Bir insan dünyayı değiştirebilir mi?

Bir insan dünyayı değiştirebilir mi? Neden?

 

Bir insanın dünyayı değiştirebileceğini düşünüyorum. İnsanoğlu cennetten çıkıp yeryüzüne gönderildiğinde halife olarak gönderildi. Allahu tealanın insana ruhundan üflediği için yeryüzünde halifelik yapabilecek makama geldi. Bu demek değil ki hepsi halife olmaya layık, insanlardan bazıları nefsine yenik düşüp hakikate ters şeyler yapacak. Pişman olup tövbe edenler hariç  olanlar yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaklar. Dünyadaki tüm bu zulme, adaletsizliğe bir insan çıkıp dur diyecek. Bunun örneklerini tarihde çokça görmek mümkün. İnsan bu dünyada küçümseyebileceğimiz en son şeydir. Eşya insanın hizmetine sunulmuştur. Yaratılış gayesine uygun davranabilen her insan dünya üzerinde mükemmel bir etki yaratabilir.

 

Düşünün ki Arap Yarımadasın olanca cahilliğe ve kötülüğe rağmen Hz.Peygamber’imizin Allah’tan aldığı hakikatlerle dünya üzerinde nasıl bir değişikliğe yol açtı. Dünya üzerinde şuan dünya nüfusunun %23 Müslümandır ve dünya İslam’ın etkisi altındadır. Örneğin Mahatma Gandi dünyaya şiddet olmaksızın nasıl değişiklikler yapılacağını gösterdi. Sessiz Devrim yaparak Hindistan Bağımsızlık Hareketi’ni başlattı. Bunun gibi daha nice örnekler mevcuttur dünya üzerinde dünya geçmişinde her biri ayrı bir değişim öyküsü insanları doğruya yönelten onları olması gerekeni gösteren. Bir de bu soruya manevi yönden ters bir açıdan cevap vermek gerekirse şöyle düşünebilir; bir insan kendini değiştirdiğinde de aslında dünyayı değiştirmiş olur çünkü o insanda küçük bir alem ve bu dünyaya ait. Şems-i Tebrizi’nin bu konuyla alakalı çok güzel bir sözü vardır. “Şayet senin gönlün değişirse dünya da değişir.”

Yaşadığınız çevreye ait olan gelenek ve görenekler hakkında bilgi toplayınız.

Yaşadığınız çevreye ait olan gelenek ve görenekler hakkında bilgi toplayınız. Edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla sınıfta paylaşınız.

 

Ülkede halkımız arasında yaşanan farklı durumlar için çeşitli törenlerin düzenlendiği bir takım gelenek ve görenekler yer almaktadır. Konuyla ilgili detaylara bakıldığında bebek sahibi olacağını öğrenen aileler için doğum gelenekleri bulunmakta olup bu durum aile üyeleri arasında büyük bir sevinç ve coşkuyla karşılanmaktadır. Doğum sonrası akrabalar tarafından bebeğe ve annesine çeşitli hediyeler takdim edilmekte ve birtakım aile ziyaretleri gerçekleştirilerek geleneklere uygun kutlamalar tertip edilebilmektedir. Evlenmeye karar veren çiftler için kına, nişan ve düğün gibi bölümleri bulunan evlilik gelenekleri yer almakta olup nişan törenini kız tarafı düğünü ise erkek tarafı üstlenmektedir. Bu bölümlerde yöresel türküler eşliğinde oynanan oyunlar ile kutlamalar gerçekleştirilmektedir.

 

Askere gitmeye hazırlanan kişiler için ailesi tarafından mevlit okutulması, dua edilmesi gibi gelenekler yerine getirilmekte ve bu süreç içerisinde yakın akraba ve komşular tarafından asker ailesine ziyaretler gerçekleştirilmektedir. Asker adayına harçlık verilmesi gibi yardımlar yapılır ve eline kına yakılarak askere gönderilmesi sağlanır. Ramazan ve Kurban gibi dini bayramlarda bayramın ilk gün sabahında bayram namazı için halk Camide toplanır ve ilk bayramlaşma burada gerçekleştirilir. Küçükler büyüklerinin ellerini öper akraba ziyaretleri gerçekleştirilir. Yöresel yemekler ve tatlılar eşliğinde hoş sohbetler edilir. Küçük çocuklara bayram harçlığı ve hediyeler verilerek onların da mutlu olması sağlanır. Bahsedilen durumlar haricinde sünnet, hac ve cenaze gibi durumlarda da geleneklere uygun olacak şekilde törenler gerçekleştirilmektedir.

Yaşadığınız yerin kültürel özellikleri nelerdir?

Yaşadığınız yerin kültürel özellikleri nelerdir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Oldukça köklü bir tarihe ve kültürel mirasa sahip olan ülkemiz toprakları Doğu, Batı ve Akdeniz gibi kültürlerin etkileşmesi ile bambaşka bir kültürel kimliğe bürünmüştür. Dünya üzerinde uzun yıllardır yaşamsal faaliyetlerin sürdürüldüğü bölgelerden birisi olma özelliğine sahip Anadolu coğrafyası kültürle açıdan büyük bir mirasa sahiptir. Birbirine yakın noktalarda yer alan bölgelerde dahi bu kültürel farkları görebilmek mümkün olmaktadır. Konuyla ilgili olarak ülkemizin en kalabalık ve büyük şehri konumunda yer alan İstanbul’un kültürel özelliklerine bakıldığında Sultan Ahmet Köftesi, Kanlıca Yoğurdu ve Uykuluk gibi yiyeceklerin yemek kültüründe kendine önemli bir yer edindiğinden söz edebilmek mümkündür.

 

Bölgede tarihi dönemler boyunca birçok köklü devletin hakimiyet sürmesi tarihi ve kültürel mirasın artmasına katkı sunmuş olup görülebilecek turistik rotalar arasında Eyüp Sultan Cami, Topkapı Sarayı ve Kız Kulesi gibi noktalar ön plana çıkmaktadır. Yörenin en çok rağbet gören halk oyunları içerisinde bölgeye has müzikler eşliğinde oynanan Çiftetelli, Zeybek, Trakya Karşılaması ve Şehnaz Oyunu bulunmaktadır. Bilim ve sanata oldukça önem verilen kentte medeniyet ve eğitim kültürü de ülke seviyesinin üstünde bir noktada yer almaktadır. Farklı dinlere ait mabetleri bir arada görebilmenin mümkün olduğu şehirde bu medeniyetlere ait unsurlar hoşgörü içerisinde varlığını sürdürmektedir. Kente yapılan yatırımların etkisiyle birlikte ulaşım ve haberleşme ağının oldukça üst noktalarda yer aldığından söz edebilmek mümkündür.

Türkler destan yapmaktan destan yazmaya fırsat bulamamışlardır sözünden ne anlıyorsunuz?

Yahya Kemal Beyatlı’nın “Türkler destan yapmaktan destan yazmaya fırsat bulamamışlardır.” sözünden ne anlıyorsunuz? Düşüncelerinizi paylaşınız.

 

Milletleri derinden etkileyen göç, savaş, zafer ve doğal afetleri konu alan edebi eserlerdir. Yaşanan etkileyici olayların ardından söylenmiştir. Kuşaktan kuşağa, dilden dile aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Destanların bazıları direk yazar tarafından yazılmıştır. Fakat sözel olup dilden dile aktarılanlar ise ünlü bir edebiyatçıya denk gelerek yazıya dökülmüştür. Dilden dile aktarılırken destanlar olağanüstü bazı motiflerle süslenmektedir. Metin olarak oldukça uzundurlar. Bir milletin genel kahramanlık ve değerli karakterlerini yansıtmaktadır. Halkın genelinin bildiği, iz bırakmış, ortak belleğin ürünü konuları esas alır. Destanların büyük çoğunluğu başta şiir olarak söylenmiş sonra düz yazıya geçirilmiştir. Sosyal, kültürel, doğa ve tarihi olaylardan beslenmektedir. Destanlarda bulunan kahramanlar oldukça güçlü ve kuvvetlidirler. Hatta bazıları olağanüstü özellikleri vardır.

 

Eski Türkler, göçebe olarak yaşamışlardır. İlkel hayvancılık ve tarıma dayalı zorlu yaşamları olmuştur. Değişik coğrafyalarda ve değişik yaşam koşullarında yaşamışlardır. Gittikleri yerlerde hep birileri ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. Düşman milletlerle mücadele kadar zorlu doğa koşulları ile de mücadele edilmiştir. İşte bu mücadeleleri yapan kişiler çeşitli kahramanlıklar göstermiştir. Uzun süre göçebelik çemberinden kurtulamamışlardır. Yıllar sonra yerleşik hayata geçen Türkler bu seferde savaşlarla dolu bir tarihin içine girmişlerdir. Savaşlarda dillerden dillere anlatılan kahramanlıklar yaşanmıştır. Vatanlarını korumak için savaşan bu insanlar, tarihlerinde yaşadıkları topraklardan göç etmeleri, yazıya çok geç kavuşmuş olmaları, sıklıkla din değiştirmeleri gibi nedenlerden destan gibi sanatsal yapıtlara ve eserlere ulaşması zaman almıştır. Sözlü olarak anlatılan destanlar da yıllar içinde yazıya dökülmediğinden yok olmuştur.  Hayatları destanı yaşamak olan Türkler yazılı destanlara biraz geç kavuşmuştur.

Destan yazmak isteseniz hangi olayı ya da kişiyi konu edinirsiniz?

Siz bir destan yazmak isteseniz hangi olayı ya da kişiyi konu edinirsiniz? Niçin?

 

Edebiyatın sözlü kısmına dahil edilen destanlar, milletleri derinden etkileyen sosyal ve tarihi olayları anlatan edebi eserlerdir. Bu eserler genellikle manzum şekilde yazılmaktadır. Destanlar ve destansı öyküler, insanın yaşamının dünyada hayatında başlaması ile başlamıştır. Dünyanın her yerinde ve zamanında, milletlerin geleneklerini sonraki kuşaklara aktarmak için ortaklaşa meydana getirilmiş edebi biçimlerdir. Efsanelerden sonra bilinen en eski edebiyat türüdür. Genellikle tarihi, kültürel ve folklorik öğeler içermektedir. Yaşanılan toplumun iradesini elinde tutan kahraman ve bilge karakterlerin gerçek ve efsanevi hayatları çevresinde oluşur. Bilgi verisi hikayelerdir. Destanların genel özellikleri:

 

  • Halkın ortak belleğinin ürünüdür.
  • Belli bir milletin özelliğini yansıtır.
  • Genellikle şiir şeklinde yazılır fakat günümüze düz yazı şeklinde ulaşmıştır.
  • Sosyal ve tarihi olaylardan beslenir.
  • Milletin hafızasında iz bırakmış olayları anlatır.
  • Kahramanların olağanüstü özellikleri vardır.
  • Coşkulu anlatımla yurt sevgisi, yiğitlik, dostluk, kahramanlık temaları işlenir.

 

Ben içinde Seyit Onbaşı’nın ve diğer askerlerimizin de yer aldığı Çanakkale Savaşı’nı konu edinmek isterim. Çünkü Çanakkale Zaferi tam anlamıyla bir destandır. I.Dünya Savaşı’nın en kanlı kısmı olarak bilinen Çanakkale Cephesi, başta Seyit Onbaşı’nın ve onun gibi binlerce askerin kahramanlıklarıyla dolu bir efsanedir. Gerçek anlamıyla yurt ve vatan sevgisini anlatan muhteşem bir zaferdir. Ciddi zorluklar altındayken bile vatanı için var gücüyle mücadele eden Türk milletini en güzel anlatan şiirdir. Birileri için zorlu olan bu dönem Türk Milleti’nin şeref, şan, zafer ve gururla dolu en parlak sayfa olduğundan hakkında destan yazılmayı hak etmektedir.

Romantizm Kelimesinin Çağrıştırdıkları

Romantizm kelimesinin size çağrıştırdıklarını söyleyiniz.

 

Romantizm denilince neredeyse herkesin aklına kalpler, mumlar ve benzeri kavramlar gelmektedir. Romantizm, Türk Dil Kurumu’nda, davranışlarında coşku ve duygunun aşırı ölçüde etkisi bulunan olarak tanımlanmaktadır. Şiddetli aşk ve sevgi duygusu besleyen kişinin bu duygularını hayal gücünden derinden etkilenerek ifade etmesidir. Bazılarına göre tutkularla hareket etmek, bazılarına göre ise aşk ve tutkulu olan hislerin hepsi anlamına gelmektedir. Bana göre aşk ve sevgi kavramlarına biraz felsefe, biraz edebi sözler, biraz politik hareketler eklendiğinde ortaya çıkan duygu ve fiil durumudur. Romantizm, edebiyatta tutkulu ve aşk dolu hislerin ifade edilmesi, şövalye ve prenses ruhluluk, felsefede sevginin doğaya, değerlere, mitolojiye yansımasıdır. Politikada ise romantizm, adaletle yönetilen topluma, en muhteşem yıllara zemin oluşturmaya duyulan arzu ve meraktır.

 

Romantizm kavramının oluşması ve kabullenilmesi zorlu ve sancılı bir süreçten geçmiştir. Dünyayı şekillendiren hemen hemen her kavram zorlu süreçlerden geçmiştir. İlk başlarda Romantizm, uç noktada olan, alışılmadık olan, sıra dışı, benzersiz ve yaban anlamlarında kullanılmıştır. Kavramın kabulleniliş süreci içinde en kabul göreni; aklın bastırılıp, gem vurulmak istenen duyguların gün yüzüne çıkarılmasıdır. Belli bir süre sonra oturan kavram günümüzde aşk ve sevgi çevresinde kullanılmaktadır. İnsan için çok değerli ve özel bir duygu olan sevgisini farklı ve etkileyici sözler veya fiillerle göstermesidir. Kişinin eşini mumlarla süslenmiş yemek masasıyla karşılaması ve duygularını içinden gelen en güzel haliyle ifade etmesi Romantizmdir. Romantizmi gösterme şekli kişiden kişiye değişmektedir.

İyiliğe iyilik her kişinin karı, kötülüğe iyilik er kişinin karı sözüyle ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

“İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı”

 

Türk Dil Kurumu’na göre iyilik, karşılık beklemeden yapılan yardım, lütuf ve ihsandır. Kötülük ise zarar verecek söz veya davranış olarak tanımlanmaktadır. İnsanın hayatında iyilik her zaman kötülüğün önünde olmalıdır. İyilik yapma duygusunun baskın olduğu toplumlarda suçlar olabildiğince az ve huzur oranı çok daha yüksektir. İyilik yaparken bir insanı diğerine tercih etmemek iyiliğin temelidir. İyilik yapan kişi aslında kendine iyilik yapmaktadır. Çünkü iyilik insanlara mutluluk verir. Oysaki kötülük huzursuzluğa sebeptir. Bunu anlayabilmek için etrafımıza bakmamız yeterlidir. İyi insanlar mutlu iken kötüler hep bir kaosun içindedir. İyilik yapan bir kişiye kötülük yapmak ne insanlığa yaraşır ne de insanın vicdanı buna müsaade eder.

 

İyilik yapana iyilikle karşılık vermek her insanın rahatlıkla yapacağı bir durumdur. Asıl önemli olan kendine kötülük yapana iyilikle karşılık vermektir. Halk arasında sana kötülük yapanı iyilikle cezalandır diye bir söz vardır. Kötülük yapana iyilik yapıldığında o kişinin hatasını anlamasına yardımcı olunur. Yapılan iyilik kişiye ve topluma güzellik kazandırırken kötülük yapanın da yanlıştan dönmesine sebep olabilir. Kendine yanlış yapıldığında insan öfkelenir. Öfkesine hakim olup aynıyla karşılık vermemesi onun karakterinin ne kadar güçlü olduğunun da en büyük göstergesidir. Kötülüğe kötülükle, iyiliğe iyilikle karşılık verilen bir toplumda yanlışların düzeltilmesi, eksiklerin giderilmesi mümkün olmaz. Daha güzel bir dünya daha iyi bir gelecek için kötülüğe karşı her zaman iyilikle karşılık vermek için mücadele edilmelidir, iyilik yapma konusunda cömert olunmalıdır.

Cesurun bakışı, korkağın kılıcından keskindir sözünden ne anlıyorsunuz?

“Cesurun bakışı, korkağın kılıcından keskindir”

 

Cesur insanlar istikrarlıdır, yiğitlikleri ve azimleri yüzlerinden okunur. Yüz ifadeleriyle düşmanlarını yıldırabilirler. Korkak insanların ise yürek gücü maalesef yoktur. Olması gereken bu gücün olmamasından dolayı kılıcı gerektiği gibi kullanmayı başaramazlar, dolayısıyla da kılıçları ne kadar keskin olursa olsun hiçbir işe yaramaz.Cesur insan hiçbir şeyin eksikliğini duymayan, kendisine son derece güvenen ve gelecekten asla korkmayan biridir. Onun dışındaki gelişmeler her ne olursa olsun, cesur kişi bundan asla etkilenmez. Başka kişileri yıkıma uğratan hadiseler onun moralini asla bozmaz. En büyük problemlerin karşısında bile bir çıkış yolu bulabileceğinin bilincindedir. Dolayısıyla bağımlılıklarından kurtulmuş ve gerçek olarak özgürlüğe kavuşmuştur.

 

Korkak insanlar ise her daim güçlü görünmeye çalışır ve zayıflıklarını bu yöntemle örtmek ister ve övülmekten büyük keyif alır. Korkak insanların hiç dayanamayacakları şey eleştiridir. Çünkü etraflarında hep iyi tanınmak isterler ve kendilerine değer vermeyen kişileri de her gördükleri yerde küçük düşürmeye çalışırlar. Bu insanlara hatalarını kabul ettirmekte neredeyse imkansızdır. Herkesin hata yapabileceğinin farkında asla değildirler. Cesur insanlar gerçeklerin farkında olup hata yapmaktan korkmazken, korkak insan için aynı durum söz konusu değildir, kendilerine göre asla hata yapmazlar. Bilimsel olarak yapılan araştırmalara göre soğukkanlı olarak ifade edilen gerçekler daha kolay onaylanmaktadır. Cesaret hayatı algılama tarzıdır.Cesur insanlar başarılı, mutlu ve sevgi dolu olurken, korkak insanlarsa imgesel düşmanlarla savaşarak ömrünü mutsuz bir şekilde tüketir.

Dünyada pek çok millet bulunmasına karşın hepsinin kendilerine ait doğal birer destanlarının olmamasının nedeni sizce ne olabilir?

Dünyada pek çok millet bulunmasına karşın hepsinin kendilerine ait doğal birer destanlarının olmamasının nedeni sizce ne olabilir?

 

Türk Edebiyatı, İlkçağ döneminde, Orta Asya ülkelerinde doğmuştur. Bu edebiyat, ilk etapta zengin bir destan edebiyatıdır. Milli kahramanlık, din, fazilet gibi konuları içeren hikayelerdir. Destanların karakterleri arasında; Tanrı, tanrıça, su köpüğünden yaratılmış bir Bozkurt çocuğu yada ağaç karnında doğmuş insanlar bulunan bu hikayeler, ilk etapta ilk insanların hayal alemini anlatan masallar gibi görünür.Fakat; olayın derinini görebilenler, bu hikayelerin yapılarında milletleri, faziletleri, fikir ve sanatları oluşturan büyük medeniyet mimarisinin ana taşlarını görürler ve insanlık tarihinin nasıl başlayıp nasıl gelişip devam ettiğini bir masal atmosferi içerisinde öğrenirler. Destanların içerisinde zengin mitolojik öğelere rastlanır. Aslı Farsçaya dayanan destanlar, her millette yoktur.Bazı milletler, destan edebiyatına ‘epopeeartjficielle’ ismi verilen, yapma destanlarla dahil olmuşlardır. Farklı Avrupa milletlerine mensup fikir ve sanat adamlarının da pek çoğu ilhamlarını eski Yunan, Şark ve Latin milletlerin destanlarından yada mitolojilerinden almışlardır. Çünkü bir milletin milli destanının olabilmesi için o milletin tarihinde bir takım şartların bulunması gerekir. Bu şartları sıralamak gerekirse;

 

  • Millet, halk hayalinin efsaneler yaratmaya uygun bulduğu, en eski ve ilkel çağlarda yaşamış olmalı.
  • O milletin tarihinde unutulmaz doğa olayları, göçler, büyük savaşlar, yeni coğrafyalarda vatan kurulması gibi halkın hayatını ve hafızasını kuşaklar boyunca meşgul edecek olaylar yaşanmış olmalı. Çünkü insanlar, insanlığın bu ilk dönemlerinde doğa ve toplum olaylarını ya derin bir korku ya da büyük bir hayranlıkla seyrederdi.

Efsane kelimesinin size çağrıştırdıklarını sözlü olarak ifade ediniz.

Efsane kelimesinin size çağrıştırdıklarını sözlü olarak ifade ediniz.

 

Ağızdan ağıza dolaşarak şekillenen ve olağanüstü nitelikler taşıyan hikayelere efsane denir. Yeryüzünde yaşamış olan tüm milletlerin farklı efsaneleri vardır. başlıca Türk efsaneleri; Oğuz Kağan destanı ve devamı olan Ergenekon’dur. Efsanenin temeli olan hadise, halkın hayalinde boyut değiştirerek ağızdan ağıza hatta nesilden nesile geçer. Her milletin kendi diline özgü pek çok efsanesi vardır. Bunların bazısıbirçok millet tarafından benimsenmiş ve aynı efsane başka adlarla pek çok dile yerleşmiştir.

 

Efsan ve efsane şekillerinde de karşımıza çıkan kelime aslen Farsçadır, sergüzeşt ve hikaye anlamına gelir. Geçmiş durumları ifade etmek için kullanılır. Zaman içerisinde gerçekler görünmez olmuş, halk olayı masal şeklinde anlatmıştır. Efsanelerin başladığı tarih belli olmamakla birlikte, bir masalın ya destanın değişikliklere uğratılarak ayrı ayrı deyişlerle yaşadığı bir gerçektir. Daha çok inançla ilgili konularda ortaya çıkan destanlar, hemen her yer üzerine söylenmiş; kainattaki varlıkların ve olayların meydana geliş şekillerini, gerçek olsun veya olmasın, bir sebebe bağlayarak anlatmaya çalışan halk edebiyatı ürünleridir.Efsanelerin toplumsal işlevleri vardır. Özellikle inanışlar üzerinde etkili olduğu için toplum adetlerinin muhafaza edilmesinde ve toplumsal özelliklerin sağlanmasından önemli bir öğedir. Bu konularla alakalı olarak ortaya çıkan efsaneler çağlar boyunca etkisini basit bir şekilde sürdürür.Bunun yanında açıklanamayan hadiselere çözüm getirmesi, örnekler verip, nasihat etmesi toplum kurallarına katkı sağlaması gibi toplumsal işlevleri de vardır.