İnsan klonlamanın biyogüvenlik açısından tehlikeli, biyoetik açıdan yasak olmasının sebepleri neler olabilir?

İnsan klonlamanın biyogüvenlik açısından tehlikeli, biyoetik açıdan yasak olmasının sebepleri neler olabilir? Araştırınız.

İnsanlar kompleks organizmalardır. Bu organizmaların devamlı olarak işlev görmesi halinde kişisel yaşam devam etmektedir. Bu durum her canlı için bu şekildedir. Canlıların her birinin bu şekilde bir kopyasının elde edilmesi klon adı verilen bilimsel gerçek ile açıklanmaktadır. Klonlanma olayı, bilimsel anlamda bir kopyanın oluşturulması ve aynı canlının meydana gelmesinin sağlanması anlamına gelmektedir. Bunun fizyolojik şartlara ayak uydurması oldukça zor bir süreçtir. Başarılı bir şekilde devam etse de sonrasında klon yaşamını sonlandırmaktadır. Bu durum insan yaşantısı için de böyledir. Klonlanma durumunun gerçekleştirilmesi hayatın sonlanmasının gerekirken devam etmesini sağlar. Bu durumu islami açıdan bakıldığında oldukça sıkıntılı bir sürecin yaşanmasına sebep olmaktadır. Ölmesi gereken canlının ölmesi gerekir. Ahiret yaşamının devam etmesi ve bu yaşantının olması için de kişinin öldükten sonra gömülmesi gerekmektedir. İslam alimleri bu konuyu sürekli olarak tartışmakta olup bu durumun bir ortak noktasını bulamamaktadır. Bu yüzden de sürekli olarak gündeme gelmekte ve bunun cevabı konusunda henüz net bilgi sahibi olunamamaktadır.

Protein sentezinde rol alan RNA çeşitlerinin görevleri nelerdir?

Protein sentezinde rol alan RNA çeşitlerinin görevleri nelerdir?

Protein sentezi, vücut için oldukça önemli bir durumdur. Genetik materyalin aktarılması ve bu materyalin nesiller boyunca devam etmesi için uzun bir süre boyunca süre gelen bir durum haline gelmiştir. Genetik bilginin ifade edilmesi sürecinde protein sentezi devam eder ve sağlıklı bir bireyde bu sayı oldukça fazladır. Bunun hasarı hücrenin kanserleşmesi ve ölmesi ile devam edecektir. Protein sentezinde görevli olan birçok enzim ve yapı bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri ise RNA yapılarıdır. RNA, kalıtsal bilginin aktarılması için geçen bir süreçte görev almaktadır. Protein sentezinde de birçok farklı şekilde görevlidir.

 

3 farklı çeşit RNA bulunur.
tRNA, taşıyıcı RNA olarak bilinmektedir. Genetik materyalin taşınması için gerekli olan süreçte işlev görmektedir.
rRNA, ribozomal RNA olarak bilinmektedir. Ribozom kalıtım materyalinin sürekliliğinden sorumludur. Burada protein sentezi esnasında gerekli olan yapılar taşınmaktadır. Ribozom hücre organallerinin en önemli olanlarındadır. Genetik materyalin aktarılması gibi birçok işlevi de bulunur.
mRNA, ökaryotik hücrelerde sitoplazmada bulunur ve genetik bilginin ribozomdan DNA ya aktarılmasını sağlar. Protein sentezinde de aktif şekilde rol almaktadır.

 

RNA tek zincirli bir kalıtım yapısıdır. Bu yapının en önemli özelliği birçok işlemi DNA yı kalıp olarak kullanarak kendini eşlemektir. Bu yüzden DNA ve RNA protein sentezi konusunda oldukça önemlidir.

Ülkemizde yeterli düzeyde organ bağışı olmamasının sebepleri nelerdir?

Ülkemizde yeterli düzeyde organ bağışı olmamasının sebepleri nelerdir? Araştırınız

Organlar oldukça önemli yapılardır. Herhangi birinin eksikliği ya da yetersiz çalışması kişinin sağlığını tehlikeye sokmaktadır. Sağlıklı insanların organlarında herhangi bir problem bulunmamaktadır. Ancak organ hasarları çok ciddi sebeplere ve ölümlere de neden olabilmektedir. Birçok insan günümüzde bu nedenlere bakıldığında organ bağışı beklemektedir. Organ bağışı oldukça önemli bir durumdur. Bu durumun farkında olarak hareket ederek organ bağışı yapmamız gerekmektedir. Organlarımızın bizden sonra kurtarabileceği bilinerek bunun farkında olunması gerekmektedir. Organ bağısı günümüzde çok yapılan bir durum değildir. Bunun en büyük nedenlerinden biri de,

– İnsanların organ bağışı hakkında bilgisi olmaması
– İnsanların bu konudaki ön yargılarının olması
– Büyüklerin özellikle bu konuda önyargılı olması ve gönüllü olmaması
– Öldükten sonraki sürecin endişesi
– Ölen kişinin vücudunun bütünlüğünün korunmasının sağlanması ile alakalı bir durumdur.

Organ bağışı genellikle beklenmedik ölümlerde karşımıza çıksa da kişilerin bu durumların bilincinde olarak hareket edilmesi gerekmektedir. Organ bağışının birçok geçerli sebebi olmaktadır. Bunu sadece başkaları için değil genel olarak kendimizin de bu duruma ihtiyacı olabileceği bilinmektedir. Kişilerin bu durumların farkına varması, organ bağışına karşı daha hassas olmasını sağlamaktadır. Sağlık oldukça önemli bir durumdur ve bu organ bağışını bekleyen insanların olması bilinmektedir. Bu yüzden de bunun bilincinde hareket edilmesi oldukça önemlidir. Organ bağışı hayat kurtarmak demektir, bu konunun hassasiyetinin bilinmesi gerekmektedir.

Yaşamsal faaliyetleri sürdürebilmek için neden enerji kaynaklarına ihtiyaç duyarız?

Yaşamsal faaliyetleri sürdürebilmek için neden enerji kaynaklarına ihtiyaç duyarız? Niçin vücudumuzda var olan enerjiyi, kendi içimizde basit bir döngü hâlinde kullanamıyoruz? Araştırınız.

Enerji, hayatımızın her alanında kullanılmaktadır. Yaşamın devam etmesi, bir şeyin gerçekleşmesi için de sürekli olarak bir enerji ihtiyacı bulunur. Enerji çok çeşitli şekiller de karşımıza çıkmaktadır. Mesela bir nehrin akışı, kinetik enerjiyi elektrik enerjisine çevirebilmektedir. Elektrik üretimi sağlanır. Bu elektrik bir motora enerji verirse bu mekanik bir enerjidir. Ardından bu şekilde çalışan sistemler ve ısıtıcılar da hesaba katıldığında ısınma sağlanır ve ısı enerjisi olabilmektedir. Bu şekilde sürekli olarak değişik enerji çeşitlerine çevirim devam eder. Ancak enerjinin yok olması gibi bir durum söz konusu değildir.

Enerji sürekli olarak şekil değiştirir ve bu şekil değişikliği ile karşımıza çok fazla şekilde çıkar. Vücudumuza aldığım herhangi bir enerji sayesinde hayatımız devam etmektedir. Ancak ihtiyaç duyduğumuz enerjiler kullanıldıktan sonra depo edilmez ve başka bir enerji çeşidine dönüşürler. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse, sıcak bir ortamdan soğuk bir ortama geçildiğinde bir anda vücutta bir titreme olur ve aslında ısının muhafaza edilmesi için bir enerji harcanır. Bu şekilde enerji değişimi olur ve enerjinin farklı formatlara dönüştüğü bu formatların da zaman içerisinde harcandığı şekilde depolandığı görülür. Eğer enerji açısından sıkıntılı bir durumda iseniz ya da beslenmeniz düzgün değilse bu durumda soğuk bir ortama girdiğinizde donabilirsiniz.

Isparta gülü ile ilgili üretim çalışmaları yapan bir kişi istediği özelliklere sahip yeni bir bitki ederken eşeysiz üremenin hangi çeşidinden yararlanılmalıdır?

Isparta gülü ile ilgili üretim çalışmaları yapan bir kişi istediği özelliklere sahip yeni bir bitki elde etmiştir. Bu bitkinin ticari üretiminin sağlanabilmesi için eşeysiz üremenin hangi çeşidinden yararlanılmalıdır?

Bir canlının başka bir canlıya ihtiyaç duymadan, üreme hücresi oluşturmadan, döllenme olmadan, kendi ile aynı kalıtsal özelliklerde bir birey meydana getirmesine eşeysiz üreme denir. Eşeysiz üremede yeni canlılar mitoz bölünme sonucu oluşur. Bundan dolayı oluşan her canlı ata canlı ve diğer oluşan canlılar ile aynı kalıtsal özellikleri taşımaktadır. Bu durum zayıf özellikler bakımından dezavantaj oluştursa da güçlü özellikler bakımından da canlıya avantaj sağlar. Eşeysiz üreme hızlı gerçekleşir. Eşeysiz üreme çeşitleri arasında ikiye bölünme, tomurcuklanma, sporla üreme ve vejetatif üreme yer alır. Bunların arasında vejetatif üreme yüksek yapılı çiçekli bitkilerde görülür. Yani bu bitkiler hem tohumla eşeyli olarak hem de eşeysiz olarak üreyebilir.

 

Eşeysiz üremede kalıtsal özelliklerim doğrudan, değişime uğramadan aktarıldığından bahsetmiştik. Bu özellik insanlar tarafından özellikle bitki ıslah çalışmalarında kullanılmaktadır. İstenilen özelliklerdeki bitkinin eşeysiz üremeyle çoğaltılmasıyla aynı özellikte bitkiler oluşur. Var sayalım ki Isparta gülü ile ilgili üretim çalışmaları yapan bir kişi istediği özelliğe sahip bir gül elde ettiğinde bu bitkinin eşeysiz üremesini sağlayarak aynı özellikte güller elde edebilir. Gül normalde eşeyli üreyebilen yüksek yapılı bir bitkidir. Fakat eşeyli üreme sonucunda istenilen özellikler ortaya çıkmaya bilir. Bu yüzden ticari üretim yapılacak güllerde vejetatif üreme yöntemi kullanılır. Bu sayede birbiri ile aynı özelliklere sahip güller elde edilebilir.

Eşeysiz üremeyle ilgili 5 kavram

Aşağıdaki boşluklara eşeysiz üremeyle ilgili 5 kavram yazınız.

Tek bir canlının herhangi bir eşe ihtiyaç duymadan, kendiyle aynı kalıtsal özelliklerde yeni bir canlı oluşturmasına eşeysiz üreme denir. Oluşan yeni bireyin ata canlı ile aynı kalıtsal özellikte olması eşeysiz üremenin özellikleri arsında sayılabilir. Bunun dışında eşeysiz üremede bütün bireyler mitoz bölünme sonucu oluşur, kalıtsal çeşitlilik gözlenmez, eşeysiz üreme çok hızlı gerçekleşir ve özellikler nesilden nesle değişmeden aktarılır. Ata canlı erkek veya dişi olarak değerlendirilemez.

 

İkiye bölünme, sporla üreme, tomurcuklanma, vejetatif üreme ve mitoz eşeysiz üremeyle ilgili kavramlar arasında sayılabilir. Bunların bazıları aynı zamanda eşeysiz üremenin çeşitleridir. Eşeysiz üreme çeşitleri 4 tanedir. Bunlardan ilki ikiye bölünme daha çok tek hücreli canlılarda görülür. Mitoz bölünme ile iki canlı oluşmasını ifade eder. Sporla üreme bir diğer eşeysiz üreme çeşidi olup mantarlarda ve çiçeksiz bitkilerde üreme amacıyla tercih edilir. Tomurcuklanarak üremede ana canlının vücudunda oluşan tomurcuktan yeni bir canlı gelişir. Bira mayalarında, hidralarda, mercanlarda bu üreme yöntemi kullanılmaktadır. Son eşeysiz üreme çeşidi olan vejetatif üreme ise yüksek yapılı çiçekli bitkilerde görülür. Vejetatif üremenin de kendi içinde dört farklı türü vardır. Çelikle, yumru ile, sürücü gövde ile ve soğan ile vejatatif üreme mümkündür. Ata canlı ile aynı özellikle bireyler oluştuğundan özellikle yüksek özelliklerin aktarılması için bu yöntemler kullanılır.

Hücre döngüsünde kontrol edilen üç temel faktör nelerdir?

Hücre döngüsünde kontrol edilen üç temel faktörü yazınız.

Hücre bölünmesi canlının büyüyüp gelişmesi, çeşitli sebeplerden dolayı canlılığını yitiren hücrelerin yerine getirilmesi ve üreme faaliyetleri için gereklidir. Bu sayede canlı gelişimini tamamlar, kendini yeniler ve sahip olduğu genetik bilgileri gelecek nesillere aktarır. Tek hücreli canlılar ikiye bölünerek yeni bireyler meydana getirirken çok hücreli canlılar ise yeni bireyi meydana getirecek olan üreme hücrelerini üretir.

 

Hücrenin büyüyüp bölünmeye başlamasından bir sonraki bölünmeye kadar geçen sürece hücre döngüsü denir. Hücrenin bölünebilmesi için gerekli büyüklükte olması gerekir. Bölünme sonucu oluşan hücre bir sonraki bölünmeye kadar olgun hale gelir. Bu evreye interfaz evresi denir. Yeterli olgunluğa ulaşan hücre çekirdek ve sitoplazma bölünmesi geçirecektir. Bu evreye ise mitotik evre denir. Hücre bölünmesi kontrollü bir şekilde gerçekleşir. Çeşitli etkilerle oluşan uyarılar hücre döngüsünü başlatır. Bölünme sırasında bölünmenin sorunsuz devam edip etmediği kontrol noktalarında tespit edilir. Eğer ters giden bir durum varsa bölünme gerçekleşmez. Eğer bu sistem devre dışı kalır ve kontrolsüz bölünme gerçekleşirse kanser oluşur. Hücre döngüsünde bulunan kontrol noktalarının interfaz G1 evresinde bulunur. Bu noktada hücrenin büyüklüğü ile birlikte yeterli genetik materyale ve besine sahip olup olmadığı kontrol edilir. İkinci kontrol noktası interfaz G2 evresinde bulunur. Burada DNA hasarları ve hücre büyüklüğü kontrol edilir. Son kontrol noktası ise mitotik evrede bulunur. Bu kontrol noktasında bölünmeden hemen önce bölünmeyi sağlayacak iğ iplikçiklerinin kromozomlara doğru bağlanıp bağlanmadığı kontrol edilir.

Beynin kokuyu algılama dışındaki diğer fonksiyonları nelerdir?

Beynin kokuyu algılama dışındaki diğer fonksiyonları nelerdir?

Koku alma duyusu her ne kadar gözardı edilse de oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Bazı araştırmacılara göre insan duygu, düşünce ve davranışları üzerinde en etkili olan duyu kokudur. Bu düşüncenin altında kokunun birçok beyin merkeziyle birlikte ilişkili olması yatıyor. Vücudumuzda birçok yapının işleyişi gün yüzüne çıkarılmış olsa da beyinle ilgili sorular hala çok fazla. Beyinde duyularla, hafızayla, kişilikle ve davranışlarla ilgili birçok farklı birbiri ile bağlantılı alan olduğu bilinmektedir. Bu sayede dış dünyadan gelen duyular algılanmakla kalmayıp birey için anlamı da belirlenir. Bu doğrultuda da bir uyaran için vereceği tepki ortaya çıkar.

 

Koku duyusu da diğer duyular gibi organlardan alınıp beyine ulaşır. Beyinde koku merkezleri bulunur. Öncelikle birincil koku merkezine oradan ikincil koku merkezine ulaşır. 34. Bölge olarak adlandırılan bölgede farklı kokuların ayırt edilmesi sağlanır. Bir başka bölgede koku duyusuna karşı gelişecek olan mutluluk, kaygı, heyecan gibi duygular belirlenir. 28. Bölge koku hafızası oluşturur. Bu sayede bilgiler depolanır ve bir sonraki seferde bu bilgiler ile karşılaştırılır. Beyindeki merkezler sayesinde alınan koku tanımlanır, duygular ve kişilikle harmanlanır, daha önceki koku bilgileri ile karşılaştırılır. Bu merkezlerdeki sorunlara bağlı olarak kokuyu alma veya değerlendirme süreçlerinde bozukluklar ortaya çıkar.

Dış uyaranları alıp değerlendiren sistem hangisidir?

Dış uyaranları alıp değerlendiren sistem hangisidir?

Vücudumuzu yöneten beyin bölgeleri nasıl çalışır günümüzde tam olarak aydınlatılabilmiş değil. Çevresel ve merkezi olarak iki kısımdan oluşan beyin dış dünyadan gelen uyarıları alıp değerlendirir, anlam kazandırır ve bu doğrultuda oluşacak davranışı belirler. Vücudumuzun farklı bölgelerinde bulunan duyu almaçları kimyasal veya fiziksel uyaranları algılayarak elektrik sinyallerine çevirir. Bu sinyaller çevresel sinir sistemini oluşturan sinir ağları ile merkeze taşınır. Her bir uyarının taşınması, şiddeti şekli farklıdır. Bu doğrultuda beyinde farklı bölgelere ulaşır.

 

Merkezi sinir sistemi beyin, beyin sapı, beyincik ve omurilikten oluşur. Bu organların her birinde merkezler ve bağlantılar bulunur. Beyinde birçok farklı alan bulunur. Bu alanlar birbirleri ile bağlantılıdır. Uyaran beyinde algılanır ve anlamlandırılmaya çalışılır. Geçmiş hayatta yaşanılmış ve beyinde kodlanmış bilgiler yeni gelen uyarının anlam kazanması için önemlidir. Geçmiş deneyimler, kişilik, duygu durumu gibi bölgelerin etkisi ile dış dünyadan gelen uyarı anlam kazanırken uyarıya karşılık olarak verilecek cevap da planlanır. Bu işleyiş o kadar karmaşıktır ki aynı uyarıya farklı insanlar farklı cevaplar verebilir hatta aynı kişi aynı uyarıya farklı zamanlarda farklı cevaplar verebilmektedir. Bu durumda gösteriyor ki bir uyaranın değerlendirilmesinde farklı birçok özellik bazen daha çok bazen daha az devreye giriyor. Kısaca özetlemek gerekirse dış uyaranlar çevresel sinir sistemi tarafından algılanıp merkezi sinir sistemi tarafından değerlendirilir.

Tanıdık kokuları diğer kokulardan nasıl ayırırsınız?

Çevrenizdeki tanıdık kokuları diğer kokulardan nasıl ayırırsınız?

Beş duyumuzdan biri olan koku duyusu aslında oldukça karışık bir mekanizmaya sahiptir. Burundan alınan kokular ve bu kokuların beyinde işlenişi tam anlamıyla anlaşılabilmiş değildir. Burnumuzun iç bölgesinde koku alma almaçları bulunur. Hava da bulunan koku molekülleri almaçların olduğu bölgede çözünür. Bu reseptörler sayesinde kokunun içinde bulunan kimyasal maddeler algılanarak elektrik sinyalleri haline getirilir. Bu elektrik sinyalleri sinirler vasıtasıyla beyine gelir. Beyinde koku ile ilgili bölgeler vardır. Bu bölgelerdeki kodlar sayesinde koku beynimiz tarafından anlamlandırılır.

 

Beynimiz bizim için önemli olduğunu düşündüğü kokuları kaydeder. Yani koku algılanıp tanımlanmakla birlikte aynı zamanda koku hafızası oluşur. Beynimizin işleyişi hala tam olarak aydınlatılamamıştır. Beyinde duyuların algılanması için bölgeler bulunurken hafıza bölgeleri, kişilik bölgeleri, duygu bölgeleri gibi birçok farklı işlevde alanlar bulunur. Bu alanların hepsi birbiri ile bağlantılıdır. Burnumuzdan gelen koku sinyalleri beynimize ulaştığında farklı bölgelerde değerlendirilir. Bu sayede koku daha önceki bilgilerle karşılaştırılır. Özellikle beynimizce kayıt altına alınan tanıdık kokular tanınmış olur ve bu doğrultuda tepkiler ve duygular oluşur. Görme, işitme dokunma gibi duyular kayıt altına alınırken koku alma duyusunun farklı bir önemi vardır. Bazı araştırmacılar insanları en çok etkileyen, duygu ve düşünce dünyasına en çok yön veren duyunun koku duyusu olduğunu öne sürmektedir.