Türkler savaşlarda hangi taktikleri uygulamıştır?

Türkler savaşlarda hangi taktikleri uygulamıştır?

Savaşçı kimliği ve savaşlarda ki üstün başarısından dolayı, ustalığı sebebi ile Türkler tarih sahnesinde önemli bir yere sahiptir. Orta Asya da tarihte ki yerine ilk adımını atan Türkler, özellikle Çinliler ile girdikleri mücadelelerin hemen hepsinde başarılı olmuşlardır. Benimsedikleri yaşayış tarzları da onları savaşçı olmaya zorlamış, göçebe yahut yerleşik düzen kurmaları için gerekli çabayı göstermişlerdir. Mete Han ilk düzenli ordunun kurucusu olarak çıkar karşımıza. Bugün kara kuvvetlerinin de kuruluş yılı olarak belirttiği M.Ö 209 yılı bir hayli önem arz etmektedir. Düzenli oluşturulan birlik sistemleri sayesinde güç kazanmışlardır. Atın üzerinde savaşan bir topluluk olma özelliği ile birlikte kuşanılan; kılıç, kalkan ve oklarla, zırhlarını donanarak güçlerini yansıtmışlardır. Mızrağın da zaman zaman savaş için kullanıldığı bilgileri tarih kitaplarında yer almakta.

 

Turan adı verilen savaş taktiğinin kullanımı Türk devletlerinin genelinde var olup, sadece kendilerine has özellikler taşıdığı bilinmektedir. Aynı zamanda hilal taktiği de denilen Turan taktiği, iki farklı savaş aşamasından oluşuyor. Öncelikle gönderilen küçük öncü birliklerin sahte çekilme si ile gelen düşmana hilal şeklinde kurulan pusu ile müdahale ediliyordu. Sadece Türklere ait bu savaş taktiği, bir çok savaşta kalabalıklara rağmen üstün gelinebilmesini sağlamıştır. Geri çekilen öncü birliğin peşinden giden düşman askerleri yanlardan ve karşıdan kuşatılıp, ani bir saldırı ile yeniliyordu. Sayısal çokluğun çok ta anlam ifade etmediği bu taktik sayesinde büyük başarılar elde edilerek büyük devletler kurulmuştur.

İlk Türk devletlerin komsu devletlerle ticaret yapmalarının sebepleri neler olabilir?

İlk Türk devletlerin komsu devletlerle ticaret yapmalarının sebepleri neler olabilir?

Ticaretin önemini her çağda hissettiriyor olması, devletlerin ticaretin etrafında çalışmalar yürütüyor olmasından gelmekte. Hemen her dönemde ticari çalışmalar olmuş, düşman olan devletler arasında dahi ulusal çıkarlar gözetilerek ticari ilişkiler yürütülmüştür. Eski çağlara da bu durum böyle gelişmiş ve ticari uygulamaların çokluğu o dönemleri de kapsamıştır.

 

Ticaret; satma ve satın alma ilişkisinin, alınan ürün ve karşılığında ödenen bedellerin yerine getirilmesi ile oluşan karşılıklı uygulamadır. Arz talep dengesi ile oluşmasının nedenini sağlanan ticaret uygulaması, tek taraflı gerçekleşmez. İnsanların ihtiyaçları doğrultusunda talep ettikleri hizmet ya da mal, karşılı ödenerek gerçekleştirilebilir. Karşılığı alınan her ürün veya hizmette karşı tarafa sunulur. Bu ilişki ilk Türk devletlerinde önceleri değiş tokuş olarak da bildiğimiz takas usulüne göre yapılırdı. Savaşlarda elde edilen ganimetler veya sahip oldukları hayvanları takas usulüne göre ticari ilişkilerde kullanırlardı. Türkler genellikle at verir, karşılığında iaşelerinin teminini sağlardı. Ayrıca ticaret yapmanın sadece mal alıp verme olmadığının bilincinde olan Türkler, ihtiyaç fazlası üretilen diğer mallarında alımını yapıp başka kişilere satışını gerçekleştirmiştir. Üreticiden alıp tüketiciye aktarılan her ürün ticari bir faaliyetin göstergesidir.

 

Ticarette takas usulünün karşı tarafla anlaşma zorunluluğunun olduğu; bu nedenle İran ve Bizans gibi komşuluklarda elde edilen, satir adı verilen gümüş paraların kullanımının kolaylığı, Türk devletlerini bu yöne çekmiştir. Savaş tazminatı ve vergilerden elde edilen bu gümüş paralar sayesinde ticaret daha kolay yapılabilir olmuş, tüketicinin ihtiyaçları bu sayede giderilmeye başlanmıştır.

Eski Türk topluluklarının çevresindeki devletlerle ilişkileri hangi alanlarda olmuştur?

Eski Türk topluluklarının çevresindeki devletlerle ilişkileri hangi alanlarda olmuştur?

Eski Türk toplulukları bilindiği üzere önceleri göçebe bir yaşam sürerken zamanla yerleşik bir yaşam sürdürmüşlerdir. Gelişen yaşam standartları ve değişen şartlar, Türklerin çevresinde ki devletlerle olan ilişkilerini etkilemiştir. Önceleri sadece savaşıp ganimet olarak alıkları ile geçinen Türkler, yerleşik hayata geçtikten sonra ticarete önem vermiş; et, deri, silah, kürk ve at gibi ürünlerin satışını yapmışlardır. Yapılan bu ticaretin karşılığında ise ipek, çay ve tahıl elde etmişler gelişimlerini sürdürmüşlerdir. Sonraları gelişen Türk toplumları ipek yolunun ticaretine de katılım sağlamışlardır. Tabi bunlar ticari olan ilişkiler.

 

Devlet olarak Türk toplulukları çevresinde ki diğer devletlerle siyasi ve sosyal alanda da ilişkiler kurmuştur. Bunun la beraber kültürel etkileşimin olduğu ilişkilerin sıklığı neden ile açıktır. Çevresinde ki diğer devletlerden kız alıp vermek sureti ile akrabalık bağları da güçlendirilmiştir. Hep iyi ilişkiler de söz konusu değil tabi ki. Özellikle Çin devleti ile yaşanan siyasi ve askeri anlamda ki çekişmeler ikili ilişkilerin sürekli kopmasını sağlamıştır. Ticari yaptırımlar bu nedenle kesilmiş, yapılan savaş zararından etkilenir olunmuştur. Artık savaş sonu ganimet toplamak yerine uğranılan zarar hesaplanır olmuştur. Bu nedenle ticari ilişkileri geliştirme amaçlı düşmanlıklar uzun süreli değil de kısa zaman içerisinde sona erecek şekilde geliştirilmiştir. Anlaşmalar imzalanmış dostluklar pekiştirilmiştir. Yapılan savaşların sonun da yazılı antlaşmalar imzalanması tarihte ki yerini ilk yazılı antlaşma olarak koruyor olması da ayrı bir önem arz ediyor.

Türklerde cihan hakimiyeti anlayışının ortaya çıkmasında kut inancının etkisi nedir?

Türklerde cihan hakimiyeti anlayışının ortaya çıkmasında kut inancının etkisi nedir?

Türkler de hanedanın Tanrı tarafından seçildiği, devletin kutsallığı ve devletin hanedanın ortak malı olduğu inancı İslamiyet’ten önce yaygındı. Bu durum Türklerde ki kut anlayışının gereği olmakla birlikte, İslamı tercih eden Türklerde cihan hakimiyeti konusunda önemli rol oynamıştır. Avrupa Hun devleti kut anlayışı gereği Tanrının yeryüzünde ki gücünün temsil ettiği düşüncesi hakim olmuştur. Bu sebeple tüm cihana hükmetmek için Avrupa içlerine kadar ilerlemeyi sürdürmüş olmaları bu anlayışa örnektir. Bu nedenle İslam’da benzer nitelikte olan cihan hakimiyeti anlayışını benimsemeleri çok ta zor olmamıştır

 

Hemen her devirde kurulan ve yıkılan bütün devletler, milletlerinin yapılandırdığı büyük yapılanma sayesinde oluşturulmuştur. Her millet kendi kültürünün tecellisi olarak gördüğü devlet yapılanmalarına önem arz etmiş, devleti için yapılan fedakarlıklara katlanmıştır. Türkler de ise Tanrı tarafından verilen bir güç ile yönetildiği düşünülen devlet, geleneklerini daha kutsal göstermiş ve inanılmasını sağlamıştır. Kut anlayışı gereği tahta oturan tüm Hanlar tanrının verdiği yetkiyi kullanma sorumluluğunun yanı sıra; milletini ve hüküm sürmek istediği tüm insanlığı, adaleti sağlamak amacı ile yönetmek istemiştir. Hiçbir gücün kendisi kadar adaletli davranmayacağı düşünce ile artan topraklarda, düşünüldüğü gibi adalet ve huzur tesis edilmiştir. İslam’la birlikte aynı amaca hizmet ediyor olmak, cihan hakimiyeti gibi bir ülküye sahip olmak, Türkleri endişelendirmemiş hatta Gök Tanrı inancından sonra ki en uygun dini kabullenmelerini sağlamıştır.

Konar göçerlere karşı korunmak isteyen yerleşik toplumların aldıkları tedbirler neler olabilir?

Konar-göçerlere karşı korunmak isteyen yerleşik toplumların aldıkları tedbirler neler olabilir?

 

Öncelikle göçebe ve yerleşik yaşam tarzlarının kıyaslamasını yapmamız daha doğru olacaktır. Göçebe yaşam tarzını benimseyen topluluklar; atlıdırlar, yerleşik yaşayanlarla ticari ilişkiler kurarlar, belli bir yerde sabit kalmazlar, çadırlarda yaşarlar, geçim kaynakları hayvancılıktır ve savaşçı kimliği ile bilinirler. Yerleşik yaşam tarzını benimseyen topluluklar ise; sabit bir bölgede yaşarlar, çadırda değil de evlerde yaşarlar, ticaret temel geçim kaynaklarıdır ve hayvancılık ve tarımla da ilgilidirler.

Her iki toplumunda birlikte yaşam sürdükleri zamana baktığımızda kıtlığın baş gösterdiği zamanlar özellikle, birbirleri ile savaşmışlardır. Kıtlık yüzünden ekip biçemez hale gelen yerleşik toplum, göçebeler ile ticari ilişkileri askıya aldıklarında göçebelerin yağma ve savaş tehdidi ile karşılaşmışlardır. Bazen de kontrol altında alınması önemli olan stratejik bölgeler, yerleşik topluluğun hedefi olup, göçebelere karşı onların da savaş taktikleri örnek alınarak savaş açılmıştır.

Her iki topluluğun kendi iç mücadeleleri olsa da yine de her iki topluluk bir birlerinin arasında oluşan mücadelelere karışmış, bazen göçebe toplulukta yerleşik bir devlet hüküm sürmüş, bazen de yerleşik topluluklara göçebeler hüküm sürmüştür. Sorunun cevabında ise; konar göçerlere karşı korunmak için taktik geliştiren yerleşik toplumların aldıkları tedbirlerden birisi de, göçebe yaşam tarzını benimsemiş toplulukların arasında bulunan boyların varlığı ve arasında çıkan anlaşmazlık ve çatışma sayesinde  herhangi birini  desteklemek sureti ile gerçekleşmiştir. Bu sayede göçebelerin oluşturduğu boylar dağıtılacak ve tehlike bertaraf edilecekti.

İlk Türk devletlerinin komşuları ile olan ilişkilerinde ekonomik ve askeri unsurlardan hangisi daha etkili olmuştur?

İlk Türk devletlerinin komşuları (Harita 4.10) ile olan ilişkilerinde ekonomik ve askerî unsurlardan hangisi daha etkili olmuştur? Neden?

 

İlk Türk devletlerinin başlıca komşusu olan Çin ile ekonomik ve askeri düzeyde bir çok ilişkisi olmuştur. İlişkileri kimi zaman savaş ya da siyasi- ekonomik çekişmeler üzerine kurulu iken, kimi zamansa kültürel anlam da yakınlık kurularak oluşturulmuştur. Türkler ve Çinliler arasında ki çekişmelerin asıl nedeni orta Asya ve uzak doğuya hakim olma isteğinin yanı sıra ekonomik ve kültürel açıdan birbirlerini tesir altına almak içindir. Hunlar döneminde başlayan bu ilişkiler Göktürkler ve Uygurlarla devam etmiştir. Hunlar döneminde Çin’in üzerine olan saldırılar artarak devam etmekteyken Çin, bu saldırılardan kendini korumak için ünlü Çin seddinin inşasını gerçekleştirmiştir. Günümüzde uzaydan dahi çekilen fotoğraflarda görülebilen dünyanın en uzun savunma hattı Çin seddidir. Bugün bu muhteşem yapıya bakıldığında Türklerin azim ve kararlılığının yanı sıra Çinlilerin de her tehlikeye karşı koyabilecek sabır ve iradeye sahip olduklarını gösterir.

 

Hunların askeri açıdan olan büyüklüğünü Çin seddini yapmak engelleyememiştir. Her türlü yeniliği deneyen Çin, Türk askerleri gibi kuşandırılmış ve silahlarla donatılmışsa da çok ta bir şey değişmemiştir. İlerleyen zaman zarfında baskı altına alınan Çin ile ticari ilişkilerin geliştirilmesi amaçlı bir çok ticaret ehli Çin’e gönderilmiştir. Çin mallarının kullanımı ve kolaylıkla bulunuyor olması Türklerin Çinliler gibi giyinmesine özenmesine sebep olmuştur. Lüks yaşam ve konforu Türk beyleri arasında ikilik çıkarmak için kullanan Çin, bu amacında başarılı olup Göktürkleri ikiye bölmüştür. Sonra ki zamanlar da Göktürklerin doğu kısmı Çin hakimiyetinde elli yıl kadar kalmış, yapılan isyanlarla Türklerin esir edilemeyeceği düşüncesinin günümüzde ki simgesi olmuştur.

Kutadgu Bilig’e göre bir devletin yıkılmasını engellemek için hangi unsurlara dikkat edilmelidir?

“Memleket tutmak için çok asker ve ordu lazımdır, askerini beslemek için de çok mal ve servete ihtiyaç vardır, bu malı elde etmek için halkın zengin olması gerekir. Halkın zengin olması için de doğru kanunlar konulmalıdır, bunlardan biri ihmal edilirse dördü de kalır. Dördü birden ihmal edilirse beylik çözülmeye yüz tutar.”

 

Yukarıda Kutadgu Bilig den bir bölüm okudunuz. Beyliğin, devletin ayakta kalabilmesi için “zincirleme” sebeplerden bahsedilmiş. Senkron bir süreç var. Biri olursa diğeri olur, biri olmazsa sistem patlar yani devlet, beylik yıkılır. Yıkılmaması için hangi unsurlara dikkat edilmesi gerektiği zincirin en iç halkasından başlarayak yazalım.

 

  • Kanunlar doğru olmalı. Yani “adalet” sistemi oturmalı. Yanlış yapan, haksızlık yapan, ortamı bozan insanlar cezalandırılmaz ise güven ortamı olmaz. Güven ortamı olmadığı için ticaret olmaz.
  • Ticaret olmaz ise halkın zenginliğinden söz edemezsiniz. Zengin halk ise güç demektir. Her türlü güç. Para yani zenginlik kriz anında daha dayanıklılık demektir.  Dışarıdan gelebilecek her türlü tehditde daha fazla dirençlilik demektir.
  • Zenginlik ile güçlü orduya sahip olabilirsiniz. Her türlü silah alabilir, daha fazla asker yetiştirebilir, askerlerin eğitimlerini ve donanımlarını artırabilirsiniz.
  • Güçlü asker güçlü ordu demek. Güçlü ordu ise güçlü devlet demek. Güçlü devlet memleket demek. Kolay kolay yıkılmaz, Osmanlı gibi yüzyıllarca dünyaya hükmeder. Boyun eğmez, bağımsızdır. Manda ve himaye kabul etmeyen başka bir devlet tarafından sömürülemeyen devlet demektir.

Macar tarihçi bu sözüyle ne anlatmak istemiştir?

“Osmanlı fetih ve hâkimiyet yöntemlerinin gücü, Osmanlıların değişen jeopolitik koşullar karşısında stratejilerini hızlı şekilde yenilemeleri ve yeni şartlara uygun hâle getirmelerinde yatmaktadır.”

Gabor Agoston (Gabor Agoston)

 

Macar tarihçi bence bu sözüyle Osmanlı’nın monoton, sabit, her zaman aynı taktik ve stratejini uygulayan bir politikası olmadığını anlatıyor. Osmanlı, zamanın ve coğrafi koşullara göre oluşan değişikliğe çok hızlı adapte olarak sürekli kendini yenileyen, yeni stratejiler oluşturan bir anlayış ile başarılı olmuştu.

 

Normalde de başarılı olmanın şartlarından birisi değişen dünya koşullarına hızlıca adapte olabilmektir. Örneğin tarımı düşünelim. Teknolojinin inanılmaz geliştiği zamanımızda hala eski usul tarım yöntemlerini kullanırsanız hem az üretim hem çok maliyet ile batarsınız. Teknolojiye ve modern tarıma ayak uydurabilenler ise tarımda pazar paylarını artırır ve siz ise ayak uyduramadığınız için batarsınız.

 

Değişen dünyada kendinizi değiştiremezseniz yaya kalır ve başarısız olursunuz. İşte Osmanlı bunu 500 yıl önce uygulayabilen, değişen şartlara çok hızlı ayak uydurabilen bir devletti. Ortaya çıkan yeni sorunlara hızlı çözümler üreterek her zaman zirvede olmuştur. Zamanında dünyanın en güçlü devleti, dünyada söz sahibi devlet olmuştur. Bunu ise stratejilerini hızlı yenilemelerine ve değişen şartlara hızlı ayak uydurmalarına borçludur.

Ahi, Yaya ve Müsellemler, Has, Cebelü, Pençik Sistemi Nedir?

Osmanlı Devleti’ne has kelimeler bunlar. Her birinin ayrı ayrı anlamı var. Sırasıyla hepsini 1-2 cümle ile açıklayalım..

 

AHİ NEDİR ?

Ahilik, Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Aslen Horasan kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır.

 

Yaya ve Müsellemler Nedir?

Osmanlı Devleti’nin başlangıçta devamlı ve düzenli bir Osmanlı ordusu yoktu. Eli silah tutan herkes asker sayılır ve gerektiğinde savaşa katılırdı. Ancak bu kuvvetlerin yetersiz kalması üzerine Orhan Bey Dönemi’nde ilk düzenli Osmanlı ordusu kuruldu. Türklerden meydana getirilen bu ordunun atsız askerlerine “yayalar”, atlı askerlerine ise “müsellemler” adı verildi. Yayalar ve müsellemler 15. yüzyılın ortalarına doğru savaştan çekilerek diğer destek kuvvetleriyle birlikte geri hizmetlerinde kullanılmaya başlandı.

 

Has Nedir?

Has, Osmanlı İmparatorluğu’nda geliri 100 bin akçeden fazla dirliklerdir. Padişaha, hanedan üyelerine, veziriazama, beylerbeyine, sancak beyleri ve üst düzey devlet görevlilerine verilirdi.

 

Cebelü Nedir? 

Tımar sahipleri yıllık gelirlerinin ilk 3 bin akçesini kendi geçimleri için ayırırlardı. Buna “Kılıç Hakkı” denirdi. Geri kalan gelirin her 3 bin akçesi için de tam teçhizatlı 1 adet atlı asker yetiştirmek ve gerektiğinde bunlarla birlikte savaşa katılmak zorundaydılar. Bu askere “Cebelü” adı verilirdi. Tımar sahipleri savaşa çağrıldıklarında bu yetiştirdikleri Cebelülerle beraber savaşa giderlerdi.

 

Pençik Sistemi Nedir?

Akıncıların aldıkları Hıristiyan savaş esirlerinden beşte birinin devlete verilmesi ve bunların eğitilerek orduya alınması usulüdür. Pençik oğlanları, önceleri Gelibolu «Acemi Ocağında» gemicilik işlerinde kullanıldı. Daha sonraları belli bir ücret karşılığında Anadolu’da Türk köylülerinin yanına, Türkçe öğrenmek ve Türk gelenek ve göreneklerine göre eğitilmek üzere verilirdi. Türk köylü aileleri içinde eğitilen ve Müslüman yapılanlar, birer akçe yövmiye ile Acemi Ocağına alınırlardı. II. Murat (1421 – 1451) döneminde Devşirme Kanunu çıktıktan sonra pençik sistemi asker alma usulü terkedildi.

Kutadgu Bilig’e göre bilgi insana neler kazandırır ve insanın itibarına etkileri nelerdir?

“Bilgilinin sözü toprak için su gibidir, su verilince yerden nimet çıkar.
Bilgisiz insanın gönlü kumsal gibidir, nehir aksa dolmaz, orada ot ve yem bitmez.
Bilginin kıymetini ancak bilgili bilir, akıla hürmet ise bilgiden dolayıdır.”

Yusuf Has Hacip

 

Bilgi ve bilgili bulunmaz hint kumaşı gibidir. Çok değerlidir. Bilgili kişilerin ağızlarından çıkan sözler değerlendirilebilirse ortaya çok kıymetli şeyler çıkartabilir. Ayrıca insan bu hayatta tecrübeli olduğu kadar az zarar görür. İnsan hayatı ise herşeyi tecrübe edebilecek kadar uzun değildir. Bu sebeple başkalarının tecrübelerini de kendimize tecrübe edinmeliyiz. Başkalarının tecrübeleri konusunda ise mutlaka bilgili insanları seçmeliyiz. Örneğin elimizi ateş koyduğumuzda yanar değil mi? Denedik mi hayır. Büyüklerimizin, bizden daha bilgili insanların ağızlarından çıkan bu uyarı dikkate aldığımız için elimizle ateşe dokunduğumuzda yandığını canımızın acıdığını hissederiz. İşte aynen ateş örneğinde olduğu gibi bilgili insanların ağzından çıkan her bilgi bizim faydamızadır. O sebeple değerlidir.

 

Her şey bir fikirle başlar. Günümüzde önceden icad edilmiş ve şuan kullanmakta olduğumuz her şey bir fikrin sonunda ortaya çıkmıştır. Bilgili insanlarda bizlerin ortaya güzel şeyler çıkartabileceği fikirlerin ana kaynağıdır.  Yukarıda sözde su verilince yerden nimet çıkar kısmı ile bu anlatılmıştır.  Bilgisiz insan sözü ise ne kadar konuşursa konuşsun hiç bir işe yaramaz. Kimseye bir faydası dokunmaz. Anlık gülüp geçilebilecek, incir çekirdeğini bile dolduracak kadar bilgiye sahip olmayan boş boş kelimelerden oluşur bilgisiz insanların ağzından çıkan sözler.