Ülkemizde en çok gezip görmek istediğiniz yerler nerelerdir? Neden?

Ülkemizde en çok gezip görmek istediğiniz yerler nerelerdir? Niçin?

 

Ülkemizin her köşesi gezip görmeye değer güzellikte elbette. Ancak benimde gidip görmek istediğim yerleri yok değil. Her yerini karış karış gezmek isterim o ayrı. Ama şartların sağlayabileceği gerçeklikte ortada. Her mevsimi ayrı güzellikte olan ülkemizin dört bir yanında farklı mevsimler de yaşanıyor. Bir tarafında denize giren insanların olduğu gibi diğer tarafta kayak yapmak mümkün olabiliyor. Son yıllarda turist sayısının rekorlar kırıyor olması da bundandır diye düşünüyorum. Şimdiye kadar neredeydiler diyebilirsiniz. Ama var olan sorunlar ve terör ülkemiz üzerinde yapılacak seyahatleri azaltıcı yönde etkiliyor. Sadece kendi gelişimi ile ilgilense ülkemiz eminim daha büyük güzellikler ortaya çıkacak. Ancak öyle olmuyor. Hep bir çorap örülüyor güzel ülkemin başına. Her dönem farklı bir sıkıntı ile karşılaşıyor, kendi gelişimini bile unutturuluyor.

 

Ben en çok Hakkari’ye gitmek isterdim. Orada ki temiz yayla havasını almayı, dağların eteklerinde ki akarsularda balık izlemeyi, temiz havada halay çekip kuzu eti yemeyi isterdim. Şelalelerin varlığını da unutmamak lazım. Böyle eşsiz bir manzaradan mahrum oluyor olmak üzücü. Ama inanıyorum ki oraların temizlenip terörden arındırıldığında tüm milletimizin gitmek istediği yerler olacak. Şehir havasından egzoz dumanından bunalan insanımız oksijeni bol huzurlu bir mekan arayışında. Neden böyle yerlere gitmek çözüm olmasın ki. Sonuçta yıllardır askerimiz o toprakların bizlere kazandırılması için kan döküyorlar. Bizlerde onları mahcup etmemeli uğruna savaştıkları yerleri sahiplenmeliyiz. Vazgeçmemeliyiz. Orası da Türkiye. Orası da vatan. İnsanlar oralarda biz çocuklarımızla oynayalım diye kendi çocuklarını babasız bırakıyorlar. Onlara vefa borcumuz yok mu ? Emanetlerine sahip çıkmamız öyle zannediyorum ki onlarında en çok istediği bir durum.

Mimar Sinan’a İleti

Siz de Mimar Sinan’a cevap olarak bir ileti (mektup) göndereceğinizi hayal ediniz. İletinizde nelerden bahsederdiniz? Arkadaşlarınızla tartışınız.

 

Saygıdeğer büyük usta;

 

Yapmış olduğunuz eserlerin her biri günümüzde bizler için ayrı bir değer taşıyor. Değişen zamanın ağır şartları yapmış olduğunuz eser de tahribata yol açmış ve restorasyonunun gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Bizlere ilettiğiniz mektupta nerelerde hangi zamanla değişimler ve tahribat olacağı hususunda bilgi vermenizin faydalı olmuştur. Sizin bahsettiğiniz tahribatlar bahsettiğiniz süre içinde gerçekleşmiştir. Haklıydınız. Bizlerin üzerine düşeceği görevi çekinmeden yerine getireceğinden şüpheniz olmasın. Türk-İslam kültürünü yansıttığınız şahane eserleri korumakla olan yükümlülüğümüz bizler hayatta olduğu sürece devam edecektir. Şüphesiz eserlerinizi hayranlıkla inceliyor ve değerlendiriyoruz. Yapım aşamasında karşılaştığınız zorluklarla olan mücadeleniz bizlerin sadece yapmak zorunda olduğu işlerde değil tüm yaşantısı boyunca olan azmi için yeterli oluyor.

 

Günümüzün yapılarına dahi ilham kaynağı olan eserleriniz tam bir sanat eseri. Sadece ülkemiz içinde değil tüm dünya milletlerinden gelen insanların yoğun ilgisi de şaşkınlık uyandırmıyor. Unutmamalı ki eserleriniz yapımı safhasında manevi değerlerimizi ön plana çıkarma çabanız yadsınamaz. Atalarımızın bizlere olan mirasları arasında yer alan güzide eserlerinizin gerektiğinde yapılan istişarelerle doğru kararlar alınarak restorasyonu sağlanacaktır. Zamana kurban olmasına izin verilmeyecek bizden sonra ki nesillere de örnek teşkil etmesi için anlatılacak ve korunması için emanet edilecektir. Bu zamana kadar nasıl korunup ilk günkü gibi ihtişamını koruduysa bundan sonrası içinde aynı gerekliliği yerine getireceğiz. Aldığımız ilhamla daha iyi eserler ortaya koyma çabamız daima olacak sizlerin torunları olduğumuzu tüm dünyaya göstereceğiz. Gurur kaynağımız olan tüm eserlerinize şahsım adına teşekkür ediyorum. Bizlere kattığınız değerler unutulmayacaktır.

Yaşadığınız ya da gözlemlediğiniz bir olaydan hareketle haber metni yazınız.

Yaşadığınız ya da gözlemlediğiniz bir olaydan hareketle haber metni yazınız. Haber metninizde 5N 1K sorularının cevaplarını vermeyi unutmayınız.

 

Sabahın ilk ışıkları ile temizliğe başlayan belediye işçileri buldukları para dolu poşeti sahibine teslim ettiler. Çorum un sungurlu ilçesinde belediyenin temizlik şirketi personelleri günün ilk saatlerinde çalışmaya başlıyor. Hayata tutunma çabasının zorluğunu temizledikleri sokaklarla göstermekle kalmıyorlar gönüllerde ki kirliliğinde temizliğine uğraşıyorlar. Her biri ayrı bir gönül güzelliğine sahip olan üç arkadaş çalıştıkları işin en ağır şartlarda olmasına aldırış etmeden başkasının hakkına göz dikmemeyi bizlere öğretiyorlar.

 

Hasan(33), Ahmet(35) ve Nadir(30) isimli üç arkadaş caddelerin temizliği ile görevli şirkette asgari ücretle çalışıyorlar. Ailelerinin geçimini bu maaşla sağlayan üç arkadaş günlük işlerini yapmak için her zaman ki saatte işlerine başlıyorlar. Olacaklardan habersiz caddenin sonunda yer alan parkın temizliği ile ilgileniyorlar. Dağınık halde yerde duran çekirdek kabuklarının süpürgeye takılan pisliği diğer ellerinde ki kürekle almayla devam ediyor. Birer birer tüm bankların çevresi süpürülüyor. Toplanan çöpler kovaya doldurulduğu anda siyah bir poşet içerisinde beliren 200.000 TL fark ediliyor. Ne yapmaları gerektiği bilincinde olan üç güzel arkadaş hemen polisleri arıyor ve durumu bildiriyorlar. İnsanlığın ölmediğini bizlere hissettiren arkadaşlar yaptıkları açıklamada; ‘belki bir hastanın ameliyat parasıdır, belki bir fakirin emekli ikramiyesidir diye düşündük. Çünkü buralarda zengin adamın işi çok olmaz. Kaybetse kaybetse bir gariban kaybetmiştir bu parayı’ dedikleri öğrenildi. Çok geçmeden paranın asıl sahibine ulaşan polisler işçilerin bahsettiği üzere paranın kanser tedavisi için kullanılacak bir hastaya ait olduğu öğrenildi.

Bilim insanının kendi dilini geliştirmek için neler yapabileceği ile ilgili görüşlerinizi yazınız.

Bir bilim insanının kendi dilini geliştirmek için neler yapabileceği ile ilgili görüşlerinizi yazınız.

 

Bilim insanları çalışmalarının ve düşünüşlerinin uzunluğu ve sıkıcılığında bunalmayıp hedeflerine kitlenmiş ve başarıya koşmuşlardır. Öyle hemen pes edecekleri bir duruma girmemişlerdir. Sabır edemeyecekse zaten kaybetmiştir en baştan. Her farklı uzmanlık alanları ayrı ayrı değerlendirilebilir. Kimisi daha çok detaya inmeli iken kimisi yüzeysel olarak bakabilir olaylara. Tabi bu çalışmaların gelişimi ve sağlıklı ilerleyebilmesi için şartların sağlanması da önemlidir. Bu şartlardan biriside bilim insanının kullandığı dilidir. Yerine getirilmesi elzem olan gerekli şartlardan birisi olan dil, çalışmalarla aynı oranda gelişim göstermeli ortaya çıkacak bilgi veya buluşa katkı sunmalıdır.

 

Bir bilim insanı kendi dilini geliştirmek için çalışmalarından bağımsız davranmamalı, çalışmalarına paralel hareket etmelidir. Sonrasında yaptığı buluşa veya icat ettiği nesneye kullandığı dilin özelliklerine uyarak bir isim vermelidir. İsim konusunda kararsız kalması halinde dil bilimcilerle bir toplantı yapabilir, teknik özelliklerinden bahsettiği icat için birlikte de isim düşünebilir. Toplumun dilinden farklı yabancı bir terim getirmesi konunun anlaşılmasını ve nesnenin tanımını zora sokacağı gibi ilerleme kaydetmenin de yavaşlamasına neden olacaktır. Bilim dünyasında ki gelişmelerin takip edilmesinde bu yüzden dilin gelişimi çok önemlidir. Özellikle yabancı terimlerin bulunduğu icatlar bilim insanlarının kendi ülkelerinde ki gelişimini sürdürmesi için getirdiği sürede dahi toplumun diline uygun terimler getirilmelidir. İcadın yahut buluşun kendi ülkesinde ki bilime katkı sağlamasını isteyen her bilim insanı bunun için çaba harcayacaktır.

Yenilikler ortaya koyan büyük bir bilim insanı olmak istiyor musunuz?

Siz de yenilikler ortaya koyan büyük bir bilim insanı olmak istiyor musunuz? Eğer istiyorsanız bu durumda ülkeniz için neler yapardınız?

 

Hemen her vatansever insanların ülkelerine fayda sağlayabilme düşüncesi olduğu gibi tüm insanlığın yararına işler yapmakta da arzulu olduğu biliniyor. Zaten hain olmadığı sürece her vatandaşında vatansever olduğu ortada. Vatanı sevmek de öyle lafta olamamalı tabi. Devletin kişide sağladığı yararların yanı sıra kişinin de devleti için vergi vermesi ve faydalı olması gereklidir. Her insan uzmanlaştığı alanda çalışmalar yaparak da katkı sunabilir. Doktor ise tıp alanında, müteahhit ise inşaat alanında ekstra bir gayret göstermeli ki fayda sağlayabilsin. Bilim insanı ise de bilim alanında ki çalışmaları takip ederek yenilik arayışında olmalı. Bu şekilde ülkenin adını dünya çapında prestijli hale getirebilir ve bu sayede vatanına hizmet edebilir. Sadece isim duyurma veya prestij kazandırma meselesi de değil. Dünya da ilk olarak bilimin yeniliklerinin bizim ülkemizde yapılıyor olması başlı başına bir hizmet zaten. Böyle şerefli ve gurur verici bir görevi kim üstlenmek istemez ki? Bende yenilikler ortaya koyan büyük bir bilim insanı olmayı elbette isterdim. Bunun için gerekli şartları şuan için sağlayamıyorum ama sağladığım şekliyle hayal edebilirim.

 

Ülkemizin stratejik öneminin yanı sıra ben doğal kaynaklarının da güçlü olduğunu sadece kömürle sınırlı olmadığını düşünüyorum. Özellikle orta doğu ya yakınlığı ile bilinen ülkemiz topraklarında da petrol vb. enerji kaynaklarının varlığını düşünüyorum. Ben bu kaynakların ortaya çıkarılması adına çalışmalar yapardım. Yoksa demeyin. Var. Eğer olmasa ülkemizin üzerine bu kadar çorap örülür mü ? Başımızı kaldıramıyoruz ki bu kaynaklara yönelelim. O kadar bela ve musibetin tabi ki düşmanlarımızca sebepleri vardır. Bunlardan birinin de zengin yer altı kaynakları olduğunu ve çıkarılıp vatandaşlarımızın refah seviyesini yükseltilmesinin gerekliliğini düşünüyorum. Büyük bir bilim insanı olsaydım bu çalışmaları yapardım.

Dünyaya fayda sağlayacak bir buluş yapsaydınız bu ne olurdu?

Dünyaya fayda sağlayacak bir buluş yapsaydınız bu ne olurdu? Bu buluşu nasıl yapardınız?

 

İnanmak başarmanın yarısıdır. Zira zorlaşan hayat şartları ve yaşamın sıkıntılarını atlatacağız inancı ile bizde oluşan sabır halini sürdürmemiz için gerekli. Sadece günlük hayatımız için söylemiyorum. Genel olarak sürdürdüğümüz tüm yaşantımız boyunca inancımızın bize katkı sağlayacağı kesin. Tam da burada ümit etmek ya da ümitsiz olmak giriyor devreye. İnanmadığımız her durum için ümitsiz ve inandığımız her durum içinse ümitli oluruz. Peşinden koştuğumuz hayallerimizin gerçeğe dönüşmesi, hedeflerimizin gerçekleşmesi için çalışmamız ümidimiz olduğu zaman daha az zorlayacaktır. Yani inanırsak. Sadece kendi hayatımızda ki çabalarımız için inanmak da olmaz. Tüm insanlığa fayda sağlayacak bir işte faaliyet sürdürmek ve insanlığın herhangi bir ihtiyacını gidermek düşünüldüğü zaman büyük bir olay gibi gelir bizlere. Başaramayız düşüncesi ile inanmamamız daha yolun başında pes etmeye benzer.  Oysa bizler inanarak yaklaşırsak yapamasak bile başarılı olmuş sayılırız. Çünkü tarih sadece başarılardan bahsetmez. Özellikle ilklerden bahseder, başaramasa da ilk o düşünmüştü der.

 

İnsanların aslında şöyle olsa çok iyi olur dediği şeyler gözümün önünden geçiyor. Ben de bir gün öyle bir cümle kullandığım anda aslında yapımının ileri ki yıllarda gerçekleşebileceği bir buluş geldi aklıma. Alanım değil ama bir mühendis olsam kesinlikle üzerinde çalışmalar yapardım. Pahalılaşan hayat şartları insanları zorluyor ve devletler enerji kaynakları için savaşlar çıkarıyor. Bu enerji kaynaklarının kullanım alanını kısıtlarsak bu denli büyük bir ihtiyaç hasıl olmaz diye düşündüm önce. Sonrada nerede kullanılıyor bu enerji kaynakları derken aklıma en yaygın olanı arabalar geldi. Her gün milyarlarca araba bu enerji kaynaklarının varlığı sayesinde yol kat edebiliyor. Eğer benzinle veya diğer akaryakıtlarla çalışmayan (elektrikli hibrit motorlarda dahil buna) araçlar üretilirse bu sorunun ortadan kalkacağını düşündüm. Bunun kendi kendisinin enerjisini üretebilen motorların projelendirilmesi ile yapılabileceği çok ta uzak bir ihtimal değil.

Bilim insanı olmak ister misiniz?

Bilim insanı olmak ister misiniz? Sebepleriyle açıklayınız.

 

Televizyonda ki güncel haberleri takip ettiğimiz her an yeni bir buluşla karşılaşma hayali olan meraklı çocuktum. Nasıl oluyor da akıllarına böyle bir durum geliyor, nasıl olurda buluşu gerçekleştirme gereği hissediyorlar diyordum kendi kendime. Bir an akıllarında beliren bir durum olduğunu varsayardım. Halbuki bilmezdim öncesinde yaptıkları binlerce başarısız deneyimi ya da aylarca ve yıllarca süren çalışmaları. Bende de aynı gelişmenin meydana gelmesi için hep dua eder, acaba bende bir buluş sahibi olabilir miyim diye düşünürdüm.

 

Çok özendiğim kesindi bilim insanlarına. Hem buluşlar ve icatlara bilim insanlarının adı verilerek onların çağlar boyu yaşatılıyor olması da ayrı bir şerefti. Hep bu şerefe nail olmak istedim. Yine de asıl ve öncelikli isteğim insanlara fayda sağlamak ve hayırla yad edilebilmekti. Arkamdan edilecek iki çift güzel söz ve hayır duanın bana yeteceği kanaatindeydim. Hala da isterim bilim insanı olmayı. Ama çok istemek gerektiğini biliyorum. Hatta sadece çok istemek gerektiğinin dahi yetmediği ortada. Çalışmalar yapılmalı. Uzun yıllar sürecek çalışmalar. Sıkılmadan sabrederek ve inatla. Başarısız girişimlerin moral bozukluğu oluşturduğu gerçeği ile gerekirse karşı karşıya gelerek çalışmak. Yıldırmamalı hiçbir zorluk, pes ettirmemeli aklına koyduğun işi yapmalısın. Bitirmeden bırakmamalısın. İstiyor muyum evet istiyorum. Ama bu saydıklarımdan hangi birini yapıyorum belirsiz. Yapsam olur muyum o da belirsiz. Kendime güvenmiyor değilim. Sadece başarı karnem zayıf. Ümitsizliğimin kaynağı olarak kimseyi suçlamamalıyım. Kendimden başka suçlu yok. Sorumlusu benim. Ama yine de bir yol gösteren olsaydı diyor insan içinden. Belki daha farklı olabilirdi her şey. Yaşanılan çevrenin değişikliği bile etki edebilirdi. Diyorum ya diğer faktörler de var ama suçlu aramak olmaz. Zor şartlarda başarı elde edenlere haksızlık etmiş olurum sonra.

Görme, duyma, koku alma, tatma ve dokunma duyularına ait verilerden yararlanarak bilgilendirici bir metin yazınız.

Görme, duyma, koku alma, tatma ve dokunma duyularına ait verilerden yararlanarak bilgilendirici bir metin yazınız.

 

Görme; insanların yaşadığı sosyal çevreyi ve kendisini, vücudunu ve diğer tüm azalarının şeklini ve tüm insanların şeklini tanıyabilmesini sağlayan, göz organının faaliyete göstermesi ile gerçekleşen duyumuzdur. Varlıkların görünmesini sağlayan fizyolojik süreç olarak da değerlendirilir.

Duyma; işitsel verilerin ses adı verilen olayın algılanabilmesi ve yön tespitini sağlayan, çevremizde ki algıladığımız seslerle neler anlatılmak istendiğini bilmemize ve konuşmamızı gerçekleştirmemize yarayan fonksiyondur.

 

Koku alma; duyu organlarımızdan biri olan burnumuz ile nesnelerin yahut cisimlerin farklı tarzda ki kokularını hissedebilmeye denir.

Tatma; dilimizin yardımı ile bir yiyeceğin veya içeceğin tadını alabilmemizi sağlayan duyumuzdur.

Dokunma; nesnelerin kalınlığının ve inceliğinin, sıcaklığının ve soğukluğunun, yumuşaklığının ve sertliğinin deri ile temas edilerek hissedildiği duyumuz.

 

Beş duyu organımız ile ilgili yukarıda verilen bilgiler genel anlamda öğretici olmanın yanı sıra fayda sağlayacak bilgilerdir. İçerikleri bakımından duyu organlarımızın önemi, bilgilerin araştırılması ile netlik kazanacaktır. Hayati fonksiyonlara sahip bu duyularımızın ve duyu organlarımızın varlığını bilme mecburiyetimiz gereklidir. Bu beş duyu organımızın herhangi birinin bozukluğunda yaşayacağımız sağlık problemi bizlerin yaşamını son drece olumsuz etkileyecektir. Belki de oluşturduğu psikolojik hasarla intiharla sonuçlanabilir. Bu ihtimal hepimizin korunmasını istediğimiz bir gelişmedir. Sadece duyu organlarımızın önemini kavramak adına verilen bir ihtimaldir. Bizler beş duyu organımızla; görür, duyar, koku alır, tat alır ve dokunuruz. Tüm bu faaliyetleri gerçekleştirirken farkına varmıyor olmamız bu olayların önemsizliğinden değil bizlerde bulunan alışma dediğimiz zihinsel kabullenme evresinin gerçekleşmesidir. Alışma; acıları unutturan gelişme olur, acımızı hafifletir. Alışma; mutluluklara alıştırır devamında ki gerekliliği hissettirir. Bunun gibi.

Tat ve koku alma duyunuz olmasaydı ne hissederdiniz?

Tat ve koku alma duyunuz olmasaydı ne hissederdiniz? Bu duyular hayatınıza ne katıyor?

 

Sağlıklı yaşamın her insanın bir hakkı olduğu biliniyor. Hastaneler de hastaları gördükçe parçalanan yüreğim halime şükretmem gerektiğini söylüyor bana. Grip, soğuk algınlığı gibi gittiğim hastaneden psikolojim bozuk olarak ayrılabiliyorum. Tabi ki iyi bir şey hastanelerin varlığı. Ben sadece yaşadığım acının tarifini yapıyorum. Üzülüyorum her hastaya. Onları ziyaret etmenin gerekliliği bir kez daha önem kazanıyor kafamda. Sıkılan hayatlarına renk katmak gerekiyor. Hastalıklarına üzülmelerini engellemek adına yapılacak her ziyaret dertlerini unutturur zannedersem. Kendim içinde öyle düşünüyorum. Ben hasta olarak yatıyor olsaydım hastanede beni ziyarete gelmeyen tanıdıklarımın çetelesini tutardım. Bu konuda kinlenip kızan her hastayı da haklı görürüm. Kızmam. Sağlıklı yaşamın gerekliliği bu yaşayışları gördükçe ayrı bir önem kazanıyor. Düşünsenize önemli azalarınızdan biri veya birkaçı engelli. Gözleriniz görmüyorsa körsünüz, kulaklarınız duymuyorsa sağır.

 

Böyle önemli iki azamızda burun ve dil. Birisi koku almamızı sağlarken diğeri tat almamızı öğretiyor bize. Şimdi koku almadığımızı düşünelim. En iğrenç kokulu yerlerde bulunuyor olabilirdik. Koktuğumuzun farkına varmıyor yıkanmayı gerekli görmezdik. Temizlik algımız oluşmazdı. Yemeklerin kokusunu almaz ne yediğimizin önemi kalmazdı. Birde tat alma duyumuzla ilgilenelim. Yemek geliyor akla ilk olarak tabi. Beğenip beğenmeme gibi durumların oluşumu olmayacak her şeyi yiyebilecektik. İlk bakışta kulağa hoş geliyor gibi görünse de çok ta iyi bir durum değil. Mideniz bulanıyor ama nedenini bilmiyorsunuz. İğrenç sayılabilecek bir yemek yemişsinizdir. Farkında değilsinizdir. Her şeyi geçtim yemek yerken duyduğunuz hazzı yaşamayabilirsiniz. Mutlu olmak için yediğiniz yemeklerde ki tatlarda elinizden alınırsa nasıl mutlu olmayı düşünüyorsunuz ?

Hangi yemekleri seviyorsunuz?

Hangi yemekleri seviyorsunuz? Sebepleriyle açıklayınız.

 

Mutlu olabilmenin çok az şarta bağlandığı ülkemiz şartlarında, sayılı olabilecek mutluluk nedenlerinden bir tanesi de bence yemek. Öyle oluyor ki açlıktan halsiz düşen vücudumuza bu sayede bir katkı sunuyor, kendimizi mutlu edebiliyoruz. Ramazan aylarında daha çok değerini anladığımız bu aktivitenin bir yaşam zorunluluğu olduğunun da farkındayım. Yaşamak için yemek yeme zorunluluğu yerine gelsin diye yemiyorum ama ben. Sevdiğim için yiyorum. Ne yalan öyleyim yemek yedikten sonraki yaşadığım hazzı çoğu şey vermiyor. Ama ne yapalım şöyle bir baksanıza. Bizi daha ne mutlu edebilir ki şu dünyamızda. Mutlu olmamıza engel onca durumda varken. Kendimize karşı açılmış bir savaşta gibiyiz.

 

Her gün farklı bir cephesinde savaşıyoruz. Şartların zorluğu bizlerin mutluluk duyacağı şeylerin de küçülmesini sağlıyor. Ben asla nankörlük olarak düşünmedim bu konuyu. Ama diğer toplumlara nazaran kendi içimizde ki mutluluk payının bu derece az olması zoruma gidiyor. Benden sonra gelecek olan neslime ne bırakabilirim bir yana, kendim için neler yapabilirim bile gerçekleşmiyor. Konu dağılmadan devam edeyim. Yemeklerin bende ki yaşattığı mutluluk; sevmediğim yemek olunca mutsuzluğa dönüşüyor ve bana karşı bir cephe daha açılmış oluyor. Sebze yemeklerinden herhangi biri ile karşılaşmam benim için yeter bir sinirlenme nedeni. Ama etli olan her yemek benim mutluluğum. Kazanmış olduğum bir zafer adeta. Abartıyor muyum bilemem. Her insanın düşünüşleri farklı olabilir. Saygı duyarım. Bana karşı saygı duyulmasını da bu nedenle önemserim. Kavurma, mercimek çorbası, salata ve yoğurt gibi bir menü bana dünyanın güzelliklerinin açken göremediğim gerçeğini değiştirtiyor ve yedikten sonra her güzelliği anımsayabiliyorum. Bilmiyorum belki de bu cevabı açken yazmamalıydım.