Buharlı gemilerin kullanılması İstanbul’un toplumsal hayatında ne gibi değişiklikler yapmış olabilir?

Buharlı gemilerin kullanılması İstanbul’un toplumsal hayatında ne gibi değişiklikler yapmış olabilir?

 

İstanbul, dünyanın en önemli boğazı olarak Avrupa ile Asya’yı birleştirdiği için her zaman önemini korumuştur. Çağlar boyunca insanlar İstanbul’da yaşarken, şehrin iki yakası arasında ulaşım sağlamak istemiştir. Osmanlı dönemlerinde insanlar kayıklar, tekneler ve sallar ile iki yaka arasında gidip gelebiliyordu. Sonraları Avrupa’da buharlı makineler icat edildi. Buharlı makineler sayesinde de gemiler inşa edilince ulaşım için fırsatlar değişti.

 

İnsanlar buharlı gemiler İstanbul’a ilk getirildiğinde, çok büyük rahatlık yaşamaya başladılar. Daha önceki zamanlarda kullanılan gemiler yerine buharlı gemiler hem boğaz geçişlerinde hem de şehir dışı ulaşımlarda kullanılır oldu. İnsanlar bu sayede her şeyi daha kolay yapabilir oldu.

 

Buharlı gemiler sayesinde gün içinde boğazı geçip dönmek oldukça kısa bir süre almaya başladı. İnsanlar iki yaka arasında ve Anadolu’ya ulaşırken, rahatlık yaşamaya başladı. Hayat daha hızlı ve pratik hale gelmeye başlamıştır. Yük taşımak ve şehir içi ticaret daha ucuz, hızlı ve kolay hale gelmiştir.

Posta Nezareti ve telgraf hatlarının kurulması topluma ne gibi faydalar sağlamış olabilir?

Posta Nezareti ve telgraf hatlarının kurulması topluma ne gibi faydalar sağlamış olabilir?

 

İnsan için iletişim en önemli ihtiyaçtır. İnsanlar iletişimi sağlamak için ulaklar ve posta güvercinleri gibi imkânlar kullanmıştır. Mesela Osmanlı Devleti zamanında bu ikisi de yıllarca kullanılmıştır. Taki posta nezareti kurulana kadar bunlar tercih edilmiştir. Posta nezareti ve telgraf kurulduktan sonra insanlar çok daha kolay şekilde iletişime geçebildiler.

 

Devlet tarafından sağlanan bu hizmet, güvenli ve hızlı iletişim imkânlarını doğurmuştur. Mesela eski zamanlarda İstanbul’da çıkan bir karar veya haber Anadolu’ya ulaşırken aylarca zaman bile geçebiliyordu. Ama telgraf ve posta sayesinde bu iletişim birkaç günde dahi sağlanır hale gelmiştir. Mesela tüccarlar için ve askerler için çok büyük kolaylıklar sağlamış ve işlerin daha hızlı hale gelmesi mümkün olmuştur.

 

Kurumlar arası haberleşme, gazetecilik ve Avrupa ile ilişkiler hızlı ve kolay olmaya başlamıştır. Bu sayede Avrupa’da yaşananlar ve yenilikler hızlı şekilde öğrenilebilmiştir. Bilimsel ve askeri durumlar hakkında daha hızlı haber alınması sayesinde müdahale ve planlar daha kolay olmuştur.

 

Tüm bunlarla birlikte telgrafın icadının ardından diğer iletişim araçları içinde yeni araştırmalara yapılmaya başlanmış ve her dönem geliştirilerek günümüze kadar son halini almıştır.

Yazının icadı insanların hayatında ne gibi değişiklikler meydana getirmiş olabilir?

Yazının icadı insanların hayatında ne gibi değişiklikler meydana getirmiş olabilir? Düşüncelerinizi yazınız.

 

İnsanlar yazıdan önce sadece sözle ve şekiller ile her şeyi anlatıyordu. Ama hiçbir şey kayıtlı ve kalıcı hale gelmiyordu. Mesela keşfedilen bir şey bir zaman sonra unutuluyordu. Ama yazı icat edilince insanların hayatına büyük katkısı oldu. İnsanlar daha rahat ifade etmeye ve öğrenmeye başladı. Yazının kullanımı geliştikçe daha önemli icatlara ve fırsatlara ulaşıldı.

 

Bilim, fen ve sanatın gelişmesi için yazı en önemli icat oldu. Bu nedenle Sümerliler yazıyı bulduklarında en büyük devletlerden birisi haline geldi. Sümerler’den bugüne kadar yazı her dilde kullanılmış ve değişmiştir. Yazıyı yaygın şekilde kullanmaya başlayan insanlar sonrasında sonraları milletler tarihlerini öğrenme şansını buldular. İnsanlar yaşadıklarını, hissettiklerini ve öğrendiklerini yazdıkça geleceğe ulaştırabildiler. En önemli konu olarak yazı kitapları getirmiş ve kitaplar da öğrenmeyi arttırmıştır.

 

İnsanlar yazıyı kullandıkça ülkelerinden çıkmaya ve daha fazla insana ulaşmaya başlamıştır. İletişim daha kolay olmuş ve gelişim daha hızlı hale gelmiştir.

 

Bu gelişim siyasi, sosyal, ekonomik ve sağlık alanında yapılacak yeniliklere zemin oluşturduğu gibi o dönemlerde yaşanan olaylar hakkında da daha fazla bilgiye ulaşmamız hep yazının icadıyla birlikte gerçekleşmiştir.

Günümüzde bilgiyi depolama araçlarını düşünerek gelecekte ne tür araçlar kullanabileceğimiz konusunda tahminlerde bulununuz.

Günümüzde bilgiyi depolama araçlarını düşünerek gelecekte ne tür araçlar kullanabileceğimiz konusunda tahminlerde bulununuz.

 

Günümüzde neredeyse herkesin evinde bilgisayarlar bulunuyor. Herkesin cebinde de bir cep telefonu var. Bilgisayarlar ve cep telefonları içinde yer alan diskler ile bilgileri depolayabiliyoruz. Bunun dışında flash disk, CD, DVD veya harici hard disk gibi şeylerde kullanıyoruz. Bunların hepsini yanımızda taşıyarak istediğimiz her yerde de kullanabiliyoruz.

 

CD ve DVD çok fazla kullanılmamaya başlandı. Çünkü artık cebimizde bile taşınan küçücük flash diskler var. Anahtarlık kadar küçük olan bu diskler artık daha da küçülüyor. Gelecekte büyük ihtimalle daha da küçülecekler. Belki de hiç taşımamız gerekmeyecek. Çünkü teknoloji şimdiden internet üzerinde bulut denilen depolama alanları da sağlıyor.

 

Geleceği düşündüğümüzde sadece internet üzerinde bulunan bilgi depolama alanlarını dünyanın neresinde olursak olalım kullanabileceğiz. Bu araçları belki de sadece parmak izi ile birlikte kullanabiliriz. Mesela kablosuz ve temassız diskler ile hiç dokunmadan bilgiyi aktarma şansımız bile olabilir. Bu düşündüklerimiz sadece birkaç sene içinde gerçek olabilir.

Sicilya ve Kapadokya ile ilgili bilgileri okuyunuz.

Sicilya ve Kapadokya ile ilgili bilgileri okuyunuz. Buraların yerleşim yeri olarak seçilmesinin sebeplerini aşağıdaki nokta ile belirtilen boşluklara yazınız.

 

Eskiden göçe olarak yaşayan birçok topluluk daha sonra yerleşik düzene geçerek devletlerini kurmuştur. Kendilerine yeni bir devlet kurmak için çıkan bu topluluklar halkın huzurlu ve rahat yaşayabilmeleri için en uygun yerlerde yaşamayı tercih etmişlerdir. Bu yerleşim yerlerinden biri de Sicilya ‘dır. Diğer bir bölge ise Kapadokya’dır.

 

Sicilya’nın yerleşim yeri olarak seçilmesinin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

Özellikle Cilalı Taş Dönemi denen Neoltik dönemde insanlar daha çok deniz kıyısına yakın yerlerde yerleşmeyi uygun görmüştür. Bunun nedeni ticaretin deniz yollarıyla yapılmasıdır diyebiliriz.

 

Özellikle Akdeniz kıyısındaki adalar o dönemde en hareketli denizyolu ticaret bölgesiydi. Sicilya’da Akdeniz’deki adalardan biri olduğu için insanlar Sicilya’yı yerleşim yeri olarak seçmiştir.

 

Kapadokya’nın yerleşim yeri olarak seçilmesinin nedenleri ise şunlardır:

Kapadokya Bölgesi Kızılırmak nehrinin kıyısında yer alan ve Türkiye’nin en büyük ikinci su havzasının bulunduğu bölgedir. Ayrıca İpek yolu gibi çok önemli bir ticaret yolunun da tam üzerinde yer alıyordu.

 

Kapadokya’nın yerleşim yeri seçilmesinin en büyük etkenlerinde biri de işte bu su kenarında olması ve ticaret yollarına ulaşımın kolay olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü insanlar hem ekonomik hem ticari hem de beşeri ihtiyaçlarını bu tür yeryüzü şekilleri uygun olan bölgelerde yaşayarak hayatlarını daha rahat ve sorunsuz yaşamaya başlamıştır.

Kadınlar Osmanlı toplumunda hangi faaliyetlerde bulunmuşlardır?

Kadınlar Osmanlı toplumunda hangi faaliyetlerde bulunmuşlardır?

 

Türk tarihine bakıldığında kadınların sosyal hayat ve devlet siyasetinde önemi katkıları olduğunu görmek mümkün. Osmanlı döneminde kadınlar özellikle devletin kuruluşunda çeşitli el sanatları ile ilgilenerek hem ekonomiye hem de hem de kendi ailelerine büyük katkılar sunmuştur. Savaş zamanlarında da askerlere her açıdan yardım eden kadınlar, sağlık, ordunun giyimi kuşamı ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasına destek olmuşlardır. Daha o zamanlar kurdukları sivil toplum örgütleriyle devlete yardım etmeleriyle birlikte yoksul halkın ihtiyaçlarının karşılanması konusunda da destekleri büyüktür. Ayrıca savaşlarda yeri geldikçe bulundukları bölgeleri korumak için ellerinden geleni yapmışlardır.

 

Kadınlar her türlü düşüncelerini dile getirmekten çekinmemiş, hem sosyal, hem ticari hem de siyasi hayat içinde her zaman kendilerine bir yer edinmişlerdir.

 

Büyük savaşlarda erkeklerin çoğunun savaşa gitmelerinin ardından, demircilik ve nalbantlık gibi ağır işlerde kadınlar kendi maharetleri göstermişler ve ellerinden her şeyin geldiğini bir kez daha ispatlamışlardır.

Yaşadığınız çevredeki tarihi eserler size göre hangi amaçlarla yapılmış olabilir?

Yaşadığınız çevredeki tarihi eserler size göre hangi amaçlarla yapılmış olabilir? Söyleyiniz.

 

Çevremizde ki tüm tarihi eserler o dönemin insanlarının belli ihtiyaçlarını karşılamaları için yapılmıştır. O zamanı düşündüğümüz de ulaşım, konaklama, yeme içme ve eğitim gibi temel ihtiyaçların karşılanması için baştaki hükümdarlar ülkenin belli yerlerine çeşitli esreler yaptırmıştır.

 

Biz Edirne’de yaşıyoruz ve burası bir dönemler Osmanlıya başkentlik yapmış bir şehir. Bu nedenle birçok tarihi eser bulunmakta. Özellikle Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği Selimiye Camii tam bir şaheser diyebilirim. Selimiye cami ve diğer tarihi camiler insanların ibadet etmeleri için yapılmış. 21. Yüzyılda olmamıza rağmen hala bu camilerde ibadet edilebilmektedir. Ayrıca yapılan kervansaraylar o dönemde ticaret yapan kişilerin konaklama v e yemek yeme ihtiyaçlarını karşılamaları için inşa edilmiş. Şuan bir kısmı müze olan bu kervansaraylar da çeşitli dükkânlar bulunmakta.

 

Diğer yapılan tarihi eserler ise şadırvanlar. Şadırvanlar camilerin bahçesinde bulunan ve kişilerin hem abdest almalarını hem de su içmeleri için yapılmış. Bunlarla birlikte yol kenarlarında ve şehrin belli bölgelerindeki çeşmeler de hala insanlar tarafından kullanılıyor. Yapıldığı dönemde halkın su ihtiyaçları sadece bu çeşmelerden ve açtıkları kuyulardan karşılanıyordu.

 

Edirne’de yapılan diğer tarihi eserler ise taş köprüler. Bu köprülerin ilk yapıldığında savaşa giden ordunun rahat bir şekilde cepheye ulaşması için yapılmış. Ayrıca bir yerden bir yere gidecek olan halkın da ulaşımı oldukça kolaylaşmıştır. Genellikle eski camilerin bahçelerinde olan tarihi mezarlıklarda o dönemde yaşayan âlimlerin defnedilmeleri için hazırlanmıştır.

 

Ülkemizin her bölgesi tarihi eser bakımından oldukça zengin. Yapılan saraylar, hanlar ve hamamlar oldukça fazla. Saraylar devletin idaresi ve baştaki padişahın evi olarak kullanılmış. Hamamlar insanların yıkanmaları ve kişisel bakımları için yapılmış. Görüldüğü gibi insanların ihtiyacı olan her şey için bir yapı inşa edilmiştir.

Fahrenheit 451 Kitap (Roman) Özeti – Ray Bradbury

Yazar Ray Bradbury’un popüler romanlarından Fahrenheit 451 Romanı Özeti, Okuyan Yorumları Sizlerler …

 

Roman Guy Montag adlı bir itfaiyecinin varlığı ile başlar. Gelecekteki bu topluluğun itfaiyecilerinin bir farklılığı vardır. Kendileri yangın söndürmek yerine yangın başlatırlar. Kitaplar yasaklanmıştır ve görüldükleri yerde yakılırlar. Ana karakterimiz Guy Montag’ın kitapları yakmakla alakalı hiçbir vicdanı sorunu yoktur. Düşününce, kim bir şeyleri ateşe vererek para kazanmayı istemez ki sonuçta?

 

Tüm evlerde duvarları tamamen kaplayan ve günün her saati açık olan televizyonlar bulunur. Bu tek kanallı televizyonların amacı insanları uyuşturmak ve halkı hipnotize etmekten başka bir şey değildir. Böylesi bir toplum sisteminde elbetteki insanları farklı düşünmeye itebilecek kitap gibi bir varlığın bulunması istenmemektedir.

 

Montag, bir gün kendisi Clarisse McClellan adlı, komşusu olan, on yedi yaşlarında toplum kuralları tanımaz bir kızla tanışır. Oldukça hoş sohbetli bu kız, adamın gözlerinin doğayı gerçekten görmesini sağlar. İlk karşılaşmalarından sonra Montag eve döndüğünde karısının aşırı uyku hapı kullanmış halde bulur. Yardım çağrısında bulunur ancak ambulans yerine su tesisatçısı gelir evine. Böyle şeylerin hep yaşandığını söylerler ve kadının midesini yıkamaya başlarlar. Ertesi gün karısı Mildred hiçbir şey hatırlamaz halde, mutlu bir şekilde hayatını sürdürür vaziyettedir. Clarisse ile konuştukça Montag, hayatından gittikçe soğumaya ve zevk alamaz hale gelmeye başlar. Kitapların o kadar da kötü olmadığını düşünmeye başlar, hatta yakmaya gittikleri evlerden birinden bir tanesini çalar. Bu arada Clarisse ortadan kaybolur (muhtemelen öldürülmüştür) ve Montag’ın patronu Yüzbaşı Beatty bir şeylerden şüphelenmeye başlar. Montag’a kitapların tehlikeleri hakkında ve mesleklerinin başlangıcı hakkında ders verir. Uysallaşmaktan ziyade kendisini daha da asileşmiş bir halde bulur Montag. Öğleden sonrasını zulaladığı kitapları okuyarak geçirir ve bir öğretmene ihtiyacı olduğunu fark eder. İncil’i alıp yol üstünde bir kısmını ezberlemeye başlar.

 

Bir gün parkta karşılaştığı, Faber adlı yaşlı bir eski profesörde karar kılar. Faber başlangıçta çekingen davranır ancak sonrasında Montag ile itfaiyecilere karşı mücadele etmeyi kabul eder. Faber, Montag’a iki taraflı bir telsiz kulaklığı verir ve onu gönderir. O gece Montag sakinliğini koruyamaz ve yasaklanmış şiirlerden birkaçını karısının arkadaşlarına yüksek sesle okur.

 

O gece itfaiye merkezinde Beatty Montag’ı, aynı kitaptan çelişkili cümleler okuyarak kışkırtır. Edebiyatın ne kadar sıkıntılı ve kafa karıştırıcı olduğunu kanıtlamaya çalışır. Ardından Montag’ı bir yangın ihbarına intikal etmek üzere yanına alır. Ancak gittikleri ev, Montag’ın evidir. İhbar, onlar varmadan önce oradan kaçmış olan karısından gelmiştir. Hain. Montag verilen emir üzerine kendi evini ateşe verir ve ardından Beatty saldırıp adamı da ateşe verir.

 

Şimdi bir kaçak olan Montag, Faber’in evinin yolunu tutar. Adamlar daha güvenli bir yerde tekrardan buluşmak üzere bir plan yaparlar, zira şehrin içerisini onlar için güvenli değildir. Montag şehrin ucundaki nehre atlar ve onun yerine orada bulunmakta olan olaylarla alakasız siviller öldürülür. Zira bu kovalamaca canlı yayında verilmektedir ve izleyiciler bu koşuşturmanın mutlu bir sonla bitmesini beklemektedirler.

 

Montag nehrin içerisinde hayatı hakkında oturup düşünmeye başlar, sonrasında ormana bağlı kalmış eski profesörlerden ve başka entelektüellerden oluşan bir topluluğa rastlar.  Baş Şef Granger, durumu Montag’a açıklar. Kitaplar yasaklandığı için, bu topluluktaki herkes bir kitap ezberlemiştir. Montag, önceden ezberlediği İncil’in kısımlarıyla gönüllü olmak ister ancak o an kafası biraz bulanık haldedir.

 

Ardından şehir savaş halinde oldukları karşıt ülke tarafından bombalanır. Montag ve ormandaki bu kitap insanlar haricinde herkes ölür. Toplumu tekrardan oluşturmaya karar verirler ve en sonunda Montag Vaiz Kitabı’ndan onarmak, hasat etmek ve yaşam ağacı ile alakalı, durumla oldukça bağdaşan bir pasaj hatırlar.

 

Diğer kitap özetleri için kitaplar kategorimize bakabilirsiniz…

Hayvan Çiftliği Kitap (Roman) Özeti – George Orwell

George Orwell’un popüler kitaplarından Hayvan Çiftliği Romanı Özeti, Okuyan Yorumları Sizlerler …

 

Ödüllü bir domuz olan Koca Reis, Beylik Çiftliği hayvanlarının hepsini büyük ahırda toplantıya çağırır. Onlara, bütün hayvanların insanların kontrolüne tabi olmaksızın özgürce ve birlikte yaşayabilecekleri bir rüya gördüğünden bahseder. Hayvanlara bu cennetvari rüya üzerinde çalışmalarını söyler ve onlara rüyasını kodladığı, İngiltere’nin Hayvanları adlı bir şarkı ezberletir. Hayvanlar, Reis’in rüyasını büyük bir hevesle karşılarlar. Reis, bu buluşmadan üç gün sonra öldüğünde üç genç domuz olan Napoleon, Snowball ve Squealer, Reis’in ana ilkelerini formüle edip felsefi bir kurallar bütünü oluştururlar.

 

Bir gece yarısı hayvanlar çiftlik sahibi Bay Jones’u yenmeyi başarıp onu diyardan kovarlar. Çiftliğin adını Hayvan Çiftliği olarak değiştirirler. Yük beygiri Boxer davaya büyük bir bağlılıkla tutunur, büyük gücünü kendisi için belirlediği “Daha sıkı çalışacağım” kuralıyla birlikte çiftliğe ve onun ideallerine adar.

 

İlk başlarda işler tıkır tıkır işler. Snowball hayvanlara okumayı öğretmektedir, Napoleon ise ufak köpek yavrularına Hayvanizm’in temel prensiplerini aşılamaktadır. Bay Jones çiftliğini geri almak için döndüğünde hayvanlar onu tekrardan alt ederler, ardından bu mücadele Mandıra Muharebesi olarak bilinir olur ve Bay Jones’un geride bıraktığı silahını yadigâr olarak alırlar. Lakin zaman geçtikçe Napoleon ve Snowball çiftliğin geleceği hakkında uzlaşamaz olurlar ve hayvanlar üzerindeki nüfuzları ve güçleri hakkında çekişmeye girerler. Snowball elektrik üretecek bir rüzgâr gülü inşa etmek üzerine çizimler yapar ancak Napoleon bu fikre karşı çıkar. Projenin hayata geçip geçmemesi ile alakalı oylamadan önce Snowball hararetli bir konuşma yapar. Napoleon ise kısa bir şeyler söyler ve garip bir ses çıkarır, bunun üzerine dokuz saldırı köpeği, Napoleon’un “eğitmek” üzere aldığı bir zamanların ufak köpek yavruları, ahırı basarlar ve Snowball’u çiftlikten kovalarlar. Napoleon Hayvan Çiftliği’nin lideri olarak kendini atar ve hayvanların sıhhati için tüm kararları domuzların alacağını bildirir.

 

Napoleon bu olaydan sonra rüzgâr gülü ile alakalı fikrini çabucak değiştirir ve hayvanlar, özellikle de Boxer bu yapının inşası için canla başla çalışırlar. Bir gün, bir fırtınadan sonra hayvanlar rüzgâr gülünün devrildiğini görürler. İnsan çiftçiler hayvanların duvarları çok ince yaptığını söylerler ancak Napoleon bu fikri reddeder ve rüzgâr gülünün yıksa yıksa Snowball’ın yıkmış olabileceğini bildirir. Napoleon, kendisinin kimi emirlerine karşı çıkmış olan çoğu hayvanı o gece, Snowball’ın bu sabotajına yardım ve yataklık ettikleri gerekçesi ile saldırı köpeklerine öldürtür ki kendisine karşı duracak tehditleri ortadan kalksın.

 

Sorgulanamaz liderliği ile birlikte Napoleon gücünü arttırmaya başlar ve Snowball’u baş kötü olarak gösteren bir yeniden yazma tarih yaratır. Napoleon ayrıca gittikçe daha çok insanlar gibi yaşamaya başlar. Bir yatakta yatar, viski içer, öbür çiftliklerle ticaret yapar… Bunlar temel prensiplerle tamamen çelişen şeyler olasalar da Napoleon’un baş propagandacısı Squealer her şeye bir kılıf uydurur, diğer hayvanlar her ne kadar soğukta ve zor şartlarda çalışsalar da her şeyi onların iyiliği için yaptıklarına inandırır onları.

 

Hayvan Çiftliği’nde yıllar geçer ve domuzlar gittikçe daha çok insanlara benzerler, iki ayak üzerinde yürürler, kırbaç taşırlar ve kıyafet giyerler. Sonunda Hayvanizm’in yedi ilkesi tek bir ilke altında birleşir: “Bütün hayvanlar eşittir ancak bazı hayvanlar daha da eşittir.”

 

Ardından Napoleon insan çiftçilerle anlaşma yaparak onlarla hem insanların hem de hayvanların işçi sınıfına karşı birliktelik kurar. Ardından Hayvan Çiftliği’nin adını tekrardan Beylik Çiftliği olarak değiştirir ve esas doğru adın bu olduğunu iddia eder. Çiftliğin camından içeriye bakan sıradan hayvanlar ise artık hangilerinin domuz hangilerinin ise insan olduklarını söylemez vaziyettedirler.

 

Diğer kitap özetleri için kitaplar kategorimize bakabilirsiniz…

Rüzgarın Adı Kitap (Roman) Özeti – Patrick Rothfuss

Yolgeçen Hanı’nın sahibi Kote sıradan bir hancıya benzer. Yardımcısı Bast ile ufak bir kasabanın han işletmesini yapan Kote, hanına gelen bir tarihçinin varlığı ile tamamen farklı bir kimseye bürünür. Zira tarihçi, Kote’nin aslında kim olduğunu tanımıştır. İnsanlarca Kvothe olarak bilinen, döneminin en ünlü şahsiyeti, birçok olaya imza atmış bir Kral Katili’dir kendisi. Tarihçi ünü kulaktan dolma bilgilerle yayılmış olan bu kişinin yaşam hikâyesini birincil ağızdan kaleme almak ister. Kendisine şimdilerde Kote diyen adam ise bunu tek bir şartla kabul eder. Hayat hikayesini tamamen onun anlattığı gibi yazacaktır ve bu hikâye tam üç gün sürecektir. İşte Rüzgârın Adı, Kralkatili Güncesi’nin ilk gününü oluşturmaktadır.

 

Bir kumpanyanın parçası olan Kvothe, ufaklıktan beri onlarca farklı alanda eğitim almış, donanımlı bir çocuktur. Kumpanyaların kralı olarak sayılan Edema Ruh kabilesi, çoğu insanlarca hor görülmektedir ancak kendileri diyardaki en önde gelen sanatçılardır da. Kvothe’nin kumpanyasına bir gün Abenthy adlı bir bilim insanı katılır ve o günden sonra Kvothe bilim konularında eğitim almaya başlar. Bilim dallarının hemen hepsi konusunda temel bilgiler öğrenen ufak çocuk, sıradan halk tarafından sihir olarak adlandırılan sempati eğitimi de alır. Ancak onun en çok öğrenmek istediği şey, gerçek sihir olarak bilinen, nesnelerin ismine hükmedebilme becerisidir. Rüzgâr’ın Adını bilip, ona hükmedebilmek becerisi… Belirli bir süre sonra hocası Ben birisi ile evlenmek üzere kumpanyadan ayrılır ve ondan da kısa bir süre sonra Kvothe’nin kumpanyası yedi kötücül varlığın oluşturduğu gizemli Chandrialılar tarafından, Kvothe’nin bilmediği bir sebepten katledilir. Bu kıyımdan geriye kalan tek kişi olan Kvothe, yaralanmış zihni ve yüreğiyle üç yıl boyunca bir şehirde dilencilik yapar. Bu süreç içerisinde yavaş yavaş görünmez yaraları kapanır. Kazandığı en ufak metaliği biriktiren Kvothe, Üniversite denen yere eğitim almaya gitmeye karar verir. Üniversite yolunda Denna adlı bir kızla tanışır ve kıza tutulur.

 

Kvothe mülakattan başarıyla ayrılır ve tarih, büyü ve dahasını öğrenebileceği Üniversite’ye adımını atar. Ambrose adlı bir öğrenci ile münakaşaya girer ve o andan itibaren birbirleri arasında ciddi noktalara varacak bir çekişme başlar. Ambrose’un Kvothe’yi, Üniversite’deki bilgisizliğinden faydalanarak faka bastırmasıyla Kvothe, ailesini katleden varlıkları araştırmak için iple çektiği kütüphaneyi kullanmaktan menedilir.

 

Ne bir ailesi ne de bir geliri olan Kvothe, geçimini sağlamak ve Üniversite harç paralarını ödemek için kasabanın hanlarından birinde lavta çalmaya başlar. Denna ile tekrar karşılaşır ve ikilinin ilişkisi ilerler. Kvothe bir gün hanların birinde bir dedikodu duyar. Dedikodu trajik bir düğün ile alakalıdır. Denir ki düğündeki insanların hepsi dehşet bir katliamın kurbanı olmuşturlar. Kvothe’nin ailesinin katledilişi ile bu düğün arasındaki benzerliği yakalaması zor olmaz ve bu yedili ile alakalı bir ipucu bulmak adına düğünün ve katliamın gerçekleştiği yere doğru yola çıkar. Olay mahallini araştıran Kvothe yırtıcı bir hayvan olan bir Ejderus ile karşılaşır. Gözüne bir şehri yıkmayı kestirmiş bu hayvanı Kvothe, emeline ulaşamadan hemen önce öldürmeyi başarır.

 

Üniversite’ye döndüğünde Kvothe yine Ambrose ile kavgaya tutuşur. Bu kavga sırasında Kvothe Rüzgar’ın Adını bulmayı başarıp Rüzgârı çağırır ve Ambrose’un kolunu kırar. Bu olay vesilesiyle okuldaki hocaların en tahtası eksiği ve şahsına münhasır olanı Elodin Hoca, uzmanlık alanı olan İsimler üzerine Kvothe’yi öğrencisi olarak almaya ve bu alanda onu eğitmeye karar verir. Bu noktada hikâye günümüz vaktine döner ve kendine şimdilerde Kote diyen adam hikâyesinin ilk gününün bittiğini bildirir.

 

Diğer kitap özetleri için kitaplar kategorimize bakabilirsiniz…