Kroki Nedir?

Kroki Nedir?

Bir konu veya nesnenin, detaylarına inilmeden ve ölçek kullanılmadan, ana hatlarını ve başlıca özelliklerini yansıtacak biçimde hazırlanan taslaklara kroki adı verilmektedir. Yakın çevremizi kağıt üzerinde göstermek, sokağın, mahallenin veya semtin kuşbakışı görünümünü göz kararı küçülterek düzlem üzerine çizmektir. Krokiye ölçek konulmaz, ölçek ile yapılırsa plan veya harita adını alır. Kroki kabataslak çizimlerden oluşur, detay veya ince işçilik gerektirmemektedir. Kullanıldığı yere göre farklı anlamlarda kullanılır.

 

Sosyal Bilgiler İçin Kroki:

Yalnızca kuşbakışı görünüm ile ölçeksiz kabataslak çizilen ve modelin başlıca özelliklerini yansıtan taslaklara kroki adı verilmektedir. Oranlar göz kararı belirlenir. İnce işçilik ile saatlerce uğraşılması gereken bir şey değildir.

Coğrafya İçin Kroki:

Bir yerin kuşbakışı görünümünün ölçeksiz ve kabataslak olarak düzleme aktarılmasıdır. Genelde küçük yerler için kullanılır. Sokaklar, mahalleler veya en fazla semtler bu iş için uygundur. Oranlar göz kararı belirlenerek düzleme aktarılır. Ölçek kullanılarak yapılanı harita olarak adlandırılır.

Yapı-Dekorasyon Terimi Olarak Kroki:

Ölçeksiz çizim anlamına gelmektedir.

Sanat İçin Kroki:

Tasalarnan şeyi not alır gibi ayrıntısız olarak çizmeye kroki denir. Kara kalem çalışmaları örnek verilebilir. Karşıdaki nesne göz kararı belirli bir oranla küçültülür fakat bu küçültmeler asla aynı oranda olmaz, daha sonra düzleme aktarılır. Portrelerde aynı mantık ile çizilse de, onlar kroki değildir çünkü portre çok ayrıntılı çizilen ve ince işçilik gerektiren bir iştir.

Ana hatları ile resmi gösteren, ayrıntıya girmeyen taslaklardır. Kroki bir yapıtın ön çalışması için yapılmış olabilir.

 

 

Kendinizi Hangi Alanda Yetenekli Buluyorsunuz?

Özellikle çocukların ve ergenlerin yanıtlamakta zorlandığı bu soru, aslında yetenekten çok insanın özgüvenini kontrol ediyor. Örneğin bir ev kadınına kendinizi hangi alanda yetenekli buluyorsunuz, diye sorduğunuzda cevap vermekte zorlandığını görürsünüz. Bunun sebebi insanın kendine duyduğu güvensizliktir. Bu özgüven problemi çocuklarda ve gençlerde daha baskındır. Ne kadar bilse de, kendini iyi ifade edemeyeceğini ya da karşı tarafın onu beğenmeyeceği endişesine kapılıp olan yeteneklerini bastırıyor gençler ve çocuklar. Geliştirilebilecek ya da zaten gelişmiş olan yeteneklerini saklamayı tercih ediyorlar daha çok.

 

Örneğin bana yöneltilmiş bu soruyu şu şekilde yanıtlıyorum. Ben makale yazmak konusunda oldukça iyiyim. Ayrıca roman tarzı kitaplar da yazıyorum. Küçüklüğümden beri boş zamanlarımı dolduran ve keyif alarak yaptığım bir uğraş. Kimseye hesap vermeden, kimseyle iletişime geçmeden kolayca yapabiliyorum. Bazen gerçek hayatta dökemediğim duygularımı daha kolay döküyorum ortaya. Kelimelerle dans eden biri olarak, bir yazıyı özgünleştirmekte ve özellikle keyif aldığım konular söz konusu olduğunda uzun uzun yazı yazmakta çok iyiyim. Keyif almadığım konularda da bilgi sahibi olduktan sonra uzun yazılar ortaya çıkarabilirim.

Birisi bana kalk bir yazı yaz da görelim dediğinde, ilk gayem onu beğendirmek değil asla. Tabi ki eksik yanlarımı söyleyebilir, eleştirilere açığım onun sayesinde kendimi geliştirebilirim ama o bana kötü yazıyorsun dedi diye ben kötü yazmıyorum. Yalnızca yazdıklarım ona hitap etmiyor.

 

Duygu Ve Düşüncelerimizi İfade Ederken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Hiç kendinizi doğru ifade edemediğiniz oldu mu? Çoğumuzun ortak problemi olarak hiç olmaması gereken zamanlarda sosyal bir sorun olarak karşımıza çıkan bir durumdur bu. Bazen nasıl bir tepki ile karşılaşacağımızın verdiği korku yüzünden, bazen de belirsizlik  yaşamamız dolayısıyla duygu ve düşüncelerimizi tam olarak ifade edemeyiz. Oysa zorlandığımız veya sıkıldığımız zamanlarda duygularımızı ve hislerimizi karşımızdakilere olduğu gibi aktarmamız en mantıklı olanı olacaktır.

Hepimizin ailemize,yakın arkadaşlarımıza ifadelerimizi aktaramadığımız anlar olmuştur. Ancak içindekileri paylaşmamak kendini dış dünyaya kapatmak bizleri huzursuzluk ve karmaşanın içine doğru sürükler ve bu duygu da sizi sürekli rahatsız eder.

 

Konu her ne olursa olsun karşınızdaki kişilerin yorumunu düşünmeksizin duygu ve düşüncelerinizi olduğu gibi aktarmalıyız. Çünkü aksi bir davranış sergilersek, çoğu zaman söyleyeceklerimizi yanlış söylemiş olacağımızdan ileride problemler yaşamamız kaçınılmazdır. Zamanla göreceksiniz ki, ilk anda tepki aldığınız bu davranışınız zamanla karşınızdaki kişinin size olan güven duygusunu arttıracak ve yalan söylemeyen, olduğu gibi düşünen ve davranan biri olarak tanınacak ve çok şey kazanmış olacaksınız. Ancak böyle durumlarda dikkat edeceğimiz hususlar vardır.

Kendimizi ifade ederken karşımızdaki kişiye bunu uygun bir dille ve anlaşılabilir olarak aktarmalıyız. Kaba ve kırıcı olmadan, kendimizi sakin bir ses tonuyla ifade etmeliyiz. Vücut dilimizi kullanmak da, kendimizi ifade etme konusunda her zaman oldukça önemli bir nokta olmuştur. Cümleler kurarken dikkatimizi bir yere toplayıp sadece o an aktardığımız duygu ve düşüncelerimize odaklanıp, kendimizden emin bir şekilde aktarmalıyız. Ve son olarak ne olursa olsun karşımızdaki insanı kırmaktan uzak durarak, saygılı bir biçimde konuşmamızı devam ettirmeliyiz.

Siz, en çok hangi komşunuzu seviyorsunuz?

Biz ailecek en çok karşı komşumuzu seviyoruz. Bunun sebebi ise, yeri geldiğinde paramızı, yeri geldiğinde paramızdan daha kıymetli evcil hayvanımızı emanet edebilecek bir kapımızın olması.

Ara sıra aile yemekleri düzenlediğimiz, kardeşim okul çıkışlarında bizi evde bulamayınca oraya girdiğinde onu bırakmadan bizi eve sokan biri olduğu için ona minnettarız. Bu zamanda ev alma komşu al, sözünü bizzat dinleyen biri olarak komşumuzun her konuda bize yardımcı olduğunu hatırlatmak istiyorum. Orta yaşlı olan ve ailemizin yarısının teyzesi, yarısının ablası sayılan komşumuz bizden bir yardım istediğinde asla geri çevirmiyor elimizden gelenin en iyisini sağlıyoruz.

 

Maddi durumumuz sıkıştığında bize para verdiği bile oluyor, çünkü biz kalabalık bir aileyiz o ise yalnız yaşıyor, çoluğu çocuğu uzakta olduklarından özellikle kardeşimi ve beni kızı, torunu yerine koyuyor. Akrabalarımızdan daha çok güvendiğimiz ve bir yere giderken evin anahtarını teslim ettiğimiz teyzemiz, evimizdeki evcil hayvanları besliyor, bazen suyunu değiştiriyor hatta bazen biz evde yokken girip yemek hazırlıyor. Evimizin ninesi gibi her işimize koşan teyzemizin bir gün kardeşimin ve benim dağınık yatağımızı topladığına bile şahit olduk.

Bu zamanda böyle komşular var mı, çelişkisine düşenlere cevap: Evet, var. Hem de bizim.

Kardeşim sıkıldığında gidip onun yanında kalmaya bile çekinmezken, günümüz ilişkilerine karşı ona yalnızca komşu demek bizlere ağır geldiğinden, dışarıdan biri sorduğunuzda ailemizin teyzesi olarak tanıtmaktan çekinmiyoruz, çünkü zaten öyle, yine de biz yakın akrabamızmış gibi davranıyoruz.

Sınıfınızda Başkanlık Seçimleri Nasıl Yapılıyor? 

Sınıf başkanları genel olarak sınıflarda kontrolü sağlamak amacıyla seçilir. Sınıfta arkadaşlarına ve öğretmenlerine yardımcı olarak liderlik yapabilecek kişilerden seçilmelidir. Okulun ve sınıfının düzeninden ve arkadaşlarının davranışlarından sorumlu olan öğrencilerdir.Sınıfta oluşabilecek olumsuz davranışlarının önüne geçerek, düzen sağlamalıdırlar.

Başkanlık seçimleri sınıflarda gerçek bir seçim havasında geçmektedir. Aday olacak öğrenciler öncelikle kendilerini arkadaşlarına olumlu bir şekilde tanıtmalı ve yapacağı olumlu gelişme ve değişimleri uygun bir dille aktarmalıdır. Bunu yaparken yalan söylemekten kaçınmalıdır. Adaylar seçimlerden önce kendilerini seçecek olan arkadaşlarına kendilerininin seçilmesi halinde, ne gibi değişikliklerin olacağından bahsetmeli ve onları ikna edebilecek direnci göstermelidir. Öncelikle adayların arkadaşları içerisinde sevilen bir kişilik olmaları, onları bu yarışta ön plana çıkaracaktır. Seçimler gizli oylama sonucu yapılmalıdır ve sonuçlar ise herkesin gözü önünde açılmalıdır.

 

Aday olan öğrenciler kendilerini tanıtma işleminden sonra ayağa kalkar ve sınıf tahtasında oylamayı beklerler. Seçmen öğrenciler kendi tercihleri sonucu istediği adaya oy verirlerr ve oylama işleminin bitmesinin ardından öğrenciler yerlerine oturarak sonuçları beklerler. Görevli seçilen öğrenciler ve sınıf öğretmeni tarafından tarafsızca sayılan oylar sonucu en çok oyu alan öğrenci, sınıf başkanlığı görevine getirilir. Sonuçların açıklanmasının ardından arkadaşları tarafından tebrik edilen sınıf başkanının, bundan sonraki görevi ise arkadaşlarına ve öğretmenlerine verdiği sözleri tutarak devam etmesidir. Bu seçimler bizleri daha küçük yaşlarda demokrasi adına bilinçlendirerek güçlendirmektedir.

Sınıfça bir gezi düzenleseniz, nereye gitmek isterdiniz?

Sınıfça bir gezi düzenleseniz, nereye gitmek isterdiniz? Fikrinizi nasıl ifade ederdiniz?

Sınıfça bir gezi düzenlenecek olsa ve öğretmen tek tek herkese fikrini sorsa, ben arkadaşlarımla birlikte hizmet şartları kötü bir okula gitmek; hatta elimizden geldiği kadar onlara yardım etmek isterdim.

Eski kıyafeti, kitabı, çalışma kitapları, oyuncakları olanların onlarla, olmayanların ellerinden geliyorsa bir miktar parayla, o da yoksa yalnızca onlarla birlikte bir gün geçirmek amacıyla orada bulunmaları ve onların yaşam şartları ile bizimkileri bizzat görerek kıyaslamalarını isterdim. Elindekinin kıymetini asla bilmeyen ve asla kendinden kötü durumlarda olanları görmeyen insanoğluna yapılacak bu tarz şoklar, insanın kendine gelmesine fırsat tanımaktadır.

 

Ben benimkinden daha kötü şartlara sahip bir okula ya da eve gittiğimde kendi kendime yaptığım ilk şey şükretmek oluyor. İnsan elindekiyle şükretmesini bilmeli, aksi takdirde hiçbir zaman tam olarak mutlu olamaz.

Ben kendiminkinden daha kötü şartlarda bir okula gitmek istediğimi, öğretmenim bana veya genel olarak sınıfa fikrini sorduğunda, söz hakkı almak şartıyla ayağa kalkıp kullanabileceğim en doğru üslup ile nedenleri ve sonuçları hakkında bilgiler vererek anlatırım. Öğretmenim kabul etsin veya etmesin, her türlü görüşüne saygılı olduğumu söyleyerek cümlelerimi bitirir ve sonrasında yine onun izni ile yerime otururum. Bir konuşmayı yapmada saygının çok önemli olduğunu bilerek hareket ederim. Fikrimi belirtme özgürlüğüm tabiki var, fakat fikirlerimi saygı çerçevesinde ileteceğimi de aklımdan asla çıkarmam.

Okulunuzda kullandığınız kaynaklar nelerdir?

Biz okulumuz olarak kullandığımız kaynakları verimli kullanmak için elimizden geleni yapmaktayız. Öğretmenlerimiz daha ilk yıllarımızdan bizlere bunları aşılamaktadır. Örneğin açık gördüğümüz çeşmeyi kapatır, gerekli olmadıkça suyu açmaz ve ışıkları söndürürüz.

Okulumuzda kullandığımız kaynaklar, su, toprak, hava, elektrik ve ampuldür. Biz boş bulduğumuz her toprağa fidan ekerek havanın kirlenmesini engelleyen, florasan yerine ampul kullanarak enerji tüketimini en aza indirgeyen, gereksiz gördüğümüz ışıkları kapatan, suları boşuna açmayan ve eğer işimiz yoksa açık gördüğümüz bilgisayarları kapatan çocuklarız.

 

Her okula giden çocuğun olduğu gibi, bizlerin de tabiki bilgisayarlara özel bir zaafı bulunmakta. Bilgisayarları oyun oynamak için çok sık açıp kapatmaktayız fakat okulumuzun belirlediği sürelerde kullanıyoruz ki, hem ders konusunda fazla kafamız dağılmasın ve sorun yaşamayalım, hem de elektrikten tasarruf edelim.

Çoğu okulumuzdan olmayan arkadaşımız ve yakın çevremiz bunu duyduğunda şaşırıyor ve hatta bazen bazıları inanmıyor ama biz bunları gerçekten yapıyoruz. Yapmayanları da yapmaya teşvik ediyoruz. Ayrıca biz bunları yaparken derdimiz faturaların düşük gelmesini sağlamak değil, derdimiz dünyaya daha uzun bir yaşam fırsatı tanımak. Tavsiyemiz her aile çocuğuna bu davranışları aşılasın, hem evlerinde hem de okullarında gösterecekleri tutum psikolojisi ile daha tutumlu ve israftan kaçınan gençler yetişsin.

Özellikle su ve hava gibi yenilenmesi mümkün olmayan kaynaklara daha çok ilgi gösterip, onlar konusunda daha titiz davranmanızı öneriyoruz.

Krokiden nasıl yararlanırız?

Ölçeksiz ve orantısız olarak, detaylara inilmeden, kuşbakışı görünüm ile düzleme aktarılan taslaklara kroki adını veririz.

Kroki inşaat sektöründen film sektörüne kadar her alanda kullanılabilir. Örneğin inşaat sektöründe yapılacak bir alanın önce kabataslak çizimi baz alınır, daha sonra ise o çizimden yola çıkılarak detaylı çizimler yapılır.

Film sektöründe ise, filmin karakterleri önce kabataslak belirlenir, ardından gerçek karakterler bir bir seçilerek film vizyona konulur.

Öğretmenlerimiz evimizin çevresinin görüntüsünü istediğinde çizdiklerimiz birer krokidir, çünkü hiçbir öğrenci ölçek baz alarak harita çizimi yapamaz, bunu ancak bilgisayarlar yapabilir ya da bu konuda uzmanlar, ha bir de tabi kopya çekerek çizmemiş ise.

 

Kroki hayatımızın her kısmında bizlere fayda sağlamaktadır. Bilinenin aksine krokiler yalnızca yerlerin kuşbakışı görüntüsünü kabataslak çizmek işine yaramaz. Bilinen her konunun önce krokisi oluştururulur. Örneğin kitap yazacak bir kadın, önce kitabın konusunu, sonra girişini, ardından kitapta ilk etapta yazacağı konuların bir krokisini hazırlayıp sona uyarlayarak çalışmaktadır, daha sonradan ancak kitap yazma işlemine geçecektir.

Coğrafyanın, inşaat sektörünün, çoğu mesleğin kullandığı bir yöntemdir kroki. Bir işin planı yapılırken, insanlara tanıtmak veya kendi kafasında kurmak amacıyla öncelikle krokisi çizilecek daha sonra işe başlanılacaktır. Direk işe başlamak son derece yanlış olacaktır ve bunu zaten profesyonel çalışanlar bilmekte olduklarından, başlayacakları işin ilk olarak krokisini çıkarıp daha sonra işlerine başlamaktadırlar.

Komşuluk yapmak neden önemlidir?

21. yüzyılda yaşayan bireyler olarak hiçbirimizin asıl komşuluğun ne demek olduğu konusunda bir fikri olmadığını belirtmek istiyorum. Babaannemin ve dedemin yaşadıklarına son derece önem verip, her anlattıklarını dikkatle dinleyen biri olarak söylemeliyim ki, onların yaşadıkları bambaşka bir şeymiş; gerçek komşuluğun ne demek olduğunu yalnızca onlar açıklayabilirler.

Günümüz şartlarına bakılınca, yine çat pat yürütülen komşuluk ilişkilerinin ne kadar gerekli olduğuna değinmek isterim. Bir tuzunuz olmaz, komşudan alırsınız; bir yumurta acil lazımdır, komşunuz verir. Ama asıl önemli olan, siz evde olmadığınızda bile evinizi emanet edebileceğiniz bir kapının olmasıdır.

Komşuluk ilişkilerini sıkı tutmanız her konudan size fayda sağlayacaktır. Örneğin dinen komşulukla ilgili onlarca hadis bulunmaktadır. Bunun dışında şöyle düşünün; bir gün iştesiniz ve işleriniz çok yoğun. Mesai saatinin bitiminde çıkmanız mümkün değil ama servis çocuğunuzu yine aynı saatte kapıya bırakacak ve evinizde hiç kimse yok. Annenizi aradınız açmadı, kayınvalideniz uzakta, dedelerin de çok önemli işleri olması dolayısıyla size yardım edecek bir Allah’ın kulu yok. Aslında var, komşunuzdan eminseniz ve ona sonsuz güveniyorsanız çocuğunuzu emanet edebileceğiniz en iyi yer orası. Hem yönünüzü değiştirmeyeceksiniz, hem de çocuğunuza en az sizin baktığınız gibi bakıldığına emin olacaksınız. İşte komşuluk bu aşamada çok önemlidir, komşunuzla aranız iyiyse ve o iyi, güvenilir biriyse çocuğunuzu emanet etmek için ailenizden önce bile onu arayabilirsiniz. Ne demiş atalarımız, “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.”

Komşularınızla hangi konularda yardımlaşıyorsunuz?

Komşularımızla yardımlaştığımız onlarca şey var. Şimdi sizlere klasik tuz, biber, salatalık yardımlaşmalarından bahsetmeyeceğim. Çünkü bu alışverişler alakasız komşular tarafından da yapılabilecek alışverişler. Benim sizlere bahsedeceğim nokta, gerçek komşuluk ilişkilerindeki yardımlaşma.

Gerçekten dost bildiğiniz, paranızı emanet edebilecek kadar güvendiğiniz bir komşunuz varsa eğer, sırtınız asla yere gelmiyor. Örneğin bizim var. Biz komşumuzla yemek malzemeleri dışında da yardımlaşıyoruz, örneğin kendisi biraz yaşını almış. Yani 65 yaş üstü değil ama yine vardır bir 50-55. Onun bazen temizlik işlerini ben yapıyorum, çünkü o temizlik yaparken bir hayli zorlanıyor. Benim küçük kardeşim okuldan eve geldiğinde, eğer evde kimse yoksa soluğu onda alıyor. Çünkü bir evi bizim evimizse, diğer evinin de orası olduğunu biliyor. Yani komşumuzla kardeşimizi emanet edebilecek kadar da iyi anlaştığımız ortada.

 

Bunun dışında bazı emanetlerimizi ona gözümüz kapalı verebiliyor, verdiğimiz gibi alabiliyoruz. Bu bize kolaylık sağlıyor, örneğin daha geçen gün birkaç günlüğüne bir yere giderken balıklarımızı emanet etmiştik ve onlara gözü gibi bakmış. Biraz sorunlu balıklarımız olması dolayısıyla bakımı biraz diğer balıklara oranla zahmetli olmasına rağmen, balığımızı sağlam ve en az eskisi kadar sağlıklı bulabilmiştik. Bakmayın 50-55 yaşında dediğime, kendisi bazen benden bile genç davranabiliyor.

Böyle bir dünyada, yaşadığımız yüzyılda bizimki kadar iyi bir komşu bulup da aynı böyle rahat yaşayabilen biri varsa helal olsun doğrusu, biz sadece bizimki var sanıyoruz da.