18. yüzyılın başında Osmanlı Devleti’ni hızlı bir biçimde kalyon üretimine sevk eden sebepler neler olabilir?

XVIII. yüzyılın başında Osmanlı Devleti’ni hızlı bir biçimde kalyon üretimine sevk eden sebepler neler olabilir?

 

Osmanlı devleti zamanın şartlarına ayak uydurmanın gerekliliğini fark etmesinden olacak ki uzun yıllar geniş bir coğrafyada hâkimiyetini sürdürdü. Özellikle takip edilen gelişmelerin yanı sıra bilime ve insana verilen değer de bunun göstergesi durumunda. Zamanla dış dünya da yaşanan gelişmeler ve düşman devletlerin uyguladığı yeni taktikler ve bu taktiklerin geliştirmesi Osmanlı devletini bazı önlemler almaya mecbur kılmıştır. Osmanlı devletini Kalyon üretimine sevk eden sebeplerden en önemlisi budur.

 

Venediklerin Girit adası ve Çanakkale kuşatması gibi durumlarda kalyonu kullanması Osmanlı devletinin de kalyonu kullanmaya mecbur bırakmıştır. Ayrıca bir diğer önemli sebep ise denizlerde ki hâkimiyetini güçlü bir şekilde sağlamaktı. Kullanılan kalyonların denizlerde düşman unsurlarına karşı üst düzey bir koruma sağlayacağı gibi gücünün de göstergesi olacaktı.

Aile kurmak, eşlere ne gibi sorumluluklar yükler?

Aile kurmak, eşlere ne gibi sorumluluklar yükler?

 

Bireyler aile olma bilincini ilk önce kendi ailelerinden öğrenir. Yani kendi anne babası nasıl bir davranış sergilemişse bu kişilerin hafızasın da oluşan kalıcı etkiyle Onlarda aynı oranda anne ve babasını örnek alarak davranır. Eğer dağınık ve parçalanmış bir aile ferdiyse aile kavramını çok da önemsemez. Ancak tam bir aile bilinciyle yetişmiş ise hem kendisi sorumluklarının farkında olur hem de ailesini korumak için eşinin sorumluluklarının yerine getirmesi için çabalar. Erkek ve bayan olarak birleşen ve ailenin oluşumu için evlenen çiftlere ayrı ayrı görev ve sorumluluk düşer.

 

Her iki tarafta bu sorumluluklarını gerekirse canları pahasına önemsemeli ve yerine getirmeli ki aile kalıcı olsun. Ailenin dağılmaması ve ayakta durması için çaba harcayan her birey bu sorumlulukları yerine getiriyor demektir. Her iki eşe ayrı ayrı düşen sorumlulukların yanı sıra birlikte yapmaları gereken görevleri de vardır. Örneğin her iki eş öncelikli olarak aile kurumunun devamı için bir evlat dünyaya getirmeli. Sonrasında bu bireyin bakım ve hizmetini eksiksiz yerine getirmeli. Ahlaki ve dini eğitimini de eksik etmemeli. Diğer bir görevleri de birbirlerine karşı saygılı ve ölçülü bir üslupla yaklaşmalı. Saygısını yitiren eşlerin birbirleri ile olan münasebetleri çokta kalıcı değildir. Sevgilerinin devamı için birbirleri ile olan irtibatı kesmemeli, gereken hassasiyet uygulanmalı ve ilgi gösterilmelidir. Gereksiz yere tartışmamalı kendilerini yıpratmamalılar.

 

Ola ki bir kavga hali zuhur etti o zamanda ikisinden birisinin sakin olması gerekli. Sinirine hâkim olamayıp ağzından çıkacağı kelimeleri seçmeden konuşan her eş aile kurumuna zarar verir. Tabi kendilerine oluşan duygusal zarar da cabası. Ortak hareket etmeliler. Birlikte çalışmalılar, hem ev işlerinde hem de mesleki işlerinde. Yanlış anlaşılmasın aynı mesleği yapmak zorunda değiller elbette. Kadın erkek sosyal hayatta ki çalışma eyleminden bahsediyorum. Ekonomiyi birlikte yürütmeliler ki senin paran benim param ayrımı olmasın. Bu örnekler çoğaltılabilir. Bizlerin anlaması gereken tek başımıza bir hiç olduğumuzdur. Eğer ki evli isek eşimiz bizim en büyük dayanağımız ve yardımcımızdır.

Yalnız taş duvar olmaz atasözüyle anlatılmak istenen nedir?

Sizce “Yalnız taş duvar olmaz.” atasözüyle anlatılmak istenen nedir?

 

Bir biri ile benzer nitelikte var olan atasözlerinden biriside budur. ‘Bir elin nesi var, iki elin sesi var’ atasözü de bu durumun bir örneği olarak karşımıza çıkar. Burada asıl anlatılmak istenen şey; kişilerin tek başına yapılan işte faydalı olamayacağı gibi birçok kişi ile yahut yalnız yapılmamak şartı ile yapılan işlerin faydalı olabileceğidir.

 

Her insan kendini sever ve güvenir. Bu durum çokta aşırıya kaçılmadı sürece aslında iyi bir şeydir. Ancak yüksek ego sahibi ve kibirli kimseler en zor anlarında bile kimseden yardım ummadığı gibi zorda kalan insanlarında yardımına koşmazlar. Bu nedenle kibrin ve bencilliğin önüne geçilmesi gereklidir. İnsanlara yardım etmek ve faydalı olmak bizlere vicdani sorumluluktan ziyade var olma bilincimizin gereğidir. İnsan kendi varlığı için bir başkasına yardım eder. Bir de yapılan yardımların kabul edilmemesi söz konusu. Tabi ki buda yanlış.

 

Bizlerin ihtiyacı olduğunda yardım amaçlı uzanan eller çok gerekmedikçe itilmemelidir. Birde tek kişi ile başarılamayacak işler var olabilir yaşantımızda. Bu işleri birkaç arkadaşımızla kolayca halledebiliriz. Bu mümkünken işi olmaza sokup tek başımıza kürek çekmemiz afaki olur. Yapılacak her iş havada kalır. Bir sonuca bağlanmaz. Başarılı olabilsek bile işin hızı arttırıldığı zaman daha çok işlerde başarılı olma ihtimali de yok değil. hal böyleyken birbirimizle olan ilişkilerimizde sıkı bağlar oluşturmalı ve yardımlaşarak oluruna sokmalıyız. Unutmamalıyız ki dünya sadece bizim etrafımızda dönmüyor.

Devletlerin aileyi önemseyen ve koruyan ilkeleri anayasalarına koymalarının sebebi sizce nedir?

Devletlerin aileyi önemseyen ve koruyan ilkeleri anayasalarına koymalarının sebebi sizce nedir? Değerlendiriniz.

 

Toplumu oluşturan en alt birimin adı aile olarak bilinir. Toplumların şekillenmesi, ahlaki ve dini kurallara uymasının gerekliliği ailede verilen eğitimle başlar. Kişinin ilk eğiticisi ailesidir. Sonrasında yaşadığı sosyal çevre ve bu çevrede uyguladığı davranışlardır. Bunların hepsi bir bütün olarak ele alındığında toplumun da eğitim, öğretim konusunda ki seviyesi belirli olur. Toplumlar şekillenirken ailenin etkisinin yanı sıra yaşadığımız çağda kitle etkileşim aracı olan sosyal medya hesaplarıdır. Sosyal çevre, yerini günümüzde daha çok sosyal medyaya bırakmış gözüküyor.

 

Gerçek ama acı olan bu durum bilinse bile önüne geçilmesi şuan için imkânsız görünüyor. Bu uygulamaların kullanımdan kaldırılması şöyle dursun kısmi zamanlı durdurulması dahi toplumda infiale yol açabilecek derece. Devletler de bu gibi gelişmelerin önünü alabilmek adına bazı stratejiler geliştirip uygulamaya koyarlar. Kurulan aile bakanlıkları, toplumun ve ailenin kişi üzerinde ki etkisini olumlu yapabilmek adına çalışmalar yapar. Aileler koruma altına alınır. Yapılan nüfus planlaması da aslında aileyi koruma kanunları arasında yer alır. Elbette ki hayvanlar sevilmeli ve beslenebilmelidir. Ancak gelişen teknoloji çağında yaşadığımız sürede insanlar, evlat edinmek yerine hayvanlara bakmayı daha sevimli görmüşlerdir.

 

Çocukları olmayan ailelerde ufak çaplı tartışmalar dahi ayrılıkla sonuçlanabiliyor. Ailelerin bozulmasının da önüne geçmek için, nüfus planlaması yapılması yoluyla ailelerden en az bir-iki-üç çocuk yapmalarını istemek ve bu konuda teşvikler hazırlamak devletin görevleri dahilinde yer alıyor. Çünkü biliniyor ki aile bozulursa toplumda bozulur. Bozulan toplumda devletin işleyişine etki eder ve yıkılmasına kadar sebep olabilir. Çok dişli bir çark gibi düşünebiliriz bunu. Her diş bir diğer büyük çarkı etkiler. Devletler hem kendi güvenliğini ve sürdürülebilirliğini garanti altına almak ister hem de insanlarının refah seviyesinde yüksek çıtayı yakalayabilmesini. Devletlerin aileleri önemseyen ve koruyan ilkeleri anayasalarına koyma sebepleri bundandır.

Bir insanın yetişebileceği en güvenli ortam neresidir?

Bir insanın yetişebileceği en güvenli ortam neresidir?

 

Gelişim sağladığımız sosyal çevre ve aile hayatımız bizlerin yetişmesi açısından önem arz eden bir konu. Kişi ailesinden aldığı eğitimle yetişirken sosyal çevrenin etkisini de unutmamak gerekir. Bir insanın olumlu yahut olumsuz gelişimini sürdürdüğü yaşantısı boyunca belli etkilerde kaldığı biliniyor.

 

Aile dini ve ahlaki değerleri aşılarken sosyal çevre ise dış dünya ile irtibatını sağlamasında önemli rol oynuyor. Olumlu yönde insanların gelişmesi ve çocuklarımızın eğitimi zamanla kişide kalıcı izler bırakabilir. Bu izler kişinin tüm yaşantısı boyunca karşılaşacağı ölçüde belirleyici olur. Bu nedenle kişinin güvenli bir ortamda yetişmesi temel amaç olarak karşımıza çıkar. Güvenli ortam derken bu aranarak bulunacak bir şey değildir. Yalnız şartları sağlamak bizim elimizdedir. Gerekli olgunluk düzeyinde yetiştirilen insanlar bilinçlendiği kadar tercihlerinde belirleyici olur. Her tercih bir vazgeçiştir sözünü duymuşuzdur. Öyle tabi bizler iyi olanı tercih ettiğimizde kötü olandan vazgeçmişiz demektir. Tercihlerimizi buna göre şekillendirip iyi olana yöneldiğimiz takdirde güvenli ortamı da kendimiz sağlayabiliriz. Ailenin ve sosyal çevrenin görevi elbette mühimdir.

 

Bunun yanında gelişen ve olgunlaşan kişinin kendini korumaya alması ve arkadaşlıklarını ona göre belirlemesi bir seviye daha üstündür. Çünkü aile bireyi ne kadar yetiştirirse yetiştirsin her zaman kişinin yanında yer almaya bilir. Yaşadığı sosyal çevre kişiye kötülüklerden uzak durması gerektiği konusunda ne kadar baskı uygularsa uygulasın kişi gizlice olumsuz davranışlar sergileyebilir. Bu nedenle zihinde oluşturulacak dini ve ahlaki değerlerin üstünlüğü ve uyma zorunluluğu kişinin kendisi için oluşturacağı güvenli ortamın ta kendisidir. Bundan sonra isterse en kötü muhitte en kötü arkadaşlıkları olsun kendini koruyabilir.

Dini ve ahlaki değerlerin sosyal hayattaki önemi nedir?

Dinî ve ahlaki değerlerin sosyal hayattaki önemi nedir? Araştırarak defterinize yazınız.

 

Sosyal hayatta ki davranışlarımızın bir ölçütü ahlaki değerlerse de diğer bir ölçütü de dini değerlerdir. Her ikisi de bir biri ile ilintili olduğu için farklı ele alıp incelememiz mümkün değildir. Dini ve ahlaki değerlerin sosyal hayatımızda ki önemi, bizden tarafa topluma yansıyan güzelliklerin tümüdür. Bizler önem arz etmesi için tabi ki sadece topluma olan yansımasına bakmayız.

 

Bunun yanı sıra birde bize olan ve olacak olan faydalarını düşünüp hareket ederiz. Dini değerlerimize, inançlarımızın penceresinden bakarız ve gereğini yerine getirmeye çalışırız. Dini değerlerimizin bizlerde oluşturduğu ahlaki sorumluluklar, bize dinimizin emri olarak gelmiştir. Biliriz ki bu değerlere bağlı kaldığımız müddetçe sosyal hayatımıza ve ölümden sonra iman ettiğimiz yaşantımızda bize fayda sağlayacaktır. Sosyal hayatta dini ve ahlaki değerlerin bütünü bizlerde; hoşgörü, sevgi, kin gütmeme, adalet, haksızlık etmeme ve kul hakkına girmeme gibi unsurların tümüne sahip olmamızı gerektirir. Bizler bu ahlaki değerler uyarak yaşamaya gayret ederiz ki dünyamız daha yaşanabilir yer haline gelsin.

 

Sosyal hayata etkisi o kadar çoktur ki bu unsurların, insanlar birbirine olan saygısını kaybettiği anda hoşgörülü yaklaşmamız ve anlayışlı bir dille hitap etmemiz sayesinde toplumda oluşmuş yaraların sarılması sağlanır. İnsanlar bir biri ile ilişkilerine bu unsurlar sayesinde değer vermeye başlar ve sıkıntılar, sorunlar en aza indirgenir. Sosyal çevrede oluşacak olan bu hava insanların mutlu yaşamasını sağlayacağı gibi insanların geleceğe dair başarılı olabileceği hedefler koymasında da etkilidir. Bireylerin aralarında ki kavgaların son bulması, anlaşmazlıkların daha da artmadan son bulması, sosyal hayatta ki etkilere örnek olarak gösterilmesi açısından dini ve ahlaki değerlerin önemini hissettirir.

Sosyal hayatı etkileyen ahlaki olumsuzluklar neler olabilir?

Sosyal hayatı etkileyen ahlaki olumsuzluklar nelerdir? Maddeler halinde defterinize yazınız.

 

Bizler günlük yaşantımızda sosyal çevremizle sürekli bir etkileşim halindeyiz. Her an farklı bir konuda farklı bir kişi ile konuşuyor olabiliriz. Günlük hayatımızı etkileyen sosyal çevredeki ilişkilerimiz bizlerin davranışlarının neticesinde ortaya çıkar. Tavır ve davranışlarımızı sergilediğimiz ölçüde toplumda ki statümüz belli olur. İyi veya kötü olan bu davranışların sergilenmesi bizlerin sosyal hayatımızda iyi yahut kötü olarak anılmamızı ve bilinmemizi sağlar. Aile kurumunun bizler üzerinde oluşturduğu etki ile yaşadığımız çevrede ki durumlara karşı nasıl tavır sergilememiz konusunda eğitiliriz. Nasıl davranmamız gerektiğini ve ahlaki çerçeveyi aileden öğreniriz. Ne kadar ahlaki değerlere sahip olursa aile kurumu, bizlerin eğilimi de o yönde olur. Aldığımız ahlaki eğitimlerin iyi yönde olması topluma fayda sağlayacağımız gibi kötü yönde olması da topluma zarar vereceğimiz anlamına gelir. Sosyal hayatımızı etkileyecek olan ahlaki olumsuzluklar aile kurumunun etkisiyle olsa da bizimle de alakalıdır. Sonuçta aileden göremesek de sosyal çevrede ahlaki kuralların birçoğu ile bilinçlenebiliriz.

 

Ahlaki olumsuzluklar maalesef sosyal hayatı da olumsuz yönde etkiler. Konuşurken argo kelimelerle hitap etmemiz karşı tarafta ki insanı inciteceği gibi sosyal ilişki kurmamızın da önüne geçecektir. Ola ki iki tarafta aynı tavrı sergiler bu sefer yapılan sosyal çalışma topluma zarar verecektir. Yine;

 

*büyük-küçük demeden saygısız davranmak,

*alay etmek,

*rencide edici konuşmak,

*bir başkasını dışlamak,

*küfür etmek

 

Gibi örneklerini çoğaltabileceğimiz davranışlar sosyal hayatı etkileyecek olan ahlaki olumsuzluklardır.

Aile kurumunun toplumun ve neslin korunması açısından önemi nedir?

Aile kurumunun toplumun ve neslin korunması açısından önemi nedir? Araştırınız.

 

Aile kavramı genel olarak toplumu oluşturan bir yapıdır. Aile insanların yaşayışlarının şekillendiği, kültürlerinin kendi özlerince benimsendiği ve topluma olan uyumunun sağlandığı yerdir. Olayların ve karşılaşılan zorlukların aynı kan bağı taşıyan kişilerin bir bütün olarak çözdüğü ve birlik ve beraberliğin aileden başladığının bilinmesi gereklidir. İnsan ailede öğrenir, toplumda uygular. Örneğin bir insan konuşmayı önce anne babasının yanında öğrenir. Kendini ifade edebilmesi açısından belirli kurallara uyması gerektiğini anlatan aile bunu toplumda uygularken kişinin dikkat etmesi gerektiğini söyler.

 

Aile bozulursa toplumun yapısı da bozulur. Çünkü toplum aileden aldığı birikimle kendisine yön verir. Aileler bir toplumda ne kadar sağlam ve dayanıklıysa o toplumda aynı seviyede sağlamdır. Bu nedenle toplumun yapısının korunmasının yolu aileden geçer. Aileden süregelen neslin topluma olan etkisi yadsınamaz. Özellikle sonra ki nesiller için aile kurumu koruma etkisini hissettirir. Sonra ki nesiller koruma altına alındığı gibi ahlaki değerler çerçevesinde eğilirler de. Bu şekilde aile kurumunun toplumun ve neslin korunması açısından büyük önem arz ettiğini öğreniriz.

16. yüzyıldan 17. yüzyıla girilirken Osmanlı Devletinin uluslararası siyasi gücünde nasıl değişimler yaşanmış olabilir?

XVI. yüzyıldan XVII. yüzyıla girilirken Osmanlı Devleti’nin uluslararası siyasi gücünde nasıl değişimler yaşanmış olabilir?

 

1. Selim ile başlayan, muhteşem olarak nitelendirilen bu yüzyılda, dünya insanlığının göz kamaştırıcısı olarak görülmesi Osmanlı devletinin en parlak dönemidir. Uluslararası siyasi bir güç haline gelen Osmanlı dünya çapında söz sahibi olmuştur. İnsanlar bu dönemde Osmanlı’yı ilgi ve hayranlıkla takip etmiştir. Bugün dahi adından sıkça söz ettiren bu dönem Osmanlının tarihteki imajının kaynağıdır. Birçok ülke ve devlet bu dönemde vergiye bağlanmış ve savaşmadan Osmanlı egemenliğine boyun eğmiştir. Siyasi anlamda değil sadece askeri ve sosyal anlamda da yapılan çalışmalar Osmanlının bu dönemde ki gücüne güç katmıştır. Sınırlarının genişliği en büyük ölçüde artış sağladığı bu dönemle birlikte rehavete kapılmış olması da muhtemeldir.

Osmanlı kimliği altında yaşayan milletlerin sahip olabileceği avantajlar neler olabilir?

Osmanlı kimliği altında yaşayan milletlerin sahip olabileceği avantajlar neler olabilir?

 

Osmanlı çok uluslu bir devlet olmasının gereğini yerine getirme amaçlı kimi uygulamalar yapmış ve devlet olarak bu yönde siyasetler geliştirmiştir. Tüm halkları aynı çatıda toplama gayesi olan Osmanlı, farklı milletlerin öncelikli olarak dinlerinde özgür olabilmelerini sağlamış ve herkesin birbirine karşı saygı göstermesini sağlamıştır.

 

Farklı inanç ve kültürlerini yaşayan bu insanların; ticaret yapmalarını ve para kazanmalarını, kendi dillerini özgürce konuşabilmelerini, kendi ibadethanelerini yapabilmelerini, sahip oldukları mesleklerini kendi alanlarında uygulayabilmelerini, kanunlar önünde eşit sayılmalarını, çocuklarını kendi ana dillerinde eğitebilmelerini, devlet kademelerinde çalışabilmelerini, mülk sahibi olabilmelerini ve kendi din adamlarını seçme özgürlüğü yaşamalarını sağlamıştır. Bu avantajlar farklı milletlerin bir arada yaşayabilmelerini sağlamış ve Osmanlının merkezi otoritesini güçlü tutmasını başarmıştır.