Osmanlı Devleti’nde yeniliklerin daha çok askeri alanda yapılmasının sebepleri neler olabilir?

Osmanlı Devletinde yeniliklerin daha çok askeri alanda yapılmasının sebepleri neler olabilir? Yazınız.

 

Osmanlı Devleti, Ankara Savaşı ve İnebahtı Deniz Savaşı gibi savaşlar da büyük yenilgiye uğramıştır. Topraklarının çoğunu kaybetmiştir. Ordu dağılmış ve devlet kendi içerisinde birçok sorunla karşılaşmıştır. Diğer ülkelere ihtiyaç artmıştır. Bu da ekonomik ve siyasi açıdan Osmanlı Devleti’ni zor duruma sokmuştur.

 

Yeniçeri Ocağı’nda tarih boyunca birçok isyan ve ayaklanmalar olmuştur. Bu yüzden Yeniçeri Ocağı bozulmuştur. Yeniçerilerin ıslah edilmesinin de oldukça zor olması askeri anlam da birçok zorluk çıkarmıştır.

 

Belli dönemler de ordu çağın ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmiştir. Ülke içinde ve dışında bir düzen sağlanamamıştır. Bu da ülke yönetiminde sorunlara neden olmuştur.

 

Bu nedenlerin hepsi bir ülkenin geleceği için çok önemlidir. Ülke kendi içerisinde sorunları çözemezse üretim yapamaz. Kendi ihtiyacını karşılayamaz. Savaş sırasında yenilgi alması durumunda topraklarını kaybeder ve ordu asker kaybeder. Donanma da ciddi zararlar olur. Bu sorunlar Osmanlı Devleti’nde çoğu zaman yaşandığı için yeniliklerin çoğu askeri alan da yapılmıştır.

Osmanlı Devleti askeri alanda yenilikler yaparken niçin yabancı uzmanlardan yararlanmış olabilir?

Osmanlı Devleti askerî alanda yenilikler yaparken niçin yabancı uzmanlardan yararlanmış olabilir? Söyleyiniz.

 

Osmanlı devleti askeri alanda bazı yeniliklere gidilmesi gerektiğinde dışarıdan bir göz olan ve daha önce stratejik olarak farklı teşkilatlarda çalışmış yabancı uzmanların görüşlerine başvurmuştur. Bunun nedeni gelişen dünyaya ayak uydurmak ve sürekli gelim halinde olan silah sektöründen de kopmamaktır.

 

Yabancı uzmanlar, askeri ve bilim alanın da çağın ihtiyacına göre bilgi ve deneyime sahiptiler. Bu konu da profesyonel olarak eğitim almışlardı. Sadece askeri alanda değil bilim alanında da kendilerini geliştirmiş ve genel kültürlerini arttırmışlardı. Çağın problemlerine göre çözüm üretiyorlardı.

 

Osmanlı Devleti, askeri alanda yenilikler yaptığı dönemde ülke içinde birçok sorunla karşılaşıyor ve çözüm bulamıyordu. Halk kendi içerisinde anlaşmazlığa düşüyordu. Bu da askeri çalışmaları etkiliyordu. Bu yabancı uzmanlar sayesinde sorunlar çözülebilecekti.

 

Yabancı uzmanlar sadece teorikte değil pratikte de oldukça iyiydiler. Bu uzmanlar ileri seviye bir orduda görev yapmışlardı. Ordularının gelişmesinde büyük rol oynamışlardı. Bu deneyiminden Osmanlı Devleti de yararlanmak istedi. Osmanlı ordusu, bu uzmanlardan özel eğitim alabilecek ve ordunun güçlenmesi sağlanabilecekti. Uzmanların yetenekleri, ordudaki askerler de olacaktı. İleri görüşlülük, sorunlara çözüm bulabilme ve pratiklik özellikleri sayesinde bütün sorunlar kısa sürede çözülebilecekti.

 

Dış kuvvetlere karşı da güçlü bir donanma sağlanacaktı. Savunma ve saldırı teknikleriyle birçok zafer kazanılabilecekti.

İbrahim Müteferrika ve Said Efendi tarafından matbaanın kurulması sosyal hayatı nasıl etkilemiş olabilir?

İbrahim Müteferrika ve Said Efendi tarafından matbaanın kurulması sosyal hayatı nasıl etkilemiş olabilir? Söyleyiniz.

 

Osmanlı toplumunda matbaanın kurulması çok zaman almıştır. Bunun nedeni, el yazması ve hattat işleri gibi mesleklerin önemini yitirmesine sebep olmasıdır. Ancak bunun yanında sosyal hayatı olumlu yönde etkilemiştir. Daha çok kitap basılmış ve kitap ücretleri ucuzlamıştır. Bu sayede bilginin daha çok kişiye ulaşması kolaylaşmıştır. Eğitim hayatında yaşanan sıkıntılar azalmıştır ve halkın içerisinde bilgi iletişimi yaygınlaşmıştır. Yeni meslek dalları çıkmıştır. Yazarlar, daha çok yazmaya başlamıştır. Böylelikle duygu ve düşünceller daha kolay yayılmıştır.

 

Matbaanın kurulmasının ardından sosyal hayata olan diğer katkıları ise şöyledir:

  • Matbaanın kurulmasıyla birlikte gazeteler basılmaya başlanmıştır.
  • Halk bu gazetelerle gündemi daha yakından takip edebilmiştir.
  • Halk, kitap okuduğu için kültürel seviye artmış ve gelecek nesillere bilgiler daha kolay aktarılmıştır.
  • Devletin yönetiminde değişiklikler yapılmıştır.
  • Kayıt sistemi daha kolay hale gelmiştir.
  • Kütüphanelerin sayısı artmıştır. Bu sayede halk kolay bir şekilde kitap temin edebilmiştir. Kütüphaneler sayesinde öğrenciler çalışmak için daha fazla ortama sahip olmuştur.
  • Halk, sanat ve kültürel faaliyetlere önem vermeye başlamış ve bu etkinliklere katılım artmıştır.

Kumaş ve kağıt fabrikalarının kurulmasının toplumsal ve ekonomik yapıya etkileri neler olabilir?

Kumaş ve kâğıt fabrikalarının kurulmasının toplumsal ve ekonomik yapıya etkileri neler olabilir? Söyleyiniz.

 

Kumaş ve kâğıt fabrikalarının kurulması, ekonomik yapıyı olumlu yönde etkilemiştir. Giyim ve kitap sektörü gelişmiştir. Çok sayıda yeni model giysiler dikilmiştir. Kitap sayısı artmıştır. Buna bağlı olarak da kitap ve giyim fiyatları ucuzlamıştır. Modern giyim tarzları tasarlanmaya başlamıştır. Moda daha yakından kolay bir şekilde takip edilmiştir. Gündemi daha yakından takip etmek için gazeteler daha çok basılmaya başlanmıştır. Yazarlar, duygu ve düşüncelerini kitaplar haricinde dergilerde de sunma imkânı bulmuştur. Halk, daha çok okumaya başlamıştır. Böylelikle ülkenin kültür seviyesi artmıştır. Kütüphaneler de daha çok kitap ve dergi imkânı sağlanmıştır. Öğrencilerin kaynak bulma sıkıntısı azalmıştır. Yeni iş sahaları yapılmıştır. Sanayi gelişmeye başlamış ve ülkenin ticaret sektöründe canlanma olmuştur. İthalat azalmıştır. Dış ülkelere olan bağımlılık kalkmıştır. İhracat da artmıştır.

 

Kumaş ve kâğıt fabrikalarının kurulması toplumu olumsuz yön de etkilemiştir. Birçok meslek önemini yitirmiştir. Her ne kadar işsizlik sorunu ortaya çıkacak korkusu yaşansa da ticaretin canlanmasından dolayı iş alımı olmuş ve denge sağlanmıştır.

Mültecilerin ülkelerine dönememeleri sonucunda karşılaştıkları sorunlar neler olabilir?

Mültecilerin ülkelerine dönememeleri sonucunda karşılaştıkları sorunlar neler olabilir? Tartışınız.

 

Çeşitli nedenlerle başka bir ülkede mülteci olarak yaşamak zorunda kalan insanların bulundukları ortama ayak uydurmaları çok zor olmaktadır. Kendi kültürlerinden farklı bir yaşama ayak uydurmak hiçte kolay değildir. Başta dil, din, eğitim ve sosyal hayat gibi birçok faktör mültecileri olumsuz etkiler. Dilini bilmedikleri bir ülkede yaşamak onların sağlık, eğitim ve ulaşım gibi ihtiyaçlarını çok zor şartlarda almasını sağlar. Bu nedenle o ülkenin dilini öğrenmek zorundadırlar. Bu durum herkes için çok zorlayıcıdır. Daha sonra eğitim alabilmeleri ve özellikle çocuklarının eğitimlerini tamamlatmaları için uygun ortamların olması gerekir.

 

Dışarı çıksalar temel gıda, giyinme ve barınma ihtiyaçlarını karşılamakta da zorlanırlar. Tüm bunlar bir arada olduğu zaman psikolojik olarak etkilenmeleri çok normaldir. Yani mültecilerin kendi ülkelerine dönememeleri sonucu psikolojik, sosyal ve ekonomik anlamda sorunlarla karşılaşırlar.

 

Sosyal hayata ayak uydurmak onları zorlasa da zamanla alışırlar ancak yinede kendi vatanlarına dönmek isterler. Bu duruma verilebilecek en güncel örnek ülkemizdeki Suriyelilerdir. Ülkelerindeki savaştan kaçan milyonlarca Suriyeli hem ülkemizde hem de çevre ülkelerde mülteci olarak hayatlarını sürdürmek zorunda kalmışlardır. Dünyada mülteci hakları ne kadar korunuyor gibi görünse de bu insanlar için alınan tedbirler ne yazık ki yetersizdir. Sadece Türkiye’de devletin mültecilere sağladığı haklar biraz daha fazladır diyebilirim.

İnsanların göç etmelerinin sebepleri neler olabilir?

İnsanların göç etmelerinin sebepleri neler olabilir? Söyleyiniz.

 

Tarih boyuca insanlar çeşitli sebeplerle yaşadıkları bölgelerden ve ülkelerden göç etmek zorunda kalmış veya göçe zorlanmışlardır. Bu göçler günümüzde de maalesef devam etmekte. İnsanların göç etmelerinin en büyük sebeplerinden biri terör olayları ve savaşlardır. Buna en güzel örnek Suriyeliler, Iraklılar ve Afganları verebilirim. Bu ülke hakları yılardır ülkelerinde devam eden savaşlardan dolayı komşu ülkelere göçe zorlanmışlardır.

 

İnsanların kendi yaşadığı toprakları bırakıp farklı yerlere göç etmesinin nedenlerini şöyle sıralayabilirim:

  • Terör olayları
  • Savaşlar
  • Kan davaları
  • Deprem, kuraklık, sel vb. doğal afetler
  • Ekonomik problemler, işsizlik vb. nedenler
  • Kendi bulundukları topraklarda verimliliğin düşmesi ve makineleşme
  • Tarım topraklarının miras yoluyla bölünmesi
  • Ticari faaliyetler yürütmek için
  • Daha iyi sosyal ve ekonomik bir yaşama kavuşmak için
  • Sağlık sorunları nedeniyle ve tedavi olmak amacıyla
  • Daha iyi eğitim almak için
  • İklim şartlarının değişmesi
  • Etnik ve dini baskılar
  • Farklı kültürel faaliyetlerin yürütülmesi için
  • Turizm gibi nedenlerden ötürü her yıl milyonlarca insan gerek kendi ülke içi gerekse ülke dışı yerlere göç etmektedir.

 

Göç eden bu insanların göç ettikleri topraklarda o topluma ayak uydurmaları bir hayli zaman alsa da bunu mecbur oldukları için çokta fazla tepki göstermezler. Ancak ileri ki yıllarda psikolojik olarak oldukça etkilendikleri gözlenmektedir. Çünkü göçmenlerin en büyük korkusu kendi öz varlıklarından kopup asimile olmalarıdır.

Modernizm kelimesinin çağrıştırdığı kavramlar

“Modernizm” kelimesinin size çağrıştırdığı kavramları sözlü olarak ifade ediniz.

 

Modernizm denilince aklıma gelenekten uzak geliştirilmiş entegre edilmiş çağa ayak uydurmuş kavramlar ve olgular gelmektedir. Ama modernizmin sözlük anlamı ve kavramsal anlamı şudur:

 

19 yüzyılda geleneksel kapsamda kalan sanat, edebiyat ve sosyal kavramların geçerliliğini yitirmesinden dolayı değiştirilmesi gerektiğini savunan akımdır. Bu değişkenlik ise sanayi devriminden sonra fabrika üretimine geçen toplumun hızlı gelişmesi sanatın ve sosyal bilimlerin ise geriden gelmesi onların da modernize edilmesi gerektiği ihtiyacını doğurmuştur. Sanat tarihi açısından değerlendirdiğimizde modernist hareket 19 yüzyılın ortalarına denk gelmekte ve Fransa’da doğduğu bilinmektedir.

 

Burada en çok dikkatimi çeken izm eki oluyor. İzm eki neden kelimeye getirilir ve izm aslında anlamı nedir?

 

Fanatizm modernizm post modernizm realizm sürrealizm romantizm gibi akımlar ve kavramları incelediğimizde sonumun hep aynı bittiğini görürüz. 1 bakımı kavramlar değiştirme güncelleme var olanı yok edip yenisini getirme içerikliler. Devrim içerikli olan bu kavramlar yıkıcı bir etkiye sahip ve yıktıktan sonra yapma olgusu içeriyor. Her ne kadar bir şeylerin değişmesi gerektiğini düşünsek de doğruluğunu kabul etsek de yıkım her zaman bir trajedidir bir trajedinin üzerine komedi oynarsanız yaptığınız komedi değil trajikomik olur.

 

Gereğinden fazla sivri tüm oluşumlar zararlıdır. Yıkıcı etki bir enkazın üzerine inşa edilen yeni yapının da elbet yıkılacağını gösteren bir ipucudur aslında. En başından kavramın oturması için yöntem değişikliğine gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bedence tüm izmlerde tehlikelidir.

Duygularınızı ifade etmek için bir edebi tür seçmeniz gerekseydi hangisini tercih ederdiniz?

Duygularınızı ifade etmek için bir edebî tür (hikâye, şiir, roman…) seçmeniz gerekseydi hangisini tercih ederdiniz? Niçin?

 

Duygularımı ifade etmek için hatta tüm duygu ve düşüncelerimi ifade etmek için şiir türünü seçerdim. Şirin içerisinde var olan ritmik oluşum, kurallar ve kaideler, kavramlar, imgesel ifadeler her zaman ilgimi çekmiştir. İnsan nasıl içini bir anda açamıyorsa içinin kelamına da doğrudan söylememelidir diye düşünüyorum.  İşte bu yüzden şiirin örtük öğretici yapısı benim duygularımı ifade etmem de en uygun yöntemdir. Şiirin hangi türü tercih edilirse edilsin duyguların ifade edilişinin en naif formu ortaya çıkıyor. Örneğin aruzla yazılan divan şirinde anlatılan sevgiliyi hangi gerçeklik gösterebilir bize?

 

Ya da ölümü Cahit Sıtkı gibi kim anlatır böyle içten, hangi makale? Sizin hiç babanız öldü mü denildiğinde sızlar içimiz. Hissin ifadesi kuvvetli yapıldığında insanda etkisi de öyle derin ve büyük olmaktadır. Örneğin şu an duygularımı ifade etmek istersen şöyle bir şiir yazabilirdim.

 

Şimdi içimde bir yol

Bozuk eksik ve yaralı

Tanrı olsam derdim ki ol

Ama Tanrı değilim ben

6 gün sarmaz yaramı

Şimdi yolun başında bir kuş

Kuşun kanadında bir uçuş

Kuşun dilinde bin susuş

Ama kuş değilim ben

Bir değil bin kere sussam

Anlatamam meramımı

Şimdi aklımda bir yol

Gönlüm kalk git diyor

Aklım diyor ki gönlüne yere koy

Ama akil değilim ben

Gönül kuşumu uçurup içimden

Gideyim diyorum

Yol uzun yol, yol dertli yol, yol ki yol…

Bireyin iç dünyasını yansıtan hikayeler ifadesinden ne anlıyorsunuz?

 “Bireyin iç dünyasını yansıtan hikâyeler” ifadesinden ne anlıyorsunuz? Bu ifadenin size düşündürdüklerini sözlü olarak anlatınız.

 

Bireyin iç dünyasını yansıtan hikâyeler ifadesinde bireyin dış dünyaya yansıttıkları ile iç dünyasında olanların farklı olabileceğini ve her ikisini de ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini anlamaktayım.

Bireyin iç dünyası ile dış dünyasının arasında farklılık olmasının nedenlerini de yanı sıra merak etmekteyim. İnsanın içi ile dışı neden her daim bir olmaz? İnsanın içinin ayrı dışının ayrı konuşması neyden dolayı gerçekleşir?

 

Ya da insan neden saklamak ister içindeki hüznü, sevinci, çağlayan ırmağı, dumanı tüten sobayı?

 

Çünkü dünya somut kavramlar üzerinde işler. Somut kavramları esas alır ve gerçeklik olarak maddeyi kabul eder. İç ses dediğimiz bizimle sürekli konuşan o içimizdeki ses soyut bir kavramdır ve maddeci dünyaya, içimizde olup bitenler saçma ve gereksiz gelmektedir. İşte bu yüzden bireyin iç dünyasını yansıtan hikâyeler yazma ihtiyacı duymuştur insan. Bireyin iç dünyasını yansıtan hikâyelerin içerisinde ruh tahlilleri, duygu durum değişiklikleri, düşünce akışları bulunmaktadır. Bu soyut ve sosyal olgular dediğimiz gibi madde odaklı dünyanın ilgisini çekmez. Ama insanın bir içi birde dışı vardır ölene kadar insan ikisinden de bir türlü kurtulamaz. Dışı durmaz, dışı koştukça içi de susmaz. Bu iki uçlu kargaşa karşısında insanın içinin sesini dışarı çıkarması ve onu rahatlatması gerekir. Sırf insanın içi kendini anlatsın diye edebiyat var olmuştur diyebiliriz. O yüzden edebiyat insandır ve insana dair olandır.

Bir ulaşım aracı olan trenin kültürümüzdeki yeri

Bir ulaşım aracı olan trenin kültürümüzdeki yeri ile ilgili düşüncelerinizi sınıfta sözlü olarak paylaşınız.

 

Edebiyattan anlamı karşılayan imgeler ve motifler vardır. Bu motiflerin içerisinde tren önemli bir yer tutar. Haydarpaşa garından tutunda kara trenin gelişine kadar tren raylarında unutulan mutlu anlar kadar hatırlayın ne der türküde kara tren gecikir belki hiç gelmez…  Ve elbette tramvayda yaşanan Orhan Veli’nin o meşhur dizesinde olduğu gibi fakat kimin bacağını sıkmışım tramvayda diyebilmek için yaşanan tren çapkınlıkları var.

 

Dumanını tüttüre tüttüre gelen tren insanda derin hissiyatlar oluşturan bir motif. Öncelikle yol ve yolculuğu tanımlaması ile bir gidiş ayrılık yeni bir başlangıca çağrıştıran tren, edebiyat kültürümüzde sık kullanılan motifler arasında yerini almıştır. Kültürümüzde treni değerlendirdiğimizde Kurtuluş Savaşı’na giden erlerin trenler ile taşınması sahnesine hepimiz zihnimizde canlandırırız. Yani bizim kültürümüzde tren bir kaybediş bir unutuluş bir savaş bir zorluk bir mücadele aynı zamanda yeni bir hayatın başlangıcı olarak incelenir bu şekilde tanımlanır.

 

Otobüs ve uçak sadece ulaşım aracı iken tren sadece ulaşım aracı değil aynı zamanda bir his ve paylaşım aracıdır. Orada ne aşklar ne ayrılışlar ne ölümler ne kahırlar yaşanmıştır kim bilir? 1950’li yıllarda ülke içinde başlayan göç ve 1960’lı yıllarda Almanya başta olmak üzere yurt dışına yaşanan göçler trenin derin bir ayrılık hissiyatı yaratmasında etkili olmuştur. Kültür Bir nesneyi ya da bir olguyu alıp içselleştirip o milletin değerleriyle bezer ve tren motifine de aynı eylemi uygulamıştır.