Yerleşik ve Konar Göçer Toplumlar Arasındaki İlişkileri Belirleyen Unsurlar Nelerdir?

Yerleşik ve Konar – Göçer Toplumlar Arasındaki İlişkileri Belirleyen Unsurlar Nelerdir?

İnsanlar dünya üzerindeki yaşantılarına ilk olarak konar-göçer topluluklar olarak başlamışlardır. Çünkü ya avcılık veya toplayıcılık yaparak geçimlerini sağlıyorlar, ya da besledikleri hayvanları sürekli olarak otlaklarda gezdirerek hayatlarını devam ettirebiliyordu. Bu sebeplerle sık sık yerleşim bölgelerini değiştiren, tarımsal faaliyetlerle geçimlerini sağlamayan yani toprağa bağlı kalmayıp hayvan yetiştiriciliği ve ticaretiyle meşgul olan topluluklardır.

Ancak zaman ilerledikçe yaşanan ilerlemeler ve tarımsal faaliyetlerin keşfi ile birlikte insanlar yerleşik yaşam tarzını benimsemeğe başlamışlardır. Yerleşik yaşama uyum sağlamış olan toplumlar, kendi devletlerini kurmuş ve din, dil, renk ve ırk gibi belli özellikleri millet olmak için ön plana çıkartan, düzeni ve belli coğrafi sınırları olan toplumlardır.

 

Farklı Toplumların Yakınlaşması veya Aralarındaki İlişkileri Etkileyen Unsurlar

Fakat konar-göçerlik her ne kadar insanlar yerleşik hayata geçseler de ortadan kaybolmamıştır.  Bu nedenle yerleşik ve konar-göçer toplumlar arasında tarih boyunca siyasi, kültürel, ticari ve sosyal ilişkiler olmak üzere çatışmaları ve savaşları da kapsayan münasebetler gelişmiştir.

Bu iki grup insan topluluğu arasındaki ilişkileri belirleyen etkenler ise çeşitlilik göstermektedir. Bu etkenler şunlardır;

  • Sosyal ihtiyaçlar, eğitim ve öğretim gereksinimleri,
  • Ticari ilişkiler ile gıda alışverişi,
  • Zamanla kız alıp verme ile başlayan akrabalık ilişkileri,
  • Dini inanç ve kullanılan ortak dil gibi benzer kültür birliktelikleri,
  • Sınır aşımı ve ticaret yolları üzerinde gerçekleşen hâkimiyet kavgaları ekseninde savaş ve çatışmalar.

Ülkenin Temeli Vergidir, Bu Da Adaletle Yükselir, Zulümle Değil Sözü Günümüz İçin De Geçerli Midir, Neden?

“Ülkenin Temeli Vergidir, Bu Da Adaletle Yükselir, Zulümle Değil.” Sasani Hükümdarı Erdeşir Babekan’ın Bu Sözü Günümüz İçin De Geçerli Midir, Neden?

Sâsâni İmparatorluğu, şuan İran İslam Cumhuriyeti olarak bildiğimiz coğrafi bölgede M.Ö. 226 ila M. S. 641 tarihleri arasında hüküm sürmüş bir devlettir. Bu devleti oluşturan toplumsal yapı ise kastlara ayrılmıştı.

Erdeşir Babekan ise kutsal padişah manasına gelmekle birlikte Sâsâni İmparatorluğu’nun kurucusu olan kişiyi yani Erdeşir-i evveli, bu lakabı kullanan diğer hükümdarlardan ayırmak amacıyla kullanmışlardır. Erdeşir Babekan,  M. S. 226 ila 240 seneleri arasında yaşamış ve rivayetlere göre destansı bir nitelik kazanmıştır.

 

Vergi ve Sosyal Adalet İlişkisi

Devletlerin ve hükümetlerin var olma amaçları, onları meydana getiren toplumlara yani insanlara güvenlik, sağlık, eğitim ve bayındırlık gibi hizmetler götürmektedir. Bu hizmetlerin temelini ise halkın üretim ve ticaret gibi faaliyetlerinden kazandıkları gelirlerin belli bir kısmını bu hizmetlerin görülmesi için devletlere vermeleri yani vergi ödemeleri gelmektedir.

Ancak devletler tarafından toplan bu vergilerin ödenmesi esnasında zengin ve fakir arasındaki ödeme gücü gözetilmeden, özellikle de ödeme gücü yetersiz olanlardan zorla vergi toplanması zulüm olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle halk arasında huzursuzluk ve isyan çıkmaması için vergi uygulamaların adil ve hakka uygun olup olmaması kontrol edilmelidir. Bu durum devletlerin yaşam süresini de belirleyen en temel unsurların başında gelmektedir.

Türker’in ilk ana yurdu neresidir? Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin bu bölgelerde yaptığı kültürel çalışmalar nelerdir?

Türker’in ilk ana yurdu neresidir? Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin bu bölgelerde yaptığı kültürel çalışmalar nelerdir?

Türklerin tarih sahnesine çıkmaya ilk yer yani ana yurtları Orta Asya bölgesidir. Orta Asya bölgesi dağlarla çevrilmiştir. Ötüken, Saygan ve Altay dağları bu bölgede yer alan ve en çok bilinen dağlarıdır. Bunun dışında geniş ve düz arazilere ve plato adı verilen yüksek topraklara sahiptir. Ayrıca Orta Asya’da çöller ve geniş bozkırlar da bulunmaktadır. Bu bölgenin iklim koşulları ise sert ve karasaldır. Bu bölgenin yazları kurak ve sıcak, kışları ise soğuk geçmektedir.

 

Türkiye’nin Orta Asya’da Bulunan Türk Devlerinde Yürüttüğü Faaliyetler Nelerdir?

Orta Asya bölgesinde kurulmuş olan devletler ve bu devletleri kurmuş olan halklar arasında günümüz Türkiye devletini oluşturan Türk halkı din, dil, gelenek gibi pek çok kültürel olguyu paylaşmaktadır. Bu bağı daha da kuvvetlendirmek ve geliştirmek amacıyla çeşitli projeler ve programlar uygulanmaktadır. Başlıca faaliyetler şunlardır;

  • Kardeş şehir projeleri gerçekleştirilmesi
  • Eğitim amacıyla öğrenci değişimi yapılması
  • Türkçe konuşan ülkelerin bir araya gelerek belirli aralıklarla gerçekleştikleri etkinlikler
  • Ticari birliktelik faaliyet anlaşmalarının yapılması
  • Çeşitli bölgelerde okul inşa edilmesi ve Türk hocaların bu okullara gönderilmesi,
  • Çeşitli düzeylerde devlet ve işadamları tarafından gerçekleştirilen üst düzey ziyaretler,
  • Türk kültür ve mirasını korumak ve geliştirmek amacıyla teşkilatlar kurulması.

Ticari Mekanların Ticaretin Gelişmesine Etkileri Nelerdir?

Ticari Mekânların Ticaretin Gelişmesine Etkileri Nelerdir?

İlk insanlar tarafından oluşturulan toplumlar, ancak kendi gereksinimlerini karşılayabilecek miktarda üretim yapabiliyorlardı. Bu sebeple İlkçağlarda ticaretin tam anlamıyla gelişmediği söylenebilir. Fakat zamanla ilerledikçe insan nüfusunun artması ve daha verimli imalat yöntem ve aletlerinin gelişmesiyle birlikte üret de artmıştır. İhtiyaç duyulandan fazla yapılan üretim ürünlerin ise başka ürünlerle takas edilmesi veya bedeli ödenmek şartıyla el değiştirmesi yani satılması sağlanmaya çalışılmıştır. Bu faaliyetler de günümüzde bildiğimiz anlamdaki alışverişi yani ticareti meydana getirmiştir.

 

Ticaret Yolların Varış Noktaları Ticari Mekânlar

Ortaçağ’da ticaret ancak sınırlı sayıda ve sadece belirli merkezlerde yapılabilmiştir. Nitekim bu merkezlere ulaşabilmek amacıyla kullanılan en önemli yollar da Baharat, Kral ve İpek yolları olmuştur. Daha sonraları ise sadece bu rotalarla sınırlı olan ticaret yollarının keşfedilmesi maksadıyla çıkılan deniz seyahatler coğrafi keşiflerle de birleşerek ticaret faaliyetlerin gelişmesini sağlamıştır. Sanayi devriminin yaşanmasıyla birlikte ise bambaşka bir çağ başlamıştır.

Ticari mekânların gelişme evreleri de tıpkı ticari faaliyetlerin gelişim şeklini takip etmiştir. Bu nedenle kurulmaya başladıkları ilk günlerden günümüze kadar farklı yapı ve gayelerle inşa edilmiş ve zamanla değişerek varlıklarını muhafaza etmişlerdir. Ticari mekânların kurulmasının ticaret üzerindeki etkileri ise şunlardır;

  • Öncelikli olarak bir ticari mekânın kurulması ticari aktörleri harekete geçirecek bir unsurdu
  • Ticaret yapılması üretim yapan kişilerin ihtiyaç duyduklarından fazla ürettikleri ürünleri satarak zenginleşebildikleri mekânlardır,
  • Ticari mekânlar ticari faaliyetlerin sürdürülebilir olmasını sağlamakta ve alıcı ile satıcıyı bir araya getirmektedirler,
  • Bu mekânların nerede oldukları genel olarak bilindiği için ticaret çabuk ve kolay yapılabilmektedir,
  • Ayrıca ticari mekânlar belli bir zenginliği de beraberinde getirdiği için eğitim, sağlık ve ulaşım imkânlarının da gelişimine katkı sağlamaktadır.

Tarihi Ticaret Yolları Yeniden Canlandırılabilir Mi, Neden?

Tarihî Ticaret Yolları Yeniden Canlandırılabilir Mi, Neden?

Her geçen gün teknolojinin iletişim ve ulaşım olanaklarının geliştiği bir dönemde eskiden çok rağbet edilen, büyük hâkimiyet savaşlarının verildiği tarihi ticaret yolları da bu duruma paralel olarak önemlerini kaybetmeye başlamıştır.

Eski devirlerde ticaret bu tarihi ticaret rotaları üzerinde atlar, develer, kervanlar ve deniz yolu ile gemiler aracılığıyla yapılırken coğrafi keşifler ve Süveyş kanalı gibi büyük yatırımların yapıldığı projeler yavaş yavaş klasik dönemlerin ticaret yollarının önemini azaltmıştır.

Nitekim sanayi devrimi sonrası buharlı makinaların icadı ve petrolün bir enerji kaynağı ve yakıt olarak kullanabileceğinin keşfi ise ulaşım yöntemlerinde devrimsel dönüşümlere neden olmuştur.

Ticaret Yolundan Turizm Rotasına Dönüşüm 

Günümüzde artık ticaret yapan firmalar çok farklı yöntem ve yollar ile bu faaliyetlerini daha az zaman, kaynak ve iş gücü kullanarak gerçekleştirebiliyorlar. Kargo uçakları, hızlı trenler ve devasa yük gemileri ticaret amacıyla yük taşımacılığı yapmakta kullanılmaktadır.

Ancak son zamanlarda gelişim süreci yaşan 3D yazılar ise gelecekte bunun bile ortadan kalmasına ve insanların ihtiyaç duydukları ürünleri evlerindeki yazılar vasıtasıyla edebileceği bir döneme işaret etmektedir.

Durum böyleyken eski zamanlarda ticaret için kullanılan yolların tekrar canlandırılmasının düşük bir olasılığı olmakla birlikte, bu ticaret yollarının daha çok turistlik amaçlarla kullanımını özendirmek ve bu yönde çalışmalar yürütmek, bu rotaların tekrar canlanmasını sağlayabilir.

Orta Çağda Avrupa Ordularının Genel Özellikleri Nelerdir?

Orta Çağda Avrupa Ordularının Genel Özellikleri Nelerdir?

Ortaçağda Avrupa ordularının özelliklerine değinmeden önce Ortaçağ Avrupa’sının özelliklerinden bahsetmek yerinde olacaktır. Ortaçağ Avrupa’sının genel özellikleri şunlardır;

  • Ortaçağ’ın siyasi düzeni Avrupa’nın genelinde feodalite olarak adlandırılan bir sisteme göre yapılandırılmıştı.
  • Ortaçağ’da halk, toplumu oluşturan zümre ayrılmıştı ve aralarında eşitlik yoktu. Halk köylüler, rahipler, soylular ve burjuvalar gibi çeşitli sınıflara ayrılmıştı.
  • Halkın toprak edinmeye ve sahip olmaya hakkı yoktu. Genel olarak topraklara Senyör adı verilen kişiler sahipti ve bu topraklarda sınırsız yetki ve hakları vardı. Bu senyörlerin kendilerine ait malikâneleri, ekonomik ve siyasi hakları, kendi emirlerinde besledikleri silahlı kuvvetleri ve sahip oldukları bölgelerde kendi belirledikleri kuralları vardı.
  • Ortaçağda yaşanılan Feodal düzen sebebiyle Avrupa’da dini, kültürel ve siyasî bölünmüşlük hâkimdi.
  • Ortaçağ Avrupa’sında en büyük otorite Vatikan ve ona bağlı bulunan kiliselerdi.
  • Ortaçağ Avrupa’sında Vatikan kaynaklı dogmatik bir dinsel düşünce sistemi hâkim olduğu için fikir ve sanat faaliyet yok denilecek kadar azdı. Bu dönemde bilimsel bilgi ve deneysel önemsiz olarak görülmüştü.

 

Ortaçağ Avrupa Ordularının Özellikleri

Avrupa, Ortaçağ’da Vatikan’ın dini otoritesi ekseninde hareket eden siyasi oluşumlar nedeniyle eğitim ve sosyal yapılarda bağnazlığın hüküm sürdüğü bir coğrafya haline gelmiştir. Ortaçağda tıpkı Avrupa’nın genelinin belli özellikleri paylaşması gibi orduları da belli başlı özellikleri paylaşmıştır. Bu özellikler şunlardır;

  • Ortaçağ Avrupa’sında orduyu oluşturan birlikler atlı ve yaya olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı.
  • Orduyu oluşturan bu birlikler de silahlı ve silahsız olarak ayrılmaktaydı.
  • Ordular genel olarak haçlı seferlerinde olduğu kutsal olduğu düşünülen bir anlayış ile oluşturulmaktaydı.
  • Ordular ya kale içlerinde ya da belli bölgelerde çadırlarda barınmaktaydı.
  • Dini esaslar ve gelenekler yönetim biçimlerinde ön planda yer almaktaydı.

Orta Çağ Avrupası’nda Feodalite Egemenken Osmanlı Devleti’nde Uygulanan Toprak Sisteminin Özellikleri Nelerdir?

Orta Çağ Avrupasında Feodalite Egemenken Osmanlı Devletinde Uygulanan Toprak Sisteminin Özellikleri Nelerdir?

Feodalizm kavramı derebeylik olarak bildiğimiz sosyal, ekonomik ve siyasal bir örgütleniş şeklidir. Özellikle Ortaçağ Avrupa’sında yaşanmış olmakla birlikte tarihi süreç içerisin de çok yaygın olarak karşılaşılan bir yapıdır. Feodal yapıların özellikleri şunlardır;

  • Feodalizmin yaygın olduğu toplumlarda klasik anlamda kabul edilen merkezi esaslara uygun bir idare biçimi yoktur. Bunun yerine küçük birimlere ayrılmış yapılar söz konusudur.
  • Feodalizmin kaynağı olarak dokuzuncu yüzyıl Fransa’sı kabul edilmektedir. Nitekim bu tarihten sonra ortaçağ Avrupa’sına derebeylik sistemi de bu ülkeden geçmiştir.
  • Feodal sistemlerde halk ve idareciler arasında kast sistemi bulunmaktaydı. Yani bir eşitlik yoktu. Toplumsal yapı soylular yani aristokrasi, ruhban sınıfı yani rahipler, burjuva yani görece zengin kesim ve köylülerden meydana gelmekteydi.
  • Feodalizmin hüküm sürdüğü topraklara ise soylular egemendi.
  • İktisadi sistem ise kapalı bir yapıdaydı.

 

Osmanlı Devleti ve Toprak Rejimi

Osmanlı Devleti’nde toprak sistemi ortaçağ Avrupa’sından farklı olarak, kendisinden evvel yaşamış diğer Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi yapılandırılmıştır. Temelde üç farklı toprak rejimi olmakla birlikte bu ana yönetim biçimleri de kendi içlerinde ayrılmıştır.

  • Bunlardan ilki tamamen halka ait olan, öşür ve harici olmak üzere ikiye ayrılan sistemdir. Bunlardan ilki fethedilen veya fethedilmeden önce de Müslümanlara ait olan, sahibinin her türlü tasarrufuna sahip olduğu topraklardır. Harici topraklar ise fethin gerçekleştirildiği sırada gayr-i Müslimlere ait olan ve el konulmayan arazi ve mülklerdir. Bunlardan devlet vergi almaktaydı.
  • İkincisi ise daha çok topluma hizmet vermek ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla kurulan hastane, imarethane, cami, medrese ve çeşitli vakıfların kurulduğu ve satılması kesin olarak yasak olan vakıf arazileridir.
  • Son olarak ise tımar, has, zeamet, mukataa ve ocaklık gibi çeşitleri olan ve tamamı devlete ait olan topraklardır. Bu topraklar belli amaçlarla ve özellikle de tarımsal faaliyet amacıyla ve vergisi ödenmek kaydıyla halka verilmekteydi.

Medeniyetlerin Askeri Teşkilatlanmaya İhtiyaç Duymalarının Sebepleri Neler Olabilir?

Medeniyetlerin Askerî Teşkilatlanmaya İhtiyaç Duymalarının Sebepleri Neler Olabilir?

İnsanoğlu yeryüzünde var olmaya başladığı andan itibaren ilk olarak hayatta kalabilmek amacıyla yiyecek ihtiyacını gidermiş, ardından ise barınacak bir yer gereksinimi duymuştur. Bu gereksinimi de karşıladıktan sonra da dışarıdan gelebilecek tehlike ve saldırılara karşı güvenlik ihtiyacı doğmuştur. Bu da kendisini koruya bilmek maksadıyla çeşitli silahların ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Dünyanın farklı bölgelerinde kurulmuş ve binlerce yıl yaşamış olan medeniyetler de tıpkı ilk insanlarda olduğu gibi güvenlik ve asayişi temin etmek amacıyla çeşitli özellikler de askeri teşkilatlar kurmuşlardır. Bunlar kimi zaman o medeniyete mensup her bireyin ihtiyaç durumunda bu işi üstlenmesinden, profesyonel ordu teşkilatlarına kadar değişim göstermiştir.

 

Asayiş ve Emniyet Teşkilatlarının Gelişimi Arasındaki İlişki

Fakat insanların emniyet gereksinimlerin giderilmesinde dönüm noktası düzenli olarak bu işle meşgul olan güvenlik birimlerinin oluşturması oluşmuştur. Nitekim devletlerin kurulması bu düzenli emniyet birliklerini askeri bir düzene kavuşturmuştur. Zamanla kurulan bu askeri yapılarda kendi içlerinde çeşitlenerek istihbarat, kırsal kesimden sorumlu jandarma, daha çok şehirlerde görev yapan polis teşkilatlarının gelişimini sağlamıştır.

Bu nedenle askeri teşkilatların medeniyetlerce kurulmasının temel sebepleri şunlardır;

  • Devletin güvenliğinin sağlanması,
  • Medeniyetleri oluşturan halkların can, ırz ve mal emniyetinin temini,
  • Devletin sınırlarının korunması ve genişlemesi,
  • Adil bir düzen kurulmasının önemli koşullarından birin güvenlik ve asayişin sağlanması olması gelmektedir.

Kast Sisteminin, Hindistan’ın Siyasi Birliğine Etkileri Nelerdir?

Kast Sisteminin, Hindistanın Siyasi Birliğine Etkileri Nelerdir?

Bu soruya yanıt vermeden önce kast sisteminin ne olduğunu tanımlamak meselenin tamam olarak ne olduğunun anlaşılabilmesi için önemlidir. Kast sistemi, bir araya gelmiş ve toplumsal yapıyı oluşturmuş insan grupları arasında kimin daha öncelikli ve değerli olduğunu, hangi kesimin devleti yönetmeye veya zenginlikleri elinde tutmaya hakkının bulunduğunu değişmez sınırlar ile belirleyen bir sınıflandırma biçimidir.

Gelişmemiş ve klasik toplumlar da bu sınıflar çeşitli kademelere ayrılmıştır. Bunlar;

  • Aristokratlar yani yönetici zümre,
  • Ruban sınıfı yani dini görevliler,
  • Burjuva yani görece zengin ve ticaretle uğraşanlar,
  • Köylüler,
  • Köleler.

 

Kast Sistemi ve Hindistan

Hindistan’da çok eski zamanlardan beri uygulana gelen ve Hindu inancına mensup kişilerin toplumsal olarak bir araya gelerek örgütlenebilmeleri maksadıyla oluşturulmuş sınıfsal ayrım esasına dayanan yapıya kast sistemi denilmektedir.  Bu sisteme göre Hindu inancı sahip olan her bir birey kast sisteminin zaten belirlemiş olduğu sınıfın doğal üyesi olarak doğar. Bu sınıfı değiştirmek ise kesinlikle imkânsızdır. Bu nedenledir ki kast sistemi ile siyasi birlik arasında mutlak bir ilişki söz konusudur. Bunun nedenleri ise şunlardır;

  • Kast sistemi insanları eşit olarak görmediği için toplumsal birliktelik yoktur,
  • Toplumsal birlik olmaması insanlar arasındaki ilişkileri sınırlamaktadır,
  • İnsanlar içinde doğdukları kast içerisinde yaşamak zorundadır, bu nedenle sadece kendi sınıfından veya daha alt kesimden olanlar ilişki kurabilmektedirler,
  • Kast sisteminin bu aşılması imkânsız yapısı merkezi otoritenin hâkimiyet alanını güçlendirmektedir. Merkezi yönetim son derece kuvvetlidir.
  • Halkın herhangi bir şekilde isyan etmesi veya başkaldırması mümkün olamamaktadır.

İpek Yolu’nun Geçtiği Bölgelere Hakim Olan Türk Devletleri Hangileridir?

İpek Yolunun Geçtiği Bölgelere Hâkim Olan Türk Devletleri Hangileridir?

İpek yolu yüz yıllardan beri hatta günümüzde dahi önemini korumakta olan, doğu ve batı arasındaki ticaretin yoğun olarak yapılabilmesini sağlayan bir ticaret ve ulaşım güzergâhıdır. Bu yol, Çin’den başlamakta, Anadolu topraklarını da geçtikten sonra Akdeniz’in kullanılmasıyla Avrupa’nın en uzak ülkelerine kadar uzanmaktadır.

 

İpek Yolu’nun Devletler İçin Önemi Nedir?

İpek yolu bir ticaret yani çeşitli ürünlerin alım satımı ile para kazanılmasını ve zenginlik elde edilmesini sağlayan bir rota olması nedeniyle bu coğrafyada kurulmuş veya ticaret yapmak isteyen her devlet için önemli olmuştur. Bu coğrafyada kurulmuş olan devletler için bu yolu kontrol altına almak vergi toplamak, kervansaraylar inşa ederek buralardan gelir sağlamak veya büyük pazarlar kurarak buralarda ticareti yaygınlaştırıp zenginleşmek gibi imkânlar sunduğu için mühimdi. Ayrıca bu kadar geniş bir alanda ticareti kontrol eden devlet siyasi ve askeri olarak da gelişebilmekteydi. İpek yolu üzerinde yüzlerce yıl hâkimiyet savaşlarının yaşanmasının sebebi de budur.

Bu savaşlar neticesinde pek çok devlet ipek yolunun hâkimiyetini ele geçirmiş olduğu gibi bu devlet arasında Türk devleri de bulunmaktaydı. Ancak tarih boyunca pek çok Türk devleti bu yol üzerinde hâkimiyet kurmuş olsa da tamam anlamıyla Türklerin egemenliğine Osmanlı zamanında geçmiştir. Tarih boyunca ipek yoluna hâkim olmuş Türk devletleri şunlardır;

  • Asya ve Avrupa Hun devletleri,
  • Göktürkler,
  • Karahanlılar,
  • Uygurlar,
  • Büyük Selçuklu ,
  • Gazneliler,
  • Osmanlı İmparatorlukları.