Küçücük yaşlarımızdayken öğretmenlerimiz, ders kitaplarında bulunan konularla alakalı metinler yazmamızı istemiştir. Peki nedir bunun sebebi?

Daha küçücük yaşlarımızdayken öğretmenlerimiz, ders kitaplarında bulunan konularla alakalı metinler yazmamızı istemiştir. Peki nedir bunun sebebi? Nedir bize olan etkisi?

Yazmak insanın ufkunu açan, kaybolduğu yollardan onu kurtaran, içinde bulunduğu karanlıktan aydınlığa emin adımlarla çıkmasını sağlayan ve en önemlisi ister istemez sağladığı katkıyla insanı, diğer insanların karşısında erişilemeyecek bir seviyeye çıkaran eylemdir. Yazmak çok geniştir, insan kendini rahat ettiği her alanda yazabileceği gibi, duygularını kağıda da dökebilir ve içerisinde bulunan kötü düşünceleri kağıt kalem vesilesiyle yok edebilir.

 

Yazma alışkanlığı daha küçük yaşlardan edinilmesi gereken bir şeydir, çünkü bir insan ergenlik dönemini de tamamladıktan sonra tekrar yazmaya adapte olamaz. Kişi ya üşenir, ya gereksiz bulur, ya da onca zamanın üzerine verdiği katılıkla donup kalır ve kendini ifade etmeyi bırak, nereden başlayacağını bile bilemeden boş kağıtlara bakar durur. Sık yazan insanların da bazen ne yazacağını bilemediği olur, bununla hiç yazmayan karıştırılmamalıdır; çünkü insanın duyguları sallantıda olduğunda yazamamasına denilebilecek en ufacık bir şey olamaz.

 

Yazma alışkanlığı mutlaka edinilmesi gereken bir eylemdir, çünkü yazma alışkanlığı olup duygularını kağıtlara kalem aracılığıyla rahatça, korkmadan dökebilen bir insan; diğer insanlardan her zaman daha rahat ve psikolojik açıdan sağlam olacaktır. Yazma alışkanlığı olan bir insanın en büyük dostu kalem, en sadık dostu da kağıttır; kalem ve kağıt ne bir insana ihanet edebilir, ne de ona duymak istemediği şeyler söyleyebilir.

Bir bölümü verilmiş olan yazıyı tamamlayınız.

Evrenin İşleyişi ve Düşünmek

 

Yazımın başlığını henüz koymadım ancak aklımda şekillenmeye başlayan bir şeyler var. Başlık demişken “Düşünmek” olabilir, diyorum. Neden olmasın? İnsanoğlu günümüze düşünerek, düşündüklerini hayata geçirerek ulaşmıştır. Düşünmek için okumaya ve düşündüklerini yazmaya ihtiyaç duyan insan aslında bir şeyin farkına varmıştır. “Evrende düşünmeden yaşamanın mümkün olmadığını.”

 

İnsanoğlu geçmişten günümüze oldukça gelişmiş, milyonları aşkın buluşlar icat etmiştir. Hayatımızı kolaylaştırmak, düzene sokmak ve kendimize daha çok zaman ayırmamızı, fırsat vermemizi sağlamak için sürekli düşünme halinde olmuş ve sürekli yeni bir şeyler üretmiştir.

 

Eski zamanların birinde ünlü bir bilim adamı “İcat edilebilecek her şey icat edildi. Artık daha da gelişemez bu teknoloji.” demiştir ve ondan yalnızca birkaç yıl sonra söylediği lafın ne kadar gereksiz ve yanlış olduğunu anlamıştır. İnsanoğlu düşünebilen bir varlıktır ve düşünmeye devam ettiği sürece önünde kimse duramayacak, her gün bir adım ileri atacak ve yeni bir şeyler bulacaktır.

 

Düşünmek yalnızca icat etmek değildir. Düşünmek duygularımızı kontrol etmek, yaşamımızı düzenlemek ve iş, okul yaşamımızda verimli olabilmek için sürekli yaptığımız bir eylemdir. Çocukların ellerine en verimli zamanlarında verilen cep telefonları, insanoğlunun düşünmesini engellemekte ve hayal gücünü kısıtlamaktadır. Bu nedenle eskiye oranla üretilen icatlar, geliştirilen teknoloji biraz daha yavaşlamış hale gelmiştir. Fakat insanoğlu en verimli zamanlarını telefonlara da harcasa, işten güçten kafasını kaldıramasa da ihtiyaçlarının her zaman farkında olacak ve ağır bir süreçte ilerlemeye devam edecektir.

 

Evrende düşünmeden yaşamak mümkün değildir, çünkü yapılan kötü planların işleyişinde bile düşünmek eylemi şarttır. Bilinen bir gerçektir ki, en kötü adamlar en zeki olanları ve bu işi en çok düşünenleridir. Düşünmek bizlere verilmiş bir nimettir, bunu nasıl kullandığımız yine bizimle ilgilidir.

Kaba ve kırıcı bir dil kullanan insanların davranışları nasıl düzeltilebilir?

Kaba ve kırıcı bir dil kullanan insanların davranışları nasıl düzeltilebilir? Bununla ilgili önerilerinizi paylaşınız.

 

Kaba ve kırıcı bir dille konuşma sergileyen insanların davranışlarını nasıl düzeltebiliriz? Bunu hepimiz düşünmüşüzdür. Mutlaka çevremizde bir eş dost veya arkadaşımız kaba konuşmuş ve karşısında ki bir insanı kırmıştır. Bu durum karşısında elbette bizlerde üzülmüş ve kırılmışızdır. Ancak bu gibi arkadaşlarımızı düzeltmek için kaba bir dille karşılık vermemeliyiz. Çünkü bizlerde onlara kaba ve kırıcı bir şekilde yaklaşırsak, onlar daha fazla sinirlenip daha fazla kalp kırabilirler.

 

Peki ne yapmalıyız?

Yapmamız gereken ilk olarak o ortamda değil de, daha farklı bir zamanda o arkadaşımızı kenara çekip, imkan varsa tatlı bir şeyler yiyerek konuyu açmak. Konuyu açarken çok sakin ve sabit bir tonda uyarmamız gerekiyor. Eğer onu kızdıracak bir söz söylersek amacımıza ulaşamayız. Sakin bir dilde yaptığı davranışın karşısında ki insanı kırdığını ve sana yapılsaydı sende üzülürdün kırılırdın şeklinde açıklamalıyız. Bu şekilde kişi hatasını anlayana kadar sakin bir tavırla açıklayarak hak vermesini beklemeliyiz.

Bir insanın kalbini kırmamak, bir insanı üzmemek için nelere dikkat etmeliyiz?

Sizce bir insanın kalbini kırmamak, bir insanı üzmemek için nelere dikkat etmeliyiz?

 

Bir insanı üzmemek ya da kalbini kırmamak için o ağzımızdan çıkan laflara dikkat etmeliyiz. Karşı tarafın bir hatasını, yanlışını gördüğümüz zaman kırıcı bir şekilde değil de, daha nazik, yumuşak bir dille uyarırsak kalp kırmayız ve karşı tarafı böylelikle üzmeyiz.  Bu tek bizim için geçerli değil herkes için böyle olmalıdır. İnsanların mutlu ve huzurlu yaşaması için birbirlerine karşı hoşgörülü, samimi, dürüst ve saygı çerçeve içerisinde olması gerekmektedir. Toplumda barış ve huzurun olması birlik ve beraberlik içinde yaşanması için insanların birbirlerinin kalplerini kırmaması gerekir. Bir insanın kalbini kırmamak ve bir insanı üzmemek için o kişiye karşı saygı duymamız gerekir. İnsanlara karşı hoşgörülü ve adil olunması gerekir. Onlara karşı kötü davranmamız kalp kırmamız karşı tarafı üzmek ve kavgaya sebebiyet vermekten başka bir işe yaramaz.

 

Herkes toplumda bu düşünce içerisinde olursa kolay kolay kalp kırılmaz ve kavgalara, savaşlara neden olmaz. Bazen insanlar birbirlerini yanlış anlayabilir ve bu da kalp kırma karşı tarafı üzmeye sebebiyet verebilir. Bu yüzden yanlış anlaşılmaya neden olmamak için kelimelerimizi doğru bir şekilde seçmeliyiz. Ağzımızdan çıkan lafı kulağımızın duyması lazım çünkü biz söylediklerimizin farkında olmazsak ağzımızdan çıkan kelimelere dikkat etmezsek, kalp kırmaya ve karşı tarafı üzmekten başka elimize bir şey geçmez. Bütün bunlara dikkat edersek böylece toplumda barış ve huzur ortamı, mutluluk ve güven ortamı korunmuş olur. Bunun için bireysel davranışların ve insanların üzerine düşen sorumlulukların da yerine getirilmesi sağlanır.

Sevgi konulu iki dörtlük

Mevlânâ, Yûnus Emre, Hacı Bektâş-ı Velî gibi Türk büyüklerinin hayatlarını düşünerek “sevgi” konulu iki dörtlük yazınız.

 

Mevlânâ, Yûnus Emre, Hacı Bektâş-ı Velî’nin ne güzel ne sevgi dolu sözleri ve hayatı vardır. Neleri gördüler, neleri geçirdiler… Bizde sevgi konulu iki dörtlük yazalım…

 

Sevgi bir çiçekse eğer,

Salmaz mı dünyaya neşeler,

Sevgi denilen bir çiçek,

Yaşattırırsan yeşerecek,

 

Sevgi denilen bir ipek,

İrem gibi bir ömür sevecek,

Neleri yaşatır kim bilecek,

Belki de hepimiz bir sevecek.

Yaşamımız boyunca bize yardımcı olan, yol gösteren, elimizden tutan kişilere karşı neler hissederiz?

Yaşamımız boyunca bize yardımcı olan, yol gösteren, elimizden tutan kişilere karşı neler hissederiz?

 

Yaşamımız boyunca bize yardımcı olan, yol gösteren, elimizden tutan kişilere karşı kendimizi borçlu hissederiz. Onları bizim yol göstericimiz olarak görürüz ve o kişiye karşı sürekli minnet içerisinde oluruz. Hayatımızı şekillendiren, örnek aldığımız ve önder olarak kabul ettiğimiz bir ya da birçok kişi bulunabilir. Hayatını, yaşam tarzını görerek o kişiden etkilenerek kendimizi görebiliriz o kişinin yerinde. Onlardan etkilenir ve onları örnek kişi olarak kabul ederek, onlar gibi bir hayat yaşamak ve o kişinin iyiliklerine örnek almak isteriz. Yaşamımız boyunca bize yardımcı olan, yol gösteren, elimizden tutan kişilere karşı en çok da minnet duygusu içinde oluruz, o kişiye karşı kendimizi borçlu hissederiz. Onlara saygılı, sevgili, hoşgörülü, samimi ve dürüst bir şekilde davranışlarımızı gösteririz.

 

Hayatımızda örnek, yol gösteren, elimizden tutan, bize yardımcı olan kişi toplumda da örnek olan kişi veya kişilerdir. Hayatımızda bizi etkileyen kişiler önemli kişilerdir, o kişileri düşünerek, kendimizi onların yerinde hayal ederek mutlu oluruz. Onlara olan saygımız ve gözümüzde kahraman gibi oluşları bizi çok etkiler. Yeri geldiği zaman ise onlar gibi olmak için çaba içinde oluruz, hırslanırız. Bize hangi yoldan gitmemiz gerektiğini, hangi yolun yanlış olduğunu, düştüğümüzde elimizden tutan kişiler bizler için kurtarıcı süper kahramanlardır. Bu kahramanlar gibi olmak için hayatımızda bazı değişiklikler yapabiliriz. İleride o kişi ya da kişiler gibi olup bizde başka kişilere yol göstermek isteriz. Başkalarının hayatlarını değiştirmek, yardımda bulunmak, onların elinden tutmak isteriz. Her zaman bize yardımcı olan, yol gösteren, elimizden tutan kişiyi de unutmaz bizden ufak bir iyilik rica ettiğinde o kişinin yardımına da bu sefer biz koşarız.

Eviniz sizin için neler ifade ediyor?

Eviniz sizin için neler ifade ediyor? Açıklayınız.

 

Ev demek kapıyı açıp adımınızı attığınızda size ait olduğunu hissedebileceğiniz sıcak bir ortamdır. Ev; yuva demek, sevgi demektir. Evi ev yapan ise içinde olan detaylar ve ailenizdir. Ev benim için insanların özel hayatı, sığındığı yuvadır.

 

Ev demek, özelim demek. Dışardaki insanlar ne der demeden yaşayabileceğim yer demek. Odası, mutfağı, koridoru ile rahat rahat hareket edebileceğim, istediğim gibi giyinebileceğim, istediğim yerde yemek yiyebileceğim, canımın istediği gibi at koşturabileceğim yer demek.

 

Ev demek, mahrem demek. başka insanların göremeyeceği, müdahale edemeyeceği, özel hayatı rahat rahat yaşayabileceğim yer demek. Ailemin, eşimin, çocuklarımın rahat edebileceği yer demek.

 

Evin benim için başka ifade ettiği anlam ise; soğuk ve sıcak havalarda, yıldırım, fırtına, yağışlar, hayvanlar ve böceklerden insanlar korunma ihtiyacı duyar ve kendilerine ait özel bir yaşamlarının olduğu bölgedir. Ev, rahatlıkla uyuduğum bana ait olan yatağım, barındığım, sıcak yuvamdır benim için ev çok değerlidir.

Ailenizle yaşadığınız yer ve bu yere nelerin anlam kazandırdığı ile ilgili bir hikaye

Ailenizle yaşadığınız yer ve bu yere nelerin anlam kazandırdığı ile ilgili bir hikâye yazınız.

 

Okuldan bir gün servisle eve geldiğimde kapıyı art arda çaldım fakat kimse kapıyı açmadı ve çok fazla acıkmıştım. Karşıda oturan Ayten teyze sesimi duyduğu için kapıyı açtı ve annenin acil işi çıktı gel hadi bize dedi. Çantamı bırakıp, ellerimi yıkayıp güzelce karnımı doyurdum. Arkadaşlarımda okuldan gelmişti, aşağıya indim fakat üzerimde okul kıyafetleri olduğu için o gün oyun oynayamazdık. Ne yapalım diye düşündük sonra marketten bir şeyler alıp mahalleyi turlayalım dedik. Elimizde dondurmalarımızla mahalleyi geziyorduk, öncelikle Mevlana camisinin oradan geçelim dedik, o caminin bahçesi o kadar güzel güllerle dolu ki orayı çok seviyoruz. Oradan üst taraftaki parka geçtik, bu parkın ise kedileri ve köpekleri meşhurdur, onlara bakalım dedik. Benim üstüm müsait olmadığı için çok kirletemedim fakat arkadaşlarım onlarla baya eğlendiler. Biraz karnımız acıkmıştı kalan son paramızla gidelim fırından simit, poğaça alalım dedik. Bizim fırının sıcacık çıkan simitleri meşhurdur, Osman abiden aldığımız taze simitlerle eve yavaş yavaş dönmeye başladık.

 

Salı günleri meşhur olan üst sokaktaki salı pazarının oradan geçecektik, pazarın içinde tam sebzecinin oradan geçerken annemle karşılaştık o da işini bitirmiş alışverişe çıkmıştı. Beni görünce bu kıyafetlerle senin burada ne işin var? Dedi o an arkadaşlarımın yanında rezil olacağımı anlamıştım, tek ben yetmiyor gibi arkadaşlarıma onlarında annelerine söyleyeceğini belirtti ve akşam üç arkadaş da evde baya azar işitmiştik. O günden sonra ailemizden habersiz siteden uzaklaşmadık.

Uzun yıllar yaşadığınız bir ev, mahalle veya devam ettiğiniz bir okuldan ayrılmak zorunda kalsanız neler hissedersiniz?

Uzun yıllar yaşadığınız bir ev, mahalle veya devam ettiğiniz bir okuldan ayrılmak zorunda kalsanız neler hissedersiniz?

 

Uzun yıllar yaşadığımız ev, mahalleden ayrılırsam kendimi çok kötü hissederim. Nedeni ise arkadaşlarımın olduğu, düşüp kalktığım, bisiklet sürdüğüm, top oynadığım mahalleden ayrılmak beni oldukça üzer. Kendi mahallemde o kadar çok anım var ki buraları terk etmek istemem. Bu mahallede her ev, her sokak, her alanda mutlaka tanıdığım biri vardır. En önemlisi bu kadar tanıdığım insanda, sevdiklerimden ayrılmak çok zor, çok kötü bir olur benim için. Komşuluk çok önemli bir kavramdır, oturduğumuz apartmanda herkes birbirini tanır ve kapılar kapatılmaz bile, evde bir malzeme eksikse utanmadan istediğimiz, yaptığımız yemekten bir tabak karşıda oturana da vermemiz ve daha bir sürü durumdan, bu kadar samimi bir ortamdan kimse ayrılmak istemez.

 

Devam ettiğim bir okuldan ayrılırsam da arkadaşlarımı, öğretmenimi çok özlerim. Yeni bir okul, yeni arkadaşlarla tanışmak oldukça zor bir süreç olabilir. Sınıfta tanıdığım, alıştığım arkadaşlarımdan ayrılmak istemem. Yanımda oturan sıra arkadaşımdan vazgeçmek ve en yakın arkadaşlarımı bırakmak, alıştığım anne, baba yerine koyduğum öğretmenimi bırakmak benim için acıklı bir durum olabilir. Zamanı gelince elbet ayrılacağız sürekli aynı kişiler ve aynı öğretmenle devam edemeyiz fakat sınıf ayrılmadan önce o sınıftan ayrılmak zor bir durumdur. Zorunlu nedenlerden dolayı ayrılacak zorunda kalırsam yeni ortama alışmaya çalışır ve eski arkadaşlarımın yerini sürekli ararım. Oturduğum mahalleden çok uzaklaşmazsam da arada eski mahallemi görmeye giderim ya da uzakta olursam yerlerini, bendeki olan değerlerini, anılarımı uzun süre unutamam.

Çok değer verdiğiniz veya uzun yıllar sakladığınız bir eşyanız var mı? Bu eşyaların sizin için anlamı nedir?

Çok değer verdiğiniz veya uzun yıllar sakladığınız bir eşyanız var mı? Bu eşyaların sizin için anlamı nedir?

 

Genel olarak herkesin çok değer verdiği bir eşyası vardır. Benim çok değer verdiğim eşyam küçük bir ayıcıktır ve uzun yıllardır saklıyorum. Bu eşyanın benim için anlamı küçükken huzursuz olduğum zamanlarda annem bu oyuncakla beni durdururmuş ve bu oyuncağım hala benimle beraber. Küçükken yanımda olduğu için ve gözümde koca bir kahraman oyuncak ayı olduğundan, benim için anlamı büyüktür.

 

Başka bir değer verdiğim eşya ise lastik tokamdır. Küçük yaşta anaokuluna gittiğim zamanlar saçlarım sıkı bağlanmadığında kendimi kötü hisseder ve okula gitmek istemezmişim. Bu yüzden annem birkaç lastik tokayla saçımı sıkı tutacak bir toka yapmıştı ve o tokanın benim için değeri çok fazladır. Şu an biraz yıpranmış durumda olsa da uzun yıllardır saklıyorum ve baktıkça eski anılarımı hatırlayarak mutlu oluyorum.