Ahlaki yozlaşmanın en önemli üç sebebi nedir?

Size göre ahlaki yozlaşmanın en önemli üç sebebi nedir?

 

Ahlaki değerlerin; toplumun, birlik ve beraberlik içinde yaşamasında ne denli öneme sahip olduğu konusunda bilgi sahibi olmuştuk. Öyle ki ahlaki değerlerin toplumun yararına olacağı bilindiği halde, toplumda ki kimi davranışlar ahlaki yozlaşmayı beraberinde getirir. İnsanlar yaşadıkları toplum içerisinde maalesef ahlaki değerleri göz ardı ederek hareket ediyor ve yozlaşmayı sağlıyor. Ancak bu toplumun sürdürülebilirliği açıcından ve o toplumda ki insanların ve nesillerinin açısından kaygı verici. Elbette bu yozlaşmanın nedenleri araştırılıp çözüme kavuşturulmalıdır. Günümüzde bu yozlaşmanın ülkemizde yaşanan boyutuna baktığımızda;

 

*Medeniyet adı altında modernleşmenin art niyetli kullanılması, batı da yaşayan toplulukların hayatlarına özenme ve ahlaki değerler önemsenmeden ahlak dışı tavır ve davranışların ilgi çekici hale getirilerek özendirilmesi,

 

*İslam dininin emir ve yasaklarına uymadan yaşayış süren ve hiçbir inanca bağlı olmayanların çokluğu, İslam’a inanlarınsa Kuran’ı anlayıp hareket etmemesi ve din dışı tavırlar sergilemesi,

 

*Gelişen teknoloji ile birlikte yaşanan modernleşme, ahlaki değerlerin unutulması ve yozlaşması bakımından nedenlerden üçüncüsüdür. Ayrıca İslam dininin mensupları olan insanların din hakkında bilgi ve fikir sahibi olmamaları da bu yozlaşmanın nedenleri arasında yer alır.

Başkalarına yardım ederken nelere dikkat etmeliyiz?

(AYET: “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara suresi, 264. ayet.) )

 

Yukarıdaki ayete göre başkalarına yardım ederken nelere dikkat etmeliyiz? Değerlendiriniz.

 

Yardım etmeyi sevdiğimizi paylaşmıştık. Ancak nasıl yardım edilmesi hususunda konuşmadık. Yukarıda yazılı olan ayette bizlere yardım yaparken dikkat etmemiz gerekenler söyleniyor ki bu çok önemlidir. Hem yaptığımız iyiliğin yerine gelebilmesi hem kendimizi iyi hissedip bu mutluluğu yaşamamız hem de karşı tarafın gerçek manada mutluluğunu sağlayabilmemiz için çok önemli. Öncelikle yaptığımız yardımın yapılmadan önceki ruh halimizi düzeltmeliyiz. İyi niyet etmeli, art niyet aramamalı ve karşılık beklememeliyiz. Sonrasında ayette anlatıldığı üzere;

 

*gösteriş olsun diye iyilik yapmamalıyız,

*yaptığımız iyiliği başa kalkmamalıyız,

*iyilik yaptığımız kimsenin gönlünü kırmamalıyız.

 

Tüm bu nedenler bizlerin iyiliğini boşa çıkaracağı gibi kâfirlerden olabilme tehlikesini de taşımamıza sebep olur. Şiddetli bir yağmurun üzerine yağdığı kayaya benzetilen bu durum, yaptığımız iyiliğin karşısında bir kazancımız olmayacağı gibi zarar edeceğimizden de bahseder. İnsanlara gösteriş olsun diye yardım etmemiz onların gönlünü kırar ve üzer. Kendilerini küçük görmeye ve ezilmeye başlarlar ki bu istenilen bir durum değildir. Hele ki yaptığımız bir iyiliği başa kalkmamız, o kişiye, keşke yardım yapmasaydın bana dedirtmemizden kötü bir his olamaz. Bu hem vicdani sosyal sorumluluğa aykırıdır hem de dini sorumluluğumuza aykırıdır. Aslında şöyle de düşünebiliriz. Bize iyilik yapan birisi bunu gösteriş için yapsa, her yerde bizden bahsedip iyilik yaptığı konuyu anlatsa hoşumuza gider mi? Yahut başımıza kalksa yaptığı iyiliği, gönlümüz kırıp bizi incitse, demez miyiz keşke yardım yapmasaydın diye. Bu nedenledir ki hem ayette bahsedilen hususlara uygun hareket etmeli ve iyilik yaparken dikkat etmeliyiz hem de bizlere yapılmasını istemediğimiz davranışları başkasına yapmamalıyız.

Herhangi bir konuda ihtiyacı olan birine yardım etmek sizde hangi duyguları uyandırır?

Herhangi bir konuda ihtiyacı olan birine yardım etmek sizde hangi duyguları uyandırır?

 

Yardımlaşmak bizlere dinimizin emri olduğu gibi vicdani açıdan da bir sosyal sorumluluktur. İyilik yapmak istiyoruz. Çünkü seviyoruz. En kötümüz bile birisine yardımı dokunduğunda mutlu oluyor. Öyle ki yardım etmenin sadece parayla olmadığını, manevi desteğin bile sağlandığı zamanlar oluyor. Bize de yardım eden oluyor, zor zamanlarımızda. Bizde yardım etmek istiyoruz bu insanlara karşı. Ama illa ki karşılık beklemek için yapmadı onu. Bizde karşılık bekleyerek yardım etmeyelim. Karşılığını Allah’tan bekleyelim. Dini sorumluluğumuz da bunu gerektiriyor çünkü.

 

İyilik yapmamızı Allah emrediyor. Bu emri yerine getirmek te bir ibadet değil mi? Elbette ki onunda sevabının olduğu kesin. Bu haz ve mutluluk birleşince, insan yardımlaşmadan alamıyor kendisini. Ben ilk heyecanlanırım. Sonra içimde bir huzur oluşur. Birde bunu gizli yaptıysam eğer, sadece Allah’ın ve benim bildiğim olması bana dünyanın en büyük hazzı gibi geliyor. Sonrasında ki mutluluğumsa paha biçilemez. Çevremde ki herkesle iyi ilişkiler kurup kendimi çok iyi hissediyorum. Mutluluğumun devamını sağlıyorum ve gece yattığımda huzurla uyuyorum. Çünkü bizler iman ettiğimiz İslam dininde iyiliğin hem bu dünya da hem ahirette karşılıksız kalmayacağını biliyoruz.

Yukarıdaki hadis-i şerife göre aramızda kardeşlik hukukunu bozan durumlar nelerdir?

(HADİS: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir, ona hainlik yapmaz, ona yalan söylemez, onu yüzüstü bırakmaz. Müslümanın ırzı, malı ve kanı saygındır, ona dokunulamaz. Takva, (Allah’a karşı sorumluluk bilinci) işte şuradadır (kalptedir). Müslümanın, Müslüman kardeşini küçük görmesi, kötülük olarak ona yeter.”)

 

Yukarıdaki hadis-i şerife göre aramızda kardeşlik hukukunu bozan durumlar nelerdir? Listeleyiniz.

 

Toplumda sosyal sorumluluklarımızın, örf, adet gibi değerlerimizin yanı sıra yegâne ve öncelik atfettiğimiz bir değerimiz daha vardır. Bu da inançlarımızdır. Bizler Elhamdülillah Müslümanız. Dinimizin emrettiği ve yerine getirmemiz gereken sorumluluklarımız vardır. Dinimizin yeryüzünde yayılmasını sağlayan peygamberimizde toplumsal anlamda dikkat etmemiz gereken sorumluluklardan kardeşlik hukukuna önem vermiş ve bu konuda yukarıda yazılı olan sözü söylemiştir. Yukarıda yazılı olan hadis de bu sorumluluklar maddeler halinde yazılmış ve uygulamamız emredilmiştir. Hadisin genel olarak anlatmak istediği ise kardeşlik hukukunun bozulmasını gerektiren nedenlerden kaçmamızdır. Öyle ki bu hal ve davranışlardan kaçınmaz isek kardeşlik hukukunu bozmuş oluruz. Bu durumu, okuduğumuz hadisten yola çıkarak maddeleyecek olursak şöyle deriz;

 

*Allah’a karşı sorumluluk bilinci ile hareket etmeliyiz,

*Müslümanları kardeşimiz olarak görmeliyiz,*

*Kardeş olarak gördüğümüz tüm Müslümanların malı ve canı saygın olduğundan saygı göstermeliyiz,

*Müslüman kardeşlerimizi küçümsememeliyiz,

*Güven vermeliyiz,

*Yalan söylememeliyiz,

*Hainlik yapmamalıyız,

*Yüzüstü bırakmamalıyız.

 

İşte tüm bu maddeler, Müslümanlar arasında ki kardeşlik hukukunun bozulmaması için uygulanması zorunlu ve gerekli maddelerdir. Bizler bu maddelere uyduğumuz sürece Müslümanları, kardeşimiz olarak görebiliriz. Bunlardan birini dahi ihlal etmemiz bizlerin haksızlığıdır. Bu hukuk ihlal edilmemeli ki İslam’ın güzellikleri geniş coğrafyalarda yer bulsun. Bizler önce kendimizi düzeltmeliyiz ki, sonra başkasının eleştirelim. Bir bakalım kendimize ne kadar güven veriyoruz, bulunduğumuz sosyal çevrede. Ne kadar saygı duyuyoruz Müslüman kardeşlerimize.

Kardeşim diye hitap ettiğiniz arkadaşlarınızın diğerlerinden farkı nedir?

“Kardeşim” diye hitap ettiğiniz arkadaşlarınızın diğerlerinden farkı nedir?

 

Diğer tüm arkadaşlarımıza nazaran daha samimi olduğumuz arkadaşlarımız elbette vardır. Bize daha yakın, bizi daha iyi anlayan ve dertleştiğimiz kimseler. Onlara genelde ‘kardeşim’ diye hitap ederiz.  Diğer arkadaşlarımızla elbette farkı vardır ki onlara kardeşim deriz. Kardeş yerine koyarız bir nevi. Aile efradından herhangi biri ile konuşmadığımız veya konuşmayacağımız bir konuyu onlarla konuşur, içimizi döker, rahatlarız. Onlar; bizi anlar, dinler. Yeri geldiğinde hak verir. Yeri geldiğinde eleştirir. Ancak onlar bizim canımız ciğerimizdir. Diğer arkadaşlarımızla da oynarız, konuşuruz gezeriz belki ama isimleri ile hitap etmeyi daha hayırlı görürüz. Bizim gibi düşünmüyor olmaları değil mesele.

 

Yakınlık, hissiyat meselesi. Yani samimi olup kardeşim dediğin kişi seninle aynı düşünmüyor olabilir. Hataları da olabilir. Ancak bu onu bağlar. Sen söyler çekilirsin. Sonrasında yine devam eder samimiyet. Diğer arkadaşlıklar öyle değildir ki. Bir söylersen bin ah işitirsin. Yakınlık olmadığından, art niyeti damgası yersin birde üstüne. Alınır insanlar, küserler ve kalpleri kırılır. Hâlbuki sen kötü bir şey dememişsindir. Onun iyiliği için bir durumu belirtmişsindir. Ancak o bunu anlamaz. Anlatmak istediğim bu işte, arada ki bağ. Birbirine bağlar aynı ruh, insanları. Farklıysan hem sen rahatsız olursun o ortamda hem onlar. İstemez, istenmezsin. Bütün her şey bundan ibarettir.

Yakın bir arkadaşınızla bir başkası arasında çıkan anlaşmazlıkta haksız olan arkadaşınız olsa nasıl davranırsınız?

Yakın bir arkadaşınızla bir başkası arasında çıkan anlaşmazlıkta haksız olan arkadaşınız olsa nasıl davranırsınız?

 

Sosyal çevrede samimi olan arkadaşlarımızın hakkını gözetmek isteriz. Kimse bağlı olduğu gruba veya kişilere zarar verecek nitelikte davranılmasını istemez. Çünkü onlarda bizler için aynını düşünür. Birde bu samimi arkadaşlarımızla dertleşir, diğer arkadaşlıklardan daha fazla bir yakınlık kurarız. Anlattıkları olayları dinler hatalı oldukları yerlerde, ama burada hatalısın deriz. Çünkü gerçek dostluk bunu gerektirir. Masum olduğunda destek veriyorsak hatalı olduğunda da söylemeliyiz.

 

Dost acı söyler atasözünün gereği yerine getirilmelidir. Acı da olsa gerçekleri söylememiz, onların kendilerini haklı görüp daha büyük hatalara yol açmasının da önüne geçecektir. Eğer ki ben haksız bir durumda haklı olduğumu ifade edip arkadaşlarımdan onay bekliyorsam onlarda bu şekilde davransınlar. Kimse beni yüceltmek veya benimle iyi olmak için açığımı kapatmasın. Yahut görmezden gelmesin. Bu bana yapacağı destek değildir. Bu şekilde ancak zarar verilir.

 

Birde samimi arkadaşımız çıkan bir anlaşmazlık sonucu haksız da olsa adaletli davranır doğruyu söylerim. Eğer ki beni hakem tayin etmişlerse zaten kesin söylerim. Çünkü başkası veya samimi haklı haksız durumu söz konusu ise fark etmez. Doğru neyse o uygulanır. Herkesin farklı fikri olabilir. Ona saygı duyarım. Ancak doğru tektir. İki farklı doğru olması mümkün değildir.

Barış içinde yaşamak sizce nasıl sağlanır?

Barış içinde yaşamak sizce nasıl sağlanır?

 

İçinde bulunduğumuz zamanda kavgaların ve savaşların yoğunlukta olduğu, kimsenin kimseyi anlamadığı ortada. Bizler bu kavgaların ve savaşların bitmesini elbette çok istiyoruz. Ölen onlarca çocuk, aç kalan insanlar ve çaresiz anneleri gördükçe vicdanımız kan ağlıyor. Çaresiz kaldığımız bu zamanda devletler ve insanlar çıkarlarını gözettiğini söyleyerek kendilerince haklı sebepleri öne sürüyor. Bence bir devletin veya kişinin haklılığı bu şekilde ölçülmemeli. Barış çerçevesinde gelişmeli her anlaşmazlık.

 

Konuşulmalı, istişare edilmeli. Şunu anlarım, ortada bir terör örgütü vardır ve haklı olmadığı, amacının sadece insanları öldürmek olduğu gün gibi aşikârdır. İşte bu yapılanma sonuna kadar kurutulmalıdır. Ama ikili ilişkilerde sosyal çevremizde yaşadığımız sorunlar konusunda barış dili çok önemlidir. İnsanlarla küs olmamız bir sonuç doğurmayacağı gibi bizim sadece zararımızadır. Bizler bu tip ilişkilerde kendimizi savunup koruduğumuzu söylesek de bir fayda sağlayamayız. Olaya birde zıt düşündüğümüz kişi tarafından bakmalıyız. Anlamak için çaba harcamalı ve önce dinleyip tahammül edebilmeliyiz. Haksız olduğumuzu bilmek bizi sinirlendirmemeli, aksine sakin ve sabırlı olmalıyız. Hata kabul etmemek ve inatla zıtlaşmak bir çözüm yolu olmadığı gibi barıştan tamamen uzak olacağımız gerçeğidir. İnsanlar bu örneklerde olduğu gibi davranırsa barış mümkün olabilir. Hem küs olmak için hiçbir sebep yoktur ki konuşulup anlaşılmasın.

Emniyet ve güveni bozan durumlar nelerdir?

Emniyet ve güveni bozan durumlar nelerdir? Yazınız.

 

Günlük hayatımızda sık sık karşılaştığımız durumlardan olumsuz olanları sormuşsunuz. Bizde anlatalım. İnsanlar kendilerini ve ailelerini korumaya almayı ister. Bir nevi sahiplenme duygusu da diyebiliriz bunun için. Sahiplenmek insanın doğasında var. Her insan kendisini ve ailesini sahiplenir.  Ancak öyle durumlar vardır ki şaşkınlıkla izleriz. Hatta korkarız yahut cesur davranıp olayın üstüne gideriz. Bizlerde duygu yoğunluğu yaşatan bu sebepler emniyet ve güvenimizi bozan durumlardır.

 

İnsanlara karşı kendimizi emniyete alırız ki bize zararları dokunmasın. Nasıl mı? Zararlı görünen insanlardan uzak durup araya mesafe koyarak. Ancak bu insanların sadece bize zarar vermek dışında hiçbir amaçla yaklaşmayıp samimiyet kurması emniyetimizin bozulduğunu gösterir. Güvenin bozulması ise daha farklıdır. Hiç beklemediğimiz bir kişiden beklenmedik bir şekilde olumsuz tepki almamız, ona olan güvenin bitmesini sağlar. Her iki durumda da insanların tavır ve davranışına göre şekillendiğimiz görülüyor. Bizlere olan tavır ve davranışların şekillenmesini eğer olumlu yönde istiyorsak bu penceren bakıp insanların emniyetini tehlikeye sokmamalı onlar için zarar verme çabasına girmemeliyiz.

 

Ek olarak yine insanların bize olan tavır ve tutumları iyi yönde olsun istiyorsak onlara güven aşılamalı, verdiğimiz sözleri yerine getirmeli ve muhabbetimiz o kişiyle ne kadarsa o kadar samimi olmalıyız. Fazlası insanları tedirgin edeceği gibi kıracaktır da. Kalplerin kırılmasını kendimizden pay biçerek düşünmeliyiz. Kendi kalbimizin kırıldığında yaşadığımızı bir başkası da biz onun kalbini kırdığımız için yaşayacaktır.

Kendinizi en çok nerede güvende hissediyorsunuz? Neden?

Kendinizi en çok nerede güvende hissediyorsunuz? Niçin?

 

Güven kavramı bizler için anlam ifade ediyor mu bunu bir düşünmeliyiz. Çünkü günümüzde insanlar körü körüne bağlılıkla doğru yanlış demeden tek bir hedefe kilitlenebiliyor. Aslında sadece hedef değil insan ilişkileri de böyle. İnsanlar kendi aralarında ki muhabbete aldanıp zarara uğrayacağı bir kişiye güvenebiliyor. Bunun için öncelikli amaç bilinçli olmaktır. Bilinçsiz yetişen her fert kandırılmaya mahkûmdur. Bunu meşrulaştırmak için demiyorum.

 

Dünya ve içinde bulunduğumuz zaman şartları çok kötü ve acımasız. Herkes bir birini kandırmanın peşinde. Kim daha çok dolandırırsa o kadar saygı görüyor. Yanlış ve hatalı olan ne varsa günümüzde parlatılıyor. Tabi bunların dışında birde güvende hissedebileceğimiz bir ortam olması şartı var. Bence bu ortam, insanın ailesinden başkası değildir. İnsan ailesinin yanında olduğu kadar hiçbir yerde güvende olamaz. Şöyle ki annesi veya babası hatta varsa kardeşleri onun iyiliği dışında onun için bir şey istemez. Kişinin kötülüğü için değil iyiliği ve mutlu olması için çaba harcar aile. Ona gelebilecek tüm zararları karşısına alırda kişiyi savunmasız bırakmaz. Çünkü arada bir kan bağı vardır ve huylar benzer niteliktedir.

 

Konuşmadan bile his yoluyla anlaşabilme esastır. Güven ve huzurun sağlandığı yegâne ortamdır bana göre. Aile ortamında yapılacak sıcak bir sohbet kişiler arasında ki muhabbeti ve sıcaklığı arttıracağı gibi birbirlerine olan güveninde perçinlenmesi gerçekleşir. Seni tehdit eden unsur zor bir durumsa güçlü ve kahraman olarak görülen babaya söylenir. Yardımı istenir. Yahut annesi ile yakınlık kuran bir bireyse annesiyle konuşur, merhamet duygusunun tezahürünü kendinde yansımasını sağlar. Aile bir hazdır. Mutluluktur. Ailesini seven her birey gibi bende kendi ailemi seviyorum.

“Kusursuz dost arayan dostsuz kalır” atasözünün vermek istediği mesaj nedir?

Kusursuz dost arayan dostsuz kalır” atasözünün vermek istediği mesaj sizce nedir?

 

Yaşantımız boyunca çeşitli hatalarla karşılaşabiliyor, benzeri yanlışları bizlerde yapabiliyoruz. Benzeri olması da önemli değil. Her an hataya meyilli bir fıtratımız olduğu için kolayca hata yapabiliyoruz. Kendimizden örnek vermeliyiz ki insanları anlayabilelim. Her farklı insan, farklı düşünüş ve görüşe sahip olabilir. Dünya hayatına farklı bir pencereden bakabilir. Bizler, diğer insanların tam aksine düşünebileceğimiz gibi başka insanlarla aynı fikirde olup tek bir kişiye karşıda farklı düşünebiliriz.

 

Zihinsel bir olay olan düşünme sistemimiz bizden bağımsız bir şekilde hareket ediyor. Algıladığı olayların çerçevesinden önem sırasına göre bizlere sinyaller gönderip düşünmemizi sağlıyor. Çevremizde olsun yahut olmasın insanların farklı düşünüşleri bizlere zarar ve fayda sağlamaz. Biz öncelik olarak kendimizi kontrol etmeliyiz. Hem kusursuz olmadığımız gibi insanlardan da kusursuz olmasını bekleyemeyiz. Bu nedenle atalarımız ‘kusursuz dost arayan dostsuz kalır’ demiştir. Çünkü bizler eğer kusur arasak bir başkası da bizde ki kusurları arar. O bizi eleştirir biz onu. Sonuç olarak ikili bir ilişki imkânsız hale gelir ve iki tarafta dostsuz kalır.