Seneca’nın (Seneka) “Kitapsız yaşamak; kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır.” sözünü açıklayınız.

Seneca’nın (Seneca) “Kitapsız yaşamak; kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır.” sözünü açıklayınız.

 

Okuma alışkanlığını edinene kadar zorluk çekmemiz çok normal. Ülke olarak o kadar soğuk bakıyoruz ki okumaya, bilgi sahibi olmaya. Hazıra o kadar alışmışız. Bilgiyi bile 2. ağızdan dinleyerek ediniyoruz. Bu bilgiye de güveniyoruz. Ne garip. Biz okurken elimizden tutan var gibi davranıyoruz. Hazır da olan herşey bize hizmet etmekte zorunlu sanki. Kimisine soruyoruz cevap alamayınca kızıyoruz. İyi de söylemek zorunda değil kimse. Bakın biz okuyup öğrenmek araştırmak zorundayız ama. Bu şekilde herzaman muhtaç olacağız. Birilerine birşey sorarken bulacağız kendimizi. Yanlış anlaşılmasın küçümsediğim için değil engeli olduğu için devamlı yardıma ihtiyacı olan kişiler de öyle. Birisinin yardımı olmadan yaşamlarını idame ettirmekte zorlanırlar. Görmezler, duymazlar, konuşamazlar. Peki biz bir bilgi sahibi olmadan nasılız hiç düşündük mü ? Yorum sizin ben sadece Seneca’nın sözüne açıklık getirmeye çalıştım.

 

Kitap bizlerin hayatında önemli bir yer tutmalı. Tutmalı diyorum çünkü tutmuyor. Çünkü kitapsız yaşamaya çalışıyoruz. Kitapsız ancak yaşamaya çalışılır. Yaşanmaz. Dönüp bir bakalım çevremizin dışına açılalım. İnsanlar nasıl gelişme gösteriyor nasıl fikir üretiyor ? Biz kitap okumadığımızda görmemiz gerekenleri göremeyiz bilgi sahibi değilizdir. Biz kitap okumadığımızda duymayız kendi bildiğimizi uygularız başka fikir ve düşünceleri önemsemeyiz. Biz kitap okumadığımız da kendimizi ifade edemeyiz dilsiz kalır derdimizi anlatamayız. Son derece doğru bir söz kitapsız yaşamak;kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır.

“Hiçbir gemi bizi bir kitap kadar uzaklara götüremez.” sözüyle ilgili duygu ve düşüncelerinizi katılımlı konuşma yöntemini kullanarak anlatınız.

“Hiçbir gemi bizi bir kitap kadar uzaklara götüremez.” sözüyle ilgili duygu ve düşüncelerinizi katılımlı konuşma yöntemini kullanarak anlatınız.

 

Bu günlerde herkes gitmek istiyor
Küçük bir sahil kasabasına
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…

Diye başlayan Can Yücel’in gitmek şiiri,

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç.
Ama olsun… istemek de güzel.

 

Diye son buluyor. Her insan kendini okuduğu şiirlerin bir tanesinde mutlaka bulur. Konu gitmek olunca bende kendimi bulduğum şiirden paylaşayım istedim. Şairin dediği gibi herkes gitmek istiyor. Nereye olduğunu kendi bile bilmez insanın. Gitmek olsun da neresi olursa olsun. Şehir veya başka bir durum ne derseniz deyin bizi bunaltan onlarca sebep var. Sıyrılıp gitmek istediğimiz sorumluluklar o kadar çok ki.

Gitmeye karar verdin mi bir de yolculuk yapacağın durum nasıl olmalı onu belirlemelisin. Hayali mi gerçek mi ? Ne fark eder ki hele bi git de. hayali de olsa o hissi yaşadın mı o sana yeter. Bizler gerçek dünyanın esiri olmuşuz. Hep gerçekler de saklı değil ki mutluluk. Nasıl olacak ki bu hayali gitme ? Hemen anlatayım. Kitapla..
Hiçbir geminin bizi bir kitap kadar uzaklara götürememesi nedendir sanırsınız. Kitapta duygular saklıdır. Siz okudukça açığa çıkar. Siz okudukça hissedersiniz. Gerçekte yaşşayamayacağınız hazzı yaşarsınız da bana neler oluyor dersiniz. Abartmıyorum. Durumun farkına varmış ki yazar böyle söylemiş. Çok da doğru söylemiş. Hemde öyle uzaklara götürür ki sizi ne kaybolduğunuzu düşünürsünüz ne de dertlerden uzaklaşamadığınızı. O gittiğiniz yerde düşüneceğiniz tek şey kendinizi bulduğunuz olacaktır.

Biz de gidelim mi ? Geç bile kaldık bence. Bu uğraş bu koşuşturma bitermi sanıyoruz. Belki de hepimiz farkındayız gitmemiz gerektiğinin. Önemli olan gidebilmeyi başarmak. Öyle ya gerçekle işimiz yok bizim kitaplarımızla gideriz biz. Gidelim..

Bir yıl boyunca hangi türde kaç kitap okuyacağınızı planlayınız.

Bir yıl boyunca hangi türde kaç kitap okuyacağınızı planlayınız. Planınızı yazılı hâle getiriniz.

Karambole hareket etmek kimseyi mutlu etmez biliyorum. Bende mutlu olamam ki. Bir plan yapmalıyım. Hem zamanımı daha faydalı kullanmış olurum bu sayede.

Oniki ay boyunca uygulamam gereken bir plan yapacaksam da her aya bir kitap sığdırmakla başlamalıyım. Her ay bir kitap çok mu bilemedim ama iki aya bir kitap okursam da planımı tekrar gözden geçirir olmazsa altı ay boyunca uygulayacağım şekilde hazırlarım. Kitapların kimisi de beni alıp götürüyor çabuk bitiriyorum nasıl yapsam ki? Ama kimisi de benim alıp götürmek istediğim cinsten. Yani bitmek bilmiyor beni benden alıyor. İnadım bazen işe yarıyor. Bitirmeden bırakmıyorum. Nasılsa başladım. Nasılsa yarıladım. Nasılsa az kaldı.

 

Günlük en kötü 20 sayfa okurum. Hafta da 80 sayfa, ayda 320 sayfa. İyi bir okur değilim tamam. Ama çok seviyorum kitapları ve okumayı. zamanımı iyi kullanamıyorum belkide. Onu da bu plan sayesinde iyi kullanacak olursam daha çok okurum herhalde. Bu hafta 30 sayfa okuyayım da haftaya 10 kalsın. O hafta gelir nasılsa 10 okudum ben bunun üstüne bir 30 daha okurum gibi.. Teoride güzel gidiyor planım İnşallah uygulamada da aynı heyecanı yaşarım. Kendime güldüm tam olarak burada.

Tür olarak çok birşey düşünmeme gerek yok. Başka türlere ilgim yok. Hiç okuyamamaktansa ilgi duyduğumu okuyayım bari. Aksiyon, macera, tarih, gizli istihbarat servisleri.. 4 tür den kitap. her ay 1 kitap okusam her tür kitaba 3 adet düşüyor. bence iyi bir ortalama.

“Kitaplar ve okuma eylemi” kavramları sizin hayatınızda nasıl bir yere sahiptir?

Hayatımız bir çok düşünce çerçevesinde devam ederken kimi zaman fikirsiz kalabileceğimiz kadar sığ kimi zamansa bir çok fikrimizin olduğu gibi sürüp gidiyor. Elbette zorluklar da olacak ama kaldıramadığımız zorluklar bizi çileden çıkarmıyor değil. Her zorlukla başa çıkabileceğimizi düşünmemiz bizi eksiltiyor, günden güne eritiyor. Güçlü olmak nedir ? Nasıl güçlü oluruz ? Bunları biliyor muyuz ? Yoksa kendimize göre uydurma terimler mi oluşturuyoruz belli değil. Gücümüzün farkına varmadan ya da güçlü olup olmadığımızı bilmeden güçlüyüz demekle zorlukların üzerine yoğunlaşmak bizi yıpratacağı gibi başarısız olmamızı da sağlayacaktır. Önce kendimizi bilmeli ona göre hareket etmeliyiz ki önünü arkasını düşünerek hareket edelim. Delikanlılığı kuru kuruya yapmak faydadan çok zarar getireceği aşikardır. Peki kendimizi nasıl tanırız diye düşündüğümüzde benim aklıma kitaplar ve okuma eylemi geliyor.

 

Kitaplar evet her insanın olduğu gibi benimde hayatımda önemli bir yerde. Tabi ki sadece kitaplar olarak değil okuma eylemi kavramı çerçevesinde onları okuduğumuz sürece anlamlı olacak kitaplar. Hiç okumadığınız kitapları arkanızda ki rafa sıralayıp bununla gösteriş yapmak size bir şey katmaz. İçine girmelisiniz kitapların. Gezmelisiniz orada. Dikkatle bakmalısınız etrafa ki yeni şeyler öğrenebilesiniz. Okumadan kendini geliştireceğine inanlar da yok değil. Biz bizi ilgilendiren tarafa bakalım. Bırakalım onlar kendi gelişim süreçleriyle ilgilensinler. Biz gelişelim. Güçlü olalım. Kitap sana nasıl güç veriyor okuyup bıraktım bırak  kelimelerle oynamayı diye düşünebilirsiniz. İzninizle onu da açıklayayım. Bakın bir olay hakkında genel anlamda söylüyorum okuduğunuz bir kitaptan edindiğiniz fikir sayesinde düşünme mekanizmanız gelişecek ve çözüm odaklı davranacaksınız. Ufak bir örnek benimkisi. Çözüm odaklı düşündükçe sıkıntıların üzerine gidebilecek yahut çözemeyeceğinizi anladığınız için geri çekilecek ki bu da size artı değer katacaktır, problemleri kolayca halledeceksiniz. Sakın boş gelmesin. İnsan tek taraflı düşündükçe bencilleşiyor. Çok farklı düşünme stilleri öğrendikçe bu konuda kendinizi geliştirdikçe işiniz kolaylaşır.

En son hangi kitabı okudunuz? Yazarı kimdi? Konusu neydi?

En son teşkilat adında bir kitap okudum. Selman Kayabaşı tarafından kaleme alınmış gizli servisler ile alakalı bir kitap. Konusu biraz dağınık ele alınmış. Çok güzeldi diyemem. Meraklısı dışında okuyan birini bu konulardan uzaklaştırmak için oldukça yeterli. Olaylar kopuk olduğundan anlamak için mola vermemeli tamamını tek seferde okumalısınız. Yani bilemiyorum belki de ben öyle hissettim. Ya da beklentim fazlaydı. İlgili olduğum bir konuda vasat bir kitap okumayı neden seveyim ki? Verdiğim paraya mı yanayım yok harcadığım zamana mı ? Yine de okudun olsun hiç bir şey katmasa okumuş kendini geliştirmiş oldun demeyin. Ona ayırdığım zamanda daha güzel bir kitap okuyabilirdim. Ya da hiç mi okumasaydım ? Yok yok o kadar da kötü değil. Beğeneni illa ki çıkacaktır. Kişisel görüşümü beyan ediyorum burada. Yoksa bir yazarı özellikle az veya çok bu konularla alakalı bilgili bir yazarı eleştirmek benim ne haddime. Ben kendime bakayım önce. Hem bende ara vermeden okusaydım. Kitaba saygısızlık mı ettim diye düşündüm bunları yazarken. Neyse artık kararı siz verin.

 

İçeriğinde gizli yapılanan Sultan Abdulhamit’den bu yana süregelen bir gizli yapıdan bahsedilmekte. Bu yapının günümüzde faaliyete geçtiği ve milli güvenliği tehdit eden unsurlara karşı verdiği mücadele anlatılmakta. Olaylar gizliliğini koruyor görünürde böyle bir teşkilatın varlığından kimsenin haberi olmuyor. Sadece mensubu olan üyeler tarafından faaliyet gösteren bu teşkilatın milli çıkarlar doğrultusunda hareket ettiği bu amaç uğruna canlarını çekinmeden feda ettikleri anlatılıyor.

Severek okuduğunuz, bitmesini hiç istemediğiniz bir kitabınızdan bahseder misiniz?

Heyet adlı kitap. İkincisi de çıktı. İkisi de güzel ve heyecan vericiydi benim için. Hiç bitmesin demeyelim de serisi devam etsin dediğim kitaplardan. Ama etmeyecek gibi görünüyor. Çünkü olaylara tarihin akışına göre yön veriyor ve günümüze kadar uzanmış durumda konular. Dahası olur mu bilemem ama olsa çok iyi olur. Bir kere sürükleyici bir olay akışı var. Sıkılmıyorsunuz. Kendinizi olayı izlerken değil bizzat olayın içinde  buluyorsunuz. Abartı elbette ki olacaktır. Vardır da. Ancak bu hayal dünyamızı geliştirmekten öteye gitmez. İnandırıcılık artsın diye yalan söylememiş yazar. Olayların büyüklüğü o yazmasa da sizin olayı zihninizde abartmanızı sağlıyor. Tabi ki daha iyi kurguyla yazılmış kitaplar vardır. Ancak beni vuran noktası kendi tarihimizden alınan ilhamla yazılmış olması.  Hiçbir şey boşuna değilmiş vay be diyeceğiniz bir kitap.

 

Amerikan filmlerinden alışkın olduğumuz aksiyonun tabiri caizse kralı olmuş gerçek olay örgüleri ve durumlar tarihimizde oldukça fazla. Hangisini demeyin. Hiç birini bilmiyoruz emin olun. Gizemli olaylar çözümü için sizi beklerken ummadığınız yerden alıyorsunuz darbeyi. Bir başka plan içinde kayboluyor, çıkmak için düşünürken büyüleyici zekası ile tarihe yön veren atalarımız çoktan yaptığı kendi planı ile çıkıyor işin içinden. Başarı üstüne başarı hikayesi okuyorsunuz. Bazen de yapılan ihanetlere üzülüyor kahroluyor günümüzde de bu hainlikler olmamış mıydı diyorsunuz. Kendi çıkarını devletin çıkarının üzerinde tutanların daima zelil olduğunu görüyor onlara merhametin mazluma ihanet olacağını düşünüp üzülmüyorsunuz bile. Tarihi eksik öğrendi iseniz birer birer öğreniyor kapatıyorsunuz eksikliğinizi. Yanlış bildiğinizi de düzeltme fırsatı tanıyor kitapta. O olay öyle mi olmuş diye şaşırıyorsunuz. Bazen birlikte operasyona katılıyor gizlilik deşifre olmasın diye kitabı okurken kendinize doğru iyice yakınlaştırıyorsunuz. Bu ve bunun gibi daha nice güzel duyguya kapılmak isterseniz tavsiye ederim.

Kendinizi “Sığırtmaç Mustafa’nın Öyküsü” metnindeki kahramanın yerine koyarak Atatürk’e bir mektup yazınız.

Kendinizi “Sığırtmaç Mustafa’nın Öyküsü” metnindeki kahramanın yerine koyarak Atatürk’e bir mektup yazınız. Mektubunuzda giriş, gelişme ve sonuç bölümlerine yer veriniz. Mektubunuzu verilen sayfa yapısına uygun bir şekilde imla ve noktalama kurallarına göre düzenleyiniz.

 

Milletin tarihten silinmiş izi
Dağılan sürümüze baş olan gazi
Senin gibi dağdan toplamıştı bizi
Bunu hiç unutma sığırtmaç Mustafa

 

Dizelerini yazarken Mehmet Selahattin, ahde vefanın öneminin yanı sıra bizlere Gazi Mustafa Kemal’in önderliğini anlatmıştı. Biz de Mustafa’nın dilinden bir mektup yazalım o zaman.

Değerli Atatürk;

Soğuk bir havada çobanlıkla hayata tutunmaya çalışıyorken çıktın karşıma. Önceleri tanıyamadım seni. Dünya dan kopuk yaşayan bu fakiri sevgiyle zengin ettin. Sen sadece bu sığırtmaç Mustafa’nın hayatını değiştirmedin. Ben garip Sığırtmaç Mustafa bu aziz milletin kısa bir özeti gibiydi aslında. Sen bu milletin elinden tuttun. Eğittin öğrettin sahip çıktın bize. Öyle zor zamanda çıktın ki karşımıza bize Allah’ın bir hediyesi olduğunu hatırlattın. Kim derdi ki dağda çobanlık yapan bu garibi koca Mustafa Kemal Paşa görecekte elinden tutacak. Ve kim derdi ki bu aziz milletin artık tükendiği son zamanda karşısına Mustafa Kemal Paşa çıkacak da elinden değil koca yüreklerinden tutup kalkındıracak.
Öyle zor bir zamandı ki bize bizden olanlar zarar veriyordu. Bende öyle değil miydim? Benden olan ailem okutmuyordu beni. Onlara da kızamam. İmkanlarımız kısıtlıydı. Ülkeme de kızamıyorum imkanlarımız kısıtlıydı. Açtık. Açıktaydık. Doyurdun yetmedi eğittin yetmedi sonrası içinde düşündün bizleri. Yüreği güzel insan sana olan minnet borcumuzu sadece başarılı olabilmemiz şartıyla kabul ettin. Yine kendin için bir şey istemiyor yine milletini insanını düşünüyordun. İsterken bile güzeldin.
Değişen zaman bizlere senin gibisinin gelmeyeceğini çok anlattı. Ne kadar değer bildik veya bundan sonrası için ne kadar değer biliriz muamma. Seni mahcup etmemek için kendi adıma söz veriyorum. Milletimin de çalışmalarını istediğin gibi süratli bir şekilde sürdüreceğine inancım tam. Bu milletin gözünü açtın ya, artık kimse önünde duramaz bizlerin. Her yapılan iyiliğin elbette bir karşılığı vardır. Senin yaptığın iyiliklerin karşılığını alman için istediğin başarıyı yakalamaya koşar adım yürüyeceğiz. Bu garip Mustafa’nın Atası Mustafa’ya olan sözüdür.

Tarihte kahramanlığıyla ün yapmış kişilerden en çok hangisi sizi etkilemiştir?

Tarihte kahramanlığıyla ün yapmış kişilerden en çok hangisi sizi etkilemiştir? Niçin?

 

Tarih boyunca her milletin belli dönemlerde kahramanları var olmuştur milletin içine düştüğü sıkıntılarda ve değişimin gerektiği zamanlarda ortaya çıkan bu kişiler fedakârlık sadakat ve özveri ile çalışarak milletine farklı bir bakış açısı ve hatta yaşam tarzı kazandırmıştır. Dediğim gibi her milletin farklı bir kahramanı vardır ama benim için, örnek aldığım ve takdir ettiğim tek bir kahraman var. Tarihte kahramanlığı ile ün yapmış ve beni en çok etkileyen kişi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

 

Bugün burada olmamızı ve eğitim almamızı kendimizi ifade edebilmemizi, ailemizin ve sevdiklerimizin sağlıklı ve rahat bir şekilde hayatlarını sürdürmesini, yaşam standartlarımızı ve refahımıza onun sebep  olduğunu düşünüyorum. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyette ona sadık ve onun düşüncelerine de riayet eden yöneticilerin varlığı ile günümüze kadar ulaştığımızda kabul edilir bir gerçekliktir.

 

Eğer O ve silah arkadaşları ile birlikte milletimiz fedakârlıklar yapmasaydı ve milleti için bir mücadele vermiş olmasaydı biz ne bugün burada olurduk ne de sevdiklerimiz rahat ve huzur içinde yaşıyor olurdu. Hepimizin örnek alması gereken karakterde ve çalışkanlık da olan Mustafa Kemal Atatürk hiç vazgeçmeden, hiç yılmadan milleti ve vatanı için çalışmış benim gördüğüm en büyük kahramanlardan biridir. Tarih boyunca Atatürk gibi, milletlerin kaderini değiştiren birkaç tane büyük kahraman vardır ama benim kendime örnek aldığım ve her daim gurur duyduğum en büyük kahramanı Mustafa Kemal Atatürk’ dür.

Kütüphanelerde kitapların çeşitli ölçütlere göre gruplandırılması, bize ne gibi kolaylıklar sağlayabilir?

Kütüphanelerde kitapların çeşitli ölçütlere göre gruplandırılması, bize ne gibi kolaylıklar sağlayabilir? Düşüncelerinizi belirtiniz.

 

Kütüphanelerde kitapların belli ölçülere göre gruplandırılması ulaşım açısından kolaylıklar sağlayabilir. Örneğin kütüphaneye gittiğimizde konularına ve türlerine göre kitaplar ayrılmamış olsa ihtiyacımız olan kitabı bulmamız saatler hatta günler alabilir. Ama kütüphanede her kitap kendi türüne ve konusuna göre ayrıldığı için kolaylıkla ihtiyacımız olan bilgiye ulaşma şansına sahip olabiliyoruz.

 

Kütüphanede kitapların gruplandırılması:

  • Zamandan tasarruf etmemizi sağlar
  • Bilgiye Kolay ulaşmamızı sağlar.
  • Kafa karışıklığının önüne geçer.
  • Kitapların uzun yıllar deforme olmadan kullanılmasını sağlar.

 

Eğer kütüphaneler karmakarışık yerler olsaydı kimse kütüphaneye gitmek istemezdi. Bununla birlikte bilgiye ulaşmamış cahil bir topluluk olarak kalırdık. Kütüphanelerde kullanılan birçok sınıflama sistemi bulunmaktadır. Bunlardan biri açık raf sistemidir. Ve Dewey onu sınıflama sistemi sayesinde konularına göre yan yana yer alan kitaplar tek tek kodlanmış olarak hizmete sunulur. Bir başka kolaylıkta çevrimiçi arama yöntemleri ile aradığımız kitabın kütüphane içerisinde var olmadığını kitaplar arasında kaybolmadan bulabilme şansına sahip olmamızdır. Sınıflandırmadaki amaç birbiriyle bağlantılı konulara sahip olan kitapları bir düzen içerisinde sıralayarak kullanımı kolaylaştırmak aynı zamanda kullanım sonrası tekrar yerine kolaylıkla olmasını sağlamaktır.

 

Dewey onlu sisteme göre kodlar ise şu şekildedir:

  • 000 genel konular
  • 100 felsefe ve psikoloji
  • 200 din
  • 300 toplum bilimleri
  • 400 dil ve dilbilim
  • 500 doğa bilimleri ve matematik
  • 600 teknoloji
  • 700 güzel sanatlar
  • 800 edebiyat ve retorik
  • 900 coğrafya ve tarih

Şeklinde sınıflandırılmıştır.

Kurtuluş Savaşı’nı anlatan bir tarih kitabı mı yoksa bu savaşı konu alan bir roman mı daha çok ilginizi çeker?

Kurtuluş Savaşı’nı anlatan bir tarih kitabı mı yoksa bu savaşı konu alan bir roman mı daha çok ilginizi çeker? Düşüncelerinizi nedenleriyle söyleyiniz.

 

Kurtuluş savaşını anlatan bir roman daha çok ilgimi çeker çünkü hikâyeleştirilmiş anlatımları daha çok ilgi çekici buluyorum. Orada yaşanan duyguları ve olayları kurgu üzerinden ve karakterler üzerinden okuduğumda daha fazla anlayacağımı düşünüyorum. Örneğin Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban isimli romanında Kurtuluş Savaşı’nda geçen bir hikâye anlatılır ve okurken kendimizi kahramanın yerine koyma şansına sahip oluruz. Yine benzer örnekler verecek olursak Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanı, Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye ve Ateşten Gömlek romanı, Kurtuluş Savaşı’nı en güzel anlatan romanlar arasındadır.

 

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban romanında 1. Dünya Savaşı’na katılmış bir subayın hikâyesi anlatılmaktadır. Roman sayesinde, Porsuk çayını ve Anadolu’nun zaman içerisindeki durumunu gözlemleme şansını elde ederiz. Paşaoğlu olan başkarakter Ahmet Celal, yerleştiği köydeki köylüler için bir Yaban olarak algılanmaktadır. Anadolu’nun durumu: cehalet, bilgisizlik ve yoksulluk bütün yönleriyle ele alındığında Kurtuluş Savaşı’nı romanlar üzerinden anlamak çok daha kolay olmaktadır.

 

Kurtuluş Savaşı ile alakalı bilgi edinmek istediğimizde kesin ve net bilgileri tarih kitaplarından edinebilir olayların insanlar üzerinde nasıl etkiler bıraktığını öğrenmek için de Kurtuluş Savaşı’nı konu alan romanlar okuyabiliriz.

Bir şey öğrenmek için seçtiğimiz kitapların basıldığı zaman dilimi, yayınevi, anlatım şekli oldukça önemlidir. İster tarih kitabı, ister roman olsun özenerek hazırlanmış bir çalışmadan yararlanmak her zaman faydalı olacaktır.