Teknolojik ürünler olmasaydı evimizde hangi sorunlarla karşılaşabilirdik?

Teknolojik ürünler olmasaydı evimizde hangi sorunlarla karşılaşırdık? Açıklayınız.

Evimizdeki teknolojik ürünler hayatımızın birçok alanını kolaylaştırmaktadır. Televizyon, radyo, bilgisayar, çamaşır makinası, bulaşık makinası, elektrik süpürgesi, cep telefonu gibi tüm teknoloji aletlerin farklı farklı işlevleri vardır.

 

Örneğin televizyon ve radyo olmasaydı dünyada ve ülkemizde olan gelişimlerden haberdar olamazdık. Televizyon sayesinde yapılan naklen yayınlarla an ve an tüm gelişimleri evlerimizde izleme şansını bulabiliyoruz.

 

Bilgisayar olmasaydı ödevlerim ile ilgili araştırmaları yapmakta zorlanırdım. Ayrıca arkadaşlarımızla internet üzerinden iletişim de kurabiliyoruz. Eğer bilgisayar olmasaydı hem araştırma yapamaz hem de etkili bir iletişim kuramazdım.

 

Annem için büyük bir zaman tasarrufu sağlayan çamaşır makinesi ve bulaşık makinesi de en önemli teknolojik araçlardan olduğunu düşünüyorum. Ayrıca evimizin süpürülmesi için temizlik açısından çok sağlıklı elektrik süpürgelerinin önemi de büyük günlük hayatımızda.

 

Evimizdeki diğer teknolojik aletler arasında mikser yardımıyla annem çok lezzetli kekler yapabiliyor ve elektrikli fırın sayesinde bunları pişebiliyor.

 

Son olarak da cep telefonlarının hayatımıza girmeye başlamasıyla birlikte tüm sevdiklerimizle hem sesli hem de görüntülü konuşabiliyoruz. Eğer cep telefonları olmasaydı uzaktaki yakınlarımızla görüşme imkânımız çok zor olurdu.

Evinizde hangi görevleri üstleniyorsunuz?

Evinizde siz hangi görevleri üstleniyorsunuz?

Biz üç kardeşiz. Bir ablam ve bir abim var. Ablam yeni evlendiği için evden ayrıldı. Bu nedenle ben ve abim, anneme ev işlerinde yardım ediyoruz. Annem çalışıyor bunun için ona daha fazla destek olmamız gerektiğini düşünüyorum. Abim biraz dağınık biri. Onu odasını ve yatağını toplaması için sık sık uyarıyorum ama beni pek dinlemiyor.

 

Yine de annem evde olmadığı zaman bana yemek hazırladığı için ondan memnunum diyebilirim. Bana gelince ben her sabah uyandığımda yatağımı mutlaka topluyorum. Ayrıca kitaplığımı ve çalışma masamı da dağınık bırakmamaya gayret gösteriyorum.

 

Okuldan herkesten önce geldiğim için bazen annemle babamın da yatak odalarını topladığım oluyor. Annem akşam yemeğini hazırladığı zaman sofranın kurulması için ben ve abim yardım ediyoruz. Babamda bazen sofranın kurulması için yardım ediyor. Daha sonra tüm tabakları mutfağa taşımasında yine anneme yardım ediyorum.

 

Biz abimle aynı odayı paylaşıyoruz. Bu nedenle abimin dağınık bıraktığı çalışma masasını ve pijamalarının toplanması da bana kalıyor. Az önce dediğim gibi abim sadece yemek yapmayı seviyor ama dağınıklığı toplama noktasında maalesef çok sorumsuz.

 

Ben ne olura olsun anne ve babamıza evde yardım etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü onlar bizim için dışarda çalışıp çok yoruluyorlar. Bizimde onlara evde bazı konularda yardım etmemiz gerekiyor.

Tanzimat Dönemi yönetim anlayışında meydana gelen değişiklikleri açıklayınız.

Tanzimat Dönemi yönetim anlayışında meydana gelen değişiklikleri açıklayınız.

 

Tanzimat Dönemi yönetim anlayışını anlamak için öncelikle kısa olarak Tanzimat dönemi ne olduğunu anlayalım. Osmanlı İmparatorluğu’nda 1839 yılında Gülhane Hatt-ı Şerif’inin (Tanzimat Fermanı) okunmasıyla başlayan modernleşme döneminin adıdır. Tanzimat, “düzenlemeler, reformlar” anlamlarına gelmektedir. Batı dillerinde daha çok “The Ottoman Reform” yani Osmanlı Reformu olarak geçmektedir.

Tanzimat Döneminin Önemi

  1. Hukukta Müslim- Gayrimüslim eşitliği sağlanmıştır.
  2. Askerlik görevi ocak hizmeti olmaktan çıkarılarak vatan görevi şekline dönüşmüştür.
  3. İlk defa bir Osmanlı padişahı sınırsız olan yetilerinin üstünde bir kanun gücünü tanımış oldu. Bu sebeple Tanzimat Fermanı Osmanlı Devleti’nde anayasallaşma sürecinin başlangıcı olarak kabul edilir.
  4. Osmanlıcılık fikrinin doğmasına zemin hazırlamıştır.

 

Tanzimat Dönemi Yenilikleri Nelerdir?

  1. Şer’i kanunların yanında Avrupai tarz kanunlar yapılmış bu da hukukta ikilik ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
  2. Kız öğrenciler ilk kez okullara alındı.
  3. Islahat Fermanı ilan edilmiştir (1856)
  4. Eğitim bakanlığı kurulmuş, okullar ilk, orta, lise ve yüksekokul diye kısımlara ayrılmıştır.
  5. İl genel meclisleri kurulmuştur.
  6. İltizam yolu ile aşar vergisi toplama usulü kaldırılmış, maliye bakanlığı tarafından toplanması kararlaştırılmıştır.
  7. İlk kâğıt para basılmıştır. (Kaime – 1844)
  8. Cizye miktarının belirlenmesi işi patrikhaneye verilmiştir.
  9. İlk dış borç İngiltere’den alınmıştır. (Kırım Harbi esnasında – 1854)
  10. İlk demiryolu hattı kurulmuştur. (İzmir – Aydın hattı)
  11. İlk telgraf okulu açılmıştır.
  12. Öğretmen okulları ve mülkiye mektebi açılmıştır.

Osmanlı Devleti yönetim anlayışı ile Selçuklulardaki yönetim anlayışını karşılaştırınız.

Osmanlı Devleti yönetim anlayışı ile Selçuklulardaki yönetim anlayışını karşılaştırınız.

 

Osmanlı Devleti, yönetim anlayışı yönetenler ve yönetilenler olarak 2 sınıfa ayrılmıştır. Yönetenler kendi içerisinde seyfiye, kalemiye ve ilmiye sınıfını oluştururken; yönetilenlere sınıfı ırk, dil ve din ayrımı yapılmadan reâya (tebaa/halk) denilmiş ve reâyaya karşı izlenen İstimalet Politikası (gönül alma) sonucunda oldukça adaletli davranılmıştır. Hatta bu istimalet politikası sonucunda Bosna Hersekliler gibi bazı Balkan toplulukları Türk İslam kültürünü benimsemişlerdir.

 

Devlet işlerinde son dönemlerde Osmanlı devleti içerisinde yer alan Müslüman olmayan unsurlar yani Zımmîler de görev almış, kısacası tevdî-i emanet denilen işi ehline verme anlayışı uygulanmıştır. Osmanlı Devleti, tebaasından olan Hristiyan ailelerden devşirme sistemiyle alınan çocukları eğiterek, bunların asker olmasını veya devletin önemli kademelerinde yer almasını sağlamıştır. Kul sistemi adı verilen bu sistem ile yetişen kişiler, devlet yönetiminde sadrazamlığa kadar yükselebilmişlerdir. Sokullu Mehmet Paşa da bu sadrazamlardan birisidir.

 

Selçuklular devlet kurmadan önce, eski gelenek ve törelere bağlı bir ulustular. İslam dinini kabul ettikten sonra, yönetsel bir ikilemin içine sürüklendilerse de eski töre ve yönetim biçimlerini uygulamanın yanı sıra İslami bir anlayışla, ülke yönetimini örgütlemede, başarılı oldular. Bu konuda, Abbasiler, Karahanlılar ve Gazneliler devletlerinin yönetim biçimlerinden etkilendiler.

 

Sultanın bulunduğu başkente, Divan-ı Saltanat adı verilen bir hükümet vardı. Başında da veziriazam bulunurdu. Divan-ı saltanata bağlı, askeri mali, adli ve öteki işlere bakan çeşitli divanlar vardı. Başkenttekine benzer biçimde eyaletlerde, eyalet divanları bulunurdu. Uygulamayla ilgili yasalar ve kurallar, saltanat divanında belirlenir, sonra da imparatorluğun tüm topraklarında uygulanırdı. Büyük divanda, müstevfi (Maliye nazırı), nişancı, müşrif (genel müfettiş), emir-i arızulceyş (harbiye nazırı) gibi görevliler bulunurdu.

Yeni Türk Devleti’nde 1. Meclis’in özelliklerini açıklayınız.

Yeni Türk Devleti’nde I. Meclis’in özelliklerini açıklayınız.

 

Yeni bir düzen ve bu yeni düzeni dizginlemek amacı ile oluşturulan 1. Meclis içeriği Türk tarihinde yeni bir dönem açan I. TBMM son derece önemli özelliklere sahipti. Bu özelliklerinden bazılarını şöyle özetleyebiliriz:

 

  1. TBMM, bir kurucu meclistir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra emperyalist ülkelerin kıskacı altına giren Anadolu Türklüğü, I. TBMM’nin çatısı altında yeni Türk devletini, millet iradesine dayanarak kurmayı başarmıştır.

 

  1. TBMM, millet iradesine dayandığı, milli egemenlik ilkesini esas aldığı için demokratik karakterli bir meclistir.

 

Büyük özveriler ve zor şartlar altında toplanan I. TBMM, meclis üstünlüğü ilkesine yer vermekle, kendinden üstün hiçbir güç tanımamıştır. Bu yönüyle millet iradesinin tam egemenliğini sağlamıştır.

 

  1. TBMM, olağanüstü yetkilere sahip bir meclistir. Bu nedenle yasama, yürütme ve yargı gücünü kendinde toplamıştır.

 

  1. TBMM, Millî Mücadele’nin sonuna kadar devamlı ve düzenli çalışmış, vatanın ve milletin kurtuluşunu her şeyin üstünde tutmuştur. Bu yönüyle de idealist bir meclistir.

 

  1. TBMM, Anadolu’muzu işgal eden emperyalist devletlere karşı savaşan ve yurdumuzu düşmanlardan temizleyen bir savaş meclisidir.

 

23 Nisan 1920’de açılan I. TBMM, seçim kararının alındığı 1 Nisan 1923 tarihine kadar yaklaşık üç yıl görev yapmıştır. Bu üç yıllık dönemde TBMM Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış, yurdumuzu düşmanlardan temizlemiş ve yeni Türk devletinin temellerini atmıştır.

Uygurların kabul ettikleri Mâni dini, onların yaşam tarzlarını nasıl etkilemiştir?

Uygurların kabul ettikleri Mâni dini, onların yaşam tarzlarını nasıl etkilemiştir?

 

“Maniheizm” dininin evren anlayışında Tanrı kabul görülmemiş ve yok sayılmış olarak kabul edilir. Aksine Aydınlık ve öfkeli Karanlık gibi iki unsur Tanrı’nın yerini almaktadır. Maniheizm amacı aydınlığa dayanan ruhu karanlık maddenin gözlerinden kurtarmaktır.

Bu amaca ölümle değil çünkü Maniheizm reenkarnasyona inanırlar hayattan, bedenden, maddeden ve bu cümleden sanattan zira hepsi maddeden yapılmıştır nefret etmekle ulaşılabilir. Maniheistler’e göre dünya sevgiye hizmet eden bir eser değil, bir felaketin sonucudur ve bu yüzden de yok edilmesi gerekir.

 

Bu temel niteliklerle tanımlanan Mâni dini Uygurlar arasında nasıl tanışmıştır?

Böğü Kağan’ın Lo Yang seferi sırasında Çin’de uzun süre kalması, Uygur tarihi için manevi açıdan olduğu kadar, fikir tarihi bakımından da önemli neticeler doğurmuştur. Değişimler tarihi olarak anılan ve zamanın uzun kalınma evresinde ki etkisi de etkilerin en büyük özelliklerinden biriydi.

Bögü Kağan, Çin’den ülkesine dönerken yanında dört Mâni rahibini de birlikte getirmiş ve bu rahipler, Uygur medeniyetinin oluşmasında büyük rol oynamışlardır.

“Uygurlar Maniheizm dinini kabul etmeden önce çeşitli dinlerle karşılaşmışlar ve bunlardan en son olarak Budizm’i kabul etmişlerdir. Esasında Uygurlar, inanç alanında çok serbest olmuşlar, çabuk din değiştirmişler ve yeni kabul ettikleri bir dini yaymak için de çok çalışmışlardır. Uygurlar’ın din hususundaki hoşgörülü olmalarında da başarılı olduklarını söyleyebiliriz.”

Ayrıca önemli bir not düşmek gerekir ise; “Maniheistler’in en büyük koruyucusu Uygurlar ’dır”

İlk Türk devletlerinde anne, baba ve çocukların sorumlulukları ile günümüzdeki anne, baba ve çocukların sorumluluklarını karşılaştırıp benzer ve farklı yanlarını söyleyiniz

  İlk ve Günümüz Türk devletlerinde toplumsal yapı:

 

  • Oğuş (aile): en küçük toplumsal yapı
  • Urug: ailelerin birleşmesinden oluşurdu.
  • Boy: urugların birleşmesinden oluşurdu.
  • Budun (millet): boyların birleşmesinden oluşurdu.

 

Aile (Oguş): Türk sosyal hayatı, akrabalık bağları üzerine kurulmuştu. Toplumun çekirdeğini oluşturan ailede babanın yanında annenin de söz hakkı vardı.

 

İlk Türklerde babaya “kang” anneye ise, “ög” denirdi.

 

Eski Türk ailesi bugün olduğu gibi “küçük aile” yani çekirdek aile tipindeydi.

 

Evlenen erkek çocuklara çadır ve bir miktar mal verilirdi.

 

Ancak küçük oğul, evlendiğinde babasının çadırında kalmakta ve onların ölümlerinden sonra da çadır ve babaya ait malın sahibi olmaktaydı.

 

Kız çocukları evlenirken baba tarafından verilen çeyiz ile evden ayrılır ve daha sonra baba mirasında bir hakkı yoktu.

 

Türklerde genellikle akraba sayısını artırma karşılıklı olarak birbirlerine destek vermek, akraba boylar arasındaki çatışmaları önlemek için başka kabileden evlilik tercih edilmekteydi.

 

Türklerde evlilik, erkek ve kızın ortak iradesi ile ailelerin karşılıklı rızasına bağlıydı. Evlenme; söz kesme, nişan ve düğün töreniyle tamamlanırdı. Günümüzde ufak değişimler dışında yine aynı tarz kültür devam ettirilmektedir ülkemizin birçok noktasında. Kadının mülkiyetinden olmak üzere kız tarafı erke evinden kalıng (kalın) alırdı. Gelinin çeyizine eğne veya yumuş adı verilirdi. Düğünde verilen yemeğe törün denirdi.  Evlenen kıza gelin, evlenen erkeğe ise güvey denilmekteydi.

Verilen hikaye unsurlarına uygun olarak duygu ve düşüncelerinizi anlatan bir hikaye yazınız.

Verilen hikâye unsurlarına uygun olarak duygu ve düşüncelerinizi anlatan bir hikâye yazınız.

Kişiler: Beril, Aras, Coşkun

Mekân: Okul bahçesi

Olay: Bir kalem kutusunun kaybolması

Ana Düşünce: Bulduğumuz eşyayı sahibine ulaştırmalıyız

 

Tuğçe’nin Kalem Kutusu

Teneffüste Beril ve Aras beni yanlarına çağırdıklarında oyun oynayacağımızı düşünmüştüm. Ancak konu farklıymış. Atatürk büstünün köşesinde, ağaçların arasına düşmüş bir kalem kutusundan söz ettiler. Neler olduğunu ilk bakışta anlayamamıştım. Ancak Beril; ‘ Coşkun, bu kalem kutusunu burada bulduk ama sahibinin kim olduğunu bilmiyoruz. Bunu bulmalıyız ve sahibine teslim etmeliyiz’ dedikten sonra onlara hak verdim. Elbette bulduğumuz bir eşyayı sahibine ulaştırmalıydık. Okulun bahçesinde koşuşturan tüm herkese göz attık. Ancak kimsenin ağlayıp üzüntülü bir şekilde kaybolan bir eşyasını aradığına da şahit olamadık.

 

Aras bir fikri olduğunu söyledi. Bulduğumuz kalem kutusunu okulun müdürüne teslim edelim, bunu kaybeden kişi ilk olarak onun yanına gidecektir dedi. Bize de mantıklı geldi. Hemen müdürün odasına doğru yola koyulduk. Kapıyı çaldım ve içeri girdik. İçeride oturup ağlayan, ben şimdi ne yapacağım diye hayıflanan Tuğçe’yi görünce birbirimizin gözlerine baktık. Müdürün buyurun yavrularım ne için gelmiştiniz dediğinde ona doğru yönelip olayı anlattık. Elimde olan kalem kutusuna sarılan Tuğçe çok teşekkür etti ve bunu bulamasaydı ailesine karşı mahcup olacağını belirtti. Bize de Tuğçe’nin yaşadığı bu mutluluk yetti. Sonra tekrar okulun bahçesine yönelerek birlikte oyun oynamada devam ettik.

Yörenizdeki düğün adetlerini anlatınız.

Benim yöremdeki düğün adetleri şu şekilde:

Bu yörede düğün ve ölüm gibi olaylara ayrı bir değer yüklenir. Her ikisi de belli adetler çerçevesinde gerçekleşir. Düğünlerde, geline belirli bir gram altın alınması zorunluluğunun, gelinin ailesine hediyeler almanın gerekliliğinin, ev düzme ve eşyaların temininin tamamen damada ait olduğu ve bazı bölgelerde başlık parası alındığının adet olarak görüldüğü bir gerçektir. Bulunduğumuz yörede bu adetlerin geçerliliği hala sürmekte. Gelin bohçası adında geline hediyelerin sunulduğu ve gelininde düğünden sonra kendisine hediye getirenlere hediye götürdüğü de bu adetler arasında.

 

Düğünler genelde halaylı olduğundan davul zurnasız geçmez. Düğün esnasında evine ilk kez gelinin başına damat şekerler atar. Tatlı bir hayata girişini sembole eder bu şekilde. Hepsinden önce isteme usulleri ve tarzları diğer yörelere nazaran farklılıklar gösterir. Din bilgisi ve yemek bilgisi sorgulanan gelinin ahlakı ve en son güzelliği esas alınır.

Yaşadığınız yörede en çok oynanan halk oyunları nelerdir?

Yaşadığınız yörede en çok oynanan halk oyunları nelerdir? Bu oyunları oynayan kişilerin kıyafetleri nasıldır?

 

Doğu Anadolu bölgesinde yaşıyor olduğumdan buralarda halay en çok oynanan halk oyunudur. Bu oyunları oynayanlar genelde yöresel tarzda şalvar ve uzun gömlek giyerler. Tabi her halay oynayan da bu elbiseleri giyer diye bir durum yok. Normal günlük kıyafetleri ile halay oynayanlarda yok değil.