Esnaflara verilen cezaların uzlaştırıcı ve eğitici olmasının amacı neler olabilir?

 Esnaflara verilen cezaların uzlaştırıcı ve eğitici olmasının amacı neler olabilir?

 

Osmanlı Devleti ticaret ve esnaf ilişkilerinin sağlıklı yürütülmesine büyük önem vermiştir. İlk olarak meslek gruplarının, sistematik bir şekilde eğitilmesi ve ardından bu grupların denetlenmesi maksadıyla Loca Teşkilatları kurulmuştur. Bu teşkilatlar, farklı meslek gruplarından farklı temsilciler ile teşkil edilmiştir.

Esnaf ve zanaatkarların denetlenmesi amacıyla, Fütüvvetname adı verilen meslek kuralları kanunu oluşturulmuştur. Buna göre, belirli bir standardın sağlanması amaç edinilmiştir. Ayrıca denetim kolaylaşmıştır.

 

Osmanlı Devletinde belirli bir suç karşılığı olarak, bedensel ve mali yükümlülükler uygulanmıştır. Buna göre, nizama uymayan esnaflara uyarı cezası verilerek ikaz edilirdi. Hileli mal üreterek tüketicinin istismarı durumunda ise, esnaf tüm çarşı ve pazar içerisinde teşhir edilirdi. Bu uygulamalar ile amaç, caydırıcı bir şekilde ıslah etmekti.

 

Çevreyi rahatsız eden esnaflara, kayıtsız bir şekilde dükkan açan esnaflara iş yerini kapatma cezası verilirdi.

 

Ödenmesi gereken verginin ödenmemesi, üretim yapmamak, sahtekarca ve ahlaksızca davranışlar, fitne yaymak, diğer esnaflara kötü söz ve davranışta bulunulması durumunda lonca tarafından veya doğrudan kadı tarafından meslekten ihraç edilme cezaları uygulanmıştır.

 

Kaçakçılık ve benzeri durumlarda kesinlikle müsamaha gösterilmemiştir. Kaçakçılık durumunda, esnaftan karşı taraftan aldığı para alınarak, malına el konulmuştur.

 

Belirli fiyat üzerinde fiyat belirleyen veya karaborsacılık yapan esnaf, dayak cezası ile cezalandırılırdı. Kural ve nizamı bozan özellikle fırıncı esnafı, dayak başlangıç olmak üzere idama kadar giden cezalar ile muhatap olabilmekteydi.

 

Osmanlı Devleti bu uygulamalar ile esnafın meslek etiğine uygun üretim yapmasını sağlanmıştır.

Osmanlı Devleti’nde, Lonca Teşkilatının mesleki eğitime etkileri nelerdir?

Osmanlı Devleti’nde, Lonca Teşkilatının mesleki eğitime etkileri nelerdir?

 

Bilinen diğer adıyla Ahi Teşkilatı, meslek gruplarının eğitimi ve ıslahı ile sistemli bir şekilde teşkilatlanması amacı ile kurulmuş olan sivil toplum kuruluşuna Lonca Teşkilatı denilmiştir. Çeşitli meslek grupları temsilcilerinden teşkil edilerek hiyerarşik bir düzen kurulmuştur.

 

Teşkilatın başında, Esnaf Kethüdası ya da Şeyh adı verilen yetkililer bulunmaktadır. Seçim ile başa gelen Şeyhler, ülke genelinde esnaf ve zanaatkarlar üzerinde etkili idi. Teşkilatın meslek eğitim açısından birçok faydası bulunmaktadır. Buna göre;

 

  • Lonca Teşkilat, halk ile esnaf arasındaki ilişkiyi takip ederek düzenlemiştir,
  • Lonca Teşkilatı, fiyatları düzenlemiş ve piyasaya sürülen ürünleri denetlemiştir,
  • Usta çırak ilişkisi kapsamında, mesleki deneyim ve iş ahlakı, Lonca Teşkilatları sayesinde kazandırılmıştır,
  • Rekabet ve diğerine yaşama hakkı tanımayan düzen yerine, meslek gruplarının dayanışması ve eğitilmesi sağlanmıştır,
  • Birlik ve beraberlik ile meslek etiği kavramları, genel hatlarıyla oluşturulmuştur,
  • Lonca Teşkilatı aracılığıyla, girişimciler için eğitim verilmesi ve mesleğe teşvik amacıyla kredi imkanı sunulmuştur,
  • Lonca Teşkilatı tarafından verilen bugünkü manada çıraklı eğitimi ile, mesleklerin devamı sağlanmıştır.
  • Lonca Kethüdası aracılığı ile kamu ile esnaf arasında iletişim sağlanmıştır. Yatırımlar ve eğitimin desteklenmesi doğrudan sağlanmıştır.
  • Fütüvvetname denilen yasalar ile tüm meslek grupları denetlenmiş ve belirli bir nizama kavuşturulmuştur,
  • Lonca Teşkilatı, çırak, kalfa ve usta kavramlarına önem vermiştir. Her bir safha için farklı içerikte eğitimler düzenlenmiştir.
  • Lonca Teşkilatı çıraklık eğitimi yanında sanat okulu olma özelliği de taşımıştır.

Osmanlı Devleti, toprak sistemini oluştururken hangi özellikleri esas almış olabilir?

Osmanlı Devleti, toprak sistemini oluştururken hangi özellikleri esas almış olabilir?

 

Osmanlı Devleti ekonominin ve üretimin temelini oluşturan faaliyet olarak gördüğü, tarımsal ve hayvansal üretimin devamını sağlamak maksadıyla, toprak yönetiminde bazı hususları önemsemiştir. Buna bağlı olarak toprak yönetimi şekillenmiştir.

 

Geçmiş Türk İslam Devletlerinde de görüldüğü gibi, toprak yönetimi üç ana birime ayrılmıştır.

 

Mülk Arazileri: Halkın hak sahibi oldukları topraklardır. Öşür Toprakları, Müslüman tebaaya ait olan topraklardır. Her türlü tasarruf hakkı mal sahibine aitti. Bununla birlikte üretimi yapılan ürünler için yüzde on oranında Öşür Vergisi uygulanmıştır. Haraci Topraklar, gayrimüslim halkın sahibi oldukları topraklardır. İki farklı vergi türüne muhatap olan topraklar üzerinde tasarruf hakkı ise, mal sahibine aitti.

 

Vakıf Arazileri: Gelirleri ile, toplumsal amaçlı kurulmuş yapıların, ihtiyaçlarının karşılanması amaçlanmıştır.

 

Miri Arazi: Ülke genelinde çoğunlukla miri adı verilen araziler bulunurdu. Bu topraklar üzerinde ise hak sahibi doğrudan devlet idi. Boş kalmamak ve üretimin devamını sağlamak amacıyla, devlet tarafından, istekli çiftçilere verilmekteydi. Farklı modelleri bulunan Miri araziler üzerinde uygulanan yöntemlere göre çeşitlik bulunmaktadır. Buna göre, Havvass-ı Hümayun, geliri doğrudan hazineye aktarılan topraklardır. Paşmaklık, Padişah yakını ve ailesi üzerine ait olan topraklardır. Malikane, devlet yöneticilerine tahsis edilmiş arazilerdir. Yurtluk, sınır çevresinde görevli asker aileleri için tahsis edilen topraklardır. Ocaklık, kale yapımı ve tersane giderleri için tahsis edilen topraklardır.

 

Osmanlı Devleti toprak yönetiminde uygulamış olduğu politikalar ile, üretimin devamını sağlamak istemiştir.

İslam kültürü, Osmanlı Devleti’nin fethettiği yerlerde ne gibi değişikliklere neden olmuştur?

İslam kültürü, Osmanlı Devleti’nin fethettiği yerlerde ne gibi değişikliklere neden olmuştur?

 

İslam kültürü, bir arada yaşamaya ve farklılıklara hoşgörü ile yaklaşma temeline dayanmaktadır. Osmanlı Devleti İslam inancının hoşgörü ve adalet anlayışını, fethettiği bölgelerde uygulamıştır. Bu durum farklı etnik unsurların bir arada yaşamalarına imkan tanımıştır.

Osmanlı Devleti egemenlik kurduğu coğrafya insanlarına yönelik uyguladığı temel politikası şu şekildedir. Buna göre, farklı kültür ve inanca sahip olsa da tüm azınlıklar, kanun ve nizamlara uydukları, vergilerini ödedikleri takdirde kendilerine ait değerlere sahip şekilde oluşturulmuş okul, hastane ve mahkeme gibi kuruluşlara sahip olmuşlardır.

 

Osmanlı Devleri, Hristiyan veya Yahudi inanç gruplarının asimile edilmesi ya da dinlerini değiştirmeleri yönünde bir uygulamaya gitmemiştir. Bununla birlikte zorlama olmaksızın, özellikle Rumeli köylerinde yaşayan halkın zaman içerisinde İslamiyet ile tanıştıkları bilinmektedir.

 

Osmanlı Devleti, bir şehri fethettikten sonra ilk olarak, merkezi kilise camiye dönüştürülürken şehre merkeze bağlı şekilde subaşı ve kadı tayin edilmiştir. İkinci bir icraat olarak da yerli Türk halkın bir kısmını zorunlu iskan politikası ile bölgeye göç etmeleri sağlanmıştır. Örneğin İstanbul fethi sonrasında, Ayasofya büyük bir cami haline dönüştürülmüş, Anadolu’dan ise İstanbul’a yaklaşık beş bin kişilik bir aile grubunun göçü sağlanmıştır.

 

Fethedilen toprakların mimari ve yapı anlayışı zaman içerisinde İslam kültürüne has bazı unsurlarla donatılmıştır. Örneğin, mescit, bedesten, zaviye, cami, medrese, imaret ve kervansaray ile şehrin kültürel dönüşümü hızlanmıştır.

Fatih’in, saklanan halka İstanbul’da serbestçe dolaşmalarını emretmesi Osmanlıların hangi siyaseti ile açıklanabilir?

Fatih’in, saklanan halka İstanbul’da serbestçe dolaşmalarını emretmesi Osmanlıların hangi siyaseti ile açıklanabilir?

 

Osmanlı Devleti İslam dininin ‘’ Allah indinde hak din İslam’dır’’ düsturuna öyle iman ve itaat etmiştir ki devletin politika ve sosyal siyasetinde İslam dininin hükümlerini devletin anayasası hassasiyetiyle uygulamışlardır. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’ u fethiyle Rum halkta korku ve panik yaşanmıştır. Halkın Ayasofya başta olmak üzere şehirdeki kiliselere sığınması üzerine Fatih Sultan Mehmet Han kendisine itaat etmeleri karşılığında dini özgürlüklerini ve günlük yaşamlarını güvence altına almıştır. Bu haset ve kin duygularından uzak yaklaşımın altında Osmanlı Devletinin anayasası olarak kabul ettiği İslam hukukunun hoşgörüye dayalı emirleri yatmaktadır.

 

Osmanlı devleti fetihlerini gerekçelendirirken Allah’ın insanlar üzerine kıldığı hak din olarak İslam’ın insan fıtratına en uygun din olduğuna sarsılmaz bir inançla dini dünyaya yaymayı amaçlayan bir düşünceye sahiptiler. İslam’ın merhamet ve tolerans telkin eden emirleri Osmanlı Devletinin İslam’la bütünleşmiş olan idari yapısında devletin varlık ve saadet nedeni olarak görülürdü. İslam dininin dini benimseyen, benimsemeyen bütün insanlar üzerindeki bu yaklaşımı Osmanlı Devleti için hem Allah’ın emri hem de cihan hâkimiyetinin anahtarıydı. Dinin varlığı ve büyüklüğünü kendi varlığıyla eş tutarak insanın refahını devletin refahı olarak kabul eden bir anlayışa sahip olan Osmanlı Devleti gayrimüslim halkın büyük takdirini kazanmış, İslam saadetinin üzerlerinde tecelli etmesini gaye edinmiştir. Buna genel olarak İslam’ın hoşgörü siyasetinin Osmanlı Devlet ve hayat nizamını düzenlemesi denilebilir.

Osmanlı Devleti’nde sağlık ve eğitim gibi hizmetler hangi yollarla karşılanmıştır?

Osmanlı Devlet’inde sağlık ve eğitim gibi hizmetler hangi yollarla karşılanmıştır?

 

Osmanlı devletinde tıp hizmetleri 1826 yılından öncesi dönemde Selçuklu Devleti Darüşşifaları, Vakfiyeleri ile birlikte fetihlerle birlikte hükmedilen şehirlerde kurulan yeni vakfiye ve şifahanelerde yerine getirilmekteydi. Geleneksel İslam tıbbını Selçuklu mirasına sahip çıkarak sürdürmeye devam eden Osmanlı devletinde hekimlerin ve sağlık hizmetleri giderlerinin karşılanması şifahanelerle birlikte kurulan ve şifahaneye vakfedilmiş olan vakfiyelerin gelirlerinden karşılanmaya çalışılırdı. Yatan hasta tedavisinin yanında ayakta hasta tedavisi yapılır, ilaç alamayacak durumda olanların ilaç masrafları vakfiye gelirleri kullanılarak temin edilirdi.

 

Tıp eğitimi dönemin en yüksek eğitim kurumları olan medrese ve külliyelerde ilmiye sınıfının içinden yetenekli öğrencilere verilirdi. Ülkede ki hekim ve cerrahlar kendi muayenehanelerini açmakta ve tıp öğrenimini de bu dükkân denilen müesseselerde vermekte serbestlerdi. Bu dükkânların her biri saray hekimi de denilen hekimbaşıdan yetkinlik belgesi almak zorundaydı. Vakfiyesi bulunan Bimarhane ve şifahanelerin giderleri hayır için vakfedilen paralarla birlikte vakfın kendi tasarrufu ile bağışlanan paraların işletilmesi yoluyla karşılanırdı.

 

Osmanlı Devletinde her caminin yanında kurulmuş olan sıbyan mektepleri ilkokul seviyesinde eğitim verirdi. Bu mekteplerin giderleri cami ile birlikte inşa edilen ve caminin hizmetine tahsis edilen vakıf müesseselerince karşılanırdı. Sıbyan mektepleri küçük yaşta ki çocukların medrese eğitiminden önce kabiliyet ve yeteneklerini belirlemekle birlikte medrese eğitiminin alt yapısını oluşturacak bilgileri edinmelerini sağlayarak ilk mektep görevi görmüşlerdir. Medreseler sıbyan mekteplerinden gelen öğrencilere yatılı eğitim hizmeti sağlamasının yanında sağlık ve iaşe masraflarını da karşılamaktaydı. Hepsi külliye de denilen içinde cami, sıbyan mektebi, medreseleri barındıran mahiyette vakıf müesseseleri yaygındı. Vakıf kurumlarının kuruluş idamesi için vakfiyeler sağlamak kurumu vakfeden kişiye aittir. Eğitim için vakfedilen kurumların idame masrafları yine vakfedenin kuruma bağladığı ticarethane, arsa, tarım arazisi şeklindeki gelir ihtiva eden unsurlarca karşılanır yine bütün bu gelir kaynakları kuruma vakfedilirdi.

Günümüzde mesleki eğitim hangi kurumlarca verilmektedir?

Günümüzde mesleki eğitim hangi kurumlarca verilmektedir?

 

Mesleki eğitim, bilimsel ve ekonomik büyüklük ihtiva eden üst düzey düşünsel kabiliyet gerektiren iş ve hizmet dallarında alt hizmetlerin yerine getirilebilmesi adına büyük önemi bulunan eğitim kademesidir. Ülkemizde mesleki eğitim Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak ticari ve hukuksal faaliyet yürüten bütün meslek dallarında verilebildiği gibi bir zanaat ifa eden esnaf kuruluşlarında da yerine getirilmektedir.  Bunlar Mesleki ortaöğretim programları ve okulları, Teknik ortaöğretim programları ve okulları, çıraklık ve ustalık eğitimi olarak Milli Eğitim bakanlığı ile özel sektör ve kamu kurumlarının ortaklaşa yürüttüğü eğitim kuruluşlarıdır. Mesleki ve teknik ortaöğretim okulları kendi içerisinde kız ve erkek teknik orta öğretim kurumları veya mesleki orta öğretim kurumları olarak farklı genel müdürlüklerin yönetimi altında hem yaygın hem de örgün eğitim faaliyetlerini yürütmektedir.

 

Orta öğretim kurumlarında başarı durumuna göre yüksek öğretime yönlendirilmeyen öğrencilerin mesleki eğitime katkı sağlaması adına iş hayatına yönlendirilmesiyle çıraklık ve ustalık eğitimi gibi mesleki eğitim dalları da ihtiyaca göre hizmet vermektedir. Milli Eğitim Bakanlığı kontrolündeki çıraklık eğitim merkezi kurumlarında ifa edilen ustalık ve çıraklık eğitimi işveren ile sermayedar ortaklığının sonucu olarak kurulmuş müesseselerdir.

 

Kamu kuruluşlarının mesleki hizmetlerinin yerine getirilmesi adına yine Milli Eğitim Bakanlığı ile yapmış olduğu ortaklığın sonucu olarak özel sektör sermayeli kurs ve dershaneler Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına uygun olarak yapılan sınavlarla diploma ve sertifika verebilmektedir. Örneğin; sürücü belgesi, iş makinesi operatör sertifikası, on parmak klavye, bilgisayar işletmenliği sertifikası gibi yetkinlik belgeleri Milli Eğitim Bakanlığı destekli özel sektör sermayesi tarafından kurulmuş eğitim kurumlarınca sağlanabilmektedir.

Aşağıdaki metinde boş bırakılan yerleri yanda verilen uygun sözcüklerle doldurunuz.

9. sınıf kimya sayfa 138. Aşağıdaki metinde boş bırakılan yerleri yanda verilen uygun sözcüklerle doldurunuz. Metinle ilgili verilen soruları yanıtlayınız.

 

Havanın %78’i N2’dir ve N2 molekülü havada bulunan kimyasal türlerden biridir. Havada molekül dışında He gibi (a) atom, ve CI- gibi (b) iyonlar da bulunur. Azot, kimyasal formülleri sırasıyla (c) NH3, (d) HNO3 (e) N2O5 olan amonyak, nitrik asit, ve diazot pentaoksit gibi bileşikler oluşturur. Bu bileşikler (f) kovalent bağla bağlı olup (g) güçlü etkileşimler sonucunda bir arada bulunur. Azot isimleri sırasıyla (h) kalsiyum nitrat (ı) amonyum klorür olan CaNO3 , NH4Cl gibi (i) iyonik bağlı bileşikler de oluşturur. Bu bileşikler de yine (j) güçlü etkileşimler sayesinde bir arada bulunur. Azot metal olmadığı için güçlü bir etkileşim olan (k) iyonik bağı yapamaz.Proton sayısı 7 olan azot atomları (l) apolar (m) kovalent bağlarla bağlıdır ve N2 molekülü de (n) apolardır. N2 moleküllerini sıvı hâle getirmek için düşük sıcaklıkta yüksek basınç uygulamak gerekir. Böylece apolar N2 molekülleri arasında (o) zayıf etkileşimlerinin en zayıfı olan (ö) london kuvvetleri oluşur ve bu sayede N2 gaz hâlden sıvı hâle geçer. N2 gibi apolar moleküller arasında yalnızca (p) london kuvvetleri oluşur. Halbuki N2 apolar değil de H2O gibi (r) polar bir bileşik olsaydı molekülleri arasında hem (s) london etkileşimi hem de (ş) dipol-dipol etkileşimi olurdu. Ayrıca oksijene bağlı hidrojen atomu içerdiği için de zayıf etkileşimlerin en güçlüsü olan (t) hidrojen bağı içerirdi.

Tarihte Devletler Arasında Ekonomik İlişkiler Nasıl Yürütülmekteydi?

Tarihte devletler arası ekonomik ilişkiler nasıl yürütülmekteydi? Düşüncelerinizi arkadaşlarınız ile paylaşın.

 

Tarihte devletlerarası ekonomik ilişkiler Anadolu’da başlamıştır diyebiliriz. Tarihte yapılan ilk yazılı ticari anlaşma ise 4 bin yıl öncesine ait. Asur krallığı, Hahhum Krallığı ve Kaniş krallığı arasında ticari ilişkilerin güven içinde yürütülmesi için çivi yazılı tabletler hazırlanmış. Bu dönemde ekonomik faaliyetler mal değiş tokuşu şeklinde yürütülüyordu. Lidyalıların medeniyet sahnesine çıkmaları ile işler değişti. Lidyalılar MÖ. 5. Yüzyılda ilk defa parayı kullanmaya başladılar

 

Tarih boyunca devletler öncelikle sınır komşuları ile ekonomik ilişkilerde bulunmuşlardır. Bu ekonomik faaliyetler yasalar ve antlaşmalarla belirlenmiştir. Daha sonra ticaret yolları açıldıkça ve taşımacılıkta ilerlemeler kaydedildikçe ekonomik faaliyetler gelişmiş ve dünya üzerindeki yayılımları artmıştır. Tarihte en eski ticari yolların İpek Yolu ve Baharat Yolu olduğunu söyleyebiliriz. Bu yolların çevresinde kurulan yerleşim merkezleri medeniyetlerin de gelişim merkezleri haline gelmiştir.

 

Devletlerarası ekonomik faaliyetlerde limanlar ve deniz taşımacılığı da büyük rol oynar. Bu sebepledir ki liman şehirlerine hâkim olmak, büyük denizlere açılmak tarih boyunca çok önemli olmuştur. Ekonomik faaliyetleri gelişen ülkeler güçlü bir yere sahip olup gelişmişler, zengin olmuşlardır.

 

Tarih boyunca bazı devletlere ekonomik konularda imtiyazlar sağlanmıştır. İlk akla gelen, kapitülasyonlardır. Osmanlı Devletince, ilk olarak Fransızlara tanınan ekonomik ayrıcalıklardır. Başlangıçta ülke çıkarları için faydalı olan kapitülasyonlar daha sonraları Osmanlının başına bela olmuştur. Lozan Antlaşması ile tamamen kaldırılmıştır. Günümüzde devletlerarası ekonomik faaliyetler Uluslararası Ticaret Hukukuna uygun olarak yürütülmektedir.

Girişimci kavramını daha önce duydunuz mu? Bu kavramın anlamı nedir?

Girişimci kavramını daha önce duydunuz mu? Sizce bu kavramın anlamı nedir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınız ile paylaşınız.

 

Kelime anlamıyla bir işi yamak için, o işi ela alan kimselere girişimci denir. Ticari anlamda girişimci ise; her hangi bir iş kolunda, yatırım yaparak iş kuran, kurduğu işte atılım yapan kimsedir. Girişimci denildiğinde ilk akla gelen sanayi ve ticari yatırım yapan kimseler olsa da aslında hayatın her alanında girişimci kimseleri görmek mümkündür. Cesurca işler yapan, fırsatları iyi değerlendiren ve risk almaktan çekinmeyen her insan aslında girişimcidir. Bu insanlar için genelde girişimci ruha sahip deyimi kullanılır. Gelişen ve değişen durumlar karşısında yeni fikirler üretmek ve bu fikirleri hayata geçirmek, bu konuda yatırım yapmak ve yatırımlardan elde ettiği kazançları yeni atılımlarda kullanan kimseler girişimcidir. Bu karakterde kişiler sayesinde ekonomimiz de gelişir.

 

Toplumsal olarak yeni fikirlere açığız. Değişen durumlar karşısında pratik çözümler ve yeni fikirler geliştirebiliyoruz. Ancak iş uygulamaya geldiğinde, insanlar bu fikirleri hayata geçirmede çekingen davranıyorlar. Risk almaktan, yatırım yapmaktan korkuyorlar. Belki de bizim eksiğimiz buradan kaynaklanıyordur. İş kurarken, atılım yaparken yeterince cesur davranamıyoruz. Aslın girişimcileri ve girişimciliği, yeni iş fikirlerini destekleyen birçok kurum ve proje var. Bu alanda düzenlenen proje yarışmaları var. Devlet iş kurmak isteyen, işini geliştirmek isteyen kişilere destek sağlıyor. Girişimcilik kursları açıyor, parasal destek, danışmanlık hizmeti veriyor. Avrupa Birliği, Dünya Bankası gibi uluslararası kurumlar da girişimcilere destek sağlıyor. Bankalarda uygun kredi imkânları sunuyor.