Mideniz mektup yazabilseydi size neler söylerdi?

Mideniz mektup yazabilseydi size neler söylerdi?

 

Mide vücudumuzdaki her organ gibi hayati önem taşıyan bir organdır. Besinlerin hem mekanik hem de kimyasal sindiriminin olduğunu mide organı sağlıklı kalabilmek için belirli bir ph değerinde bulunmalıdır. Mide organımız asidik bir sıvı taşıyarak kimyasal sindirim hareket ederek ise mekanik sindirimi yapar.  Bu yüzden yediğimiz besinler midemizin sağlığı için birebir önem taşıyor. Yalnız yediğimiz besinler değil aynı zaman da içtiğimiz içecekler ve besinlerin içeceklerin yeme sıklığı gibi birçok etken midemiz için önemli. Eğer midemiz mektup yazabilseydi bizlere söyleyecek oldukça fazla şeyi olurdu. Bunlar arasında öncelikle vücudun tüm organlarının birbiri ile bağlantılı olduğu ve herhangi bir organda yaşanacak rahatsızlığın diğer organları ve vücudun tamamını etkileyebileceği olurdu. Bunun sebebi midenizin rahatsızlanması gibi olabilecek olayların daha kötü sonuçlara sebebiyet verebilecek olmasıdır. Sonuçta sağlıklı beslenmez ve mideniz rahatsızlanırsa diğer organlarınızda etkilenecektir. Mideniz sizin sağlıklı beslenmediğinizi fark edecek ve beyni uyarmaya başlayacaktır ve siz mide bölgesinde ağrı sızı bulantı ya da yanma hissedeceksin. Fazla asitli içeceklerin çok içilmesi (kola gibi) midenizin ph değerinde değişiklik yapacaktır ve o zaman mideniz üzgün bir şekilde mektup yazabilir size.

 

Genel olarak mideniz mektup yazabilseydi size neler söylerdi?

  • Sağlığınıza dikkat etmenizi
  • Her besin öğününde yeteri kadar almanız gerektiğini.
  • Günlük içmeniz gereken en az 2 litre su olduğunu.
  • Uyumadan önce yemek yememeniz gerektiğini.
  • Ayakta su içmemeniz gerektiğini.
  • Su içerken mümkünse oturmanız gerektiğini ve bir dikişte değil en az 3 dikişte bardağınızı bitirmenizi.
  • Aşırı yağlı yemekler yememeniz gerektiğini.
  • Lifli ve sindirimi kolay besinler tercih etmeniz gerektiğini
  • Aşırı asitli ve kafeinli içeceklerden uzak durmanızı.

İlaçların bilinçsiz kullanılması ifadesinden ne anlıyorsunuz?

İlaçların bilinçsiz kullanılması ifadesinden ne anlıyorsunuz?

Kullanılan ilaçların bilinçsiz bir şekilde doktor kontrolü olmadan içilmesi oldukça tehlikeli bir durumdur. Hasta olan kişinin ne olursa olsun reçete ile almadığı bir ilacı kullanmaması gerekir. İlacın geçici müddette iyi geldiğini düşünse de sonradan bu kullanılan ilaç farklı hastalıklara sebebiyet verecektir. Ayrıca olan hastanızın daha kötü bir hal almasına doktor tarafından teşhis ve tedavi edilmediğinden ve gerekli ilaçlar alınmadığından sağlık durumunuz oldukça kötü etkilenecektir.

 

İlaçların bilinçsiz kullanılmasına örnek olarak;

  • Bilinçsizce hastayken antibiyotik kullanmak.
  • Gereksiz ve bilmeden vitamin ilaçlarının alınması.
  • Bilmeden ve devamlı kullanılan ağrı kesiciler.
  • Son kullanım tarihine bakılmadan kullanılan ilaçlar.
  • Çevredekilerin önerileri ile kullanılan ilaçlar.
  • Doktorun önceden farklı bir rahatsızlık için verdiği ilaçları kullanmak.
  • Düzensiz, zamanını aksatarak ilaç kullanmak.

 

Bilinçsiz ilaç kullanmanın sağlığa zararları:

  • Mide bulantısı kusma meydana gelebilir.
  • Sakat kalma riski
  • Özellikle antibiyotik bilinçsiz kullanılması kronik kalp rahatsızlıklarının meydana gelmesine sebebiyet verebilir. Böbrekte taş oluşmasına böbrek yetersizliği gibi böbrek rahatsızlıkların meydana gelmesi olası durumlardandır.
  • Karaciğer yetmezliği çeşitli bilinmeyen hastalıkların oluşması.
  • Kronik nedeni bilinmeyen ağrılar yaşanması.
  • Kişinin olağan hastalıklarının daha da kötü bir hal alması.
  • Ölüm riski oluşması.
  • Zehirlenme yaşanması.
  • Beyin fonksiyonlarının zarar görmesi ve felç geçirme riski yaşanması.

 

Ve daha birçok hastalığa sebebiyet verebilir. Bundan dolayı ilaç kullanmadan önce doktor kontrolünden geçip doktorun size reçete olarak verdiği ilaçlar kullanılmalıdır. Bu ilaçlarda doktorun veya sağlık çalışanlarının size söylediği zaman aralıkları ile düzenli olarak kullanmalısınız.

Yetersiz ve Dengesiz Beslenmenin Sağlığa Etkisini Açıklayın.

Yetersiz ve Dengesiz Beslenmenin Sağlığa Etkisi

Hayatımızın her anında beslenme şeklimize ve alışkanlıklarımıza dikkat etmeliyiz. Nasıl ki çok beslenmenin sağlığa fazlaca olumsuz etkisi varsa, az beslenmenin de kişinin sağlığını olumsuz etkileyecek birçok etkisi vardır. Günlük yeme şeklimize her besin ögesinden mutlaka almamız gerektiği, bu besin öğelerini alırken yeteri miktarda ne fazla ne de az, yeteri kadar alınması gerekliliği unutmamalıyız. Yetersiz beslenme başta beyin fonksiyonlarımıza sonrasında diğer organlarımıza zarar verir. Vücut gereken enerjiyi karşılaşmadır aksi takdirde yorgunluk ve halsizlik gibi yaşantımızı yakından etkileyecek problemler ile karşılaşabiliriz. Okul veya iş hayatında başarısız olma dikkatsiz davranma ve benzeri hastalıklar başımıza gelebilir.

 

Yetersiz beslenmeye sebep olacak rahatsızlıklar:

  • Yorgunluk ve halsizlik.
  • Unutkanlık hafızada eksiklik.
  • Kilo kaybı.
  • Görme bozuklukları.
  • Depresyon.
  • Anksiyete.
  • Algılama zorluk çekme.
  • Kusma
  • Bağırsak Tembelliği
  • Vitamin ve mineral eksiklikleri.
  • Ciltte lekelenme bozulma.
  • Diş etinde kanama
  • Ağız sağlığı sorunları.
  • Dişlerde bozulma.
  • Kemiklerin hassaslaşması.
  • Troid hastalıkları başlangıcı.

 

Birçok hastalığa sebep olan yetersiz beslenme organların susuz kalmasına ve atp üretimde eksiklik yaşanmasına B vitamini eksiklikleri yaşanmasına neden olacaktır. Bu tür bozukluklardan kaçınmak adına beslenmenize dikkat etmeliyiz. Günlük aldığımız besinlerde karbonhidrat protein ve yağ olduğuna, günlük içtiğimiz suyun en az 3 litre olmasına ve günlük taze meyve ve sebz3 tüketmemiş gerektiğini bilmeliyiz. İyi bir uyku uyumalı ve enerjimizi yediğimiz besinler ile korumalıyız.

Eleştirinin bir insana neler kazandıracağı ile ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

Eleştirinin bir insana neler kazandıracağı ile ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

Eleştirinin insana kazandırdıklarının bilmek için eleştirinin yani tenkit ’in anlamını bilmek gerekir. Eleştiri nedir bir konuyu bütün yönleri ile alıp değerlendirmek ve incelemek işidir.  Biz toplum olarak eleştiri ile yergiyi birbirine sıkılıkla karıştırıyoruz.  Eleştiri bireyi ya da eseri yermez eksik ve hatalarını iyi ve fazla yanlarını tespit eder ve bir bütün olarak temele dayandırma yöntemi ile sunar.  Bir yazara kötü yazıyorsun denmez. Yani bu bir eleştiri olarak kabul edilemez. Yazar hümanist olduğunu söylüyor ve bir metninde insan ölümlerinin tarafında duruyor ve ezadan bahsediyorsa onun kendini bulamayan hümanist kavramından bihaber bir yazar olduğu söylenebilir.

 

Eleştiri yapmak yazmaktan daha meşakkatli bir iştir. Bu yüzdendir ki çok fazla eleştirmen yetiştirmez toplumlar.  Doğru ile yanlışı iki kefede tartıp gramı gramına tespit yapmak hakkını teslim etmek lazımdır eleştirinin. Yoksa ne eleştiri eleştiri olur ne de yazı gerçek bir yazı olur.  Denetleme unsuru olarak da değerlendirilebilecek eleştiri insana kendini sorgulamayı öğretir. Doğrusunu ve yanlışını görmeyi, eksiğini fark etme bilincini kazandırır.

 

İnsan eksiğini fark ettiğinde kendine ne katması gerektiğini anlar ve elbette mevcut serbestliğinden denetimli bir ruh haline bürünür.  Her söylediği doğru diye birini daima onaylamak onu yalana bile teşvik edebilir.  Eleştirinin içinde beğenilme kaygısı da yattığından en azından eleştirilen için insan daha iyisinin ortaya çıkarmak için çaba sarf edecektir.

 

Eleştiri kıymet bilme anlamında da kullanılır. Türk edebiyatında eleştiri kavramı Tanzimat dönemi ile ortaya çıkmış ama elbette ondan öncesinde de hiciv türünde kıvılcımlarını göstermeye başlamıştır.

Bir yazı yazarken konu sınırlamasının olmaması sizin için kolaylık sağlar mı?

Bir yazı yazarken konu sınırlamasının olmaması sizin için kolaylık sağlar mı? Düşüncelerinizi nedenleriyle paylaşınız.

Yazı yazmak her ne kadar dışarıdan bakıldığında kolay gibi algılansa da içeride işler değişmektedir. Yani karamanın koyunu sonra çıkar oyunu atasözünün yazı yazmak için kullanabiliriz. Yazı yazmak her şeyden evvel boş ve berrak bir zihin ister konuya odaklanmak için zihnin hiç bir detaya takılı kalmaması gerekir. Bunu sağlamak da o kadar kolay değildir. Virginia Wall’un kendine ait bir oda adlı eserinde kullandığı bir cümleden bahsetmek istiyorum. Bir kadının yazı yazabilmesi için kendine ait bir odası olmalıdır der yazar.  Sadece kadın değil her insanın hayatta kendine ait bir odası olmalıdır.  Kendine ait odadan kastımız burada kişinin imkânlarıdır.  Yazar şunu ekler iyi bir akşam yemeği yemeyen insanlar iyi şeyler yazamazlar.

 

Bir insan iyi yaşam koşullarına sahip değilse eğer yazmak verimli bir eylem halini alamıyor ne yazık ki. Düşünmek en boş görünen ama en zor gerçekleştirilen eylemlerden biri.

 

Konu sınırlaması üzerine düşünce ise şöyle, her konunun kendi içinde sınırlı olduğunu düşünüyorum. Bunu ispat eder bir diğer yazar da küçük Prens’in yazarı Antonia de Saint Exupery’dir. Küçük prens kitabının ilk halinin bin sayfadan fazla olduğu söyler ve kitabı kendi isteği ile sadeleştirmiştir.  Yazara neden sadeleştirmeye gittiğini sorduklarında bir kitaptan ancak çıkarılacak bir şey kalmadığında gerçek bir kitaptır eklenecek bir şey kalmadığında değil der. Buradan çıkarılacak ise kalabalık bir yazının her zaman iyi olmayacağıdır.

Tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatıdır.

“Tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatıdır.” sözüyle ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

William Shakespeare’e ait olan bu söz tiyatro sanatının inceliklerini barındırır içerisinde.  Diğer güzel sanatlarla kıyaslandığında içinde insanın sesi ve görüntüsü olan ve göstermeye bağlı olarak ve depolanamaz saklanamaz bir şekilde anlık aktarılan tek sanat tiyatrodur.  Oyuncu o an iyi bir iş çıkarttır ise seyirci konuyu algılar ve hikâyeye zihnen dâhil olur. Tekrarı yoktur aynı nehirde iki kere yıkanılmadığı gibi aynı mimikle aynı hisle hiçbir oyun tekrar edilmez.

 

Sahnelemeye dayalı bu sanatın ortaya çıkışı da zaten insanı kendine statüsü ne olursa olsun anlatmaktı.  Tragedyaların ortaya çıkış amacı tam olarak da bu idi.  yönetimi eleştirmek ve bozuk düzenin düzelmesi için kendini ifade etmek.  Sorunu da çözümü de insanın kendisi yaratır. Sorunu yaratan insana bir diğer insan kendini anlatır ve bir çözüm önerir.  Ya da onu ikaz eder.  Eğer bu bir tiyatro oyunu aracılığı ile sergileniyorsa sanatla insanı insana anlatmış oluruz.

 

Tiyatronun gelişim de 16. Yüzyıla tekabül etmektedir. İnsan geliştikçe anlatma sanatı da gelişmiş ve kuvvetlenmiştir.

Tiyatro özel ve devlet tiyatroları üzerinden ayakta kalmaktadır ama insanın tiyatrolara özel ya da devlet fark etmeksizin gösterdiği ilgi ve alaka burada sanatın ayakta kalması için önemli bir noktadır hiç seyircisi olmayan oyunlar oynanamaz ve tiyatroda böyle böyle silinir gider yeryüzünden.

Bir tiyatro eserini okuyup kahramanları gözünüzde canlandırmayı mı yoksa metnin kahramanlarını sahnede canlandıran oyuncuları izlemeyi mi tercih edersiniz?

Bir tiyatro eserini okuyup kahramanları gözünüzde canlandırmayı mı yoksa metnin kahramanlarını sahnede canlandıran oyuncuları izlemeyi mi tercih edersiniz? Düşüncelerinizi sözlü olarak paylaşınız.

 

Kendi hayal gücümü tercih ediyorum. Hayal gücünün sınırları yoktur. Hayal gücü sonsuzdur.  Aynı romanı ikinci kez okumak istediğinizde ilk okumada kurguladığınız her şeyi yıkıp yeniden kurgu oluşturma şansına sahip olursunuz. Bir metni okuyup  oradaki kahramanları kurgulamak  doğrudan  onu  izlemekten  daha heyecan veriyor.  Ancak metni okuduktan sonra onun sahneye aktarılmış halini merak etmeye başlıyorum. Burada benim hayâ gücüm ile diğer insanların hayal gücünün kıyaslama imkânına sahip oluyorum ve eksik ya da fazla düşündüğüm kurguladığım her şeyi rahatlıkla belirleyebiliyorum.

 

Tiyatro ile romanı kıyaslamak ise bu ben bir romancıyım diyebilirim. Romanı ya da metni okuduktan sonra okurken aldığım hazzı ikiye ve eğer başarılı bir sahne performansı ise beşe katlayabilecek olan tiyatroyu da tercih ederim.

 

Görsel sanatlar ile okuma arasında işiten kişiye büyük bir fark olduğu ve herkesin tercih ettiği şeklin farklı olduğu da aşikâr elbette.  Sinema içinde tiyatro için var olan düşüncelerim geçerli.  Ama tüm bunları bir sıralamaya koyacak olursak önce kendi keşfimi yapmaktan yani okumaktan yanayım.

Çoğu kez yakınları çeker sorumsuz kişilerin cezasını

 “Çoğu kez yakınları çeker sorumsuz kişilerin cezasını.” cümlesinde yer alan temel düşünceden hareketle anlamlı bir paragraf oluşturup aşağıdaki boşluğa yazınız.

 

Toplum bilinci hakkında ne biliyoruz?

İnsan dünyaya tek başına gönderilmedi. İlk insanlar Âdem ve Havva’ya baktığımızda insanın varoluşundan bu yana bir topluluk ve ikilik oluşturduğunu görüyoruz.  İnsanın en yakınında ailesi var ki bir aile kurumu meydana gelemden bir insanın dünyaya katılması da mümkün olmuyor. İşte bu kurumun bir topluluk oluşturması demek her bireyin genelde birbirlerine bağlı olması ama özelde bağımsız olması anlamına gelmektedir.

 

Genelde bağımlı özelde nasıl bağımsız oluruz? Özel hayat dediğimiz kısma ailemizin dâhil müdahale hakkı yoktur ama bundan oluşacak sorunları ailemiz de yaşar ve bizlerle beraber yıpranır. Örnek verelim ailem benden üniversiteye gitmemi istedi. Bir sene çabaladım hakkıyla üniversite sınavını kazandım ve üniversiteye yerleştim. Buraya kadar mevcut sorumluluğum tamamlandı bundan sonrasında diploma alana ve yeterli eğitimi görene kadar çaba göstermem gerekir.  Ben eğer o çabayı göstermezsem ailemi hem maddi hem manevi olarak bunun cezasını çekecektir. Aile toplumun en küçük yapı taşı olduğundan aile üzerinden örnek verdim. Ancak şu sözle bir örnek daha vermek istiyorum.

 

Her koyun kendi bacağından asılır ama kokusu 7 mahalleyi rahatsız eder. Hep beraber yaşadığımız dünyada bizim kararlarımız ya da ertelediğimiz işlerimiz başkalarına doğrudan ya da dolaylı olarak zarar verecektir.

Bir tiyatro eserinde rol alsaydınız nasıl bir karakteri canlandırmak isterdiniz?

Bir tiyatro eserinde rol alsaydınız nasıl bir karakteri canlandırmak isterdiniz? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

Ben bir tiyatro eserinde rol alsam, bir anneyi canlandırmak isterdim. Çünkü hayatımın her alanında var olan ilik ve en çok değer verdiğim karakter annem.  Annemi izleyerek onu rol model alarak ve onu severek büyüdüm. En iyi onun beni anladığını düşündüm ve ilk taklit ettiğim insan da annemin ta kendisi.  İlk oyunum ve ilk rolüm için annemden daha iyi bir canlandırma yapamayacağımı düşünüyorum.

 

Baskın bir karakteri canlandırırdım.  Baskın ne istediğini bilen ne söylediğini bilen ve toplumca entel olarak ta tanımlanabilecek karakterin beni yansıttığına inanıyorum.

 

Ama tiyatroda rol seçmek diye bir ayrıcalığın olmadığını düşünüyorum.  Her zaman başrol olmak mümkün değildir ancak insan güneş olamıyorsa da gökyüzündeki en parlak yıldız olabilmeyi başarabilmelidir. Peki, nasıl gökyüzündeki en parlak yıldız oluruz? Küçük ya da büyük fark etmez üstlendiğimiz sorumlulukları hakkını vererek yaptığımızda parlayan bir yıldız olabilme yolunda ilerlemeye başlarız.

 

Bir yan rol bile canlandırsam onu hakkıyla canlandırmış olursam akıllarda kalmayı da başarabilirim. Çok sözcüğümün ya da az sözcüğümün olması benim motivemi ya da işime verdiğim değeri değiştirmemelidir diye düşünüyorum.

Bazı insanların maddiyata düşkün olmaları konusunda neler düşünüyorsunuz?

Bazı insanların maddiyata düşkün olmaları konusunda neler düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi sınıfta sözlü olarak paylaşınız.

Maddiyata düşkün olmanın boyutları vardır diye düşünüyorum. İnsanın tutumlu olması ile cimri olması farklı şeylerdir ve çoğunlukla bu ikisi birbirine karıştırılır. Tutumlu olmak gereğinden fazla harcamamak lüzumsuz masraftan kaçınmak ve birikim yapabilmek anlamına gelirken cimri olmak, ihtiyacı varken bile tüketmemek paraya çok kıymet vermek olarak tanımlanmaktadır.

 

İkisinin ayrımı nasıl yapılır? Bir insanın cimri ya da tutumlu olup olmadığını bilmek için o insanla en azından bir kere oturmak veya sohbet etmek gerekir ki, genelde arkadaşlarımız için bunları söyleriz. Ki buda beraber paylaşılan zaman dilimleri içerisinde karşı tarafın tutumlarını değerlendirerek varacağımız bir sonuçtur.  Dışarıdan ise ancak varsayımsa yaklaşabiliriz.

 

Maddiyata düşkün olmak doğru mudur? Bazı zamanlarda insanın maddi kaygı gütmesinin doğru buluyorum. Para kolay kazanılmıyor nasıl kolay değilse kazanmak harcama konusunda da insan biraz olsun düşünceli davranmalıdır. Ama parası varken ihtiyacını olanı almayan ya da ufak hesaplara takılıp kalan insanları da bir türlü anlamlandıramadığımı söylemek isterim. Benim düşünceme göre evet hayatta her şey para değildir ama hayatta her şey paradır. Bu kendi içinde bir kaostur. İnsan buradan ancak kendi zihni ve kendini yönetme becerisi ile çıkabilir.