresi, 49. ayet.) ayetinden ne anlıyorsunuz? Açıklayınız.

 

Bu ayeti iki terim ekseninde anlamak mümkündür. Ayet-i kerimede Allahu Teala yarattığı her şeyi belirli bir vezin yani ölçüyle yarattığını söylüyor. Bu yaratılanlar arasında da düzeni sağlayan bir dengenin varlığından bahsediliyor. Gelelim ayeti anlamak için başvuracağımız kavramlara: Bunlar Adetullah ve Sünnetullah’tır. (الله سنّة) Sünnetullah Allahu tealanın yaratmış olduğu bu evrenin sürekliliğini sağlayabilmesi için tabiatın yaratılışın başlangıcından itibaren koyduğu kanunlara denir. Bu terim Kuran’ı Kerim’de geçen bir terimdir. Terim sadece evren düzenini içermez insan ilişkilerini de kapsayan toplumsal yasaları da içinde barındıran geniş bir düzeni anlatmak için kullanılır. Yaratılmış olan tüm varlık ilişkilerini soyut somut olan bütün ilişkileri adeta bir matematik formülü yapısıyla ortaya koymuş netlikteki düzendir. Bunların bir çoğunu gözle görmek hayatın içinde bizzat yaşamak ve farkına varmak mümkündür. En kısa tanımıyla Allah’u tealanın koymuş olduğu nizam diyebiliriz.

 

Rahman suresi 29.ayeti kerimede de geçtiği gibi Allah her an yaratma halindedir. Yani ayrı bir tecelliden, yeniden ve yeniden bir oluş üstündedir. Allah’u Tealaya nispet edilen bu yaratmanın ve yönetmenin ilk yaratmadan itibaren süregelen uygulamasına işaret eder. Değişmeyen bu nizam evrende göze batmayan ahenk içinde akıp giden bir yapıya sahiptir. Örneğin güneşin doğudan doğup batıdan batmasını kimse yadırgamaz. Bu düzenden vezinden biyolojik evrensel yasalar ilk akla gelen yasalar olsa da Kuran-ı Kerimde geçen kıssalarla sosyal kanunlar ortaya konur. Sosyal kanunlar önceliklidir. Şayet sosyal kanunlar çiğnendiğinde biyolojik yasalar devreye girdiğinde toplumların helaki söz konusu olabilir. Bknz. Kuran-ı Kerimde bahsedilen Hz. Nuh peygamberin kavminin tufanı kavim birçok felaketle helak olduğu anlatılır.

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi… Yukarıdaki dizelerde Kanuni Sultan Süleyman ne anlatmak istemiştir? Yorumlayınız.

 

Bu dizeleri söyleyen Kanuni Sultan Süleyman o dönemler de hasta yatağındayken dile getirmiştir. Bu sözleri hasta olduğu zaman giden sağlığının kıymetini çok geç anladığı için belirtmiştir. Biz insanlar için mutluluk, para, iş gibi önemli şeyler vardır. Hepimiz geçinmek ve güzel bir hayat sürmek için bu önemli şeylere sahip olmalıyız fakat bunlar var olsa da sağlığımız yerinde değil ise bunların pek bir önemi kalmaz. Özetle insan sağlığına sahip olamadıktan sonra diğerlerine sahip olmuş olmaz. Basit gibi gözüken bir burun akıntısında bile biz insanların huzuru kaçıp giderken büyük hastalıklarda ise bunlara sahip olmamızın veya sağlığımızın kıymetini çok geç anlamamızın bir değeri yok.