Uygurlar Dönemi’nde tıp alanında yaşanan gelişmeler hakkında bilgi veriniz.

Uygurlar Dönemi’nde tıp alanında yaşanan gelişmeler hakkında bilgi veriniz.

 

Uygur Türklerinde tıp alanında yaşanan gelişmelerin temeli dini inanışların önemli rol oynadığı İslam öncesi Türk topluluklarının uygulamalarına dayanmaktadır. Hastalıkların teşhis ve tedavisinde yetkili olan şamanlar tedavi ayinleri sırasında ateş kenarına yatırdıklar hastalara müzik eşliğinde büyüler uyguluyordu. Yapılan tedavi esnasında bir hayvan kurban edilerek hastalığın hayvana iletildiğine inanılırdı.

 

Şamanlardan sonra maddi tedavi yöntemleri uygulayan otoçi ve emçi adı verilen verilen hekimler, şamanlarında kullandığı bitkisel yöntemleri geliştirerek halk tıbbı uygulamasının oluşmasını sağlamışlardır. Hastadan kan almak, ilacı suya karıştırarak hastaya içirmek, kulağa sıvı ilaç damlatmak, toz hale getirilmiş ilacı hastanın boğazına üflemek gibi yöntemler Uygurlar döneminde yapılmış tıbbi tedavi yöntemleridir.

 

Yoğurt, süt, baharat çeşitleri, yumurta ve balık safrası gibi birçok hayvansal ve bitkisel madde et suyu, bal, gibi besinlerle karıştırılarak gıda olarak kullanılan meyve ve sebzeler belirli ölçülerde hastalara ilaç olarak verilirdi. Uygurlar Döneminde ilaçlı tedavinin yanı sıra akupunktur gibi ilaç dışı tedavi yöntemlerine rastlamak da mümkündür. Diğer yandan Uygur figürlerinden o dönemlerde hacamat ve dağlama yapıldığı da anlaşılmaktadır.

 

Baş ağrısı, puslu görme, göz yaşarması, körlük, nezle, burun kanaması, ağız ve diş hastalıkları, nefes darlığı, kulunç, ayak hastalıkları, mesane hastalıkları, eklem çıkıkları, akıl hastalıkları ve kadın hastalıkları Uygurlar Dönemi’nde görülen tıbbi terimlerdir. Uygurlar Dönemi’nde tıp eğitimi manastır, tıp okulu ve hastane görevi gören kurumlarda verilmekteydi.

Sanata önem vermeyen toplumlarda medeniyetin gelişmesinden söz edilebilir mi?

Sanata önem vermeyen toplumlarda medeniyetin gelişmesinden söz edilebilir mi?

 

Sanata önem vermeyen toplumlarda medeniyetin gelişmesinden kesinlikle söz edilemez. Sanatsız kalmış bir toplum ne kadar çabalarsa çabalasın, ne kadar bilime önem verirse versin kolay kolay ilerleme kat edemez. Bir ülkenin ekonomisi, tarım sektörü, yaşam tarzı ve düzeyine bakılacak olursa o ülkenin sanat ve kültür anlayışı ile birlikte ülkenin düzeyi ortaya çıkar. İlerlemek ve gelişmek isteyen ülkeler sanatı ve kültürü baş tacı etmek zorundadırlar. Kültür düzeyi yükselen toplumlara bakılmalıdır ki muhakkak sanat düzeyi de yükselmektedir. Sanat, insanın duygu, düşünce, hayal dünyasının; çizgi, ses, renk aracılığıyla ifadesi anlamına gelmektedir. Sanat sadece duvardaki bir tablo ya da meydandaki bir heykel ya da bir tarihi vazo demek değildir. Sanat, insanın yaşamı ile bütünleşen hoşgörüdür, güzelliktir. Çünkü sanat insanın duygularını yüceltir. Ruhunu estetik bir duruşa kavuşturur. Medeniyet, sanat sayesinde insan yaşamına bilimsel açıdan yeterlilik sağlarken sanat ile de güzelleştirir. Teknoloji ve bilim ne kadar gelişirse gelişsin sanatın güzelliği ve inceliği olmadan medeniyet tam hızla gelişemez. İnsan bilime önem verdiği gibi sanata da vermelidir. Örneğin Almanya’da bir savaş sonrasında ilk yapılan düzenlemeler müzelerin ve tiyatro binalarının tamir edilip düzeltilmesi idi.  Birisinin birisinden üstünlüğü yoktur. Ancak birbirlerinin desteklerler.

 

Sanat ve kültürde ilerleyememiş, bir yere varamamış bir ülke sanayide, ekonomide ne kadar gelişmiş olursa olsun medeniyet yarışında kazanan olamaz.

Osmanlı Sanatı ile Batı sanatının etkileşimini örneklerle açıklayınız.

Osmanlı Sanatı ile Batı sanatının etkileşimini örneklerle açıklayınız.

 

15.yüzyıldan itibaren Avrupa’da Türk müziğine, halılarına, kumaşlarına, yemeklerine gösterilen ilgi git gide arttı. Osmanlı’nın tekstil ürünleri, özellikle de ipek kumaşlar sadece sanat eseri olarak değil dokunma şekilleriyle ve yaşamda kullanılma alanlarıyla Batı kesimi kendine hayran bırakıyordu. Kumaşların beğenildiği gibi halılar da Avrupa’yı çok etkiliyordu. Avrupalılar Osmanlı halılarına da büyük beğeni duyuyor ve ilgi gösteriyorlardı. Hatta bu kumaş ve halıdaki desen ve motiflerimiz Avrupalıların konaklarını, kiliselerini dahi süslemekteydi. Avrupalı ressamların tablolarına ilham olmaktaydı.

 

Osmanlı-Avrupa ilişkileri geliştikçe Osmanlı’yı konu alan müzikli sahne oyunları artmış ve bu gelişme ile 18.yüzyılda Avrupa’da Türk Operası akımını ortaya çıkarmıştır. Bu akımın etkisiyle yazılan birçok eser bulunmaktadır. Bunlar arasında en bilineni olan Mozart’ın “Saraydan Kız Kaçırma” adlı operasıdır ki Osmanlı Sarayı’nı konu alan bu opera Mozart’ın Türk Kültürüne olan ilgisinin bir göstergesidir.

 

Avrupa Osmanlı’dan etkilendiği gibi Osmanlı da bazı konularda Avrupa’dan etkilenmiştir. Lale Devri’yle birlikte günlük yaşamda da Geleneksel Osmanlı divanlarının yerine Batı tarzı mobilyalar kullanılmaya başlandı. Usta ressamlara devlet adamlarının portreleri yaptırıldı ve Saray’ın duvarları bu tablolarla süslendi. En büyük adımlardan birini Sait Efendi atmıştır. Sait Efendi Fransa dönüşü koltuklar, tablolar, kitaplar getirmiştir. Osmanlı’da Batı modasının yayılmasına ön ayak olmuştur. Sait Efendi Fransa’da matbaayı yakından inceleyip İstanbul’a döndükten sonra İbrahim Müteferrika ile matbaayı kurmaya karar verirler.

En sevdiğiniz sanat dalı hangisidir?

En sevdiğiniz sanat dalı hangisidir? Neden?

 

Aslında sanat dallarından birçoğunu seviyorum. Bu eserlere, bu eserleri oluşturan kişilere hayranlık duyuyorum. Eski sanat eserleri olsun, yeni eserler olsun onları izlemekten, hakkında bilgi edinmekten çok hoşlanıyorum. En sevdiğim sanatlar ise görsel sanatlar. Resim, heykel, grafik, süsleme sanatları, hat sanatı, mimari. En sevdiğim mimari eser Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camii. O kadar muhteşem bir yapı ki insanın nutku tutuluyor. Ankara Etnografya Müzesi ve Resim Heykel Müzesi de hem mimari açıdan hem de içinde sergilenen eserler bakımından en sevdiğim yerler. Resim Heykel Müzesini üç defa gezdim ama tekrar gezmek istiyorum. En beğendiğim ressamlar ise Abidin Dino ve Turgut Zaim. Abidin Dino’nun tek çizgi ile birçok şeyi anlatması beni çok etkiliyor. Turgut Zaim’in o koca gözlü kadın portreleri de beni büyülüyor.Görsel sanatları neden bu kadar sevdiğimi bilmiyorum. Bu eserlerde gördüğüm estetik, derinlik, duygu beni etkiliyor, hayran bırakıyor.

 

Aslında edebiyatı da çok seviyorum. Roman, hikâye, gezi yazısı, anı gibi eserleri okumak, yaşamadığım yaşamların içine götürüyor beni. İnsanlar bu koca koca romanları nasıl kurguluyor, nasıl heyecanla okumamızı sağlıyor? Bilgiyi, olayı, hayali, kurguyu bir araya getirip bir eser ortaya koyuyorlar ben hayran oluyorum. Mesela Yaşar Kemal,” İnce Memed” bir solukta okuyorsunuz. Sonra Orhan Veli, nasıl ince ince duygulandırıyor insanı. Sonra Cahit Sıtkı, nasılda gülümsüyor ölüme.

Osmanlı Sanatı ile Batı sanatının etkileşimi

Osmanlı Sanatı ile Batı sanatının etkileşimini örneklerle açıklayınız.

 

Osmanlı Devletinin, Batı devletleriyle ilişkileri sonucu sanat alanında etkileşimler meydana gelmiştir. Erken Osmanlı sanatında bu etkileşimlere pek rastlanmaz. İstanbul’un fethinden sonra Batı ile siyasi ilişkiler gelişerek etkileşimler geç dönemde ortaya çıkmaya başlamıştır. Geleneksel ve dini etkilerden dolayı Osmanlı sanatında resim ve heykel pek gelişmemişti. Fatih Sultan Mehmet, Batılı ressamlara portresini yaptırdı. Ancak bu portre daha sonraki dönemde satılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde İbrahim Paşa yaptırdığı heykelleri bahçesine koyduğu için kâfirlikle suçlanmıştır. Ancak Lale Devrine gelindiğinde, Batı ile etkileşimin çok yönlü olarak artması sonucu, görsel sanatlar kabul görmeye başlar. Mimaride etkileşimler daha erken başlamıştır. Dini yapılar, saraylar, sivil yapıların mimarisinde klasik dönemden başlayarak, geç dönemde daha fazla olmak üzere etkileşim olmuştur. Dolmabahçe Sarayı, batı sarayları örnek alınarak, batılı mimarlarca inşa edilmiştir. Sarayın süslemelerinde batı üslubu, barok ve rokoko tarzı süslemeler kullanılmıştır. Müzik alanında ise batı etkileri, Mehteranın dağıtılması, Mızıka-yı Hümayun ’un kurulmasıyla (1831) ortaya çıkar.

 

Edebiyat alanındaki Batı etkisi Tanzimat Döneminde ortaya çıkar. Bu dönemde ilk tiyatro, hikâye, roman gibi yapıtlar verilir. Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı ilk tiyatro eseri, Yusuf Kamil Paşa’nın Telemak adlı ilk çeviri romanı, Namık Kemal’in İntibah adlı ilk edebi romanı bu dönemde verilmiş eserlerdir. Şiirde şekil anlamında yenilikler pek gerçekleşmese de konu anlamında yenilikler görülmüştür. Sami Paşazade Sezai‘nin Küçük Şeyler adlı hikâyesi ilk batılı anlamda hikâye türüne örnektir.

Osmanlı Devleti’nde edebiyat neden üç ayrı kolda gelişmiştir?

Osmanlı Devleti’nde edebiyat neden üç ayrı kolda gelişmiştir? Düşüncelerinizi söyleyiniz.

 

Osmanlı Devleti kuruluşundan sonra fetihler ile Anadolu’dan sonra Balkanlar ve Afrika’ya kadar yayılan bir imparatorluk haline dönüştü. Diğer coğrafyalara yayılmanın sonucu olarak resmi dili Türkçe olmasına rağmen imparatorluğun bünyesinde bulunan arapça ve farsça gibi diğer dillerden birçok kelime edebi metinlerde yer almıştır.

 

Kullanılan kelimelerin farklılığı gibi nedenlerde dolayı Osmanlı Devleti’nde Edebiyat divan, halk ve tasavvuf olarak 3 ayrı koldan devam etmiş ve gelişme göstermiştir. Anadolu’da Arap ve İran edebiyatının etkilenilerek 13.yy’da ortaya çıkan Divan edebiyatı Allah aşkı, maddi aşk ve dünya zevkleri gibi konuları işlemiştir. Baki ve Fuzuli gibi önemli şairlerin katkısıyla 15. ve 16. Yy ‘da Divan edebiyatı en parlak dönemini yaşamıştır.

 

15. yy’da Hacı Bayram Veli, Akşemseddin, Kaygusuz Abdal, 16. yy’da ise Şeyh İbrahim Gülşeni, Ümmi Sinan ve Pir Sultan Abdal gibi önemli isimler tarafından dini ve felsefi konular işlenerek tekke edebiyatı olarak da bilinin bir diğer Osmanlı Edebiyatı kolu tasavvuf edebiyatıdır. Bu tür edebiyat eserleri daha çok Bektaşi ve Mevlevi tarikatları mensupları tarafından geliştirilmiştir.

 

Osmanlı edebiyatının bir diğer kolu eski Türk edebiyatının devamı olan halk edebiyatıdır. Bu edebiyatın en önemli türleri destanlar, türküler, masallar, ağıtlar, halk hikâyeleri ve manilerdir. Köroğlu, Karacaoğlan gibi önemli ozanlarının halk arasında konuşulan Türkçe ile çalıp söyleyerek geliştirdiği eserler günümüze kadar ulaşmış ve günümüz Türkçesi ile de anlaşılmaktadır.

Size göre eğitim ve öğretim arasındaki fark nedir?

Size göre eğitim ve öğretim arasındaki fark nedir? Açıklayınız.

 

Eğitim öğretim kavramları genellikle beraber kullanıldığından çoğu zaman birbirine karıştırılmakta, çoğu zamanda aynı şey sanılmaktadır. Eğitim ve öğretimin farkını iyi anlayabilmek için önce tanımlarını anlamak gereklidir. Eğitim bireyin doğumundan itibaren başlayan ailesi ve çevresinin etkisiyle yaşamı boyu devam eden bir süreçtir. Bu süreç boyunca bireyin gelişimi belirli bir kültür çerçevesinde şekillenir.

 

Öğretim ise eğitimin belirli zaman aralıklarında önceden belirlenmiş bir program, müfredat kapsamında alanında uzman kişiler tarafından yapılan kısmıdır. Öğretim okul öncesi dönemden başlayarak üniversite ye kadar uzanan bir süreçtir. Bu iki tanım sonucunda öğretim belirli kurumlarda bir program dahilinde gerçekleşirken, eğitim doğumdan itibaren hayatın her alanında insanların birbirini etkileyerek devam ettirdiği süreçtir. Kapsam olarak eğitim öğretime göre daha geniş kapsamlıdır. Öğretimde geçirilen her süreç aynı zamanda bir eğitim sürecidir ancak eğitim de geçirilen her süreç bir öğretim süreci olmayabilir. Öğretim eğitimin planlı programlı olan bir kısmıdır.

 

Eğitimin amacı bireyi o çevrede kabul edilmiş doğrular ile toplum içerisinde uyumlu bir şekilde yaşayacak şekilde hayata hazırlamaktır. Birey bu süreç boyunca içinde yaşadığı toplumun kurallarını değer yargılarını ve kurallara göre kendi hayatını nasıl şekillendireceğini öğrenir.

İyi eğitim almış bireylerden oluşmuş toplumların daha refah ve huzur içerisinde yaşayarak, toplumdaki değişikliklere kolay uyum sağlamakta ve sorunlarla daha kolay başa çıkabilmektedir. Bu sonuçlardan ötürü eğitim her toplumda iyi planlanması gereken çok önemli bir süreçtir.

Yaşadığınız bölgedeki mimari eserleri yeteri kadar koruduğunuza inanıyor musunuz?

Yaşadığınız bölgedeki mimari eserleri yeteri kadar koruduğunuza inanıyor musunuz?

 

Arapça kökenli olan mimar kelimesi, bir alanı oturmaya müsait duruma getirme anlamını taşımaktadır. Ancak bu eylem gerçekleştirilirken estetik kaygılar ön planda tutulmaktadır. Mimari, maddi ihtiyacın yanı sıra yapılara güzellik ve derinlik kazandırması dolayısıyla sanat olarak da nitelendirilmektedir. Tarihi eser kapsamında da mimari yapılar oldukça önemlidir. Geçmişe can veren kalıntıların başında gelen bu yapılar, geçmişi anlayabilmek için mühimdir. Bu eserler sayesinde yıllar öncesindeki milletin nasıl konutlarda yaşamış oldukları, mimarideki gelişmişlik düzeyleri ve sanat anlayışları hakkında birtakım fikirler edinilebilmektedir. Bunun yanında bu mimari yapılar, kültür turizmi bakımından da önemli bir yer tutmaktadır. Seneler önce yapılmış olan Taç Mahal’in bugün dahi Hindistan’a turist getirmesi bu sebepledir.

 

Mimari insanların zaten ilgisini çeken bir alandır. Bunun yanına geçmiş de eklendiğinde daha da çekici gelmektedir. Bu eserlerin hem bu yönlerden hem de gelecek nesillerin bilgi sahibi olması için aslını kaybetmeden korunması gerekmektedir. Bu koruma, devlet eliyle olabileceği gibi toplumsal bilinçle de olabilmektedir. İnsanlarımız konunun ehemmiyetine henüz vakıf olmadığından, yaşadığımız bölgedeki mimari eserleri gerektiği gibi koruyamıyoruz. Hırsızlık ya da define arama gibi eylemler sonucu pek çok mimari yapı tahrip ediliyor ve buna ne yazık ki karşı duramıyoruz. Devlet koruması çoğu kez yetersiz kaldığı için, insanların mimari eserlerin bir dönemi yansıttığını bilerek davranmaları gerekmektedir. Yalnızca tarihi mimari eserler için değil günümüzdeki mimari için de bu geçerlidir. Bugün, yarın için geçmiş olacağından insanlar bilinçlenerek bu yapıları korumalıdır.

Sanatın kültürler arası etkileşimdeki önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Sanatın kültürler arası etkileşimdeki önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Kültürün pek çok tanımı vardır. En genel manada kültür, bir millete ait olan, maddi ve manevi olan değerlerin tamamıdır. Din, gelenek ve sanat kavramları da bu değerlerin içinde yer alır. Sanat eserinin oluşumunda da kültürün etkisi yadsınamaz. Zira isteyerek ya da istemeyerek sanatçı içinde bulunduğu kültür dairesinin etkisinde kalacak, o şekilde eserlerini üretecektir. Sanat evrensel olsa da sanatçı, içinden çıktığı toplumun aynası olma özelliği kazandığından bu ikisini birbirinden ayrı düşünmek olanaksızdır. Öte yandan sanatçı eserlerinde toplumdan etkilendiği gibi, eserleriyle toplumu etkileyip ona yön verebilmektedir. Sanatçı kültürden beslendiği için, onu çevreden soyutlayıp eserler üretmesini beklemek imkansızdır.

 

Sanatın pek çok işlevi bulunmaktadır. Çoğu kez iki kültürün tanışmasını ve birbirlerini geliştirmesini sağlayan etken sanat olmuştur. İnsanlar güzele ve güzelliğe ellerinde olmadan bir çekim duymaktadır. Sanat eserleri de insana bu doyumu yaşatır. Bunun yanında insan beğendiği eserin kimin elinde, hangi ortam ve şartlarda çıkmış olduğunu da merak edebilmektedir. Böylece sanatçı nezdinde yabancı bir kültürü, merak ederek öğrenmeye başlamaktadır.

 

Karşılıklı etkileşimin yaşandığı kültür ve sanat kavramları, birbirlerinden ayrılamayacak kadar iç içe girmiş durumdadır. Günümüz dünyasında eserlere ulaşım oldukça kolay olduğundan kültürel etkileşimlerin de fazla olduğu söylenebilmektedir. Söz gelimi, kilometrelerce ötede bir ressamın yaptığı resmi, bulunulan yerden dijital olarak görmek ya da yazarların yeni kitaplarına kolayca erişmek mümkündür. Bu sayede kültürler birbirlerini tüm yönleriyle tanımak imkanına erişerek farkında bile olmadan bir etkileşim yaşarlar.

Sporun Faydaları Hakkında Neler Söyleyebilirsiniz?

Sporun Faydaları Hakkında Neler Söyleyebilirsiniz?

 

Sporun vücudumuzda iki yönlü yarar sağlarız. Bunlardan birincisi fizyolojik faydalar diğeri de psikolojik faydalardır. Sporun bizim açımızdan yararları; spor yaptıkça, akciğerlerimizin esnekliği artmaktadır. Esnek bir akciğer ile her nefes alıp verdiğimizde vücudumuza daha fazla oksijen girmesini sağlayarak hücrelere daha fazla oksijen akışı sağlamaktadır.

 

Özellikle stresli ve gergin olunan durumlarda artan oksijen ihtiyacımızı karşılamak için akciğerin, vücut sistemimize destek verme kapasitesinin artması sağlığımız önemli katkı sağlamaktadır. Spor yapan kişiler, stres altında iken kalp atış ritimleri spor yapmayanlara göre daha düşük düzeydedir. Kalp ritimleri çok yavaş yükselir. Buna karşılık vücudu spora alışık olmayan bir kişinin kalp ritmi ani şekilde yükselebilir.

 

Yoğun stres altında, kavga ya da ani bir haberde adrenalin hormonu vücuda bol miktarda serbest bırakılır. Bunun sonucunda kalp hızı dinlenme halinde birden yükselir. Kondisyon sahibi bir vücutta, adrenalin hormonunun serbest bırakılması denetim altında olduğunda için kalp ritim temposu denetim altındadır. Kalp atışlarının düşük kalabilmesi özellikle şok halinde hissedilmektedir. Spor yapmak ani gelişecek stres altındaki vücut da oluşabilecek zararların önüne geçerek kalp krizi riskini en aza indirgeyecektir.

 

Spor yaparken vücut endorfin hormonu salgılar. Sporun yarım saati itibari ile endorfin hormonu salgılanır. Endorfin vücuttaki işlevi morfini anımsatmaktadır. Doğal bir ağrı kesici ve yatıştırıcı niteliğindedir.  Yorucu ve stresli bir iş gününü sonunda spor yapmak, gün boyunca stresin yarattığı etkilerden vücudunuzu arındırır.