Ölümden sonra yaşamın olup olmadığı sadece akla dayanarak açıklanabilir mi?

Ölümden sonra yaşamın olup olmadığı sadece akla dayanarak açıklanabilir mi? Tartışınız.

Ölümden sonra yaşamın olup olmadığına dair hem dinin hem de felsefenin farklı görüşleri vardır. Birçok filozof ruhun varlığı problemi hakkında görüşler bildirmiş ve bazıları ruhun varlığını getirdikleri delillerle kabul etmemiştir. Bunun yanında ruh ve bedenin ayrılmaz olduğunu savunan filozoflar da kendi görüşlerini bildirmiştir.

Birçok din ölümden sonra da hayatın devam edeceğini ve bu dünyanın bir yansımadan ibaret olduğunu ve gerçek yaşamın aslında ölümden sonra başlayacağını savunur. Bu görüşlerini savunurken de ellerinde bulunan kutsal kitapları referans alırlar.

 

En kesin ve tartışmasız olan İslam dini ölümden sonra yaşamın varlığına dair birçok deliller göstermektedir. Bu delilerin kaynağını da ayet ve hadisler ışığında sunar. Hatta İslam dinine göre ölümden sonraki hayata inanmak imanın şartlarından biri olarak kabul edilir.

İnanç önce kalple hissedilir ve akıl da bunu tasdik eder. Bu şekilde bakıldığın da evet ölümden sonraki hayat akla dayanarak açıklanır. Ancak bilimsel verilere baktığımızda aklın önder olduğu birçok bilimsel araştırmayla ölümden sonraki hayatı ispatlayan bir veriye henüz ulaşılamamıştır.

Evrene yönelik yapılan açıklamaların doğruluğunu test edebilir miyiz?

Evrene yönelik yapılan açıklamaların doğruluğunu test edebilir miyiz? Yorumlayınız.

Evrene yönelik açıklamalar hem filozofların hem de fizikçilerin farklı görüşlerine göre değerlendirilebilir. Bir kısım fizikçi evrenin sonlu olduğunu ve bir başlangıcının olduğunu kendi araştırmaları ile ulaştıkları bulgular neticesinde doğrularken, diğer bir grup fizikçi ise evrenin başlangıcının tam olarak ne zamana denk geldiğini bilimsel veriler ışığında bilinemeyeceğini savunmaktadırlar.

Din felsefesiyle ilgilenen filozoflarda evren hakkında farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Bir kısmı evren hakkında yaptıkları açıklamalarda özellikle evrenin başlangıç ve sonunun olması hakkında müspet şeyler söylerken, bir kısım filozof bunun mümkün olmadığını dile getirmektedir.

 

Hem fizik bilim adamlarının hem de filozofların savundukları görüşleri göz önünde bulundurduğumuzda ortaya net bir bilgi çıkmamaktadır. Evrene yönelik yapılan açıklamaların doğruluğunu ispat etmek için tek bir görüş bulmak mümkün değil. Ancak bilim insanlarının büyük bir kısmı evrenin varlığı, sonu ve başlangıcı hakkında Entropi Yasasını baz alarak evrenin başlangıcının ve sonunun olduğunu savunmaktadırlar.

Burada din filozofları iki farklı görüşü savunmaktadır. Onlarda fizik bilimin yaptığı araştırmaları baz alarak görüşlerini derinleştirmişlerdir. Bu nedenle evren hakkında yapılan açıklamaların doğruluğunu nesnel olarak test etmek şu an mümkün değildir.

Büyük Patlama Teorisi, din felsefesinde tartışılan evrenin bir sonu olup olmadığına yönelik probleme delil olarak sunulabilir mi?

Büyük Patlama Teorisi, din felsefesinde tartışılan evrenin bir sonu olup olmadığına yönelik probleme delil olarak sunulabilir mi? Açıklayınız.

Büyük patlama teorisi, ünlü fizik adamları tarafından incelenmiş ve eğer geriye kadar gidilebiliyorsa bu evrenin bir sonunda olacağına dair açıklamalar yapmışlardır. Din felsefesinde en çok tartışılan konulardan biri olan evrenin sonunun olup olmaması problemi yapılan tüm açıklamalara rağmen ortak bir noktada uzlaşılamamıştır. Bunun nedeni ise, Tanrı’nın varlığı hakkında teizim ve ateizimin getirdiği görüşlerdir. Çünkü ateistler evreninin sonlu olup olmadığı problemini evrenin yaratılıp yaratılmadığı görüşüne bağlarlar.

 

9.yüzyıl filozoflarından olan El Kindi’ye göre öncesiz değil sonradan oluşandır. Bunu da Kindi şu şekilde açıklar: Evrende var olan her varlık değişim döngüsü içindedir ve bu da zaman olgusunun varlığına delildir. Kindi zaman olgusu içindeki her şeyin sonlu olduğunu savunur. Bu durumda evrende sonludur ve bunun bir başlangıcı vardır. O halde bunun başlangıcını sağlayan sonsuz bir yaratıcı vardır.

Bunun dışında birçok filozof, fizikçilerin öne sürdüğü “entropi yasası”’nı baz alarak evrenin sonlu olduğu görüşünü desteklemişlerdir.

Sonuç olarak denilebilir ki evet “Büyük patlama Teorisi” evrenin sonu olup olmadığına dair delil olarak getirilebilir.

İnsanın Tanrı’nın varlığıyla ilgili düşünmesinin nedenleri nelerdir?

İnsanın Tanrının varlığıyla ilgili düşünmesinin nedenleri nelerdir? Tartışınız

İnsan doğası itibariyle bir şeye, bir olguya veya bir güce bağlanma ve inanma ihtiyacı içindedir. Ayrıca insanoğlunun merak duygusu çok baskındır ve her şeyi sorgulayan bir yapısı vardır. Bu nedenle önce kendini, çevresini ve evreni incelemeye başlar. İlk sorduğu soru “Ben kimim” sorusudur. İçinde bulunan aşırı merak duygusuyla nerden geldim? Beni ve bütün evreni kim yarattı gibi soruların cevaplarını aramaya başlar. Ancak bu sorular hemen cevap verilebilecek tarzda sorular değildir.

Eline geçen tüm kaynakları incelemeye başlar. Felsefe ve dini kaynakları araştırır. Ulaştığı bilgileri akıl süzgecinden geçirir ve kendince sorduğu sorulara cevaplar bulur. Ancak bu sorular sadece akılla dillendirilecek sorular değildir. Bu durumda iyice kafası karışır bu seferde bulduğu bilgilere şüphe gözüyle bakmaya başlar.

 

Tüm filozoflar ömürlerini bu tür sorular sorup cevaplarını aramakla geçirmiştir. Her filozof kendince ulaştığı deliller ışığında kendi görüşlerini savunur. Ancak yine de mutlak bir doğruya ulaştıkları söylenemez.

İnsan bakar ki, çağlar boyunca bir sürü farklı fikir öne sürülmüş tekrar kendi içine döner ve hiçbir şeyin tesadüfü olmadığını evrendeki tüm bu güzelliklerin bir yaratıcısı olması gerektiği düşüncesi ağır basar. Çünkü gördükleri akılla cevaplanacak şeyler değildir. Bu kocaman şaheserin mutlaka bir yaratıcısının olması gerekir. Çünkü her şey çok muntazam ve tam bir düzen içinde yürümektedir. Böylesi bir düzenin sonsuz kudret sahibi bir yaratıcısı olması gerektiğini düşünür ve kabul eder.

Ancak bu şekilde şüphe duyduğu ve merak ettiği soruların cevaplarına ulaşır. Bir yandan aklıyla kabul ederken bir yandan da kalbi ve duygularıyla da bir güce inanma gerekliliğini anlar.

Tanrı’nın varlığıyla ilgili farklı görüşlerin ortaya çıkmasının sebepleri neler olabilir?

Tanrının varlığıyla ilgili farklı görüşlerin ortaya çıkmasının sebepleri neler olabilir? Tartışınız.

Geçmişten günümüze kadar tüm dünyada temel amacı inanç olan birbirinden farklı din ve inanç sistemleri bulunmaktadır. Her inanç yapısını incelediğimizde kendine has fikir, öğreti, alışkanlıklar, inanışlar, kabullenmeler ve ibadetler vardır. Yaşam ve ölüm sonrası hayatın nasıl olacağına dair bilgiler veren dinler ve toplum yaşantısını düzenleyen inanışlar her çağda görülmüştür.

Din Felsefesinde Tanrı’nın varlığı veya yokluğu açısından çeşitli tartışmalar yapılmaktadır. Bu tartışmaların odağında şu sorulara yanıt aranır. “Tanrı’nın varlığı kanıtlanabilir mi?” “Tanrı inancı insanlara sonradan mı yoksa Tanrı tarafından mı verilmiştir? “Tanrı evrene nasıl müdahale eder?”

 

Aslında Tanrı’nın varlığı ile ilgili tartışmalar daha çok “Bilgi Felsefesi” tarafından ele alınmaktadır. Bu nedenle Tanrı’nın varlığı veya yokluğu açısından öne sürülen görüşlerin verdiği delillerin geçerliliği araştırılır. Burada gösterilen deliller aklın merkezinde oluşturulmuş delillerdir.

Bunun dışında Tanrı’nın varlığı veya yokluğunu savunan ancak hiçbir delil gösteremeyen inanışlarda vardır. Felsefi bakış açısı içinde sorgulayan ve araştıran insanlar aklını ve duygularını kullanarak bu ileri sürülen görüşleri kabul ederler. Çünkü hem felsefede hem de Dinde akıl ön plandadır.

Aklını ve kalbini kullananlar bu evrenin yüce bir yaratıcı tarafından var edildiği gerçeğini hemen kabul ederler. Onlar için en önemli delil insanoğlunun doğum serüvenidir.

Din İle Felsefenin Benzer Yönleri Nelerdir?

Din ve Felsefe birbirleriyle ilişki içinde olan iki disiplindir. İki disiplinde aynı soruları sorar ve açıklamalar getirir. Bu nedenle yöneldikleri amaç bakımından birçok benzerlikleri bulunmaktadır. Her iki disiplinde varlık ve değer bakımından en temel olanı bulmaya çalışmaktadır. Daha çok insanı ve evreni anlama ve anlatma çabası içindedirler.

Felsefe, Antik Yunan’da dinsel inançları eleştirmekle başlasa da orta çağda din ile iç içe geçmiş ve dini inançları temellendirmek için uğraşmıştır. Günümüze geldiğimizde ise, bu iki disiplinin yakın ilişkilerinden ötürü dinin temel kavramlarını ele alıp inceleyen “Din Felsefesi” ni ortaya çıkarmıştır.

 

Din ile Felsefenin diğer benzer yönlerini şu şekilde sıralamak mümkündür.

  • Felsefenin konusu içine giren birçok konu dinin de konuları arasındadır.
  • Felsefe, “Evren nasıl oluşmuştur? İnsanın amacı nedir?” gibi sorular sorar ve cevaplar arar. Felsefede sorulan bu sorular ilahi dinlerde sorulmuş ve cevaplanmıştır.
  • Hem felsefe hem de din, insaniyet, ahlaklılık, yaşamın amacı, değerler, evrenin varlığı, hayatın değeri vb. konuları ele alıp açıklamalar getirmişlerdir.

Din ile felsefenin farklı yönleri nelerdir?

 

Felsefe ile Din her ne kadar yakın ilişki içinde olan iki disiplin olsa da birçok alanda birbirlerinde ayrılırlar. Genel olarak dine baktığımızda, kişinin yaşam biçimini, ahlak kurallarını ve inancını mutlak bir imanla kabul etmesi gereken bir düşünsel sistemdir. Felsefe ise daha çok metafizik, gerçek bilgi, hayatın ayrıştırtılması ve nihai hakikatin gibi birçok kavramın peşinden koşan bir disiplindir.

Dinde kalp ile tasdik ve dil ile ikrar vardır. Şüphesiz bir şekilde insanın iman etmesi istenir. Felsefe ise akıl yürütme sanatıdır ve inancı bir meleke olarak asla kabul etmez. Ayrıca felsefe doğruya ulaşma çabası içinde yanlış olan yolları da çoğu zaman görmezden gelebilir.

 

Din ile Felsefeyi ayıran diğer farklı yönleri şöyle sıralamak mümkündür:

  • Dinde ortaya konulan bilgiler vahiy yoluyla Tanrı elçileri vasıtasıyla insanlara ulaştırılır. Oysa felsefede doğrudan akıl ve akıl yürütme ön plandadır.
  • Din kaynağı bakımında ilahi bir yaratıcıya bağlıdır. Felsefe ise tamamen insan düşüncesinin bir ürünüdür.
  • Din değişime kapalıdır ve kuşkuya asla yer vermez. Uyulması gereken temel kurallar ve emirlere kesin iman şarttır. Felsefe ise tamamen akıl yürütmeye dayalı bir anlayıştır. Bu nedenle Felsefe soru sorar, eleştirir, kuşkucudur ve sürekli yeni bilgilere ulaşmaya çalışır.
  • Felsefe eleştirel bir disiplin olmasına karşın Din dogmatiktir.
  • Felsefede ispat zorunluluğu vardır ancak Dinde nedensellik ön plandadır.

Okulda yaşadığınız bir olay ya da durumu aşağıda boş bırakılan yere yazınız.

Okulda yaşadığınız bir olay ya da durumu aşağıda boş bırakılan yere yazınız. Bu olayı özgürlük, sorumluluk ve kural ilişkisine bağlı olarak değerlendirerek sınıf ortamında tartışınız.

Geçtiğimiz pazar günü okulumuzda veli toplantısı yapıldı. Toplantı esnasında bir velinin şikâyeti ve rahatsızlığı bugün sınıfımızda dile getirildi. Olay hem beni hem de sınıf arkadaşlarımı şaşırttı. Hatta birazda sinirlenmemize neden oldu. Karşı karşıya kaldığımız olayı şöyle özetleyecek olursam; Okulların açıldığı ilk iki hafta sınıfımız farklı bir kattaydı. Ancak geçen hafta sınıfımız ek binaya taşındı. Taşındığımız yeni sınıfın tavanında bazı çatlaklar varmış. Bunu biz ilk günler fark etmemiştik.  Yapılan veli toplantısında bu konu dile getirilmiş ve başta Ali Can olmak üzere hepimiz suçlanmışık. Bunun sebebi de kim olduğunu bilmediğimiz bir arkadaşımızın ailesi tarafından Ali Can adlı arkadaşımızın tavandaki bu hasarla ilgili olduğu ve bunu da bizim görüp müdahale etmememizmiş.

 

Bu durumu duyunca tüm sınıf olarak tepkimizi gösterdik ve böyle bir şeyin ne Ali Can nede başka bir arkadaşımız tarafından yapılmadığını savunduk. Ancak ne bize nede Ali Can’a sınıf öğretmenimiz inanmadı. Ayrıca oluşan hasarın tamir edilmesi için tüm sınıfın maddi anlamda katkı sağlaması istendi.

Şimdi böyle bir durumda başta Ali Can olmak üzere hepimiz haksızlığa uğradı. Ayrıca olay detaylı bir şekilde araştırılmadan peşin hüküm verilerek hepimize yargısız infaz yapıldı. Hepimiz büyük bir adaletsizliğe maruz bırakıldık. Ama hakkımızı sonuna kadar savunmamız gerektiğini düşünüyorum. Bizden her seferinde okul kurallarına uymamız bekleniyor. Çoğumuz bu kurallara dikkat ediyoruz zaten. Okulda belli sınırlar içinde özgür olmak istiyoruz. Hepimiz sorumluluklarımızın farkındayız. Umarım hem sınıf öğretmenimiz hem de okul yönetimi yaptıkları yanlıştan bir an önce dönerler ve bize yaptıkları haksızlığı telafi etme yoluna giderler.

Eğer karar çoğunluktan yana kullanılırsa bir kişinin hayatını kaybetmesine neden olan ancak çoğunluğun mutluluğunu sağlayan bu durum ahlaki midir?

Eğer karar çoğunluktan yana kullanılırsa bir kişinin hayatını kaybetmesine neden olan ancak çoğunluğun mutluluğunu sağlayan bu durum ahlaki midir? Yorumlayınız.

Böyle bir durumla karşı karşıya kalındığında benim düşüncem kesinlikle ahlaki değildir. Çünkü kurtarılma şansı olan bir hastanın ölümüne neden olunmuştur. Evet felsefede ahlaki eylemin tanımında toplum yararlı, mutluluk, haz, yarar ve ödevi yerine getirme şeklinde yorumlanabilir. Ancak burada ki olay biraz farklıdır. Çünkü ahlaki eylem dediğimiz zaman tüm toplumun yararına olacak bir karar verilmesi gerekir.

 

Ancak bu olayda çoğunluk mutlu olmuş gibi görünse de sonuçta bir insanın ölümüne sebep olunmuştur. Yani bir taraf yarar sağlarken diğer taraf büyük bir bedel ödemiştir. Kendi görüşüme göre bir tercihin ahlaki eylem olabilmesi için herkesin huzuruna ve mutluluğuna katkı sağlaması gerekir.

Burada çoğunluğun mutlu olması nedeniyle olayın ahlaki olduğunu savunanlar olabilir. Ancak bir kişinin ölümü üzerine duyulan mutluluk bir süre sonra vicdan azabı olarak size geri dönecektir.

Tercih çoğunlukta olan hastalardan mı yoksa hayati tehlikesi olan hastadan yana mı kullanılmalıdır?

Tercih çoğunlukta olan hastalardan mı yoksa hayati tehlikesi olan hastadan yana mı kullanılmalıdır? Yorumlayınız.

Bence hayati tehlikesi olan hastadan yana kullanılmalıdır. Çünkü eğer o hastaya müdahale edilmezse hayatını kaybedecek ve bunun sorumlusu da bu duruma müsaade edenler olacaktır. Burada bir ahlaki ikilem yaşanabilir. Hastanenin maddi gücünün kısıtlı olması veya diğer hastaların sayısının fazla olması toplum yararına gibi gözükebilir. Ancak bir insanın hayatı bence daha önemlidir. Bir kişinin göz göre göre ölüme terkedilmesi hiç ahlaki bir durum değildir. Ayrıca ölümün geri dönüşü yoktur. Ölmüş bir insanı geri getiremezsiniz ama ölüm tehlikesi olmayan bir hastayı bir kaç saat daha geç muayene etseniz herhangi birşey kaybetmezsiniz.

 

Felsefede kullanılan ahlaki eylemi de düşünürsek, karşı karşıya kaldığımız bir olayda seçim yapmamız isteniyorsa en iyi en doğruyu tercih etmemiz gerekir. Burada öncelikle niyet önemlidir ve yapılan tercihte en iyiyi, en doğruyu ve sağlanacak yararın düşünülmesi gerekir. Bu durumu günümüz hastanelerinde düşünürsek acil servislere baktığımızda durumu en kritik hastalar her zaman öncelikli durumdadır. Bu nedenle benim düşüncem hayati tehlikesi olan hastaya ilk önce müdahale edilmesi ve iyileştirilmesidir.