Ülkemizin Güney Kıyı Kesimlerinde İnsanlar Araçlarında Kış Lastiği Kullanma Gereği Duymazken İç Kesimlerinde Yaşayanlar İse Kış Lastiği Kullanma Gereği Duyarlar.

Ülkemizin Güney Kıyı Kesimlerinde İnsanlar Araçlarında Kış Lastiği Kullanma Gereği Duymazken İç Kesimlerinde Yaşayanlar İse Kış Lastiği Kullanma Gereği Duyarlar. Bunun Sebepleri Neler Olabilir?

Türkiye, coğrafi konumu itibariyle Asya ve Avrupa kıtaların kesişme noktası üzerinde yer almaktadır. Ayrıca Türkiye Kuzey Yarım Kürede ve kıtalar ayrılmadan önce diğer kıtalara en yakın konumda bulunan bir ülkedir. Bu özellikleri sebebiyle aynı anda dört mevsimin getirmiş olduğu özelliklerin tamamına sahip olduğu gibi kendine has jeolojik ve coğrafi özellikleri de bulunmaktadır.

Örneğin kış mevsimin yaşandığı aylarda Antalya, mersin, Adana, İzmir gibi şehirler kar yağışı almazken, Kütahya, Sivas, Tokat, Afyon ve Eskişehir gibi iç kesimlerde bulunan iller ise yoğun kar yağışı ile karşı karşıya kalabilmektedir.

Bu durum özellikle insanların en fazla can kayıpları ile karşılaştıkları trafikte de kendini ciddi oranda hissettirmektedir. Nitekim gelişen bilim ile birlikte otomobil teknolojisin de hızlı değişimler yaşanmıştır. Bu değişim kendini özellikle güvelik alanında göstermiştir. Bu Güvenlikle ilgili konulardan biri de hangi iklim koşulunda hangi lastiğin tercih edilmesi gerektiği ile ilgilidir.

 

Kış Lastiği Neden Kullanılmalıdır?

  • İklim koşulları sert olan ve yoğun kar yağışı alan bölgelerde yaşayan insanlar hem kendi can güvenlikleri hem de trafikte yer alan diğer kişilerin can güvenliği için kış lastiği kullanmaları gerekmektedir.
  • Kış lastiği özellikle yoğun kar ve yağmur alan bölgelerde kaza riskini azaltmaktadır.
  • Kış lastiklerinin kullanılması sayesinde ölümlü kaza oranları düşeceği gibi maddi kayıplar da düşecektir.

Türklerin Tarih Boyunca Devletsiz Kalmamaları Onların Hangi Özelliğini Gösterir?

Türklerin Tarih Boyunca Devletsiz Kalmamaları Onların Hangi Özelliğini Gösterir?

Türk tarihini İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrası olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Türk toplulukları eski zamanlarda genel olarak Orta Asya coğrafyasında yaşan ve göçebe kültürün hâkim olduğu yapılardı. Pek çok boya ayrılmış olmakla birlikte tarih sahnesine çıkış destanları birdi. Yani Ergenekon destanı Türklerin yaratılış efsanesi olarak tüm Türk topluluklarında aynıydı.

Bu durum, her ne kadar farklı bölgelerde yaşasalar ve farklı inançlara sahip olsalar da, Türkler de her zaman için bir millet olma bilincinin var olduğunu göstermektedir. Nitekim Mete Han veya Oğuz Han olarak da bilinen büyük Türk hükümdarının ortaya çıkarak tüm Türk boylarını bir araya toplama ve büyük bir Türk devleti kurma amacı da buradan kaynaklanmaktadır.

 

Türkler ve Devlet Kurma Geleneği

Tarih boyunca Türkler pek çok devlet kurmuş ve yıkmıştır. Bu devletler Orta Asya başta olmak üzere, Orta Doğu, Afrika ve Avrupa kıtalarında kuruldukları dönem itibariyle dönemin en güçlü ve askeri kuvveti en fazla olan devletleri olmuşlardır.

Türklerdeki bu devlet kurma anlayışı Töre adı verilen ve adil düzen esasına dayalı kurallardan kaynaklanmaktadır. Çünkü devleti var eden millettir ve millet ise töre yani adalet ile bir arada yaşamaktadır. Başka bir unsurun boyunduruğu altına girmek istemeyen ve özgürlüklerine son derece kıymet veren Türkler, kurmuş oldukları devletleri Töreye uygun olarak inşa etmiş ve yönetmişlerdir.

Ancak bu kurallardan sapma meydana geldiği dönemler de ise bu devletler yaşamamış ve yıkılmışlardır. Özgürlüklerine her daim düşkün olan Türkler başka bir milletin tebaası olmak yerine yüzlerce yıldır yaşatmış oldukları Töreye uygun yeni bir devlet kurmaktan hiçbir zaman çekinmemişlerdir.

Türklerin İslamiyet’i Kabulü ve Türk İslam Devletlerinin Ortaya Çıkması İle Yaşanan Değişimler Neler Olmuştur?

Türklerin İslamiyet’i Kabulü ve Türk İslam Devletlerinin Ortaya Çıkması İle Yaşanan Değişimler Neler Olmuştur?

Talas Savaşı, Hem Türkler hem de İslam âlemi için yeni bir çağın başlangıcı olmuştur. Bu tarihten itibaren Türkler ve Müslümanlar arasındaki iyi ilişkiler giderek artmış ve İslamiyet, Türk toplulukları arasında yayılmaya ve Türkler İslam dinini benimseyerek Müslüman olmaya başlamışlardır.

Özellikle dokuzuncu asırdan sonra ise Orta Asya’dan İslam bölgelerine doğru yaşanan Türk göçleri ise İslamiyet’in Türkler üzerindeki etkisinin artmasına ve Türk ve İslam kültürlerinin birbirleriyle bütünleşmesini sağlamıştır.

Türklerin İslamlaşması kimi zaman kılıç zoruyla, kimi zamansa bilinçli bir şekilde ve isteyerek gerçekleşmiştir.

 

Türk İslam Devletlerinin Ortaya Çıkması İle Yaşanan Değişimler

Türk gelenek, adet ve İslam’ın insanı ve adaleti ön plana çıkartan tavrı Türk anlayışı ile birleşerek yüzlerce sene devam etmiştir.

  • Yaşan bu değişimlerden ilki siyasi düzende meydana gelmiştir. Türkler devlet kurma ve askerlik kabiliyetleri gelişmiş olduğu için kısa bir süre içerisinde İslam âleminde lider konuma gelerek İslam’ın sancaktarı rolünü üstlenmişlerdir.
  • İkinci etkili değişimler ise sosyal yapıda meydana gelmiştir. Daha önceleri farklı dinlere mensup olan Türklerin İslamiyet’e geçmeleri ile beraber göçebe hayat tarzını destekleyen dini öğretileri terk etmeye ve yerleşik hayata alışmalarına yardımcı olmuştur. Ayrıca Türk töresi ve İlam inancı arasındaki uyum adalet ve adil düzen kavramlarını pekiştirmiştir.
  • Ayrıca İslamiyet sonrası genel olarak göçe kültürün hâkim olduğu Türk topluluklarında bilim, sanat ve felsefe gibi alanlarda da gelişmeler yaşanmıştır.

Türk İslam kültürü denince aklınıza neler geliyor?

Türk İslam kültürü denince aklınıza neler geliyor?

Günümüzde Kırgızistan sınırları içerisinde bulunan Talas Nehri yakınlarında Karlukların Abbasiler ile bir olarak Çinlilere karşı giriştikleri bir muharebe olan Talas Savaşı, Hem Türkler hem de İslam âlemi için yeni bir çağın başlangıcı olmuştur. Bu tarihten itibaren Türkler ve Müslümanlar arasındaki iyi ilişkiler giderek artmış ve İslamiyet, Türk toplulukları arasında yayılmaya ve Türkler İslam dinini benimseyerek Müslüman olmaya başlamışlardır. Türklerin İslamlaşması kimi zaman kılıç zoruyla, kimi zamansa bilinçli bir şekilde ve isteyerek gerçekleşmiştir.

Özellikle dokuzuncu asırdan sonra ise Orta Asya’dan İslam bölgelerine doğru yaşanan Türk göçleri ise İslamiyet’in Türkler üzerindeki etkisinin artmasına ve Türk ve İslam kültürlerinin birbirleriyle bütünleşmesini sağlamıştır. Zaten eski gelenek, adet ve inançlarında ve Törelerinde İslam’a aykırı pek fazla öge bulunmayan Türklerin, İslamiyet ile iç içe yaşamaya başlamaları ise “Türk-İslam kültürü” olarak adlandırılan ve dünya tarihine damga vurun olgunun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

 

Türk-İslam Kültürünün Temel Özellikleri

Türk gelenek, adet ve töresine göre adaletli ve kurallara uygun olarak yönetilmesi gereken devlet halk içindi. İslam’ın insanı ve adaleti ön plana çıkartan tavrı Türk anlayışı ile birleşerek yüzlerce sene devam etmiştir.

  • Arap coğrafyasında kurulan devletlerin zaman içerisinde güç kaybetmeleri veya yozlaşmaları nedeniyle, İslam dinini benimseyen Türk devletleri zamanla İslam’ı temsil eden tek kuvvet halini almışlardır. Örneğin 1058 senesinde Abbasi halifesinin tüm otoritesini Büyük Selçuklu hükümdarına devretmesi gibi.
  • İslamiyet’in kadınlara hoşgörülü davranılmasını istemesi ve belli haklar tanıması töre, gelenek ve adetlerine göre kadına değer veren Türklerin bu anlayışlarının pekişmesini sağlamıştır.
  • İslamiyet’in sancağı haline gelen Türkler, İslamiyet’i yaymak ve dünya hâkimiyetini sağlamak amacıyla gaza anlayışını benimsemişler ve üç kıtada hüküm sürmüşlerdir.

Sosyal Bilgiler Dersinde Tanıdığınız Tarihi Şahsiyetlerden Hangisi Daha Çok İlginizi Çekti?

Sosyal Bilgiler Dersinde Tanıdığınız Tarihî Şahsiyetlerden Hangisi Daha Çok İlginizi Çekti?

Sosyal bilgiler dersi içerik olarak pek çok konuyu kapsamakla birlikte tarih bu konular arasında en fazla dikkat çekenler arasında yer almaktadır. Nitekim tarih konuları işlendiği zamanlarda duyduğumuz çok sayıda önemli lider ve şahsiyetler ise ön fazla ilgiyi çekenlerdir.

Bu şahsiyetler arasında bilim ve sanatta önemli gelişmelere neden Da Vinci gibi isimlerden dünya tarihine damgasını vurmuş olan Atatürk gibi liderlere kadar pek çok isim anlatılmaktadır. Fakat benim en çok ilgimi çeken tarihi şahsiyet ise Fatih Sultan Mehmet olmuştur.

 

Bir Cihan Sultanı: Fatih Sultan Mehmet

Fatih Sultan Mehmet Osmanlı hükümdarları arasında entelektüel zekâsı, bilgi birikimi, bilime ve sanata olan yaklaşımı ile çok farklı bir lider profili çizmektedir. Nitekim Osmanlı gibi büyük bir devlete geç yaşta sultan olmuş, İstanbul başta olmak üzere pek çok fetihlerde bulunmuş büyük bir önderdir.

 

Eğitim itibariyle fen bilimlerinden sosyal bilimlere pek çok konuda engin bilgi sahibidir. Kendi saltanat döneminde bilim adamlarını ve sanatçıları korumuş ve desteklemiştir. Bu sayede bilimsel ve sanatsal gelişmenin de önünü açmıştır. Dört dili ana dili gibi bilmekte ve konuşmaktadır. Devlet idaresi ve askerlik yetenekleri son derece gelişmiştir. Bu alanlarda yenilikler getirmekten ve bu yenilikleri uygulamaktan çekinmemektedir. Bu özellikleri sayesindedir ki, Avrupa’da Ortaçağ, yani karanlık zamanlar olarak adlandırılan dönemin sonu getirmiş ve hem dünyanın hem de Türk milletinin gelişmesinde ciddi etkisi olmuştur.

Selçukluların Bir Yükseköğretim Kurumu Olan Nizamiye Medreselerini Açmalarının Sebepleri Neler Olabilir?

Selçukluların Bir Yükseköğretim Kurumu Olan Nizamiye Medreselerini Açmalarının Sebepleri Neler Olabilir?

Büyük Selçuklu Devleti kurulduktan kısa bir süre sonra Bu Türk devleti Abbasi halifesinin sahip olduğu tüm otoriteyi üzerine alarak İslam’ın sancak devleti haline gelmiştir. Bu dönemde kudretli Sultanların yanı sıra bilime ve edebiyata önem veren tarihin en etkili vezirlerinden biri olan Nizam’ül Mülk de bu durumun gelişmesinde ciddi katkılar sunmuştur.

 

Nitekim Nizamiye Medreseleri, bu büyük vezir yani Nizam’ül Mülk tarafından Büyük Selçuklu Devleti’nin hâkim olduğu coğrafya üzerinde ülkenin merkezi yerleşkeleri olan çeşitli şehirlerde kurdurulmuştur. Bu medreselerde hem dini ilimler hem de fen bilimlerine dayalı gelişmiş bir eğitim ve öğretim sistemine yapılar oluşturulmuştur. Bu medreseler yürütmüş oldukları eğitim ve öğretim faaliyetleri sayesinde dönemin en gelişmiş eğitim kurumları halini almıştır.

 

Nizamiye Medreselerinin Açılış Sebepleri

  • Nizamiye Medreselerinin açıldığı dönemler İslam âlemin en fazla iç çatışma yaşadığı ve çeşitli mezheplerin ortaya çıkması nedeniyle bölündüğü bir dönemdir. Özellikle de Şia’nın etkinliğini her geçen gün arttırması Şii ulema ile başarılı bir ilmi mücadeleye girişilmesinde bilgili ve donanımlı Sünni din âlimlerine olan ihtiyacı arttırmıştır.
  • Bu medreselerde sadece din adamı yetiştirilmemiş, devletin idaresinde kullanılmak üzere kalifiye devlet memurları da bu medreselere devam edenler arasından seçilmiştir.
  • Bu medreseler ile okumaya gücü yetmeyen ancak yetenekli gençleri devlet ve millete kazandırmak amaçlanmıştır.
  • Dini ilimlerin yanı sıra fen bilimlerinin gelişmesine katkı sağlanmak ve devletin ve milletin bu katkı sayesinde kalkınması amaçlanmıştır.

Selçuklu ve Bizans Ordularının Askeri Yapısını Karşılaştırarak Değerlendiriniz. Türk Askerlerinin Bu Kadar Kararlı Olmalarının Sebepleri Neler Olabilir?

Selçuklu ve Bizans Ordularının Askerî Yapısını Karşılaştırarak Değerlendiriniz. Türk Askerlerinin Bu Kadar Kararlı Olmalarının Sebepleri Neler Olabilir?

Türk tarihinde mühim bir geçmişi bulunan Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletleri, dönemlerinde kurulmuş olan diğer Türk-İslam devletleri arasında en büyüklerindendi. Bizans ise Roma İmparatorluğu’nun yıkılması sonrası Doğu Roma İmparatorluğu’nun hâkim olduğu coğrafyada kurulmuş ve yaşamış, batı âleminin en önemli devletlerinden biriydi.

 

Selçuklu orduları genel olarak savaşmaya hazır ve sadece savaşmak için yetiştirilmiş askerlerden oluşmaktaydı. Bu teşkilat içerisinde her ne kadar göllü birlikler de yer alsa da asıl geçim kaynaklarını askerlik yapmak ve savaşmak olan askerler oluşturmaktaydı. Türklerin asker millet olarak görülmesinin sebebi de her zaman savaşmaya hazır ve korkusuz insanlar omlarıydı. Selçuklu ve Türk ordularının genelde uyguladıkları savaş taktikleri de Bizanslılardan farklıydı. Hilal taktiği en çok kullanılanıydı.

 

Bizans devleti Roma İmparatorluğunun Doğu kısmını kontrol eden Doğu Roma İmparatorluğunun kalıntıları üzerinde Roma yıkıldıktan sonra yaşamaya devam etmiştir. Askeri yapılanma olarak profesyonel askerler bulunmakla birlikte sayıları fazla değildi. Bu yüzden bir savaş esnasında asıl kuvvetleri köylüler ve şehirlerde yaşayan sıran halk oluşturmaktaydı. Genel olarak düz bir şekilde ilerleme ve savaş meydanında sıralanma taktiğini uyuyorlardı.

 

Türk Askerlerinin Kararlı Olmalarının Sebepleri

  • Asker millet oldukları için savaşmaktan hiçbir zaman korkmuyorlardı.
  • İslam dinine geçtikten sonra gaza yani İslam’ın yayılmasını amaçlayan kutsal bir hedefe kilitlenmişlerdi.
  • Doğudan sürekli olarak devam etme olan Moğol baskısı Türk askerlerini ilerleme konusunda teşvik ediyordu.
  • Fethedilecek yerlerden elde edilecek ganimet ve topraklar üzerinde hakları bulunmaktaydı. Bu da savaşma isteklerini yükseltmekteydi.

Napolyon’un ve Adolf Hitler’in Ordularının Yenilmesinde, Hangi Sosyal Bilimler Alanı Hakkında Yeterli Bilgiye Sahip Olmamaları Etkili Olmuştur?

Napolyon’un ve Adolf Hitler’in Ordularının Yenilmesinde, Hangi Sosyal Bilimler Alanı Hakkında Yeterli Bilgiye Sahip Olmamaları Etkili Olmuştur?

Napolyon ve Adolf Hitler yaşadıkları dönemde giriştikleri savaşlar ile dünya tarihinde ciddi izler bırakmış kişilerdir. Bunlardan ilki olan Napolyon Fransız bir asker ve devlet adamıdır. İkincisi olan Adolf Hitler ise dünyanın yaşamış olduğu en büyük yıkım ve katliamlara sebep olan Alman siyasetçisidir. İki askeri liderinde savaşlarda kaybetmesinin en önemli sebeplerinden birisi coğrafya bilgisinin eksikliği idi. Çünkü sefere çıktığı ülkelerin iklim ve hava şartları hakkında kesin bir bilgiye sahip değillerdi. Ağır kış şartlarının olduğu bölgelere tedbirli gitmez iseniz askerini telef olur.

 

Coğrafya Biliminin Önemi

Napolyon ve Adolf Hitler’in kurmuş ve ordularına hedef olarak seçmiş oldukları ülkelerin başında Rusya gelmektedir. Nitekim 1812 senesinde Napolyon Bonapart’ın büyük Fransız ordusu Rusya seferine başlamış ve kısmen de başarılı olmuştur. Ancak Coğrafya bilimin ne derece önemli olduğunun farkında olmaması sebebiyle Moskova’ya kadar ilerlemesine rağmen, kışın yaşanılan iklim koşullarının son derece sert olduğu Rusya topraklarında çok sayıya asker kaybetmiş ve yenilgiyi kabul ederek geri çekilmek zorunda kalmıştır.

 

Napolyon Bonapart’ın yaşamış olduğu bu hezimetin benzerini Alman orduların başkomutanı ve ikinci dünya savaşının çıkmasına sebep olan Adolf Hitler de yaşamıştır. İkinci dünya savaşını başlattıktan sonra Polonya’yı, Çek Cumhuriyeti2ni ve Macaristan’ı kolaylıkla işgal eden Alman orduları yönlerini daha sonra doğuya yani Rusya’ya çevirmişlerdir. İlk başlarda belli bir mesafe ilerleme kat etmiş olmalarına rağmen işgal etmek istedikleri Rusya’nın coğrafi koşullarını ve iklim şartlarını dikkate almaksızın başmış oldukları hareketler Stalingrad şehrinin kuşatılması esnasında başlayan çetin kış ile noktalanmıştır. Yaşanılan büyük kayıplar ve kaybedilen çatışmalar nedeniyle Alman orduları geri çekilmek zorunda kalmıştır.

 

Malazgirt Savaşı’nda İslam Ülkelerinin Türk Askerlerini Desteklemelerinin Sebepleri Neler Olabilir?

Malazgirt Savaşı’nda İslam Ülkelerinin Türk Askerlerini Desteklemelerinin Sebepleri Neler Olabilir?

Hz. Muhammed’in  (S.A.V.) vefatından sonra İslam âleminin içine düşmüş olduğu siyasi kargaşaların neden olduğu güç kayıpları ve Müslüman olmayan bölgelere İslam’ın götürülmesi yavaşlamaya başlamıştı.

Ancak Talas Savaşı sırasında Türklerin ve Müslümanların birbirleriyle yakınlaşmaları bu durumu değiştirmiştir. Özellikle dokuzuncu yüzyıldan sonra Türklerin İslamlaşma süreçleri hızlanmış ve Türkler İslam âleminin önemli aktörleri haline gelmiştir.

 

İslam Ülkelerinin Türk Askerlerini Desteklemelerinin Sebepleri

Her ne kadar İslam devletleri kuruluş ve sonraki süreçlerde kuvvetli bir hale gelmiş ve İslam’ı yaymak için Anadolu ve Avrupa yönünde çeşitli akınlar yapmış da olsalar Endülüs’ün fethi dışında ciddi bir zafer elde edememişlerdir.

Türkler ise İslamlaşma sürecinde yetenekli askerle olduklarını Tüm İslam âlemini kanıtlamış oldukları için 1071’de Malazgirt Savaşı gerçekleşene kadar İslam’ın kılıcı haline gelmişlerdir. Malazgirt Meydan muharebesi ise İslam dinin yayılması ve batı kaynaklı olarak İslam coğrafyasına gerçekleştirilen saldırıların kesilmesi açısından önemli bir mücadeledir.

 

Nitekim 1071 senesinde Malazgirt savaşının kazanılmasıyla İslam fetihlerinin hızlanması ve Anadolu’ya Müslüman Türklerin yerleşmesiyle Avrupa devletlerinin İslam bölgelerine yapabilecekleri saldırıların da önü alınmış olacaktı. Bu yüzden zaten kuvvet kaybetmiş olan diğer İslam devleti Türklerin girmiş oldukları bu mücadele esnasında Türklere destek olmuşlardır.

Bu savaş sonrası Anadolu tam anlamıyla İslam’ın yayılmasına açık bir fetih hedefi haline gelmiş ve bu coğrafyada pek çok Müslüman Türk beyliğinin yanı sıra İslam’ın sancaktarı haline gelen Selçuklu ve Osmanlı devletleri kurulmuştur.

İslamiyet’ten Önce Türkler Arasında Farklı Dinlerin ya da İnançların Yayılması Neyin Göstergesidir?

İslamiyet’ten Önce Türkler Arasında Farklı Dinlerin ya da İnançların Yayılması Neyin Göstergesidir?

Türkler Orta Asya kökenli ve yerleşik hayata geçmeye başladıkları 1300’lü senelere kadar göçebe olarak yaşayan topluluktu. Göçebe hayat tarzını benimsedikleri için sürekli hareket halinde olmaları ve farklı coğrafyalara gitmeleri Türklerin çeşitli kültürler ve dini inançlarla tanışmalarını ve aralarında geliştirdikleri iyi ilişkiler sürekli olarak birbirleriyle etkileşim halinde olmalarına sebep olmuştur.

Bu durum da Türklerin karşılaştıkları her toplum veya dini inançtan belli oranda etkilenmelerine ve gelenek, adet ve törelerine uygunluğu nispetinde kültür ve inanç aktarımlarını mümkün kılmıştır. Bu sayede İslamiyet’ten önceki Türk toplulukları arasında çeşitli din ve inançlar da yayılmış ve yaşamıştır.

 

Türklerin Tarih Boyunca Sahip Olduğu Din ve İnançlar

Bunlardan ilki totemciliktir. Totemcilik Türklerin kutsal kabul ettiği ve en ilkel inanç şekli olarak kabul edilmektedir. Bu inanca göre Kurt, Kayın ağacı veya çeşitli putlar kutsaldı.

  • İkincisi ise Ruhçuluk olarak da adlandırılan Animizm’dir. Bu inanca göre ruh ölümsüz ve kutsaldır ve doğaya ait kavramların ay, güneş, nehir gibi her birinin bir ruhu vardır.
  • Üçüncüsü ise Şamanizm yani doğacılıktır. Bu inanca göre kâinat üç bölümden oluşmaktaydı. Bunlar Gök, yeryüzü ve yeraltıdır. Şamanist din adamlarına Kam denilmektedir
  • Dördüncüsü ise Budizm’dir. Budizm ilk başlarda her şeyin akıl ve felsefe yolu ile idrak edilmeye çalışıldığı ve üstün bir yaratıcın varlığını kabul etmeyen bir anlayışken, sonraları Buda’yı tanrısallaştıran bir inanç sistemine dönüşmüştür.
  • Beşincisi ise Manihaizm’dir. Bu inanca göre iyilik ve kötülük zıt kavramlardır. Madde ve ruh ayrımına dayanır. Kendini İsa, Buda ve Musa ile bir gören Mani adındaki biri tarafından ortaya atılmıştır.
  • Türklerin sahip olduğu diğer dinler ise Yahudilik, Hristiyanlık ve son hak din olan İslamiyet’tir. Bunlar semavi dinlerdir.