Aşağıda bir bölümü verilmiş olan yazıyı tamamlayınız. Yazınıza uygun bir başlık belirleyiniz.

BAŞLIK:  Düşünmenin önemi

 

Yazımın başlığını henüz koymadım ancak aklımda şekillenmeye başlayan bir şeyler var. Başlık demişken “Düşünmek” olabilir, diyorum. Neden olmasın? İnsanoğlu günümüze düşünerek, düşündüklerini hayata geçirerek ulaşmıştır. Düşünmek için okumaya ve düşündüklerini yazmaya ihtiyaç duyan insan aslında bir şeyin farkına varmıştır. Aslında herşey farkında olmak ile başlar biliyor musunuz? Neden mi? Şöyle özetleyeyim;

 

İnsan yaşadığı ortamda birşeylerin farkına varabilirse hayattan lezzet alır yada var olan bir probleme çözüm üretebilir. Farkında olmayan insan hayaller aleminde yaşamaya devam eden insandır. Farkında olan insanın bir sonraki aşaması düşünmektir. Eğer düşüncelerini eyleme geçirmeyi başarabilirse kazanım olmuştur artık. Ya yolunda gitmeyen bir şeyleri değiştirmiştir yada içinde bulunduğu durumun önemini daha da kavramıştır. Eskiye göre daha bilinçlidir, daha tecrübelidir.

E-kütüphane Formu

Elektronik kütüphane formu ile bir kütüphaneye üye olabilirsiniz. Eskiden kütüphanelerden alınan formlar doldurulup teslim edilirdi ama artık bir çok şey gibi bu formda elektronik ortama aktarıldı. Örnek E-kütüphane formunu aşağıdaki doldurabilirsiniz.

 

Kitap Özet Formu

Biz Halide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal romanı için kitap özet formu hazırladık. Eğer sizde bu romanı okudu iseniz kullanabilirsiniz. Yok okumadı iseniz buna benzer bir şekilde okudunuz bir kitabın özet formunu hazırlayabilirsiniz.

Engellilerle ilgili yapılan sosyal çalışmalarla ilgili haberleri araştırınız.

Engellilerle ilgili yapılan sosyal çalışmalarla ilgili haberleri araştırınız. Arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Sağlık Bakanlığı yakın zamanda engellileri ilgilendiren hareket alanlarını artıran ve kolaylık sağlayacak bazı tedbirler aldı. Haberin detayını aşağıda okuyabilirsiniz. Örnek bir haber olarak kullanabilirsiniz.

 

Sağlık hizmetlerinin verildiği iç ve dış mekanlar, özürlülerin kullandıkları araç­ gereçlerle rahat hareket etmelerini sağlayacak şekilde düzenlenecek.

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Orhan Gümrükçüoğlu imzasıyla yayımlanan genelgede, özürlülere sağlık kurumlarında kolaylık sağlanması için gerekli önlemlerin alınması istendi.

 

Genelgede, ülkede hemen hemen tüm kurum ve kuruluşların görev alanına giren özürlülerle ilgili düzenlemelerin Anayasa başta olmak üzere, mevzuatta yer almasına karşın, uygulamada çeşitli aksaklıklar yaşandığı hatırlatıldı.

 

Birey, toplum ve özel ihtiyaç grubundakilerin sağlık hizmetlerine talep ve beklentilerinin tam ve sürekli karşılanması, sağlık hizmetlerini talep eden özürlülerin bu ihtiyaçlarının durumlarına uygun ortamlarda hızlı, verimli ve mağdur edilmeden karşılanarak, sağlık bakım kalitesinin yükseltilebilmesi için tüm sağlık kurum ve kuruluşlarının multisektörel bir anlayışla, birlikte hareket etmesi gerektiği bildirilen genelgede, şu önlemlerin alınması istendi:

 

-Özürlü vatandaşların, özürlü sağlık kurulu raporları, “Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik” ekindeki formda gösterilen formata uygun olarak, “Özür Durumuna Göre Tüm Vücut Fonksiyon Kaybı Oranları Cetveli” doğrultusunda düzenlenecek. Özürlü vatandaşlara bu çerçevede rapor düzenlenecek ve bu raporlar da sadece yetkili sağlık kuruluşlarından verilerek mağduriyetler önlenecek.

Teknoloji yararlı mıdır zararlı mıdır?

Teknoloji hem yararlıdır hem de zararlıdır. Yararlı ve zararlı olması sizin kullanım amacınız ve kullanım alanınızla ilgilidir. Yani zarar lı mı yarar mı sorusunun cevabını teknolojiyi kullananlar karar veriyor. Örneklerle anlatalım;

 

Örneğin şuan bu yazıyı okuyorsanız bir bilgisayar yada cep telefonu, tablet 3 lüsünden birini kullanıyorsunuz. Evinizden yada cep telefonunuzdaki interneti kullanıyorsunuz. Biz bu siteyi yayında tutabilmek için serverlar kullanıyoruz. Bunların hepsi teknoloji ve teknoloji ürünüdür. Teknolojinin sağladığı bu imkanlar ile şu anki imkanı sunuyoruz. Öğrenmek istediğimiz şeyleri kısa zaman içinde öğreniyoruz. Öğrenmek istediğimiz bir şeyi bir kütüphaneye gidip içindeki milyonlarca kitap içinden yüzlerce sayfalık kitaplar içinden bulmak var birde internete gir, google’ye yaz anında karşında görerek öğrenmek var. Bilgisayar, cep telefonu ve interneti bu amaçla kullanırsanız yararlıdır.

 

Şimdi aynı imkanlar ile zararlı bir örnek verelim. Cep telefonu ve interneti kullanarak bir çok yasa dışı eylemde bulunabilirsiniz. İllegal sitelere girip başınızı belaya sokup kapınızda polisi görebilirsiniz. Tabiki bunların nasıl olduğunu yazmayacağız 🙂 Ama az çok hepini tahmin etmişsinizdir neler olduğunu…

 

Sonuç olarak aynı cihazlar, aynı imkanlar ile birbirinin tam zıttı iki eylem gerçekleştirebilirsiniz. Yararlı mı, zararlı mı bu şekilde kullanıcının amaçları belirler.

Sanat eserleri, ait olduğu kültürü yansıtmalı mıdır? Tartışınız.

Sanat eserleri, ait olduğu kültürü yansıtmalı mıdır? Tartışınız.

 

Hiç bir sanat eseri ait olduğu ve doğduğu toplumdan kültürden ayrı değerlendirilemez. Peki neden? Size memleketiniz sorulduğunda İstanbul’da yaşıyorum ama kökenim Samsun deme ihtiyacını nasıl güdüyorsanız sanat eserleri de var oldukları kültürünün izlerini öyle ya da böyle taşırlar. Bu soruya cevap vermek için öncelikle sanat eserini meydana getiren etkenleri değerlendirmek gerekir. İnsanlar neden bir roman, hikâye, bir heykel, resim ya da bir şarkı sözü yazma, yapma ihtiyacı duymuşlardır?

 

İnsanlar sanata da kendilerini ifade edebilmek için ihtiyaç duymuştur. Sanat insanın kendini ifadesi iken, insanın eseri olduğu da kabul edilirken onun doğduğu kültürden farklı olması nasıl beklenebilir? Örneğin İslam dinine inanan insanlar halk hikâyeleri anlatırken bu bir efsane bile olsa içerisine kendi kültürlerinden parçalar serpiştirirler. Hikâyenin içerisine Allah’a ısmarladık, Allah’a emanet, kaderimiz böyleymiş gibi tabirler ister istemez girecektir. Burada islamla yoğrulmuş Türk kültürünü sentezleyebilmemiz mümkündür.

 

Durma riayet etmeyen eserler mevcut mudur Elbette mevcuttur. Ancak bu kişinin almış olduğu kültür kapsamında o eserin ortaya çıktığı gerçeğine değiştiremez. Eğer bir Türk vatandaşı doğduktan 3 ay sonra Almanya’ya göç etmiş ve Almanya’da büyümüş Almanya’nın kültürü ile yetişmiş ise Türk olmasına rağmen bir eser meydana getirdiğinde Alman kültürü ile yorulmuş bir eser meydana getirecektir. Hayatı boyunca yoksul bir insan zenginlikle alakalı bir eser meydana getirmeye kalktığında içinde hayali kavramlardan öteye giden bir zenginlik bulmak mümkün olmayacaktır.

Sohbet geleneğinin Türk kültürüne katkıları hakkında neler söylenebilir? Tartışınız.

Sohbet geleneğinin Türk kültürüne katkıları hakkında neler söylenebilir? Tartışınız.

 

Sohbet etmek Türk kültürünün en eski oluşumlarından biridir. Türklerin var olduğu ilk zamanlardan bu yana gelişen hikâye anlatıcılığı geleneği, yazının icadından sonraki zamanda da yazılı kaynaklarda ortaya çıkmıştır. Ama yazının icadından önce insanlar konuşmayı öğrenmişler ve o zamanlarda da hikâyeler düşünmüşler ve birbirlerine hatta nesilden nesile aktarmışlardır. Türk halk hikâyelerinin ilk örnek metni dede korkut hikâyeleridir.  Dede korkut bir halk kahramanıdır ve halkının içinde bulunduğu zor durumlarda halkına öğütler verir onlarla sohbet eder. Türklerin ilk yazılı metni olan Orhun abidelerinde hükümdar halkı ile sohbet etmektedir.

 

Türk gösteri sanatlarında da sohbet geleneği oldukça önemli yer tutar.  Örneğin meddahlık olarak bilinen Türk sanatı bir kişinin sohbet ederek izleyicisine sanatının aktarması ile gerçekleştirirler. Peki, biz hiç sohbet etmeseydik ne olurdu? Yazılı kaynaklar yazıldıkları için günümüze ulaştı ve biz kültürümüzün kaynaklarını bu sayede öğrenebildik ama yazılı kültürden ziyade bir de sözlü kültür var ki okuma yazma bilmese de dedelerimiz ninelerimiz bizlere çocukluktan itibaren bazı hikâyeler anlatmıştır işte o hikâyeler Türk sözlü anlatım ve aktarım geleneğinin bir parçası olmuştur. Eğer biz hiç sohbet etmeseydik bugün bildiğimiz onlarca halk hikâyesi ve atalarımızın hayatları hakkında edindiğimiz bilgiler belki de hiç var olmayacaktı.  Sohbet etme geleneği bir kültürün kuşaktan kuşağa aktarılmasında en az yazılı aktarım kadar etken ve önemli bir rol oynamaktadır.

Ramazan ayı toplumsal yardımlaşma ve dayanışma olgusunu nasıl etkilemektedir?

Ramazan ayı toplumsal yardımlaşma ve dayanışma olgusunu nasıl etkilemektedir? Gözlem ve deneyimlerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Ramazan ayı bizim inancımıza göre oruç tuttuğumuz ve Allah’a belirli saatler arasında nefsimizi körelterek ve aç bırakarak irademizi ispat ettiğimiz oruç tutma ibadetini gerçekleştirildiğimiz zaman dilimidir. Ramazan için en hayırlı ay, on bir ayın sultanı gibi benzetmeler yapılır.  Çünkü ramazan sadece kişilerin aç kalması ile ibadet ettikleri bir ay değildir.  Ramazan yoksulun halinden anlayabilmenin zamanıdır bizler için ve yine bizler için nefsi köreltmek arzu ve istekleri yalnızca Allah’ın rızası için törpülemenin zamanıdır.

 

Ramazan ayı geldiğinde ülkede sanki milli birlik beraberlik ve seferberlik ilan edilmiş gibi bir hava ile karşılaşırız.  Herkes birbirine yardımcı olmak ister. Oruç tutan insanlara karşı ibadetlerini rahat yapmaları için saygı duyarız ve eğer oruç tutamıyorsak bile karşılarında yemek yemeyiz.  Her ramazanda yardım kumpanyaları düzenlenir ve toplum olarak birbirimizin eksikleri kapatmak için koşturur dururuz.

 

Ramazan aylarının en güzel taraflarından biri de iftar sofrası geleneğimizdir. İftarların kalabalık olması bereketli olması ile eşdeğerdir bizler için.  Bu yüzden belediyelerimiz meydanlarda ramazan çadırları kurar ve ücretsiz olarak halka iftar yemekleri verir.  Bu ibadetin toplumu kaynaştırma ve birleştirme özelliği vardır. Ramazan aylarında, her insanda ve hatta insanları da geçin yaratılmış her canlıda bir huzur ve huşu hali gözlemlemek mümkündür. Ramazanın insanın hem bedenine hem de ruhuna iyi gelen bir zaman dilimi olduğunu düşünüyorum.

Ortak kültür ve tarih mirasına sahip olup farklı coğrafyalarda yaşayan milletlerin edebiyatlarında ne gibi benzerlikler olabilir? Açıklayınız.

Ortak kültür ve tarih mirasına sahip olup farklı coğrafyalarda yaşayan milletlerin edebiyatlarında ne gibi benzerlikler olabilir? Açıklayınız.

 

Bir birey erişkinlik dönemine kadar bir kültürde yetişmiş ise dünyanın neresine giderse gitsin aynı kültürünün izlerini taşıyacak ve aynı kültürün gelenek ve göreneklerini yerine getirmek isteyecektir. Örneğin Türk kültür ve mirasına sahip olan milletler farklı coğrafyalarda yaşasalar bile aynı kültürün Gelenek göreneklerini devam ettireceklerdir. İslam dinine mensup Bir Türk vatandaşı İngiltere’ye göç ettiğinde Kurban Bayramı zamanında kurban kesmek isteyecektir. Aynı şekilde dini vecibelerini de yerine getirmek isteyecektir.

 

Toprak ortak değilse bile öğrenilen kültür ve atalarından miras kalan gelenekler kişiler ve aileler aracılığı ile bir sonraki kuşağa aktarılmaktadır. Kültür kuşaktan kuşağa aktarılan bir bilgiler bütünü olduğundan aile büyükleri ve kültürü bilen insanlar özlerini kaybetmedikçe ve asimile olmadıkça kültür kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam edecektir. Farklı coğrafyalarda dahi olsalar aynı kültüre mensup insanlar edebiyatlarında benzer noktalar bulunacaklardır.

 

Örnek vermek gerekirse; Azerbaycan’da yaşayan bir vatandaş ile Türkiye’de yaşayan bir vatandaşın yazacağı romanda aile yapısı benzer özellikler gösterir. Çünkü temelde aynı kültürde yoğrulmuş insanlardır. Türk aile yapısında ataerkil sistem devam ettiğinden ve baba son sözü söyleyen kişi olduğundan bu diğer Türk milletlerinin farklı coğrafyalarda yaşayan aile yapılarında da aynı şekilde sentezlenecektir. Kültür sözlü olarak aktarılan bir bilgiler bütünü demiştik bu sebeple milliyeti aynı bile olsa kendi öz kültürü ile hiç temas etmemiş bir insan kendi kültürüne dair eserler ortaya koyamaz.

Küçük yerleşim bölgelerindeki dağ, göl, ova gibi yer adlarının tanınmasında buraların adına şiirler yazılmış olmasının etkisi olabilir mi? Tartışınız.

Küçük yerleşim bölgelerindeki dağ, göl, ova gibi yer adlarının tanınmasında buraların adına şiirler yazılmış olmasının etkisi olabilir mi? Tartışınız.

 

Küçük yerleşim yerlerindeki dağ göl ve ovaların ya da yer adlarının tanınmasının altında buralara şiirler şarkılar ve hikâyeler yazılmasını çok büyük bir rolü olduğunu düşünüyorum. Bunu da bir atasözü ile açıklamak istiyorum.

 

Söz uçar yazı kalır der atalarımız. Yazılan her şeyin ölümsüz olabileceğini de düşündürebilir bu söz bizlere. Herhangi bir mecra bir oluşum edebi eser şeklinde yazıya geçirilip oradan da tarihe geçirildiğinde o artık bir kişi veya sadece bir topluluğun bilgisine de değil tüm dünyanın bilgisine açık hale gelir.  Yani bilgi evrenselleşir. Bugün Türkiye’ye hiç gelmemiş biri bile Necip Fazıl Kısakürek’in kaleme almış olduğu Sakarya Türküsü adlı şiiri okuduğunda Sakarya nehri hakkında bilgi sahibi olacak ve dolaylı yoldan böyle bir oluşumun varlığı da aklına kazınacaktır.

 

Yine bir örnek verecek olursak Çanakkale ‘de var olan aynalı çarşıyı bilmeyen yoktur peki kaçımız Çanakkale’ye gidip aynalı çarşıyı görme imkânına sahip olduk.  Belki de pek azımız.  Bu durumda diyebiliriz ki Çanakkale içinde aynalı çarşı diye başlayan türkünün bize katkısı bu öğrenme olmuştur. Tokat yollarının taşlı olduğunu bilmek için tokatlı olmak değil türküyü bilmek gerekir. Bu da bir başka örnektir bu duruma. Edebi eser hem zamanı, hem doğayı, hem de yaşanılan anı ölümsüzleştirme vasfına sahiptir.