Kaynakların etkili ve verimli kullanılması için neler yapabiliriz?

Kaynakların etkili ve verimli kullanılmasını sağlamak, dünyanın geleceği için çok önemlidir. Kaynaklar verimli kullanılmazlar ise, özellikle su sorunu birkaç yüzyıl içerisinde ortaya çıkıp insanlığı ciddi anlamda tehdit edecektir. Dünya kurumaya başlayacak ve ömrü çabuk tükenecektir.

Bir topluma bir şey kazandırmanın en kolay yolu, kazandırılacak şeyin çocuklara öğretilmesidir. Bu nedenle kaynakların nasıl kullanılacağına dair seminerler hazırlanıp okullarda gösterilmeli, hatta ders müfredatları genişletilmelidir. Tıpkı bir meslek sahibi olmanın ne kadar önemli olduğunu aşılamak gibi, kaynakların etkili ve verimli kullanımının nasıl olduğu da aşılanmalıdır. Bu seminerler ilkokullardan başlanarak ortaokullara, liselere ve hatta üniversitelere kadar taşınmalı, zorunlu katılımlar gerçekleştirmelidir.

 

Bunun dışında ilgili seminerlerin işyerlerinde ve özellikle fabrikalarda da yapılması gerekmektedir. Fabrikalardan atılan çöplerin oluşturduğu müthiş su kirliliği ve bacalarından çıkan dumanların kirlettiği hava dünyanın ömrünü her geçen gün kısaltmaktadır. Fabrikalara bu düzen böyle giderse, gelecekte dünyayı nelerin beklediğinden bahsetmek gerekir. Bacalarına filtre takmalarını zorunlu kılmak, hatta mümkünse bununla ilgili bir yasa çıkarmak mantıklı olacaktır.

Ayrıca fabrikaların ve önemle belirtmek lazımdır ki gemilerin atıklarının denizlere çıkarılması da yasaklanmalı, başka çözümler bulunmalıdır. Su ve hava kirliliği başını alıp giderse küresel ısınma ortaya çıkacak, dünya kötü sonuna doğru hızla yol kat edecektir. Kaynakların etkili ve verimli kullanımına dikkat edilmeli, gereksiz ışıklar söndürülmeli, boşuna su akıtılmamalıdır. Enerji tasarrufu açısından, ampul sistemleri değiştirilmeli gerektiği yerlerde alt yapılar ısınmanın engellenmesi için kontrol edilmelidir.

Kaynaklarımızı daha verimli kullanmak için neler yapabiliriz?

Kaynaklarımızı daha verimli kullanmak için neler yapabilirsiniz? Kaynaklarımızın verimli kullanımı ile ilgili neler yapabiliriz?

Kaynaklarımız doğal kaynaklar ve yapay kaynaklar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Doğal kaynaklarımız yenilenemez, yapay kaynaklarımız ise yenilenebilir kaynaklardır.

Doğal kaynaklarımız Güneş, Su, Petrol, kömür, oksijen, toprak, bitki örtüsü gibi kaynaklardır. Yapay kaynaklarımızın arasında ise santraller, elektrik, barajlar gibi kaynaklar sayılabilir.

Kaynaklarımızı daha verimli kullanmak, kullanımını en aza indirerek daha çok ömür sağlamak için yapmamız gereken belirli şeyler bulunmaktadır. Örneğin ışıkların sürekli açık olmasına gerek yoktur, yalnızca kullanılacağı zamanlarda ışıklar açık kalmalıdır. Ya da bulaşık makinesinin günde hatta bazen iki günde bir çalıştırılması yeterli olacaktır, ekstrası israftır. Diş fırçalarken çeşme akmaya devam etmemelidir, bu son derece gereksizdir.

 

Bunun gibi konularda kaynakların gereksiz kullanımından kaçınılmalıdır. Örneğin akşam karanlığı çökmeden ışık açmak son derece yanlıştır, o ışığın açık olmasına gerek yoktur.

Kaynaklarımız anca israftan kaçınarak verimli kullanılabilir, zorunlu israf edilen durumlarda yine kaynaklar değerlendirilmelidir. Örneğin kullanılmış pis suların arıtıcı ile temizlenerek tekrar kullanımı sağlanırsa suyun ömrü uzayacaktır. Ya da bozulmuş akan bir suyun altına kova konulması, biriken suyun daha sonra tekrar kullanılması, banyo yaparken gereksiz akan suyun durdurulması da kaynakların verimli kullanılmasını sağlayan etkenlerdir. Kaynaklar ancak verimli kullanılırsa, dünyada daha uzun yaşam şansı olacaktır, kaynaklar özellikle de doğal kaynaklar gereksiz tüketilmemeli ve bir sonraki nesile miras bırakılmalıdır.

İyi Bir Komşunun Size Ne Gibi Bir Katkıları Vardır?

Hepimiz iyi komşuluk ilişkilerimiz olmasını arzularız. Çünkü iyi veya kötü gününüzde size en yakın olanlar komşularınızdır. Yardıma ihtiyacınız olduğunda sizi duyan yine komşularınız olacaktır. Hastalandığınızda sıcak bir çorbasıyla sizi ayağa kaldıracak, olanlardır. Evde olmadığınızda yokluğunuzu belli ettirmeyen, kendi evi gibi koruyanlardır. Yok zamanınızda yardıma koşan bir ihtiyacınızda ilk elini uzatan karşılık beklemeden aileniz gibi yaklaşanlardır. Soğuk kış akşamlarında sıcak muhabbetlerle içinizi ısıtanlardır. Yeri geldiğinde ekmeğini paylaşan, yeri geldiğinde yalnız hissettirmeyendir yine komşular.

 

Günümüzün çelik kapılar ardına hapsolmuş, yok olmaya yüz tutmuş komşuluk ilişkilerini değilde, gerçek komşuluk ilişkilerini yaşayabilmek oldukça önemlidir. Ev alma komşu al, derken büyüklerimiz, gerçekten ne kadar önemli bir mesele olduğundan bahsetmişlerdir aslında.

Gecenin bir yarısı evde tuz bittiğinde çekinmeden karşı komşunun ziline basıp isteyebilmek ve karşı dairede adını bile bilmediğiniz insanlardan yardım beklemek arasında büyük bir fark vardır. Onlar yardım etmezler demiyorum, çünkü ederler bu insanlık görevidir ama diğeri komşuluk görevi olarak tanımlanır. Sabahları işe veya okula giderken güler yüzlerle karşılayıp, günaydın, sözcükleriyle mutlu olmak varken, evden çıkarken gene kimseyle karşılaşmadan çıkabilecek miyim diye düşünmek komşuluk mudur?

Eğer ki aynı toplum içinde huzurlu ve mutlu yaşamak istiyorsak,  komşuluk ilişkilerimizde bizim de kendi üzerimize düşen görevleri yapmamız gerekmektedir.

Komşuluk, Türklerde yıllardır süre gelen kuvvetli bir bağdan oluşmaktadır. Biz de bu bağa sahip çıkıp komşularımıza kulak vermeli, onların ihtiyaçlarını duymalı ve görmeliyiz ki, yarın biz de böyle bir durumda kapıdan gelecek olan komşuları bekleyebilelim. İyi bir komşu demek uzun yıllarca huzur içinde yaşamak demek.

Hayalinizdeki Meslek Nedir? Neden?

Küçük yaşlarda başlayan meslek seçimlerimiz, yıllar geçtikçe aklımıza yatan ve mutlu olacağımız mesleği kararlaştırarak şekillenmeye başlar. İlkokulda bizlere hem ailemiz, hem de öğretmenlerimiz tarafından sorulan soru hep aynıydı. Büyüyünce ne olmak istiyorsun?

 

Her öğrencinin kendine göre farklı yanıtlar verdiği bu soruya benim yanıtım her zaman aynı olmuştur ve yıllardır hiç değişmemiştir. Ben hep öğretmen olmak istemişimdir. Bunun sebebi, gelecek nesilin benim avuçlarımda olmasıdır ve vatana millete en hayırlı insanları yetiştirebilme arzumdur. Çoğu akrabanın ve yakın çevrenin genel olarak belirttiği sorun olan atama sorunu ve öğretmen maaşlarının düşük olması gibi problemler, benim için hiçbir zaman sorun olmamıştır.

 

Bir insanın bir hayali olur ve onun uğruna, karşısında hangi engel var olmuş olursa olsun çalışır. Benim engelim buysa, hayalim daha güçlü olduğundan, öğretmen olmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyip, mesleğimi en doğru şekilde kullanarak geleceğe hayırlı evlat yetiştireceğime dair kendime bir söz vermiş ve bu sözü her zaman kendime hatırlatmışımdır. Ben öğretmen olmak ve geleceğe hayırlı evlatlar yetiştirmek için doğmuşum, kendimi başka hiçbir yerde göremiyorum. Yarın öbür gün üniversite sınavından en yüksek puanı alsam dahi, yine gidip okuyacağım meslek öğretmenliktir. Öğrencilerime en iyi bilgileri, en doğru kaynaklar eşliğinde aşılamak asli görevimdir. İşte bu yüzden yıllardır, kimsenin lafına kulak asmadan öğretmen olmak için çabalamaktayım.

Hangi oyuncaklarınızla oynamayı seviyorsunuz? Sizce dedeniz ya da nineniz bu oyuncaklara sahip miydi?

Son yılların çocuklarının olduğu gibi benim çocukluğum da barbie bebekler, uzaktan kumandalı arabalar ve konuşan, ağlayan, acıkan bebekler ile geçti. Bizim de eskiler gibi safinaz bebeklerimiz vardı ama daha gelişmişleriydi.

Benim en sevdiğim oyuncağım bir kız çocuğu olmama rağmen uzaktan kumandalı arabamdı, onunla oynarken eğlenir, onu oradan oraya taşırdım. Ayrıca konuşan, el şaklaması ile oynamaya başlayan dansöz bebekler de favorimdi. Biz onlarla oynarken, bizi görüp içlenen ninelerimiz ve dedelerimizin iç çekişlerini hiç unutamam.

 

Onlar bizler kadar varlıklı hayatlar süremediklerinden, o zamanın bebeklerini dahi alamazlar kendileri dikerlermiş. Elektriğin olmadığını ve gaz lambası ile bebek dikmek için gece yarılarına kadar uğraştıklarını, dünyanın yükü dolayısıyla da onlarla hiç oynayamadıklarını hep anlatırlar.

Bir gün babaannemin, yeni yetme bir kız iken; bulaşık ve çamaşırı elinde yıkadığını duyduğumda çok şaşırmıştım. Bizler bulaşıkları makinaya atmaya üşenirken onlar bir bir ellerinde yıkıyorlarmış. Gerçi elektriğin olmadığını duyduğumda bu kadar şaşırmamış olmam da komik. Babaannem iş yapmaktan evcilik oynamaya bile fırsat bulamadığını, asıl evciliği gerçek manada yaşadığını anlattığında daha küçük olduğum için, inanamamıştım ama şimdi bakınca, yüzündeki kırışıklıklar her şeyi belli ediyor.

Önceden bu teknoloji yokmuş. Belki babaannemin de en sevdiği oyuncak bebekti hatta belki tek oyuncağıydı ama onun bebeği bezden ve kendi elleriyle dikilmişti, benim bebeğim ise başka birinin yaptığı, el şaklatınca şarkı söyleyip oynamaya başlayan bebek.

Ev işlerine yardım etmek size bize neler kazandırır?

Bir kız olarak söylüyorum ki, ailede ev işi yapmak benim başlıca görevimdir. Annem ve babam eve yorgun geldiklerinden, kardeşim de küçük olduğundan okuldan ayırdığım zamanları ev işi yaparak geçirdiğimi buradan ilan etmeliyim, hazır da konusu açılmışken. Tabi ben biraz üşengeç olduğum için ve sürekli yapmaya alıştığım için böyle konuşuyorum, aslında öyle bir şey yok. Ev işi yapmak kadına da erkeğe de fayda sağlıyor. Ama nasıl?

 

Öncelikle çok küçük yaşlarda iş yapmaya başladığımı söyleyemem, başladığımda yine vardım bir 15-16. Yine de küçük sayılır. Mesela o yaşlarımdan önce çok kötü yemek yapardım, şimdi ise çoğu zaman annemden daha iyi yemek yaptığımı iddia ediyorum çünkü babam öyle söylüyor, artık amacı beni şımartmak mı, yoksa gerçekler mi bilemiyorum.

 

İleride kendi evim olduğunda iş yaparken, yapmayanlar kadar üşenmeyeceğim için de şanslıyım. Evin kirini halı altına saklamanın gereksiz ve yanlış olduğunu iş yaparken deneyimledim. Bulaşıkların iki günde bir yıkanmasının yeterli olduğunu, çamaşır makinesini haftada iki kez çalıştırmanın da yeterli olduğunu ev işi yaparken öğrendim. Çamaşırları makinaya atmak sorun değil de, ben kurutma makinesinin yaptığı işi beğenmediğimden ve bir de çok elektrik yaktığından dolayı, kurutma makinasını kullanmıyorum. Çamaşırları asmak, toplamak, ütülemek ve katlamak çamaşır yıkamanın en kötü yanı. Yine annem sağ olsun yardımcı oluyor bana bu konuda.

Yani artık daha bu yaşımdan tüm ev işlerini öğrendim, gelecekte de meyvelerini yerim.

15 Temmuz şehitlerinden biriyle ilgili araştırdığınız yaşam öyküsünü yazınız

15 Temmuz şehitlerinden biriyle ilgili araştırdığınız yaşam öyküsünü yazınız . Arkadaşlarınızla paylaşınız.

7 kardeşin içerisinde büyüyen Ömer Halisdemir çocukluk zamanlarını Niğde’nin Bor ilçesinde bulunan Çukurkuyu beldesinde geçirmiştir. Çukurkuyu beldesinde ilköğrenimini tamamladıktan sonra okuldan arta kalan zamanlarda da çobanlık yapmıştır. Hatice halisdemir ile gerçekleştirmiş olduğu evlilikten Elif Nur ve Doğan Ertuğrul isimlerinde iki tane evlat sahibi olmuştur. Ömer Halisdemir Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çatısında ve Türkiye sınırlarının içerisinde aynı zamanda dışarısında farklı görevlerde yer alarak vatanın müdafaasında bir nefer olarak çalışmıştır. 16 Temmuz 2016’da darbe girişimi esnasında Özel Kuvvetler Komutanlığı’na girmeye çalışan özel kuvvetler komutan yardımcısı Semih Terzi’yi Korgeneral Zekai Aksakallıdan aldığı emir ile göğsünden vurarak öldürmüştür.

 

Tuğgeneral Semih Terzi’nin ölümünden sonra Semih Terzi’nin korumalarından olan Binbaşı Fatih Şahin ve Üsteğmen Mihrali Atmaca tarafından 30 kurşun sıkılarak Ömer Halisdemir şehit edilmiştir.

Ardında eşini ve 2 evladını bırakarak Şehitlik mertebesine ulaşan Ömer Halisdemir darbe yanlısı ve vatana hainlik eden insanlara komutanının emri ile ateş açmış ve vatan sevgisinin karşılığını canıyla ödemiştir. Ömer Halisdemir ‘in şehit edilmesinin ardından memleketi olan Niğde’de ve ülke genelinde Ömer Halis Demir’in hikâyesi vatanını ve milletini seven tüm Türk halkının gururu olmuş. Memleketi Niğde’nin üniversite ismi Niğde Üniversitesi iken anısını yaşatmak adına Ömer Halisdemir Üniversitesi ismini almıştır.

Vatan sevgisi konulu bilgilendirici bir metin yazınız.

Anlamları ile eşleştirdiğiniz kelimeleri kullanarak “vatan sevgisi” konulu bilgilendirici bir metin yazınız. Metne uygun bir başlık ekleyiniz. Kelimeler:  armağan – köşk – heybe – vefalı – değnek – kavruk – konuk

 

Geç gelen Armağan

Uzun yıllar boyunca ülkesinden uzakta yaşamak zorunda kalmış bir adamdı. Öyle bir hasret vardır ki içinde kavruk teni sanki güneşten değil vatan hasretinden ortaya çıkmıştı.

Vatan dediğinde gözleri dolar elindeki değneği 3 kere yere vurup gözünden bir damla yaşı aşağı bırakırdı. Hayır, ağlamazdı içindeki vatan sevgisinden gelirdi o yaşlar. Ama o ağlamazdı.

Zamanın gelip geçtiğini anlamamış çalışmakla geçirdiği ömürde çocukken ayrıldığı toprağının hasretiyle yanıp kül olmuştu. Savaşta sürgün gelmişti anası babası kardeşleri ile beraber ayrı düşmüştü vatanından. Gitmeyi çok istemişti ama öyle küçüktü ki gurbete düştüğünde gitse ne yapacağını bilemediğinden hiç cesaret edememişti gitmeye.

Bir gün toprağından gelen konuklarla sohbet ederken vatanına geri dönmeyi ve vefalı bir vatandaş gibi kendi topraklarında ölmek istediğini düşündü. Türk milletinin ah de vefası 1000 yılda geçse kalbinde kalacak ve bir gün onu toprağına ulaştıracak en güzel duygulardan biriydi belki de.

Yanında pek fazla bir şey götürmek istemiyordu. Heybesi bir parça elbisesi ve bir lokma ekmeği toprağına giderken ona yeterdi de artardı bile. Köyünü görse bir tas suyunu içse memleketinin koskoca ömrümde ona fazla fazla yetecekti.

Giderken şöyle söyledi:

İnsan dediğin sırça köşkü nerede doğduysa orada ölmek istiyor…

İngiliz Yüzbaşı’nın yardım çağrısını duyan Türk askerleri arasında nasıl bir konuşma geçmiş olabilir?

Arıburnu Cephesi’nde savaşan ve İngiliz Yüzbaşı’nın yardım çağrısını duyan Türk askerleri arasında nasıl bir konuşma geçmiş olabilir?

Arıburnu cephesinde İngiliz yüzbaşının yardım çağrısını duyan Türk askerlerinin arasında şöyle konuşmalar geçmiş olabilir.

Komutanım yardım etmeyelim.

Komutanım yardım etsek de o bizim düşmanımız bunu bilmemiz gerekir.

Komutanın emrine tabiyiz.

İngiliz Yüzbaşı düşman cephesinde var olan bir komutan olduğundan elbette yardım konusunda ilk evrede bir kafa karışıklığı yaşanmıştır ancak Aziz Türk milletinin yardımsever ve insanca ruhları sayesinde İngilizce yüzbaşına yardım edilmiştir. Milletimizin karakter özelliklerinden olan yardım isteyene uzatma yardımına koşmak savaşta dahi olsak ödün vermediğimiz bu karakter özellikleri ile İngiliz komutana yardım ulaştırılmıştır.

Türk milletinin üstün karakter özellikleri olmasaydı İngiliz komutana yardım edilmez hatta esir alınır ve savaşta kullanılırdı. Âmâ Türk milleti onurlu bir millettir düşmüşe yardım etmeyi bir görev ve vazife bilir.

Ulusal Bağımsızlık ve Cumhuriyet konulu bilgilendirici bir metin yazınız.

Aşağıya “Ulusal Bağımsızlık ve Cumhuriyet” konulu bilgilendirici bir metin yazınız. Yazınızı yazarken “ama bununla birlikte, lakin fakat buna rağmen, ancak” kelime ve kelime gruplarını uygun yerlerde kullanınız. Yazınızda kullandığınız bu kelimelerin altlarını renkli kalemlerle çiziniz.

Ulusal bağımsızlık ve Cumhuriyet

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak der Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşı’nda.

Korkma ama sancağını yere indirmeyecek kadar mücadele ettiğin de korkma der aslında sana. Vatanını savunmayan, korumayan her millet topraksız kalmaya mecburdur çünkü.

Ancak vatan İçin yaşamak ve çalışmaktır esas olan der Metin Feyzioğlu.

Vatan cansız bir kara parçasından çok daha fazlası olmuştur Türk milletinin tarihinde.

Türkler Orta Asya’dan geldiklerinden bu yana toprakları için her daim mücadele vermiş bir millettir.

Türk milletinin sağlam inancı tüm uluslar tarafından takdir edilmiş buna rağmen bu inanç yıkılmak içinde her türlü hile ve hurda denenmiştir.

Türk milleti bağımsızlığının ve birlikteliğinin Bozulmayacağını inanmaya devam etmeli ama bununla birlikte herkesten daha fazla çalışmak ve tüm toplumlardan bir adım önde olmak zorundadır.

Mustafa Kemal Atatürk Gençliğe hitabesinde der ki; Birinci vazifen Türk istiklâlini Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir, mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır…

İşte bu düşmanlara karşı Türk milletinin direnmesi için tek kurtuluşu çalışmak, çalışmak ve çalışmaktır. Fakat çalışmak bir amaç uğruna gerçekleştirildiğinde istenilen sonuçları vermektedir.

Türk milleti birinci amacının vatanının ve milletinin birliği için çalışmak olduğunu bilecek lakin bu zorlu mücadelede asla pes etmeyecektir.