Dört yapraklı yoncadan hareketle çevrenizdeki insanların beslenme alışkanlıklarını değerlendiriniz.

Dört yapraklı yoncadan hareketle çevrenizdeki insanların beslenme alışkanlıklarını değerlendiriniz. (et- sebze – tahıl – süt yonca)

 

Beslenme alışkanlıklarını 4 yapraklı yonca şeklinde ilişkilendirirsek dört temel besin değerini ortaya koymamız gerekir. Bunlar et, sebze, tahıl, süt ve süt ürünleri olarak ayrılabilir.  Dengeli ve düzenli beslenmek sağlığımız için oldukça büyük önem taşır bu yüzden her besin grubundan faydalanmalı ve aşırıya kaçmamalıyız.  Dört yapraklı yoncanın ilk yaprağı tahıl olmalı bunun nedeni tahıl ve tahıl ürünlerinin karbonhidrat içeriğine sahip olmasıdır. Kısa vadede en çok enerjiyi veren de karbonhidratlardır. Bunlar yediğimiz makarna patates ekmek ve benzeri ürünlerdir. Çevremizde Bu ürünlerin fazla alan kişiler genellikle fazla kiloya sahip kişilerdir.

 

2.yaprağa et diyerek bir genelleme yapılsa da protein demek daha doğru olacak bu çevremizde bu gruptaki besin ile beslenen kişiler genellikle spor ile uğraşan kişilerdir. Tavuk et yumurta ve baklagiller bu örneğimizin arasında yer alır.

 

Üçüncü yonca yaprağı da ise sebzeler yer alacaktır. Bunlar yeşil fasulye, domates, salatalık, patlıcan, brokoli, ıspanak ve benzeri ürünlerdir. Çevremizde bu besin grubundan beslenen kişiler sağlıklı ve dinç kişilerdir.

 

Süt ve süt ürünleri grubu kişinin ihtiyaç duyduğu kalsiyum magnezyum ve potasyum içerikleri için büyük öneme sahiptir.  Bu besin gruplarının hepsi vücudumuz için gereklidir. O yüzden yalnız bir tanesini değil 4 yaprağı 4 yaprak yapan bütün besin değerlerini ve guruplarını vücudumuza almalıyız.

İman ve İslam arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

İman ve İslam arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

 

İman ve İslam birbirine iç içe girmiş iki kavramdır. Kapsamı dikkate alındığında İslam daha geniş bir anlam içerir. İslamın kelime anlamı teslimiyet, boyun eğmek anlamlarına gelir. İman ise sadece kalbin Allah’ın dinine olan bağlılıktır. Terim anlam olarak baktığımızda İslam Allahu tealanın buyruklarına, Peygamber efendimizin bize iletmiş olduklarına karşılık bunları kalp ile onaylayıp, tasdik edip dilimiz ile ikrar etmek ve tüm bunları hayatımıza uygulayıp davranış haline getirmeye denir. Kuran’ı Kerim’i incelediğimizde iman ve İslam aynı anlamda kullanıldığı yerlerde vardır, farklı manalarda kullanıldığı yerlerde bulunmaktadır.

 

İslam inandığımız dinin tamamının adıdır ve İslam Allah’ın kurallarına karşılık gelir. Müslüman bu kurallara inandığını üç şekilde belli eder ve imanını tamamlamış olur. Kişi dinin esaslarını ilk olarak doğruluğuna baskı altında olmadan kalben inanır ki buna inanç denir. İkinci olarak inanç duyduğunu dile getirir bu da ikrardır. Son olarak da kalben inandığı diliyle de onayladığı bu esasların emrettiklerini amele döker ve hayatta imanı da İslamı da görünür olur. İman ve İslam kavramlarına farklı anlam olarak baktığımızda şu sonuca varırız: Her mü’min olduğunu söyleyen aynı zamanda müslimdir yani İslamla şereflenmiş kişidir fakat her müslim olduğunu söyleyen mü’min değildir. Biz biliyoruz ki münafık diye bir gerçeklik var. Müslüman olduğunu söyleyen bu kişiler inanmadıkları için mü’min değillerdir.

Amentü denilince ne anlıyorsunuz?

Amentü denilince ne anlıyorsunuz?

 

Amentü kelime manasıyla arapçada ben inandım anlamına geliyor. Amentü denilince de mevcut bilgilerimden dolayı iman esaslarını anlıyorum. Amentü’nün Kuran’ı Kerim’de yer alan bir terim olduğunu söylemek mümkündür. Bir Müslümanın neye inanması gerektiği söyler. Mü’min bir kişi amentüde yer alan esasların hepsine eksiksiz iman etmelidir ki imanı sahih ve geçerli olabilsin. Kişi ben bunun üçünü saçma buldum ikisine iman ediyorum diyemez. İman dediğimiz şey bir bütündür bu bütün tamam olduğunda gerçekleşmiş olup kişi müslüman sıfatını, adlandırılmasını hak eder. Amentü İslam’ın itikadı esaslarını oluşturur. İslamda amentü şu şekildedir: Allahu tealaya iman etmek, Allahu tealanın kitaplarına, peygambrelerine iman etmek, O’nun ahiret gününe, Kaderin varlığına ve son olarak da hayrın ve şerrin sahibinin Allahu tealanın olduğuna iman etmektir.

 

Allah’a iman etmekten kasıt da vahdet sıfatıyla Allah’a inanmaktır yoksa Yaratıcının varlığına inanıp O’na şirk koşmak gibi bir esas değildir. Allah’a iman eden kişi Allah’ın uluhiyetine zarar verebilecek tanımlamalardan uzak durmalıdır ki İslamın hedeflediği yaratıcı inancına sahip olunabilsin. Örneklendirmek gerekirse Allah’ın doğmayıp doğrulmadığı gücünü hiçbir varlıkla paylaşmadığı gerçeğidir. Allah’ın kitaplarına imandan kastedilen de ilk peygamberden son peygambere gelene kadar inen bütün bozulmamış kitaplar tek bir hakikatten bahseder ancak insanoğlu ihtiras ve dünyalık şeyler için bu hakikatleri yok saymak görmezden gelmek için kendi anlayışsızlığıyla bozdu, değiştirdi. Aynı şekilde İslam bütün peygamberlere saygı duyar ve onların peygamber olduğuna inanmak iman esası olarak sunulur.

Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler; vadettiğini yerine getirmez ve emanete hıyanet eder.

“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler; vadettiğini yerine getirmez ve emanete hıyanet eder.” (Buhârî, İman, 24.) Yukarıdaki hadise göre münafıklığın toplumda oluşturacağı olumsuzlukları aşağıdaki boşluğa yazınız.

 

Hadis-i şerifte de geçtiği gibi münafıklar konuştuğu zaman yalan söylerler. Bu da toplumdaki güven duygusunun yitirilmesine sebebiyet verir. Toplumda insanların birbirine güvenmediklerinde hep bir şüphe duygusu içinde olurlar. Huzur ortamının olmaması zararın nereden gelebileceği konusunda şüphe taşıyan insanlar tabiri caizse paranoyaklaşma başlar. Toplum ilişkileri gelişmez dayanışma içinde olmayan bir topluluk meydana gelir. Güvenilir insanlar hakkında da insanlar münafık insanlarla yaşadığı tecrübelerden dolayı önyargı sahibi olmakta ve insan ilişkileri sağlam kurulamamaktadır.

 

Önyargı da yine bir çeşit kul hakkını doğurur. Bu döngü adeta bir zincir döngüsüdür ve hepsi birbirini etkiler. Münafık vaadettiğini yerine getirmeyen bir insandır. Oysa biz biliyoruz ki Müslümanın sözü senet olmalıdır. Müslüman diye bilinen münafıkların sözlerini tutmamaları müslüman olmayan diğer insanların müslümanları yanlış tanımalarına ve gerçek müslümanlar hakkında yanlış kanıda bulunmalarına sebebiyet verebilmektedir. Bu durum Müslümanların izzetine ve şerifine leke sürmektedir. “Ahde vefa imandır.” Hadis-i şerifince de verilen sözün tutulması adeta görünmez olan imanı görünür kılar belgeler niteliktedir. İman sahibi olmayan bir insanda haliyle sözlerini arızı bir durum olmaksızın sözlerini yerine getiremeyecektir. Emanet kavramı İslam’da çok önemlidir. Peygamber efendimizin hayatına baktığımızda ne kadar önem verdiği görmek mümkündür. Emanet dediğimiz şey koruyup gözetmesi için bırakılan maddi ve manevi hak anlamına gelir. Emanette aslolan şey kendi malından bile daha fazla koruyup kollamak gerekir çünkü emanete zarar gelmesi hem güveni sarsar hem de kul hakkına yol açar.

Allah’a (c.c.) inandığını söyleyen bir insan ne gibi sıfatlar kazanır?

Allah’a (c.c.) inandığını söyleyen bir insan ne gibi sıfatlar kazanır?

 

Allahu tealaya inandığını söyleyen bir insan mü’mindir. Yani inanmış insan demektir.  Allah’ın varlığına Peygamber efendimizin bize ulaştırdıklarına inanan insan demektir. Bunlara iman edip böyle yaşamaya çalışan anlamındadır. Allahu tealaya inandığını söyleyen insan müslümandır. Yani İslam olmuş, İslam’la şereflenmiş demektir. Peki Allah’a inandığını söyleyen bir insanda bulunması gereken sıfatlar neler olmalıdır ki gerçek bir inanan olsun? Bu sıfatları Kuran-ı Kerim’e ve Peygamber efendimizin hayatına bakarak listelemek mümkündür. İnanan insan her durumda Allahu tealaya güvenir ve zor durumlarında O’na sığınır. Yaratıcısını bu dünyada bulunan her şeyden daha çok sever çünkü bilir ki bu dünyada çok sevdiği nimetleri de O’na Allah vermiştir.

 

Peygamber efendimize itaat etmenin Allah’a itaat etmek olduğunu bilir çünkü Peygamberimiz heva ve hevesinden konuşmayacağını bilir. İbadetlerini yaparken gösterişten uzak durur ve kalbinde riya olup olmadığını yoklar. Takva’nın sadece üstünlük getireceğini bilir ve ona göre davranır. Büyüklenmemesi gerektiğini aciz olduğunu ne yeri delebileceğini ne de göğe ulaşabileceği bilinciyle hareket eder. Aciz ve kusurlu bir varlık olduğunu bilerek büyüklenmez. Hiçbir şekilde nefsinin yaptığı hatalara dayanak bulup onu haklı çıkarmaya çalışmaz. Allah inancının olduğunu söyleyen bir kişi haksızlık yapmaz ve haksızlığa uğramaz çünkü biliyoruz ki Peygamber efendimiz aldatan bizden değildir diye buyurmuştur. İnanan insan merhamet sahibidir. Her mahlukata insanlara da Allah’ın yarattığı bütün varlıklara merhametle yaklaşır. Merhamet edilmeyene merhamet edilmeyeceğini bilir. Bunun gibi birçok sıfat sıralamak mümkündür.

Bir kişinin iddiasına itibar edilebilmesi için hangi şartları taşıması gerekir?

Bir kişinin iddiasına itibar edilebilmesi için hangi şartları taşıması gerekir?

 

Bir insanın bulunduğu iddiasına itibar edilmesi için en önemli şart güvenilir olması gerekir. Daha önce insanların güvenlerini sarsacak güven yitirici davranışlarda bulunmaması gerekir. Unutmayalım ki Mekke’li müşrikler Peygamber efendimizden nefret etseler bile O’nun aktarmış olduğu vahiylere inanmadıklarını söyleseler bile Peygamberimizin güvenilir olduğunu biliyorlardı. Mekke’de el-Emîn olarak biliniyordu çünkü ahlak olarak Peygamber efendimiz Mekke halkının en üstün olanı, karakter olarak en temiz olanıydı. Hiç kimse O’nun el-Emîn sıfatına gölge düşürecek bir davranışına şahit olmamıştır. Mekke halkı mallarını O’na hiç kuşkusuz emanet ediyordu.

 

Peygamber efendimiz Hicret gibi zor bir zamanında bile kendisine emanet edilen malları sahiplerine sağlam bir şekilde teslim etmesi için Hz.Ali’yi Mekke’de bırakmıştır. İkinci olarak kişinin iddiasına itibar edilmesi için her durumda ve her yerde dürüst olmalıdır. Kişinin daha önce yalan hiç söylememiş olsun ki insanlar bu kişi daha önce hiç yalan söylediğini görmedik iddiasında da yalan söylemiyordur diyebilsinler ve o kişiye güven duyabilsinler. Üçüncü olarak kişi insanların hak ve hukukuna değer vermeli ki bir iddiada bulunduğunda bu kişi insanların hakkına girmekten ve onların hukukuna tecavüz etmekten sakındığı için emin olmadığı bir iddiada bulunmaz diyebilsinler. Diğer bir özellikte kişi verdiği sözü tutan sözünün eri olması gerekir. Toplumda bu hasletleri sayesinde sevilen, itibar gören bir kişi olmalıdır ki iddialarına itibar edilsin.

Bir insanın İslam dinine girmesi ve bu dinde kalması için neler yapması gerekir?

Bir insanın İslam dinine girmesi ve bu dinde kalması için neler yapması gerekir?

 

Bir insanın Müslüman olmaya karar verdiğinde ilk olarak İslamı kabul ettiğini Kelime-i Şehadet getirerek dile getirmesi gerekir. Bu Müslüman olmayan kişiler için böyledir şayet kişi Müslüman olan bir ailede yetişmiş ise buna gerek yoktur. Allahu Teala İslam dinin insanın fıtratına göre göndermiştir. İslam fıtri olandır. Yani her çocuk İslam fıtratı üzere doğar hadis-i şerifi aslında bütün çocuklar o potansiyelde doğar anlamındadır. İslam akla ve sağduyuya uygun olan demektir. Bunun zıddı inançsızlık, büyüklenme, cahillik gibi durumlardan doğabilmektedir. Asıl olan İslam fıtratı olduğu için doğan çocuklar bunu dine giriş anlamında söylemezler ama doğduktan sonra anne-babasının eğitimiyle çevre faktörüyle fıtratını bozup başka dinlere ya da diğer inançlara yönelirse kişinin Müslüman olabilmesi için şehadet getirmesi gerekir.  

 

Kişinin “Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed (s.a.v) O’nun kulu ve elçisidir.” demesi gerekir. Şehadeti bir törenle söylemesine gerek yoktur. Kişi bunu inanarak söylemesi hiçbir baskı altında olmadan söylemesi Müslüman olması için yeterlidir. Peki kişi İslam dairesinde kalabilmesi için neler yapmalıdır? Şehadet getiren kişi ilk önce ruhunu ve kalbini küfürden arındırdığı için sıra bedeni temizliğe gelir ve kişinin gusül abdesti alması gerekir. Kişinin İslam dininin amentü gibi imanın şartlarını ve İslamın şartlarını öğrenmeye başlaması ve bunlara uygun bir inanç oturtmalıdır. Hayatını bunlara göre düzenlemelidir.

Allah (c.c.) katında din İslam’dır ayetinden ne anlıyorsunuz?

Allah (c.c.) katında din İslam’dır… (Âl-i İmrân suresi, 19. ayet.) ayetinden ne anlıyorsunuz?

 

Ben bu ayettten Allahu tealanın indinde sadece İslam dininin geçerli olduğunu anlıyorum. Dareyn saadeti için yani hem bu dünya hemde ahiret için insanoğlu Müslüman olmalıdır. Kişi İslam olursa yani Müslümanlığı seçerse Allah onun dinini kabul eder çünkü Müslümanlık Allah’ın tevhidini ve Allah’ın razı olduğu ve olmadığı şeylerin bütünüdür. Bunlar çiğnendiğinde ya da karşı gelindiğinde Allah kulundan razı olmaz. Örneğin Allah’ın kudretine bir ikinci varlığın dahil edilmesi kabul edilemez. Hristiyanlıktaki gibi Tanrının tezahürü başka bir varlıkta ortaya çıktı denilemez. Aynı şekilde Yahudilikteki gibi bir ırkın üstünlüğünden bahsedilemez üstünlük soyla ya da sopla olabilecek bir şey  değildir.

 

Allah’ın Kuran’ı Kerim’de bahsettiği gibi üstünlüklük ancak takva iledir. İnsanların Allah katındaki değerlerini, Allah’ın insanlardan razı olmasını takva düzeyleri belirler bunu da yalnızca Allahu teala bilir. Hz.Adem’den itibaren Hz.Muhammed(s.a.v)’e gelene kadar toplumların ihtiyaçlarına göre rehberlik etmesi için Peygamberler, onlara kaynaklık etmesi için kutsal kitaplar ya da sahifeler Allah tarafından gönderilmiştir. Bozulan toplumların hayatlarının düzelmesi için şeriat gönderilmiştir. Yani bu toplumlar ilimle şereflendirilmişler mevcut olan bozulmalarından dolayı. Ayetin devamında belirtildiği gibi kendilerine ilim gönderildikten sonra aralarında ortaya çıkan ihtirastan ötürü ihtilaf etmişlerdir. İslam dini kendinden önceki peygamberler ve kitaplardan saygıyla bahseder ve iman esaslarından ikisi de bunlardır şunu söylemek gerekir ki bahsedilen kitaplar peygamberlere indiği haliyle kabul edilir sonradan yapılan değişiklerden dolayı hangi ayetlerin sahih olabileceği bilinemeyeceği için bu kitaplar alaya alınamaz saygı duyulur.

İslam’ın inanç esasları nelerdir? Araştırınız.

İslam’ın inanç esasları nelerdir? Araştırınız.

 

İslam’ın inanç esasları toplamda altı tanedir. Bunlar Amentü’de geçmektedir. Bu altı unsur İslam dinine olan inancın özünü oluşturur. İlki Allahu tealanın varlığına ve vahdetine yani bir olduğuna inanılması gerekir. İslam’a  inanacak olan kişinin şirkten kurtulması gerekir. İkinci esas Allahu tealanın meleklerine iman etmek gerekir. İslam dininde meleklerin cinsiyetleri yoktur. Nurdan yaratılmış varlıklardır. En çok bilinen dört büyük melek dışında farklı görevleri olan birçok melek bulunmaktadır.

 

Üçüncü esas Allahu tealanın kitaplarına iman edilmesi gerekir. Müslüman olduğunu söyleyen kişi önceki inen kitapların sahih bozulmamış haline de inanmış olması gerekir çünkü hakikat tektir. Bütün kitapların bozulmamış hali aynı gerçeği anlatmaktadır. Hepsi Yaratıcının birliğinden bahseder bozulmamış haliyle. Kuran’a göre Allah’ın göndermiş olduğu  kitaplar arasında ayrım yapılmaz.

 

Dördüncü esas Allahu tealanın peygamberlerine inanmak. Bir Müslüman Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e gelene kadar yeryüzüne inen peygamberlerin peygamber olduğuna iman etmelidir.

 

Beşinci esas bu dünyanın birgün sonuna geleceğine ve bunun sonunda da insanların ahirete göç edeceğine inanmak. Kısacası insanların bu dünyada yapıp ettiklerinden hesaba çekileceğine inanılan öbür dünyaya ahirete iman etmektir.

 

Altıncı esas ve son madde de kazanın ve kaderin varlığına inanmak aynı şekilde hayır ve şerrin de Allah’tan geldiğine inanmak gerekir. İnsanların başına gelen faydanın da zararında kazancın da ziyanında yüce Yaratıcının takdiri iledir.

İslam dininin temel kaynakları nelerdir?

İslam dininin temel kaynakları nelerdir? Araştırınız.

 

İslam dininin varlığını oluşturduğu dört temel kaynak unsur bulunmaktadır. İlki ve en önemlisi olan Kuran-ı Kerimdir. Kuran-ı Kerim Allahu tealanın Hz. Muhammed (s.a.v)’e göndermiş olduğu İslam dininin kutsal kitabıdır. Kutsal kitabımızda Yaratıcımız bizden yapmamızı istediği bize yasakladığı hükümleri Peygamber efendimizin aracılığıyla bizlere iletmiştir. Kuran-ı Kerim bizler için bir hayat kaynağıdır. Müslümanın hayatının kırmızı çizgilerini belirleyen bir yapıya sahip yaşam kitabıdır. Kuran-ı Kerim’de namaz kılınması gerektiği, oruç tutulması gerektiği, insanlarla Peygamberle ilişkilerin nasıl olması gerektiğin vs. birçok şeyi anlatır. Aynı şekilde geçmiş kavimlerin başına gelen ibret alınması gerekilen olaylar ve kıssaları içinde barındırır.

 

İkinci temel kaynak Hz.Peygamber’imizin sözlerini ve davranışlarını barındıran Sünnet’tir. Sünnetin de kendi içinde çeşitleri vardır. Peygamberimizin söyledikleri gibi yaptıkları ve karşı çıkmadığı takrir ettiği sünnetleri Kuran’da açıklanmaya ihtiyaç olan ya da ayrıntılandırılması gereken şeyleri Peygamberimizin beşer hayatında bizlere iletmesidir. Örneğin namazların vakitlerini kaç rekat olduğunu bizler Sünneti Seniyye sayesinde biliyoruz. Peygamber efendimiz heva ve hevesinden konuşmadığı için aktardığı her şey Allah’ın gözetimindeydi.

 

Üçüncü temel kaynak İcma’dır. Hayat her an değişmekte ve hayatın içinde yeni olaylar ve olgular peydah olmaktadır. Kuran-ı Kerim’de ve Sünnet’te açıklanmayan bazı hususlarla ilgili bir karar verilemesi gerektiğinde fıkıh anlayışı yüksek olan müctehidler toplanıp bu ikisi ışığında karar birliğinde bulunurlar.

 

Dördüncü temel kaynak Kıyas’dır. Müctehid alimler Kuran’da ve Sünnet’te açık olarak geçmeyen bir hükmü bu ikisinde geçen bir hüküm arasındaki illetin ve sebebin aynı olmasından dolayı aynı şekilde kıyas etmektir. Sonuç olarak aynı hükmü uygulamak demektir.