Bir sanatçıyı övmenin veya yermenin onun başarısına katkı sağlayabileceğini düşünüyor musunuz?

Bir sanatçıyı övmenin veya yermenin onun başarısına katkı sağlayabileceğini düşünüyor musunuz?

Övmek demiştik, övgüye layık olanı övmek. Zor bir durum. Her insan bu konuda başarılı olabilir mi bilmiyorum. Çünkü överken kendi fikirlerimizin doğruluğu bizi bağlıyor sadece. Her insan öyle düşünmüyor olabilir. Övdüğümüz durumu veya kişiyi yeren de olabilir bunu bilmeliyiz. Birde övdüğümüz kişinin durumu değerlendirilmeli. Bunu kaldırabilecek kapasite de mi? Dedim ya zor iş. Sanatçı veya normal bir insan tüm bu durumları gözlemleyerek hareket etmeliyiz ki hataya düşmeyelim. Boş boğazlık yapmak bize bir şey kazandırmaz. Aksine dalkavuk diye anılırız. Sıvacı bile diyen çıkar.

 

Bir sanatçıyı övmenin veya yermenin onun başarısına katkı sağlayabileceği evet mümkün. Ama övmeyi ve yermeyi becerebiliyor muyuz onu kontrol edelim önce. Sonrasın da bizim görüşümüzü dikkate alan biriyse bir de yanlış yönlendirmek olmaz. Bizi tanımasına da gerek yok aslında. Kendisi adına yapılan eleştiriyi arayıp bulan ve kendine yön veren her sanatçı değerlidir. Oldu ki övdük başarısını gördük ve tebrik etmek adına böyle bir girişimde bulunduk bu onun bu başarılarının devamını getirmesi adına çok önemli. Yahut yanlış bir durumla karşılaştık ve düzeltmesi niyetiyle sevdiğimiz kişinin hatasını eleştirdik, düzeltmesini istedik. Oda bunu değerlendirip haklı buldu ve hatayı düzeltti. Kesinlikle başarısında büyük bir katkı sağlamış oluruz. Burada önemli olan yaklaşım tarzımız ve niyetimiz. Karşı tarafında böyle yaklaşımlara olan tavrı netse yapılabilir. Övgü de yergi de.

Övmek, övülmek ve övünmek kavramlarıyla ilgili neler düşünüyorsunuz?

Övmek, övülmek ve övünmek kavramlarıyla ilgili neler düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi paylaşınız.

Bilgisiz insanlar yaşadığımız her çevrede var olmuştur. Olacaktır da. Bu insanlara cahil demeye çoğu zaman kendimize ar sayıyoruz. Ama gerçeği değiştirmeyecek. Durum tespiti benimkisi. Aşağılamak değil haşa. Zaten var olan bir durumu dile getiriyorum. Buna neden olan davranışları düşünüyorum da o kadar çok ki. Özellikle övülmek istemeleri de bu nedenlerden bir tanesi. Sırf bunun gerçekleşmesi adına yapılan işler ve söylenen yalanlar insanlar üzerinde kalıcı etkiler bırakıyor. Kendilerini ayrı bir dünya da görüyor olmaları ve diğer tüm insanları yok sayıyor olmaları hatta dünyanın kendi çevrelerinde dönüyor sanmaları dahası. Bunun bir üst seviyesi kendilerini övmeleri. Bazen o kadar övünüyorlar ki başarısız olacakları ya da yapamayacakları işleri yapmış gibi anlatmak hayret veriyor insana. Bu kavramlardan sadece övmeyi yapabiliriz diye düşünüyorum. Tabi o da layık olduğunu düşündüğümüz kişilere. Övgüye layık olmalı ki övelim. Yoksa onunda diğer türlüsü dalkavukluğa götürür kişiyi. Kimse öyle anılmak istemez değil mi?

 

Tüm bu kavramların karşılığı olarak ben mütevaziliği seviyorum. Su aşağı doğru akar der büyüklerimiz. Aşağı akan su gibi aziz bir nimet se bizim yukarılarda aradığımız azizliği bulamayacağımız kesin. Gönlümüzü bükmeliyiz derken arifler yanılmış olamaz. Tabi ki başarı olmalıyız. Övgüye layık işler yapmalıyız. Ama bunu istemek için verilen çabalar beyhude. Niyetimiz doğruyu yapmak olmalı ve mütevazi davranmalıyız ki gerisinin önemsiz olduğunu anlayabilelim.

Şiir; sanat yapmak için mi yoksa topluma seslenmek, toplumu etkilemek için mi yazılmalı?

Şiir; sanat yapmak için mi yoksa topluma seslenmek, toplumu etkilemek için mi yazılmalı? Düşüncelerinizi nedenleriyle paylaşınız.

Rönesans döneminde sanatsal çalışmaların nasıl doğduğu hakkında fikir sahibiyiz az çok. Sanat toplumu etkilemeli mi yoksa kendini geliştirmeli mi onu da çok tartıştık. Bu da buna benzer tarzda. Bu sefer şiiri ele alacağız anlaşılan. Her toplumun kendine has özellikleri olduğu gibi yaşayış ve düşünüş tarzları da değişik olabilir. Aynı toplum içinde farklı görüşlerde muhakkak vardır ama bir toplumun görüşünü bilmemiz için çoğun beyan ettiği fikirleri bilmemiz bizim için önemli. Toplumda eğer şiirin sanat yapmak için geliştiğine  inanılan bir görüş yaygınsa onu değerlendirmeliyiz. Aykırı sesler bu yargıyı etkilemez.

 

Türkiye toplumu içinse şiir toplumu etkilemekten çok sanat için yapılır oldu. Şiire değer veren yok ki toplumu etkileyebilsin. Bakınız toplumun etkilenmesi ülküsü bizim içinde geçerli ama uygulamalar toplumun yaşayış tarzına göre şekilleniyor. Ülkemiz de maalesef şiir gereken hassasiyeti görmüyor, umulan değerle karşılaşmıyor bile. Şimdi hiç okunmayan bir şiirin yazılım amacının toplumu etkilemek olduğundan bahsedebilir misiniz? Hayır. Toplumun yönelimine göre de ister istemez şairler şiirlerine yön veriyor oldu. Gereken çevrelerce okunmayacağı bilinen şiirler sanatsal açıdan daha ne kadar zengin yazılabilir öncelik bu oldu.

 

Benim görüşüm tabi ki toplumu etkilemek amacıyla yazılmalı şiirler. Sanatsal bir değere bu sayede tabi ki daha çabuk kavuşur. Zaten toplumun ilgi göstermesi onun sanatsal bir başarı çizelgesinde ki yerini belirlemiyor mu ? Şairleri elbette eleştirmiyorum  bu konuda. Haklılık payları çok fazla. Ama toplumu nasıl yöneltiriz sanata ve şiire o da ayrı bir uzmanlık sorusu.

İlkbahar ve sonbahar mevsimlerinin sizde bıraktığı izlenimler nelerdir?

Mevsimlerin, insanların duygu ve düşünce dünyasında farklı etkileri vardır. İlkbahar ve sonbahar mevsimlerinin sizde bıraktığı izlenimler nelerdir? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

Evet mevsimler insanların duygu ve düşünce dünyasında farklı bir çok etki bırakıyor. Ama biz yine de genellemeyelim. Öyle insanlar var ki dünya umurunda değil. Öyle insanlar var ki yaşadığı sıkıntı ve dertler gözlerini göremez hale getirmiş, mevsimlerin değişiminden bile habersiz bırakmış. İnsanlar neden kendi fikrini tüm insanlığa geneller bilemeyiz bu da ayrı bir felsefe konusu. Ancak insanlığın geneli diyorsak, cümlemizde insanlığın genelinden gerçek anlamada söz etmeliyiz. Çoğunluk diyebiliriz. Ama kapsama girmeyenleri de buna dahil ederek bütün insanlar dememiz yanlış olur. Fikrin sağlıklı olup olmadığını kontrol etmemiz gerekliliğini hissettirir.

 

İlkbahar olunca mutlu oluyorum açıkçası. İçim içime sığmıyor dışarıda koşmak yürümek hava almak istiyorum. Doğanın insan için yaratıldığını görmek bu mevsimde daha çok belli. Birde yeşillikler ağaçlar çiçekler filizlendi mi dünyalar benim oluyor. İkili ilişkilerimi de etkiliyor. İnsanlara çok iyi davranıyorum. Mutlu olduğum kadar mutlu etmeyi de istiyorum. Ama sonbahar öyle mi ?

 

Önceleri içime kapanıyorum. Severim dersem yalan söylemiş olurum. Dökülen her yaprak tanesi sanki gönlümün üstüne düşüyor da gönül gözümü kapatıyor gibi. Gönlünden nasıl görüyorsun demeyin. Görmek farklı bakmak farklı. Gönlümle bakamasam da görürüm kimi zaman. Sonra esen rüzgarların hoyratlığı vuruyor bedenime. Üşümeye bu mevsimde başlıyorum. Isınması için içilen kahveler mi yetersiz olmasa niye devamlı içelim ki.

 “Yüksek zümre edebiyatı, saray edebiyatı, klasik edebiyat” kelime gruplarının size çağrıştırdıklarını söyleyiniz.

 “Yüksek zümre edebiyatı, saray edebiyatı, klasik edebiyat” kelime gruplarının size çağrıştırdıklarını söyleyiniz.

Edebiyatın tarihini bilmemiz bizler için çok önemli. Yoksa edebiyatın gelişimini bilmeden çok da yorum yapmamız doğru olmaz. Bilgisiz konuşmak cahillerin işi. Yüksek zümre edebiyatı; bana edebiyatın, bir çok milletin etkileşime uğrayıp yüksek seviyeli bir yapı oluşturduğunu anımsattı. Şairlerin bu dönemde yüksek kalitede şiirler yazıyor olmasından da kaynaklanıyor olabilir. Ama ilk ihtimal daha gerçekçi benim için. Saray edebiyatında ise genellikle saray ve çevresinde gelişen ve bu görüşü ileri sürenler tarafından oluşturulmuş bir isim olmalı. Adı üstünde saray edebiyatı. Klasik edebiyat konusunda da bazı fikirlerim var elbette. Klasik kelimesini günümüzde de oldukça sık kullanıyoruz. Yapısı değişmeyen, geçen zamana aldırış etmeden içeriği korunan her şeye klasik diyebiliriz.

 

Klasik edebiyat da böyle olmalı. Zamanı geçse dahi içeriğini koruduğunu düşünüyorum. Tüm bu türler isimlerinin çağrıştırdıkları ile bilinir. Tabi eğer araştırmazsak. Araştırıp öğrendiğimiz hiçbir bilgi yoktur ki içi boş çıksın bizi boşa konuştursun. Zaten boşa konuşmamak için bile araştırıp bilgi sahibi olmalıyız. Her bilgi bizlerin fikirlerini ve görüşlerini yansıtmada bize güç katacaktır. Çevremizde insanların bilgisizlikleri ile konuşup kendi açıklarını kapatmaya çalışmalarını gülerek karşılamıyor muyuz ? Aynı duruma neden düşelim ki. Kendimizi geliştirmemiz zaten önemli. Hem düşünmeden konuşmamak için bilgi depolamak faydalı olacaktır. Kendimizi hafife almak, bizlerin öz güvenini azaltır. Öz güvenimizi tazelememiz bilgi birikim sahibi olmamızdan geçiyor.

Osmanlı İmparatorluğu kültür çeşitliliği dili, edebiyatı ve sosyal yaşantıyı nasıl etkilemiştir?

Osmanlı İmparatorluğu pek çok kültürü bünyesinde bulundururdu. Sizce bu kültür çeşitliliği dili, edebiyatı ve sosyal yaşantıyı nasıl etkilemiştir? Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.

Çok uluslu bir devlet yapılanması Osmanlı’nın gurur duyduğumuz bir yanı. Özellikle orta çağ Avrupa ülkelerine baktığımızda milliyetçilik akımlarının art arda ortaya çıktığı ve ayaklanmalarla uğraştığı bir dönemde Osmanlı’da ki toplulukların bir arada hoşgörülü olarak yaşadığını görürsünüz. Avrupa da ki gelişmelerin Osmanlıyı etkilemediğinden tabi ki söz edemeyiz. İlerleyen yıllarda bu etki ile çıkan ayaklanmalar Osmanlının sonunu getirdi. Ancak milletlerin kendi bünyesinde barış içerisinde yaşamış olduğu yıllara bakarsak bunu gerçekleştirmek için; her kesimin hakkına saygı gösterildiği, her dini inanışın rahatlıkla uygulandığı ve fikirlerine değer verilip ticaretlerini dahi özgürce yapabildiklerini öğrenmek bizler için çokta zor olmasa gerek.

 

Bir çok kültüre ev sahipliği yapan Osmanlı kendi halkının da bu kültür çeşitliliğinden etkilenmesinin önüne geçmek şöyle dursun önünü açıp kültürel çeşitliliği arttırmak için çalışmalar yapmıştır. Tüm hayatı etkileyen bu çeşitlilik elbette ki dili, edebiyatı, ve sosyal yaşantıyı da etkilemiştir. Farklı lehçelere ayrılan diller dilin yaşadığı değişimi gözler önüne seriyor. Şairlerin yahut yazarların bir biri ile yaptıkları münazaralar edebi metinlerde farklı tarzlar ortaya çıkarıyor ayrı bir zenginlik katıyor. Yardımlaşmanın önemi diğer milletlerde ayrı bir özenti ile bünyelerine kabul edilse de diğer milletlerin Osmanlı da dillerinin ve insan ilişkilerinde ki saygınlığını korumaları karşı tarafı özendirmiştir. Bu şekilde gelişen karşılıklı ilişkiler her milletin bağının birbirine daha sıkı bağlanmasına olanak sağlamıştır.

Şiirin ezgi ile söylenmesinin o şiire nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?

Şiirin ezgi ile söylenmesinin o şiire nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?

Şairler şiirlerini yazarken ne düşünüyor bilmek isterdim. Bu kadar duygu yüklü ne yaşıyorlar o anı yaşamak bilmek isterdim. Şair olmanın zorluklarını ayrı düşünebiliriz ama yaşadıkları hazzın güzelliği kesin. Öyle bir duygu yoğunluğu olmasa yazabilirler mi o kadar dizeleri. Hem de hepsi birbiriyle bağlantılı birbiriyle uyumlu, çok zor. Yani bir şey hissetmeden yazılabilecek mısralar değil. Bakmayın gelişi güzel yazılan gazete köşelerinde ki o komik duruma düşülen mısralara. Ben onlara edebiyatın katili diyorum. Hem kendilerini komik duruma düşürüyorlar hem de edebiyata saygısızlık yapıyorlar farkında değiller. Kimileri ise kendini sanatçı olarak adlandırıp saçma sapan söz dizelerinden anlamsız duygusuz bir çok kalabalık kelime sıralıyor. Sonra da aynı saçmalıkta ki ezgiyle bize sunuyor. Acı ama yiyoruz bu zokaları. Kanıyoruz her kulağa güzel gelen ezgilere. İçeriği boş saçma cümleler topluluğuna. Halbuki şiir öyle mi. Yazarının yaşadığı duygusal yoğunluk ve hisleri var içinde. Bir de ezgiyle buluştu mu o zaman gör türkü neymiş.

 

Şiirin ezgi ile söylenmesinin bize sağladığı katkıların yanı sıra birde ezginin şiire olan katkısı var. Bir kere köşede kalmış, zamanın değişimine yenik düşmüş, unutulmaya yüz tutmuş önemli şiirleri gün yüzüne çıkarıyor. Onlar ezgi ile karışınca öyle güzel türküler çıkıyor ki ortaya kapılıp gidiyoruz. Dinlemekten kendimizi alamıyoruz. Kimse zorlamıyor. Satılıp kar etme amacı gütmediğinden mi bilinmez ama anonim olarak da adlandırdığımız her güzel şiirin ezgiyle buluşmuş hali bizi gösteriyor.

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun türkülere yüklediği anlamla ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

 “Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla/Köyümüz, köylümüz, memleketimiz” Bu dizelerde Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun türkülere yüklediği anlamla ilgili düşüncelerinizi paylaşınız.

Şimdilerde çok çabuk meşhur olup şarkı söyleyenleri izliyoruz televizyondan. Şaşırmamak elde değil. Nasıl bu kadar çabuk meşhur oluyor diye ayrı düşünüyorum, nasıl bu şarkının dinlenmesini sağladı diye ayrı düşünüyorum. Müzik zevkinden mi yoksunuz artık bilemedim. Toplumun belli bir kısmını bu konuda eleştirmezsem içimde kalır. Her şeyi geçtim çok ta çabuk unutuluyor bu isimler. Bir anda karşımıza ünlü diye çıkanlar bir anda silinip gidiyor. Eskilere bakıyorum birde. Yıllarca tanınan ve mütevazi kişilikleriyle topluma sanatlarının yanı sıra değer katan usta eserleriyle toplumun nabzını tutan gerçek sanatçılar var olmuş. Hala biz bile görmediğimiz kimi eski sanatçıların eserlerini hayranlıkla dinliyoruz.

 

Türkü ile şarkı ayrımını yapmamız bizim için faydalı olur. Şarkıların güncel duygulardan bahsedip o günü kaleme alması geçerliliğini kısa süre içinde yitirmesine sebep oluyor. Türkülerin ise yıllar boyu dinlenmesi ve kültürün bir parçası olması farkını ortaya çıkarıyor. Tabi bunlar üzerinde çokça durulacak ve iki farklı türün ayrımını ortaya çıkaracak bir çok nedenden sadece bir kaçı. Soruda geçen  türkülerin yüklendiği anlamsa verdiğimiz örnekle eşdeğer. Yazar, yaşadığı toplumun kültürünü, coğrafyasını ve insanını yansıtacak olan yegane anlatım tarzının türküler olduğundan bahsetmekte. Haksız da sayılmaz. Her türkünün yüklendiği bir anlam olduğu gibi her türkünün yaşanmış bir hikayesinin varlığı da söz konusu. Onu kalıcı kılmak ve dillerden dillere söylenmesini sağlamak için daha çok neden sıralayabiliriz.

Sizce insan sevdiği kişiden ayrı düştüğünde, araya gurbet, ayrılık girdiğinde neler hisseder?

Sizce insan sevdiği kişiden ayrı düştüğünde, araya gurbet, ayrılık girdiğinde neler hisseder?

Ağlamak insana insan olduğunu hatırlatmalı derken; erkekler ağlamaz, babalar ağlamaz ve daha çok üzmeyelim diye çeşitli sebeplerle ağlamamız engelleniyor. İnsani duygularımızın yaşanmasında bile özgür olmadığımız ne kadarda açık değil mi. Ağlamak ayıp mı sorusuna neredeyse evet ayıp diyecek kadar körelmiş kalplerimiz. Ağlamaya çekinir olmak toplum baskısının üzerimizde oluşturduğu kalıcı etkilerden. Nasıl kurtuluruz diye düşünmeye gerek yok. El alem ne der diye yaşamayıp bol bol ağlarsak hem duygumuzu yaşarız rahatlarız, hem de toplum baskısının umurumuzda olmadığı düşüncesi ile hareket ederiz.

 

İnsan sevdiği kişiden ayrı düştüğünde, araya gurbet ve ayrılık girdiğinde de ağlamak ister. Ağlayan olduğu gibi gizli gizli ağlayanda çok olur. Bahsettiğimiz konu üzerine gizli gizli diyorum. Kendine göre nedenler oluşturan insanlar bunu toplumdan alır. Her insan bir parçada olsa toplumla ilintili yaşar. Burada şuna değinmek gerekiyor. Giden mi daha çok üzülüyor kalan mı derseniz bence giden daha çok üzülüyor. Kalan hatıralarla kendini tatmin edebilir belki ama giden için çok farklı. Belki de hayatında ilk kez gördüğü bir ortamda yaşamak şöyle dursun, duyulan özlem ve anıların sadece hatıralarda canlanıyor olması daha acı. Kim bilir şimdi ne yapıyor diye düşünmekten kendini alamaz insan. İştahın kesilir. Moralin bozuk olur ve en komik duruma bile gülemeyebilirsin. Huzursuz hissedersin kendini. Aradığın mutluluğa kavuşmanın hayalini daha ilk dakikalardan yaparsın. Sonra mı ? Ağlarsın..

Edebî eserlerin halk kültüründen izler taşıması o eseri nasıl etkiler?

Edebi eserlerin halk kültüründen izler taşıması o eseri nasıl etkiler?

Edebi eser denince çoğu kimse uzaktan bakmakla yetiniyor. Anlayamayacağı düşüncesi uzaklaştırıyor insanları. Neden böyle bir ön yargı oluştu bilinmez. Oysa ki edebi eserler tamda insanların anlaması ve kendilerini içinde bulması için orta çıkmış. Kullanılan terimlere takılanlar olabilir ama bence asıl neden bu değil. Asıl neden anlaşılmaz hale getirilen edebi eserler. Yazarlara kızmamak elde değil. Halkın anladığı dili kullanmak yerine neden anlaşılmaz bir dili tercih ediyorlar anlamam mümkün değil. Sadece bu da değil insanlar yaşadıkları kültürlerden bihaber olan eserlere dönüp bakmıyor bile çoğu zaman. İnsanları eleştirebiliriz bu konuda ama aynı kültürde yetişmiş biri bunu yapmamalı. Ben yabancı bir kültüre hayranlığım varsa zaten onu o kültürde yaşayan yazardan öğrenebilirim. Bakın şuna da razıyım. Başka kültürü bizim anlamamız için bizim dilimizle yansıtsın eserine eyvallah. Ama oda yok. Maalesef başka kültürlere olan hayranlıkla yazılan bu tarz eserler kendi toplumunun dilinden kopuyor. Edebi eserlerin halk kültüründen izler taşıması da önemli hale geliyor bu nedenle.

 

Eserin değeri yaşadığı toplumun aynası olabilmeli diye düşünüyorum ben. Yaşadığı kültürden izler taşımalı. Toplumun dilini kullanması ve anlaşılabilir olması edebi eserin daha çok okuyucuya ulaşacağını gösteriyor. Bu sayede ön yargılarında önüne geçebiliriz. Edebi eser denince çekinmeden okunulabilecek bizi bize anlatan duygularımızın tercümanı olan yapılar gelecek akla. Halkın kendini görmesi, anlatamadıklarını okuması mutlu etmek için de yeterli, edebi eserin değerini arttırmak içinde.