Macar tarihçi bu sözüyle ne anlatmak istemiştir?

“Osmanlı fetih ve hâkimiyet yöntemlerinin gücü, Osmanlıların değişen jeopolitik koşullar karşısında stratejilerini hızlı şekilde yenilemeleri ve yeni şartlara uygun hâle getirmelerinde yatmaktadır.”

Gabor Agoston (Gabor Agoston)

 

Macar tarihçi bence bu sözüyle Osmanlı’nın monoton, sabit, her zaman aynı taktik ve stratejini uygulayan bir politikası olmadığını anlatıyor. Osmanlı, zamanın ve coğrafi koşullara göre oluşan değişikliğe çok hızlı adapte olarak sürekli kendini yenileyen, yeni stratejiler oluşturan bir anlayış ile başarılı olmuştu.

 

Normalde de başarılı olmanın şartlarından birisi değişen dünya koşullarına hızlıca adapte olabilmektir. Örneğin tarımı düşünelim. Teknolojinin inanılmaz geliştiği zamanımızda hala eski usul tarım yöntemlerini kullanırsanız hem az üretim hem çok maliyet ile batarsınız. Teknolojiye ve modern tarıma ayak uydurabilenler ise tarımda pazar paylarını artırır ve siz ise ayak uyduramadığınız için batarsınız.

 

Değişen dünyada kendinizi değiştiremezseniz yaya kalır ve başarısız olursunuz. İşte Osmanlı bunu 500 yıl önce uygulayabilen, değişen şartlara çok hızlı ayak uydurabilen bir devletti. Ortaya çıkan yeni sorunlara hızlı çözümler üreterek her zaman zirvede olmuştur. Zamanında dünyanın en güçlü devleti, dünyada söz sahibi devlet olmuştur. Bunu ise stratejilerini hızlı yenilemelerine ve değişen şartlara hızlı ayak uydurmalarına borçludur.

Ahi, Yaya ve Müsellemler, Has, Cebelü, Pençik Sistemi Nedir?

Osmanlı Devleti’ne has kelimeler bunlar. Her birinin ayrı ayrı anlamı var. Sırasıyla hepsini 1-2 cümle ile açıklayalım..

 

AHİ NEDİR ?

Ahilik, Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Aslen Horasan kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır.

 

Yaya ve Müsellemler Nedir?

Osmanlı Devleti’nin başlangıçta devamlı ve düzenli bir Osmanlı ordusu yoktu. Eli silah tutan herkes asker sayılır ve gerektiğinde savaşa katılırdı. Ancak bu kuvvetlerin yetersiz kalması üzerine Orhan Bey Dönemi’nde ilk düzenli Osmanlı ordusu kuruldu. Türklerden meydana getirilen bu ordunun atsız askerlerine “yayalar”, atlı askerlerine ise “müsellemler” adı verildi. Yayalar ve müsellemler 15. yüzyılın ortalarına doğru savaştan çekilerek diğer destek kuvvetleriyle birlikte geri hizmetlerinde kullanılmaya başlandı.

 

Has Nedir?

Has, Osmanlı İmparatorluğu’nda geliri 100 bin akçeden fazla dirliklerdir. Padişaha, hanedan üyelerine, veziriazama, beylerbeyine, sancak beyleri ve üst düzey devlet görevlilerine verilirdi.

 

Cebelü Nedir? 

Tımar sahipleri yıllık gelirlerinin ilk 3 bin akçesini kendi geçimleri için ayırırlardı. Buna “Kılıç Hakkı” denirdi. Geri kalan gelirin her 3 bin akçesi için de tam teçhizatlı 1 adet atlı asker yetiştirmek ve gerektiğinde bunlarla birlikte savaşa katılmak zorundaydılar. Bu askere “Cebelü” adı verilirdi. Tımar sahipleri savaşa çağrıldıklarında bu yetiştirdikleri Cebelülerle beraber savaşa giderlerdi.

 

Pençik Sistemi Nedir?

Akıncıların aldıkları Hıristiyan savaş esirlerinden beşte birinin devlete verilmesi ve bunların eğitilerek orduya alınması usulüdür. Pençik oğlanları, önceleri Gelibolu «Acemi Ocağında» gemicilik işlerinde kullanıldı. Daha sonraları belli bir ücret karşılığında Anadolu’da Türk köylülerinin yanına, Türkçe öğrenmek ve Türk gelenek ve göreneklerine göre eğitilmek üzere verilirdi. Türk köylü aileleri içinde eğitilen ve Müslüman yapılanlar, birer akçe yövmiye ile Acemi Ocağına alınırlardı. II. Murat (1421 – 1451) döneminde Devşirme Kanunu çıktıktan sonra pençik sistemi asker alma usulü terkedildi.

Kutadgu Bilig’e göre bilgi insana neler kazandırır ve insanın itibarına etkileri nelerdir?

“Bilgilinin sözü toprak için su gibidir, su verilince yerden nimet çıkar.
Bilgisiz insanın gönlü kumsal gibidir, nehir aksa dolmaz, orada ot ve yem bitmez.
Bilginin kıymetini ancak bilgili bilir, akıla hürmet ise bilgiden dolayıdır.”

Yusuf Has Hacip

 

Bilgi ve bilgili bulunmaz hint kumaşı gibidir. Çok değerlidir. Bilgili kişilerin ağızlarından çıkan sözler değerlendirilebilirse ortaya çok kıymetli şeyler çıkartabilir. Ayrıca insan bu hayatta tecrübeli olduğu kadar az zarar görür. İnsan hayatı ise herşeyi tecrübe edebilecek kadar uzun değildir. Bu sebeple başkalarının tecrübelerini de kendimize tecrübe edinmeliyiz. Başkalarının tecrübeleri konusunda ise mutlaka bilgili insanları seçmeliyiz. Örneğin elimizi ateş koyduğumuzda yanar değil mi? Denedik mi hayır. Büyüklerimizin, bizden daha bilgili insanların ağızlarından çıkan bu uyarı dikkate aldığımız için elimizle ateşe dokunduğumuzda yandığını canımızın acıdığını hissederiz. İşte aynen ateş örneğinde olduğu gibi bilgili insanların ağzından çıkan her bilgi bizim faydamızadır. O sebeple değerlidir.

 

Her şey bir fikirle başlar. Günümüzde önceden icad edilmiş ve şuan kullanmakta olduğumuz her şey bir fikrin sonunda ortaya çıkmıştır. Bilgili insanlarda bizlerin ortaya güzel şeyler çıkartabileceği fikirlerin ana kaynağıdır.  Yukarıda sözde su verilince yerden nimet çıkar kısmı ile bu anlatılmıştır.  Bilgisiz insan sözü ise ne kadar konuşursa konuşsun hiç bir işe yaramaz. Kimseye bir faydası dokunmaz. Anlık gülüp geçilebilecek, incir çekirdeğini bile dolduracak kadar bilgiye sahip olmayan boş boş kelimelerden oluşur bilgisiz insanların ağzından çıkan sözler.

Avrupa başkentlerine giden Osmanlı elçileri görevleri sırasında hazırladıkları raporlarda Avrupa’nın hangi özelliklerinden bahsetmiş olabilir?

Avrupa başkentlerine giden Osmanlı elçileri görevleri sırasında hazırladıkları raporlarda Avrupa’nın hangi özelliklerinden bahsetmiş olabilir? Tartışınız.

 

Osmanlı devletinin elçilerinin Avrupa da geziyor olması ve hazırlanıp sunulan bir raporla orada ki gelişmeleri aktarması devletin çıkarlarına olduğu gibi gelişmesi istenilen toplumunda çıkarınadır. Avrupa konusunda gelişim süreçlerini çok hızlı olduğunu, bunun coğrafi keşiflerle başladığını, aydınlanma çağı evresi ve sanayi inkılabını ve daha nicesini biliyoruz. Bu tar gelişmeleri dönemin sultanı ve ya padişahı da iyi biliyor olacak ki bu gelişmelerden haberdar olmak arzusu ile elçiler göndermiş rapor hazırlanıp kendisine sunulmasını istemiştir. İşte böyle bir dönemde geliştirilmeyi bekleyen devlet yine de kendi içinde ki toplumsal gelişimi gerçekleştiremediği için sadece dışarıdan getirilen bilgilere muhtaç olmuş yine bu bilgilerle yetinmiş bu sayede de koca bir devletin yıkılışı izlenmiştir.

 

Avrupa dan gelen elçiler ise oranın mimarisini, bilimsel ve teknik çalışmalarını, yedikleri yemekleri ve kültürlerini, siyasal anlamda nasıl yönetildiklerini ve bir çok durumu hazırladıkları raporlarla birlikte Padişaha sunmuşlardır. Özellikle halkın sosyal durumunu bahsetmiş olmalılar. Düşünce özgürlüğü, adalet, siyaset gibi bir çok konunun ele alındığı görüşündeyim. Hepsinin aynısının burada uygulanmama sebeplerini iste yetersiz ve eksik görülüyor olması olabilir. Ancak nicedir ki eksik ve yetersiz görünen bu durumları gelişmiş ve çağ atlamış ülkeler gerçekleştirirlerken biz gerçekleştirememişiz. Bu durumların çokluğu kendimizi üstün görme hastalığımız olabilir mi ? Belki de..

Bir devletin çağdaşları arasında geri kalmış olmasının sebepleri neler olabilir?

Bir devletin çağdaşları arasında geri kalmış olmasının sebepleri neler olabilir? Söyleyiniz.

 

Devlet olmanın gereklerini yerine getirmek önemlidir. Yaşanılan gün için değil de daha çok sonra ki zamanlar için plan oluşturma, sonra ki dönemler için hedefler belirleme, yapılan bilimsel ve teknik çalışmalara değer verip önünü açma gibi bir çok durum sayabiliriz. Sanatın gelişiminin bile bir devletin çağdaşları arasında geri kalıp kalmadığını anlamamıza yetecektir. Geri kalmışlığı reddetmek de ayrı bir mesele olup her devlet yöneticisinin kolay kabullenmeyeceği bir durumdur. Bu kabullenmeme daha gerilere gitmeyi tüm millete bunun bedelinin ödetilmesini sağlar. Ekonominin gerilemesi ve siyasi yetersizlik, iç çatışmalar, savaşlar, yönetim içinde ki anlaşmazlıklar da bir devletin çağdaşları arasında geri kalmış olma sebeplerindendir. Bu nedenle kötü yönetimin ekonomiyi bozacağı aşikardır. Ekonomisi kötü olan devletler de geri kalmaya mahkumdur.

 

Eğitimin kötü verilmesi ya da hiç olmayışı da bir devletin geri kalma sebeplerinden. Eğitimsiz bir toplum gelişim gösteremeyeceği gibi yapılan bilimsel ve teknik çalışmalara da katkı sağlayamayacak bu da çağın gerisinde kalmalarına sebep olacaktır. Verilen eğitimin tam manası ile dolu olması gereklidir ki boş bir eğitim süreci de bilimsel bir çalışma olmadan yetersiz kalacaktır. Kısaca sayılan tüm nedenlerin bir biri ile ilintili olduğu, bir birini tetikler nitelikte olduğu ve hep birlikte gelişim gösterdikleri açıktır. Bu nedenle genelinin gelişimi topyekun olmalıdır.

Günümüzde bilimin gelişmesinde Aydınlanma Çağındaki gelişmelerin nasıl bir etkisi olmuştur?

Size göre günümüzde bilimin gelişmesinde Aydınlanma Çağındaki gelişmelerin nasıl bir etkisi olmuştur? Düşüncelerinizi söyleyiniz.

 

Günümüzde bir çok gelişmenin yanı sıra bilimde de bir çok gelişme söz konusu. Tabi bu gelişmeler bir anda gerçekleşmediği gibi temelsiz de oluşmuyor. Temellerinin olması gereken bilimsel çalışmalar gelişim sürecini devam ettirebilir. Aydınlanma çağı da bir çok bilimsel gelişmenin temelini oluşturuyor. Aydınlanma çağı içerisinde bir çok araştırma, icat ve keşifler pozitif bilimin ışığında gerçekleşmiş günümüzün biliminin temellerini oluşturmuştur.  Bilimin ışığının yayıldığı o günlerde kilisenin etkisi gün geçtikçe azalmış ve bilimin önünü tıkayan engeller o dönem içerisinde ortadan kaldırılmıştır. Bilimsel incelemelerin yapılabilmesi deney-gözlem yoluyla yine o dönemlerde ortaya çıkmıştır. Doğa bilimlerinde ki bir çok gelişme günümüz bilimini zenginleştirmiş katkı sunmuştur.

 

Sanayi inkılabının doğması da Aydınlanma çağı sayesinde gerçekleşmiş, aydınlanma çağı içerisinde yapılan bilimsel ve teknik çalışmalar üretimi arttırmış, sanayi inkılabının gerçekleşmesini sağlamıştır. Düşünce sisteminin yeniden oluşturulduğu aydınlanma çağı ile ekonomiye, bilime ve sanatçıya değer verilmiş bu sayede günümüzde ki bu değerlerin kazanılmasına zemin hazırlanmıştır. Bu düşüncelerin özgürce aktarılıp özgürce kendi kendini geliştirme evresi sayesinde günümüz de bilim ve teknik çalışmaların gelişimi hızlanmış sanata ve sanatçıya olan saygı bu sayede artmıştır. Toplumsal yapıda ki tüm bu değişiklikler bilim ve teknik konulara değer verilmesi, sanatın ve sanatçının üstün kimlik oluşturması Aydınlanma çağında ki gelişmelerin günümüzde oluşturduğu etkilerdendir.

Rönesans Döneminde yaşayan bilim insanı ya da sanatçı olsaydınız hangi alanda çalışmalar yapmak isterdiniz.

Rönesans etkilerini öncelikle sanat daha sonra mimari ve kültürel alanlar aracılığıyla göstermiştir. Siz Rönesans Döneminde yaşayan bilim insanı ya da sanatçı olsaydınız hangi alanda çalışmalar yapmak isterdiniz.

 

Rönesans dönemi sanat ve mimari alanlarda olduğu kadar kültürel alanda da yapılan yeniliklerle kendini göstermiş dünyanın yüzünün değişimini sağlamıştır. Bir çok önemli bilim insanı farklı tarzda çalışmalar üretmiş kendi hayal dünyasında ki eserleri ortaya koymaya çalışmışlardır. İtalya’nın içinde bulunan küçük devletçiklerde gelişim sürecine başlayan Rönesans hareketi ilk olarak 15. Yüz yılda karşımıza çıkmaktadır. Avrupa da ise 16 .yüz yılın başlarında yoğunluk oluşturmuştur. Kelime anlamı yeniden doğuş, canlanış olan Rönesans orta çağda skolastik düşünceden sıkılan sanatçıların dini amaçlara hizmet etmenin dışında da sanatın kullanılabileceğini ileri sürmüş bu hareketi başlatmışlardır. Rönesans hareketi dinin insan üzerinde ki etkisini azaltmış bu dönemde doğaya üstünlük kurma düşüncesi çerçevesinde sanatın farklı amaçla kullanabileceği görüşü yayılmıştır.

 

Eğer Rönesans döneminde yaşıyor olsaydım resim alanında çalışmalar yapmak isterdim. Resim çizmeye olan merakım muhteşem çizilen tablolardan geliyor. Her insanın bir merakı olabilir. Benimkisi sadece merak değil aslında. Dahası hayranlık duyma diyebilirim. Hem mimari bir yapı konusunda başarılı olabileceğimi düşünmüyorum. Her insan başarı olabileceği durumları değerlendirmeli. Kişisel görüşüm. Kim ne kadar neye  meyilli ve neyi yapmaktan hoşlanıyorsa onu yapmak için uğraşmalı. Zira başarısızlıklar her insanı üzer.

Yeni ticaret yollarının bulunmasının Osmanlı Devleti’ne etkileri neler olmuştur?

Yeni bulunan ticaret yolları ve yapılan keşifler Osmanlı Devletinden uzak coğrafyalarda gerçekleşmiştir. Yeni ticaret yollarının bulunmasının Osmanlı Devleti’ne etkileri neler olmuştur? Tartışınız.

 

Osmanlı devletinin hüküm sürdüğü coğrafyada ki kaynakların aynı olması farklı kaynak arayışlarının olması gerekliliğini arttırmıştır. Gün geçerek bu kaynakların azalması diğer devletlerin tercihini coğrafi keşiflerin yapıldığı coğrafyaya yöneltmiş, Osmanlı devletinin gelirinin azalmasına neden olmuştur. Sebep-sonuç ilişkisi içerisinde gelişen tarihsel olaylar elbette ki iyi yönünün yanı sıra olumsuz etkilerde doğurmuştur. Doğal kaynakların çokluğu ile yeni ticaret yollarının gelişimi ham madde arayışının farklı coğrafyada sürdürülmesi ekonomik olarak ta Osmanlı devletini zayıflatmış gelişimlerin gerisinde bırakmıştır. Bilim ve teknolojik alanda ki gelişmeleri de takip edememesi bu olumsuzlukları çoğaltmıştır.

 

Coğrafi keşiflerin Osmanlı devletinin gerileme dönemine denk gelmesi bu gerilemeyi hızlandırmış önemli bir ticaret yolu olan ipek yolu bu dönemde değerini yitirmiştir. Ekonomik buhranların ardı arkası kesilmeden gelmesi Osmanlı devletinin çöküşünü hızlandırdığı gibi gelişen dünya düzeninde yer bulamamasına neden olmuştur. Avrupa ülkelerinde gelişen denizcilik faaliyetleri, bilim ve sanayi de ki yenilikler Osmanlı devletinde sağlanamamış siyasi anlamda da kan kaybetmiştir. Tüm bu nedenler dolayısıyla Osmanlı devleti kendini yenileme sürecine girmiş, bir çok reform ve yenilik hareketleri ile açığı kapatmaya çalışmıştır. Ancak bu gelişmeleri yakalayamamış olması Osmanlı devletinin tarihte ki başarısızlığı olarak karşımıza çıkmış bizlere bilim ve sanayinin değerini göstermiştir.

Coğrafi keşifler sonrası dünyaya yayılan yeni bitki türleri olmasaydı hayatımızda neler değişirdi?

Coğrafi keşifler sonrası dünyaya yayılan yeni bitki türleri olmasaydı hayatımızda neler değişirdi? Yazınız.

 

Coğrafi keşiflerin dünyamıza sunduğu imkanlar elbette ki yadsınamaz. Birçok meyve ve sebze bu keşif sonucu ortaya çıkmış çeşitlilik artmıştır. Ham madde üretimi arttığı içinse ekonomik anlamda dünya çapında bir gelişme gösterilmiş yeni ticaret yolları kurulmuştur. İnsan gelişimi için önemli olan besin değeri yüksek meyve ve sebzeler üretilmek için Avrupa ya getirilmiş yemek çeşitliliği artmıştır. Zamanın değişim sürecine zorladığı insanlığın daha çok gelişim gösterecek olması da bir gerçektir. Kimi zaman mucitler veya keşif yapanlar ümitsizleşse de çevresel faktörler onları tekrar ümitlendirmiş bilim ve teknik anlamında kolaylıklarla karşılaşmışlardır. Günümüz içinde bu durum böyledir. Hızla gelişim gösteren teknoloji çağı ürünlerinin her gün farklı bir çeşidini hayatımıza sokmuştur.

 

Kakao, domates, patates ve hindi gerçekleşen coğrafi keşifler sayesinde hayatımızda ki yerini almış bizlere farklı tatlar farklı lezzetler sunmuştur. Bugün hemen her yemeği patates ve domates ile yapıyorsak bunu coğrafi keşiflere borçluyuz. Peki ya bu gelişmeler olmasaydı da bu değişimler gerçekleşmemiş olsaydı ne olurdu? Tas kebabı yiyemezdik mesela. Ya da kahvaltılarımızı menemensiz yapardık. Kahvelerimizin yanında çikolata ikram edilmez hindisiz yıl başı geçirirdik. Bunlar küçük çaplı değişimler gibi gözükse de ekonomik anlamda bu kadar gelişmemiş bir dünya hepimizin imkanlarını elbette ki kısıtlayıcı olacaktır.

Kristof Kolomb gibi denizcilere keşifler için cesaret veren gelişmeler neler olmuştur?

Kristof Kolomb gibi denizcilere keşifler için cesaret veren gelişmeler neler olmuştur? Yazınız.

 

Keşfetmek sizin de dediğiniz gibi cesaret işidir. Ölümlü olabileceğini düşünülen bir yolculuğa kimse çıkmaz istemez. Her keşif dünya insanına daha çok zenginlik katmıştır. Bence öncelikli amaç zengin olma hayalidir. Tarih tek var olan ticaret yollarının bir başka şekilde, farklı başka bir yoldan yapılması için harcanan çaba ve yapılması planlanan keşiflerde buna örnektir. Tarihsel süreçteki gelişmeleri takip edecek olursak ekonomik açıdan gelişim göstermeyi amaçlayan Avrupa devletleri, daha çok bu işin üzerine düşmüştür. Keşfedilecek her zenginliğin kendilerine katacağı değer her anlamda zengin olabilmeleri için gereklidir. Yine o dönemlere gidecek olursak deniz üzerinde yapılan gemilerin daha dayanıklı hale getirilerek ölüm riskinin azalması da bu cesareti arttıracak niteliktedir. Deniz üzerinden ticari faaliyet yürüten ülkeler de ise gelişen denizcilik deneyimleri kendilerine olan güveni arttırmış keşif için çabalar olmuşlardır.

 

Aslında tüm bu olanlar coğrafi keşiflerin yapılması için gereken nedenlerin hazırlanmasından ibarettir. Yani istenilen amaca hizmet etmekte, coğrafi keşiflerin gerçekleşmesi için belirli gelişim süreçlerinin olgunlaşması gerekmektedir. Gemicilik sanatının gelişmesi, pusulanın icadı ve coğrafi bilgilerin çokluğu coğrafi keşifler için gerekli nedenlerdir. Yaşanan tüm teknik ve bilimsel gelişmeler bu amaç için hazırlanan zemine göre şekillenmiştir. Artık zemin hazırlandığın da coğrafi keşiflerin yapılmaması için bir neden kalmayacak tüm çaba bu yöne doğru kayacaktır.