İlk ve Orta Çağlarda Üretimin Yeterli Aşamaya Gelememesinin Nedenleri Nelerdir?

İlk ve Orta Çağlarda Üretimin Yeterli Aşamaya Gelememesinin Nedenleri Nelerdir?

İlk ve Ortaçağlarda üretimin yeterli aşamaya gelememesinin nedenleri ilk başlarda insanların üretim yapmak amacıyla kullanabilecekleri yeterli teknolojiye ve bilgi birikimine sahip olmamalarıydı. Bu duruma bir de zaman zaman yaşanan salgın hastalıklar, doğa felaketleri ve savaşlar da eklenince insanlar sadece tüketebilecekleri kadarını yetiştirmek ve üretmek durumunda kalmıştır.

Ancak zamanla nüfusun artması ve insanların bilgi düzeyleri artmasıyla birlikte yeni aletler ve üretim yöntemleri geliştirmeleri bu durumu tersine çevirmiştir. Nitekim insanoğlu ateşe hükmetmeye başlamış ve doğaya da hükmedebileceği düşüncesini beraberinde getirmiştir.

 

Ateşin İcadı ve Üretim İlişkisi

Ateşin kontrol edilmesiyle birlikte çeşitli madenlerden hem tarımda kullanabilecekleri hem de diğer amaçlarla faydalanabilecekleri aletlerin geliştirilmesi mümkün olmuştur. Bu sayede ihtiyaç duyduklarından fazla üretim yapabilmelerine olanak sağlamıştır.

Ortaçağda ise feodal beyler geniş topraklara hükmettikleri ve bu toprakların sahipleri oldukları için bu arazilerde yaşan insanlarla sadece onların hayatta kalabilmelerine yetecek kadar ürünü paylaşmış ve fazla olan kısmını ise kendi zenginlikleri için değerlendirmişlerdir. Bu durumda geniş arazilerin yeterli oranda verimli kullanımını sınırlandırmıştır.

Fakat düzenin değişmesiyle birlikte sırandan insanların da mülkiyet edinmeye başlamasıyla bu durum değişmeye başlamıştır. Bu sayede çok az imkâna sahip olsa dahi bu imkânı en üst seviyede kullanarak istifade etme düşüncesi doğrudan üretimin gelişmesini ve artmasını sağlamıştır.

İlk Çağlardan İtibaren Tarım Üretimini Artırmak İsteyen İnsanlar Hangi Faaliyetlerde Bulunmuş Olabilir?

İlk Çağlardan İtibaren Tarım Üretimini Artırmak İsteyen İnsanlar Hangi Faaliyetlerde Bulunmuş Olabilir?

İnsanların yeryüzünde var olmaya başlamalarından sonra öncelikli ihtiyaçları, hayatta kalabilmek amacıyla gıda maddesi temini olmuştur. Sonraki aşamada ise barınma ihtiyacının giderilmesi gelmiştir. Barınmak amacıyla insanların bir araya gelmeleri ise küçük grupları, sonraki evrede ise toplulukları ve toplumları meydana getirmiştir. Ancak insan nüfusu arttıkça ve irili ufaklı toplulukların sayısı çoğaldıkça avcı-toplayıcı usuller ile hayatlarını devam ettirmekte olan insanoğlunun geçim kaynakları da değişmeye başlamıştır. Bu değişim insanların da yaşam tarzını değişime uğratmış ve göçebelikten yerleşik yaşama yönelme süreci başlamıştır.

 

Avcı-Toplayıcılıktan Tarım Toplumuna Geçiş

Avcı-toplayıcı toplulukların yiyecek bulmak ve avlanmak amacıyla kullandıkları sivri taşlar ve sopalar, ilkel aletler artık yerleşik yaşamda vazifelerini yerine getiremez durama gelmiştir. Çünkü insanlar yerleşik yaşama geçmeye başlamaları ile birlikte tarım faaliyetlerine başlamışlardır. Fakat tarım yapılabilmesi için verimli ve sulak arazi ihtiyacı insanları göç etmeye zorlamıştır.

Bu faaliyetler toprağın sürülmesinden sulanmasına, ürünlerin ekiminden hasadın kaldırılmasına ve elde edilen ürünlerin işlenmesine kadar farklı alet ve gereçlere ihtiyaç duyulmasına sebep olmuştur. Bu nedenle ilk önce çeşitli tarım aletleri geliştirilmiş, ardından ise sulama teknikleri ile taşımacılık bunu izlemiştir. Ancak insanlık tarihinde insanoğlunun gelişiminde çığır açan başat iki olayın ilki ateşin icadı ve kontrol altına alınması ve ikincisi tekerleğin keşfi olmuştur.

Sasani, Bizans ve Moğol İmparatorluklarının Benzerlik ve Farklılıkları Nelerdir?

Gücün Meşruiyet Kaynağı Bakımından Sasani, Bizans ve Moğol İmparatorluklarının Benzerlik ve Farklılıkları Nelerdir?

İnsanlar bir araya gelerek sosyal bir birliktelik ve yaşama biçimi olan toplumsal yapıları oluşturmuşlardır. Bu toplumsal yapıların da her geçen gün giderek büyümesi ve belli sınırlar içerisinde var olmaya çalışmaları devletleri meydana getirmiştir.

Devlet basit tanımı itibariyle, bir araya gelmiş ve sınırlar ile çevrelenmiş organize yönetim organlarıdır. Doğal itibariyle devletler onu oluşturan halklar tarafından yönetilmektedir.  Bizans, Sasani ve Moğol İmparatorlukları başta olmak üzere pek çok devlet ve imparatorluğun örgütleniş biçiminde temel farklılık veya benzerlikler egemenliğin yani yönetme hakkının kime ait olduğuna ve kaynağına göre değişmektedir.

 

Sasani, Bizans ve Moğol İmparatorluklarında Meşruiyetin Kaynakları Nelerdir?

Devletlerin yönetimlerine hâkim olan unsurların bu hâkimiyetleri temelde iki farklı egemenlik kaynağına bağlanmaktadır.

Tanrısal Egemenlik: Bunlardan ilki ve en eski kökenlere sahip olan biçimidir. Bu hâkimiyet biçimi dini bir kaynaktan bezlenen hâkimiyet şeklidir. Buna göre devleti yönetmeye hakkı olan kişi veya zümre bu hakkı doğrudan tanrıdan almaktadır. Bunun yazı sıra hâkimiyet hakkını tanrıdan aldığını iddia eden zümreler ve kişiler bu hakkın devamlı olduğu iddiasıyla bunu babadan oğula geçirme yöntemini de kullanmışlardır.

 

Dünyevi Egemenlik: Bu hâkimiyet biçimin kökenleri antik Yunan’da site devletlerinde uygulanmaya başlayan ve zaman ilerledikçe gelişen, demokrasi yöntemi yani seçim ile iş başına getirilen hükümetler ile yürütülmektedir.

Bu üç devlette hâkimiyetin kaynağı itibariyle kutsal yani tanrısal egemenlik hakkına dayanarak hâkimiyetlerini sürmüşlerdir. Bunlardan sadece Bizans’ta sadece devlete hâkim olan zümre değil aristokrat sınıf da kutsanmış olarak kabul edilmiştir.

Büyük İskender, Roma ve Sasani Devletlerinin Geniş Coğrafyalara Hükmetmelerindeki Etkenler Nelerdir?

Büyük İskender, Roma ve Sasani Devletlerinin Geniş Coğrafyalara Hükmetmelerindeki Etkenler Nelerdir?

Büyük İskender: M. Ö. 356 tarihinde doğmuş M. Ö. 326 senesinde ölmüş ve yaşadığı dönemde o zamanki bilinen dünyanın yarısını fethetmiştir. Fethettiği bu topraklar üzerinde de devletini kurmuş bir hükümdardır.

Roma imparatorluğu: M. Ö. 753 senesinde bir kurt tarafından süt verilen Romus ve Remus isimlerindeki ikiz kardeşler tarafından kurulduğu rivayet edilmiştir. Yıkıldığı tarih olan M. S. 476 tarihine kadar çok geniş bir coğrafyada ve pek çok kavmi hâkimiyeti altına alan bir devlettir.

Sâsâni İmparatorluğu: Şuan İran İslam Cumhuriyeti olarak bildiğimiz coğrafi bölgede M.Ö. 226 ila M. S. 641 tarihleri arasında hüküm sürmüş bir devlettir.

Büyük İskender, Roma Ve Sasani Devletlerinin Hâkimiyet Esasları Nelere Dayanmaktadır?

Asırlar boyunca geniş coğrafyaları ve birbirinden faklı din, dil, kültür ve renge sahip kavimleri hâkimiyetleri altında bulundurmalarını sağlayan, bozulması sonrası yıkılmalarına neden olan etkenler şunlardır;

  • Disiplinli ve profesyonel niteliğe sahip, düzenli bir ordu teşkilatına sahip olmaları,
  • Hem halk ve devlet ilişkileri anlamında hem de kişiler arasında geçekleşen sorunlarda adaletli bir idare tarzını benimsemiş olmaları,
  • Farklı din, dil, kültür ve renge sahip toplum ve bireylere karşı hoşgörülü davranmaları,
  • Halktan adil şekilde vergi tahsil etmeleri,
  • Devletin yönetim kademelerinde eğitimli ve liyakat esaslarına riayet edilen güçlü bir idari yapı organize etmeleri.

Artı Ürünün İnsan Yaşantısına Etkileri Nelerdir?

Artı Ürünün İnsan Yaşantısına Etkileri Nelerdir?

Artı ürün, on dokuzuncu yüzyıl içerisinde yaşamış, bir ekonomist ve sosyal bilimci olan Alman filozof Karl Marx tarafından geliştirilen bir teoridir. Artı ürün teorisi diğer bir teori olan artı değer kuramı ile birlikte anılmaktadır.

 

Artı Ürün ve Ticaretin Gelişimi

Artı ürün: bir ürün veya malın üretilmesinin, üreticisi tarafından ihtiyacından fazla üretilmesi olarak tanımlamak mümkündür. Bu teorinin şekillenişi insanoğlunun gelişim merhaleleri ile paralellik göstermektedir. Nitekim çeşitli madenlerden elde edilen kullanışlı aletlerin üretim süreçlerinde kullanılması hem üretim verimliliğini hem de ürünün değerlendirilmesini pozitif anlamda etkilemiştir.

Fazladan ürün elde etmeye başlayan üretici bunu başka ihtiyaçlarını gidermek amacıyla değiştirme ihtiyacı duymuştur. Bu ihtiyaç ise ilk başlarda takas ekonomisi ve sonrasında ise ticaretin doğmasına sebebiyet vermiştir. Ticaretin ortaya çıkması ile birlikte ise çeşitli iş kolları, bu iş kollarında uzmanlaşma ve ulaşım da gelişmiştir.

 

Artı Üründen Artı Değere

Artı Değer: Üretim süreçlerinde meydana gelen artı ürün ise beraberinde artı değer kuramını da getirmiştir. Artı değer kısaca imal edilen ürünler ile bu ürünlerin imal edilmesi amacıyla karşılanan maliyet arasındaki farktır.

Örneğin üretim amacıyla çalıştırılan bir köleye sadece temel ihtiyaçlarını karşılamasına yetecek kadar ödeme yapılması ve feodalizm zamanlarda bir kişinin vaktini hem kendine verilen hem de toprak sahibinin tarlasında çalışarak geçirmesi gibi. Ancak sanayi devriminden sonra ise durum farklılaşmıştır. Çünkü kapitalizmin ortaya çıkması ile emek karşılığı ücret ödenmeye başlanmıştır. Fakat bu sefer de işçiye az ücret ödenmesi, çalışma saatlerinin uzatılarak sabit ücrete çalıştırılması durumu meydana çıkmıştır. Bu durum daha ileriki süreçte ise ekonomilerin ve kültürlerin küreselleşmesi olgusuna evirilmiştir.

Alkol ve sigaranın sağlığa verdiği zararlar nelerdir?

Alkol ve sigara sağlığımıza zarar veren maddelerdir. Birçok sağlık sorununa sebebiyet veren alkol ve sigara maddeleri yalnızca sağlımızı değil aynı zamanda sosyal ilişkilerimiz için de büyük problemler teşkil etmektedir. Maddi veya çevreye verdiği zarardan öte sosyal ilişkilerimizde kötü koku ağız kokusu dişlerde sarılık gibi oluşan görüntülerden dolayı insanlar rahatsızlık duyacaklardır.Alkol ve sigaranın saymakla bitmeyecek zararları vardır ayrı ayrı inceleyecek olursak;

 

Sigaranın sağlığa verdiği zararları:

 

  • Hamile bayanların sigara kullanması bebekte kilo kaybı ve zekâ geriliğinin ortaya çıkmasına neden olur.
  • Akciğer kanseri ve solunum hastalıklarına bronşitlerin zarar görmesine sebep olur.
  • Ağız kanseri gırtlak kanseri yutak kanseri gibi kanser türlerini tetikler nitelik taşır.
  • Kalbe giden damarlarda kolesterol birikmesiyle kalp krizi geçirme riskini arttırır.
  • Ağız içi olan rahatsızlıklar ağızda koku oluşumu ve yemek borusunda midede ülser oluşumu.
  • Baş da meydana gelen kronik ağrılar olabilir.

 

Alkolün sağlığa verdiği zararlar:

 

  • Konuşmada zorluk çekmek.
  • Net görememek bulanık görmek.
  • Beyindeki hücrelerde ölüm yaşanır.
  • Mide ve akciğer kanseri oluşumunu tetikler.
  • El ve ayaklarda uyuşukluk
  • Kadın ve erkekte cinsel organlarda hastalık ve kanser oluşumu.
  • Vücudun hareket kabiliyetin de azalma.
  • Siroz, ülser, hafıza kaybı, tansiyon düşüklüğü gibi rahatsızlıklar oluşur.
  • Psikolojik rahatsızlıklara halüsinasyonlar görmeye sebep olur.
  • Ciltte yaşlanma lekelenme kırışma ve cilt renginde değişim meydana gelir.

Alkol ve sigara kullanımı Aile ekonomisini nasıl etkiler?

Alkol ve sigara kullanımı Aile ekonomisini kötü etkileyen bir etmendir. Hem sağlığı hem de maddi durumu zedeleyen alkol ve sigara kullanımı bağımlılık haline geldiğinde çok daha tehlikeli olabilmektedir.

 

Alkol ve sigara kullanımı arttıkça maddi açıdan zararda artacaktır. Alınan sigara günlük olarak ortalama 13 TL’nin sağlığınıza zarar vermek için harcandığını bilmelisiniz. Günlük 13 lira kullanımı ise aylık 364 TL yıllık 4368 TL gider kendinizi zehirlemeniz için hazırlanmıştır. Tabi aile içinde yalnız bir kişi kullanıyorsa. Kullanan sayısı arttıkça gider miktarı da artıyor. Psikolojik olarak iyi hissetmenizi sağlayan alkol ve sigara maddi açıdan pahalı olabiliyor. Alkol tüketimi için verilen para daha sağlıklı ve besleyici yiyecek ve içecekler için kullanılabilir.

 

  • Gider bütçesinde artış olabilir.
  • Alınması gereken temel ihtiyaçları almada zorlanma yaşanabilir.
  • Yaşam standartların azalması.
  • Toplumdan dışlanma ve iş bulamama
  • Alkol kullanımın çok olması işten kovulmaya.
  • Alkol kullanımı kazalara sebebiyet verebilir. Hem maddi hem de manevi geri dönülemez hatalar yapma olasılığı artar kişilerin.

Şiddetle karşılaşan kişiler nerelere başvurmalı?

Şiddetle karşılaşan kişiler nelere başvurmalı sorusu bizler için önemli bir sorudur. Ve bu soru bizlere şiddetin var olduğunu kanıtlar nitelik taşımaktadır. Maalesef çoğu çocuk kadın genç ve erkek şiddet görüyor. Zorbalığa ve şiddete maruz kalan kişi korktuğu için veya ailesi için konuşamıyor kimseye bir şey diyemiyor. Gidecek yeri olmadığı düşünen şiddet gören bu insanların elinden tutan birçok kuruluş var. Kişileri ve toplumu korumayı amaçlayan bu kurul ve kuruluşlar şiddet görenleri, şiddet gösterenlerden koruyup yaşayacakları bir alan sunuyor. Bu kuruluşlar şiddet içeriği olan yerlerde gereken önlemi olmayı amaçlar.

Maddeleyecek olursak şiddetle karşılaşan kişilerin başvurabileceği yerler;

 

  • Sosyal hizmetler danışma hattı 183 olarak kullanabilir durumdadır acil ve ani yaşanılan şiddet durumlarında size yardımcı olurlar.
  • Aile ve sosyal politikalar bakanlığına giderek şiddet gördüğünüzü belirtebilir ve yardım isteyebilirsiniz.
  • Kadın Statüsü Genel Müdürlüğüne başvurabilirsiniz.
  • En yakın karakola başvurabilirsiniz.
  • Polis ve jandarmalara bildirebilirsiniz.

Eğer görülen şiddet okul ve eğitim öğretim kurumlarındaysa o zaman;

  • Öğretmene söylenmeli
  • Müdüre bildirilmeli

Stres kaynaklarına örnek veriniz?

Her dönemde başımıza gelebilecek olan stres faktörü vücudunuz ve psikolojimizin düşmanıdır denilebilir. Hayatımızın her döneminde başımıza fazlaca olay gelir ve bunların zararlı bir çok yan etkisine maruz kalırız. Stres gibi.  Katılacağımız bir toplantıdan tütün gireceğimiz sınavlara kadar stres yaşayabileceğiniz bir çok etmen mevcuttur. Davranışlarımızı olan yada olacak olaya göre uyum sağlar hale getirme ve gergin hissetme durumunu stres olarak tanımlayabiliriz.  Vücudun normalden fazla adrenalin üretmesi ve kaslarda kasılma meydana gelir. Diş gıcırtması uykusuzluk meydana getiren stresin bir çok kaynağı olabilir başlıca stres kaynaklarına örnek verecek olursak ;

 

Stres aynı zamanda vücudun olan olaylara göre hızlıca karar verip uygulamasıdır bazen kontrol kaybedilebilir ve ellerde titreme meydana gelebilir. Ne yapacağını bilememe her şeyi unutma gibi şaşkınlık haline girilebilir.

  • Değişim : insanlar hayatlarını belli kural ve düzenler çerçevesinde tutmaya çalışır ve kontrolü dışındaki herhangi bir değişim kişiyi strese sokar.
  • Gündelik problemler günde bir çok problem ve sıkıntı ile karşılaşırız ani sinirlenmeler ve duygu patlamaları yaşayabiliriz can sıkıcı küçük olaylar bizleri strese sokan bir diğer etmendir.
  • Hayal ettiğimiz ve olmasını istediğim şeylerin önüne birinin veya bir olgunun girmesi stres kaynaklarından biridir. İstediğimiz ve elde etmeyi amaçladığımız şeyler için bizden zor yapılması güç işler istenilmesi stres oluşturur.
  • Sosyal çevrede uyum sağlanamayan insanlar ve sevmediğimiz kişiler bizlere stres kaynağı olabilmektedir.

 Ergenlik döneminde görülen duygusal ve sosyal değişikliler nelerdir?

Ergenlik döneminde olan gençlerin hormon düzeyleri değişiklik gösterir bunun sebebi çocukluktan yetişkinliğe geçerken vücutta oluşması gereken cinsel kişiliği belirleyici davranış ve vücudun yapısının gelişiyor olmasından kaynaklanır. Vücut harmanlarını normal yetişkin birinde olduğu gibi düzenli bir şekilde değil daha karmaşık şekilde salgılar. Ve duygu durumuna etki eden hormonsal yapılar ergenlik çağındaki gençlerin daha duygusal ve histerik olmasına sebep olur. Bu kötü veya yanlış bir şey değildir. Her ergenin duygularını uç noktalarda yaşıyor olması normaldir. Üzüldüğü bir olaya yetişkin bir bireye nazaran daha fazla tepki verebilir.

 

Sosyal çevrede kendilerini yalnız hissetme genelde başlarına gelebilir doğru arkadaş seçiminde zorlanma ve kendini bir arkadaş grubuna beğendirmek için sosyal davranışlarında değişiklik meydana gelebilir. Geceleri uyumamak ve gündüzleri ise uykulu olmak gibi davranışları olabilir. İçlerine kapanık ve utangaç olma ihtimallerimde vardır. Bazılarında çok öfkeli asi ve davranışları ile ilgi çekmek isteyen tipler olabilir. Normale nazaran aile ile paylaşılan şeyler genelleşir ve özellerine karışılmasından hoşnut olmayacak ruh halinde olurlar.

 

Sevdikleri ve sevmedikleri şeyler değişebilir ve ilgi duyduklarına artık ilgi duymayabilir. Kendilerine ait bir alan isterler ve o alana izinsiz girilmesinden hoşlanmazlar. Karşı cinse olan ilgi artar ve görünüşe önem vermeye başlanılır. Duygu durumları değişiklik gösterdiği için sosyal olma durumları da değişiklik gösterecektir. Ergenlik döneminde bazıları çekimser olabilirken bazıları daha rahat olabilir. İleriki dönemde bu düzelecektir.