Önlemsizlik, gevezelik, övüngenlik, yararsız merak birbirlerine yakın akrabadır.

“Önlemsizlik, gevezelik, övüngenlik, yararsız merak birbirlerine yakın akrabadır.” sözüyle ilgili duygu ve düşüncelerinizi arkadaşlarınıza anlatınız.

Hayatın birçok gerçeği ile yüzleşebileceğimiz güzel bir sözdür bu söz. Düşündüğümüzde yazılanın aslında ne kadar da doğru olduğunu görürüz. Hayatımızda gerçekleştirmek isteyip de gerçekleştiremediğimiz ne varsa, hepsinin ana sebepleridir bunlar.

 

Örneğin topluma yararlı bir iş üzerine çalışan ekibe gevezelik yaparsın, onların dikkatini de dağıttığın gibi boş boş konuşmaktan başka bir işe yaramazsın. Toplumda sevilen değil sevilmeyen olursun.

 

Bir program sunmak istersen ama prova yapmadığın için, bazı gerekli şeyleri o anda unutursun. Sebebi tamamen önlemsizliktir. Başarısızlığın en birincil sebeplerinden biridir önlemsizlik.

 

Övüngenlik çağımızın bilgili, bilgisiz her insanının ciddi sorunlarından bir tanesidir. Bilgisizler bilgili olduklarını sanarak övünürler, bilgililer de en iyi bilenin kendileri olduğunu düşünerek övünürler. Oysa ikisi de öyle yanlış ve öyle saçmadır ki; gelişememenin ve üretememenin en ciddi sorunlarından bir tanesidir. Başarısızlık getirir.

 

Yararsız merak özellikle hiçbir şey bilmeyenlerin, başkalarının hangi kötü davranışlarda bulunduğunu merak etmeleriyle gelişen oldukça kötü bir şeydir. İnsanlar birbirlerinin ne yaptığını düşünür, bulur ve eleştirir. Eleştirisi haklı da olsa, haksız da olsa, onlar için önemli değildir.

 

Bu sözle başarısızlığın en belirgin nedenleri anlatılmaktadır ve bu 4 davranıştan uzak durulması gerekmektedir. Aksi durumlarda insanlar kendilerini de yaşadıkları yeri de geliştiremeyecekler, yerlerinde saymaya ve diğer yerlerin gelişmesini izlemeye mahkum kalacaklardır.

Hayallerinizi gerçekleştirmek için neler yaparsınız?

Hayallerinizi gerçekleştirmek için neler yaparsınız? Anlatınız .

Hayalimin ne olduğuna göre değişir. Her insanın birçok hayali vardır, örneğin kimisi iyi bir meslek ister, kimisi mesleğine uygun karı yüksek bir iş ister, kimisi bir araba, kimisi bir ev ister, kimisi yurtdışına gitmek ister. Hayaller çeşitlidir ve her insanın birden çok hayali bulunmaktadır.

 

Benim hayallerimi sıraladığımda şuan ilk başta iyi bir psikolog olma hayalim geliyor. Ardından yurtdışına çıkıp yüksek lisans yapmak istiyorum. Sonra ülkeme dönüp harika bir iş bulmak ve ev almak istiyorum. İyi bir evlilik yapmak ve 2 tane mükemmel çocuğun annesi olmak istiyorum. Peki bunlar için ne yapıyorum. Öncelikle bunları sıraya koymam gerekiyor. Yani ilk olarak psikolog olacağım ve ben bunun için çok çalışıyorum. Yurt dışına gitmek için para biriktiriyor ve dil öğreniyorum. Kalanına da ancak bu ikisini tamamladıktan sonra bir şeyler yapabilirim.

 

Hayaller bazen çok uç noktalarda da olabilir. Örneğin bir doktor, kansere tedavi bulmanın hayalini sürüyor olabilir. Bunun için bütün deneyleri yapmalıdır ve gerçekten çok fazla vakit harcamalı ve gerektiği yerde, hayatındaki keyfi şeylerden ödün vermelidir. Hayallerimiz ancak bu şekilde hedefine ulaşabilir. Biri bir hayal kurar ve gerçekleştirmek isterse eğer, birçok şeyden ödün vermesi gerekmektedir.

 

Ben eğer iyi bir evlilik yapmak istiyorsam, bunun için çalışmama gerek olmayacaktır. Doğru insan, doğru zamanda karşıma çıkacak ve hayallerimin adamının o olduğunu anlamam uzun sürmeyecektir. Yine bu konuda bazı şeylerden ödün vermek gerekir. Örneğin iyi bir aile için çok paraya, çok güzelliğe, çok mala ihtiyaç yoktur. Hayatımın adamı beni bulduğunda onda olmayanları görmek yerine olanlarla ilgilenirsem, evliliğimiz uzun süreli olacak ve mutlu bir hayatımız olacaktır.

Hata yapmayan insan olabilir mi?

Hata yapmayan insan olabilir mi? Açıklayınız.

Tabi ki olamaz. Hata yapmayan bir tane Allah’ın kulu var mıdır? Hata yapmak insana özgü bir davranıştır ve mutlaka herkes bir gün bir şekilde hata yapacaktır. Ki hatalar kötü bir şey değildir, ders alındıkça.

 

Çoğumuz hatalarımızdan yakınan ve onların ne kadar kötü olduğunu düşünen, ince düşünceli insanlarız. Sanki sadece kendimiz hata yapmışız gibi böyle bir şey düşünmemiz, aslında ne kadar da saçma ve yanlıştır. Hatalarımızdan ders çıkarıp, bir daha aynı hatayı yapmamak için çabalamak varken, ne diye durup durup kendimizi üzeriz ki?

 

Örneğin arkadaşlık ilişkinizin bir tanesinde, karşı tarafı istemeden kırdınız ve kendinizi çok kötü hissediyorsunuz. Ya da eleştiri hak etmeyen birini istemeden eleştirdiniz. Hak etmeyen birine tokat attınız. Haksızlığa göz yumdunuz. Sayıyorum, daha da sayabilirim ama bunlar aslında sayıldığı kadar basit hatalar değiller maalesef. Yapana vicdan azabı, yapılana kalp kırıklığı yaşatan ciddi hatalar. Ben böyle bir durumda kalsam ne yapardım, diye düşünüyorum ve yaptığınız hatalarda size yardımcı olmayı deniyorum.

 

Ben birinin kalbini istemeden ve haksız yere kırsaydım, elimde yapabileceğim tek bir şey olurdu. Özür dilemek ve asla bir daha tekrar etmemek. Karşı tarafta yaratılan yıkımın ne ölçüde olacağını ve özrün ne kadar etki yapacağını bilemem ama hata yapmayan insan yoktur; hata yapmak insanlığın ana kuralıdır ve tecrübede bu hatalar sayesinde edinilebilecek bir olgudur. Bu nedenle hata yapmaktan çekinmeyin, hatalar yapın ve öğrenin ama çok da ilerilere gitmemek için bir çözüm yolu üretmeyi de ihmal etmeyin.

Satın alınan oyuncağın mı yoksa emek verilerek yapılan oyuncağın mı daha değerli olduğunu düşünüyorsunuz?

Satın alınan oyuncağın mı yoksa emek verilerek yapılan oyuncağın mı daha değerli olduğunu düşünüyorsunuz?

 

Satın alınan oyuncakların neredeyse hepsi birbirine benzemektedir. Çünkü onları makine yapmıştır, yüz şekilleri, ölçüleri, kıyafetleri hep bir beden olacak ve o oyuncaklar gerçek hayatın aksine her zaman daha güzel olacaktır. Oysa çirkin bebekler de güzeldir, güzellik ölçülerin tam olmasıyla, fındık burun, ince bel ile ölçülemez ki.

 

Emek verilen oyuncaklar her zaman daha kıymetlidir. Çünkü makine yapımı oyuncakların yapım süresi en fazla 1 saat sürmektedir, o da boyutu çok büyükse. Ama el yapımı oyuncaklar öyle midir? Ninelerimiz anlatır, küçükken eski bezlerimizin içerisine tarlalarda topladığımız pamukları koyar bebekler yapardık ve onlar olmadan uyuyamazdık. Bir düşünün, en kısa ihtimalle bir hafta sürmüştür o bebeği istediği gibi yapması. Tabi ki çok kıymetli olacaktır, o kadar üzerinde uğraşılmış, emek verilmiş o oyuncağın.

 

Eskiden sınıf ayrımı çok ortadaymış, şimdi de hala bazı kesimlerde öyle tabi. Dedelerimiz tahtalardan oyuncaklar yapar elleriyle yarıştırırmış, kimileri de uzaktan kumandalı arabalar kullanırmış. O arabalar ilk çıktığında çok modaymış ve herkes çok istermiş, oysa şimdi ne kadar da sıradanlaştı.

 

Emek verilerek yapılan oyuncaklar daha sağlam olmaları, daha güzel olmaları, gerçek hayatı daha çok yansıtmaları ve çoğunlukla biraz kilolu olmaları dolayısıyla her zaman daha değerli olmuşlardır. Hele ki bir çocuğun kalbine girmeyi, çok daha kolay başarmışlardır.

İnsanın yüreğinin bir kapısı olsaydı siz o kapıyı nasıl açardınız?

İnsanın yüreğinin bir kapısı olsaydı siz o kapıyı nasıl açardınız?

 

İnsanın yüreğinin kapısını neden açmak istediğime bağlı olarak değişir, desem çok da yanlış konuşmuş olmam sanırım. İnsanın yüreğinin kapısı olayların değişikliğine göre çeşitli çeşitli kapalıdır.

Örneğin bir annenin yüreğinin kapısını açmak çok kolaydır. “Anneciğim, o geziye bütün arkadaşlarım gidiyor. Ben de gitmek istiyorum.” Anneniz bu teklifiniz karşısında sizin için delicesine endişelenecek olsa da kabul edecektir, çünkü o ana yüreğidir ve çocuğunu asla kırmak istemeyecektir.

 

Bir yüreğin kapısını açmak için, yüreğinin kapısını açacağınız kişiye bir güven ve sevgi vermiş olmanız gerekmektedir. Çünkü bir insan, kim olursa olsun size güvenmiyorsa veya sizi sevmiyorsa veya ona saygı duyduğunuzu düşünmüyorsa, konu ne olursa olsun yüreğinin kapısını sizlere kapatacak ve açmak istemeyecektir.

 

Bir insanın yüreğinin kapısı karşı tarafa duyduğu sadakat, güven ve duyarlılık çerçevesinde açılır. Yani bu aslında bir birikimdir, kısa zamanda gerçekleşmesi mümkün değildir. Örneğin bir anne çocuğunun bir yere gitmesine evet, izin verir ama izin vermesi için öncesinde o çocuğun ona bir güven vermiş olması gerekmektedir. Örneğin tanımadığı kişiler ile konuşan, hatta onlar ile oyun oynamak isteyen, onların peşinden giden, önüne arkasına dikkat etmeyen, istediği bir şeye koşan ve bunu habersiz yapan bir çocuğun gitmesine annesi asla izin vermez.

 

İnsan ilişkilerinde de durum böyledir. İnsan yeni tanıştığı insana güvenir, çünkü güvenmek zorundadır. Hakkında hiçbir şey bilmediği birinin yalan söyleyeceği aklına gelmez, gelirse bu kötü niyettir. Burada güvenden kastım, onun doğruyu söyleyip söylemediği yoksa başka konularda elbetteki güvenmez. İşte bu noktada karşı taraf güven kazandığında, kalplerin kapısı her zaman açılacak; güven kaybettiğinde de o kilidi kimse açamayacak.

Günlük Yazma Kurallarına Uygun Örnek Günlük

SORU: Aşağıya, günlük yazma kurallarına uyarak bir gününüzü yazınız.

 

Sevgili Günlük;

Bugün yağmurun hışırtıları ile uyandım. İstanbul’da yağmurlu bir gündü ve okula gidecek olmak beni biraz üzüyordu. Çünkü yağmurlu günleri yatarak ve kitap okuyarak geçirmekten hoşlanıyorum. Aslında çizgi film izlemek de benim için oldukça hoş.

 

Anneme birkaç kez gitmemek için ısrar ettim fakat bunun mümkün olmadığını ve hastalık olmadığı sürece ders kaçırmamam gerektiğini söyledi. Derslerimin benim için ne kadar önemli olduğunu da ben henüz yataktayken hatırlattı. Zaten yağmura hiç yakalanmayacağımı, babamın beni okula arabayla bırakacağını söyledi. Servis beklemek ile ve servisin kalabalığında ayakta gitmek ile meşgul olmayacağım için biraz olsun sevinmiştim. Babamın işi Beyoğlu’nda idi ben ise Beşiktaş’ta okuyordum. Mecidiyeköydeki eski Ali Samiyen Stadyumuna yakın oturmamız dolayısıyla babam ile yolumuz tersti ve babam benden erken gidiyordu, yani okulda olmam gerekenden 45 dakika kadar erken oluyordum. Sonuçta o da trafiğe girmek istemiyordu ve ben bu yüzden servis kullanıyordum. Geciktiğim zamanlarda annem beni otobüs ile bırakıyordu.

 

İstemeye istemeye yataktan kalktıktan sonra pijamalarımı değiştirdim ve gerekli hazırlıklarımı tamamlayıp kahvaltımı ettim. Babamla biraz erken yola çıktık ve okuluma gittim. Her şey seyrinde ilerliyordu ve okulum gayet iyi geçmişti, derslerime iyi çalışıp özenli notlar almıştım.

 

Dönüşte servisi kullanarak evime gittim, yağmur yine vardı ama çok azdı ve şemsiyem beni ondan korumuştu. Annem her zamanki gibi ineceğim yerden beni aldı, evime geçtim. Biraz yemek yedim ve dinlendim, sonra bir saat kadar televizyon izledim ve ödevlerimi tamamladım. Tüm işlerim bittikten sonra kitap okudum ve bir çocuğun uyuması gerektiği kadar uyuyabileceğim bir saatte gözlerimi kapattım.

Günlük Tutmanın Faydaları Nelerdir?

Günlük tutmanın faydaları ile ilgili duygu ve düşüncelerinizi arkadaşlarınıza anlatınız.

Günlükler hayatta yaşadığımız acı tatlı, iyi kötü anılarımızı yazdığımız; gördüklerimizi, duyduklarımızı, yaşadıklarımızı ve hissettiklerimizi aktardığımız en yakın, en sadık ve en dürüst dostlarımızdır. Her şeyi açık açık -hatta kendimize itiraf edemediğimiz şeyleri bile- paylaştığımız günlüklerimiz sayesinde, yaşadığımız olayların etkilerini atıp yaşamımıza devam etmenin daha kolay bir yolunu bulmuş oluruz.

 

İnsan yazarken çok fazla düşünen bir canlıdır, yani olayın geliş ve gidiş esnasını yazarken, beyin neden olduğuna ve ne olması gerektiğine dair cevaplar bulmaktadır. Bu esnada insan haklıyı ve haksızı kolayca anlama şansı bularak, kendi özeleştirisini kimseye gerek kalmadan yapar ve kendini toplumda daha iyi ifade eder.

 

Uzmanların bakış açısına göre bir kez söylediğimiz bir şeyi, yani bir kez söylemeye cesaretlendiğimiz bir şeyi sonuçlarına aldırmadan ikinci kez söyleme şansını bulabiliyoruz. Bu bir bakıma iyi, bir bakıma kötü bir şey. Örneğin insanların içerisinde konuşmaya cesaret edemeyen bir çocuk, bunu bir kez aştığında bir daha hep yapabilir. Fakat kötü bir şey yapmaya niyetlenen insan için de aynı durum söz konusudur, elbette.

 

Günlük tutmak, insanın gereksiz arkadaşlıklar kurmasını engeller ve kötü ortamlardan onu uzak tutar. Çocuk bir kez kötü bir şey yapıp, bunu günlüğüne yazdığında yanlışını anlat ve bir daha yapmaz; veya onu tesadüfen okuyan ebeveynleri onu uyarabilirler. Bunun dışında ortamlarda özgüven sağlamaktadır. Yani bir ortamda konuşacağı şeyi bilmeye başlar çocuk ve kendini çok iyi ifade edebilme şansı bulur.

Günlük tutmanın insanların kişiliğine, hayatına, hayal dünyasına ne gibi etkileri olabilir?

Günlük tutmanın insanların kişiliğine, hayatına, hayal dünyasına ne gibi etkileri olabilir?

Günlük tutan, bunu her gün yazmayı başaran ve hiç üşenmeden arkadaşına anlatırmış gibi defterine olanı biteni anlatanlar gerçekten çok özel insanlardır. Çünkü bu herkesin yapabileceği bir iş kesinlikle değildir, yani bir insan gün içerisinde yaşadıklarını, hissettiklerini, kendine bile itiraf edemediklerini kolay kolay kağıda kaleme geçiremez.

 

Çoğu zaman büyük bir hevesle aldığımız günlüklerimizi, birkaç gün hatta hadi birkaç hafta kullanıp kenara köşeye atarız. Çünkü günlük bize karşılık veremez ve bir saatten sonra yazmaya üşenir, sıkılırız. Fakat bunu aslında devam ettirsek ve gün içerisinde yaşadığımız özel ve güzel anıları günlüğümüz ile paylaşabilsek, ne kadar güzel olurdu. Bundan bir 10-20-30 yıl sonra baktığımızda, ne kadar geliştiğimizi, ne kadar toy olduğumuzu ve o yıllarda yaptıklarımızı bir daha asla yapamayacağımızı anlamış oluruz. Ne kadar güzeldir, insanın geçmişini hiç beklemediği bir anda açıp okuması.

 

Günlük tutmanın etkisi her insan için oldukça büyüktür. Çünkü bir çocuk günlük tutup, içini dökebilirse bunu bir kez yapabildiği için oldukça özgüvenli olur. Arkadaşlarının karşısında dimdik durur ve yazarken hissettiklerini, düşündüklerini kolayca aktarmanın bir fırsatını bulur.

 

Günlük tutan çocuklar, gereksiz arkadaşlıklara ihtiyaç duymaz ve gerçekten doğru insanlar ile arkadaşlık yaparlar. Çünkü onların hayallerini, sevinçlerini, üzüntülerini paylaşabilecekleri bir dostu zaten vardır ve çoğunun eminim, bir kardeşi de vardır. Yani oyun oynayabilecekleri biri de zaten mevcuttur, kardeşi yoksa anne babası ya da kuzeni, elbet biri onunla oynayacaktır. Gereksiz arkadaşlıklardan uzak durmak, çocuğun gelişimi için oldukça değerlidir ve bu nedenle her çocuk bir şekilde günlük tutmayı alışkanlık haline getirmelidir.

Duygu ve düşüncelerinizi yazıya dökmeyi seviyor musunuz?

Duygu ve düşüncelerinizi yazıya dökmeyi seviyor musunuz?

Bir yazar olarak duygu ve düşüncelerimi yazıya dökmeye bayılırım. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, ben gördüklerimi, duyduklarımı, yaşadıklarımı gün ve gün olur olmaz yazan bir yazar değilim. Ben öncelikle yaşadığım olayın etkisinin benim üzerimden bir iki ay geçmesini beklerim ki, bu sayede olanı biteni objektif bir şekilde değerlendirebilir ve haklıyla haksızı ayırabilirim.

 

Bir insanın kendi için yapabileceği en güzel şey, yaşadıklarından anlam ve ders çıkarabilmesidir. Ben yazdıklarımı kendim yaşadım diye yazanlardan değil, üzerinden uzun bir zaman geçtikten sonra kurguladığım romanda kurgulayan tiplerdenim. Çünkü bir romanın kahramanının gerçek olması için, o romanın yazarının kahramanının o kahraman olması gerekmektedir. Birebir kendi hayatımı yazıyorum demiyorum, elbetteki çevreden duyduklarımı da işin içerisine ekliyorum. Yansıttığım karakterlerin çektikleri acıları birebir bilerek, dinleyerek, kendimi onların yerine koyarak yazmayı seviyorum. İşte bu sayede, hem kendi duygu ve düşüncelerimi, hem de başkalarının hissettiklerini ve yaşarken başkalarına hissettirdiklerimi yazıyorum.

 

Duygu ve düşüncelerimi kağıtlara aktarmak bana iyi geliyor, çünkü kağıtlar asla bir insana ihanet edemez; onlar her zaman dürüstlerdir. Bu sayede hem güvenilir bir dost edinmiş oluyorum, hem de kendimi oldukça rahat hissediyorum. Çünkü kağıdım ile benim aramda geçenleri yalnızca biz bilebiliriz, üçüncü şahıslar bizi rahatsız edemezler. Benim roman kahramanım üzerine lanse ettiklerimi ise, asla benim üzerimde kullanma hakları yoktur, çünkü gerçeğin ne olduğunu asla bilip tahmin edemezler.

İnsanlar yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını neden yazma ihtiyacı duyarlar?

İnsanlar gün içerisinde yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını neden yazma ihtiyacı duyarlar?

 

Kimi insanlar, diğer insanların aksine kağıdına kalemine düşkündür; gördüklerini, duyduklarını hemen o gün yazmak ve gerek günlüklerine, gerek anı türünde kitaplarına yazmak ve kağıtla kalemle buluşturmak isterler.

 

Bunun sebebi çok çeşitli olabilir. İlk olarak, bir insan kağıdını kalemini yakın arkadaşı olarak görüyor olabilir ve tıpkı akşamları arkadaşlarımızı arayıp, günümüzün nasıl geçtiğini anlattığımız gibi onlar da kağıdına kalemine gün içerisinde görüp duyduklarını ve hissettiklerini yazıyor olabilirler. İçine kapanık ve kendini son derece yalnız hisseden insanların çoğunun yazma sebebi tartışmasızdır ki budur.

 

Fakat elbetteki yazma amacı farklı olan insanlar olabilir. Örneğin evliyalar gittikleri yerlerde görüp duyduklarını yazılara aktarmışlar ve yüzyıllar boyunca elden ele dolaşarak okunmasını sağlamışlardır. İnsanların amacı anı kitabı yazarken bu olabilir. Yani gerçekten çok değişik şeyler görüp duyuyor ise, yaşıyor ise, bunları gelecek kuşaklara aktarmak isteme ihtimali yüksektir. Ve günlük tutanlar için de böyle bir ihtimal söz konusudur, çünkü belki de insan yaptığı yanlış davranışların sebebini o süslü defterlere anlatıyordur ki; o zaman anlaşılamamış ama ölüp gittikten sonra okuyan biri anlamış olsun diye.

 

Yazmak insanı son derece rahatlatan bir eylemdir. Yani bir insan sırf rahatlamak için gün içerisinde yaşadıklarını kağıda döküyor da olabilir. Hatta o gün yazdığını ertesi gün yakan, yırtan, çöpe atan insanların sayısı da çok fazladır. Bu bir çeşit, o gün yaşadım ve bitti artık önüme bakmalıyım demektir.