Canlılar Gözle Göremediğimiz Yapılara Sahip Olabilir mi? Tartışınız

Dünya üzerinde yer alan ve bizlerin görmesi durumunda kalınan tüm durumlar somuttur ve bunları görmemiz mümkündür. Ancak bazı durumlarda, yaradılış gereği o kadar küçük mikroorganizmalar bulunur ki bunları çıplak göz ile görmek mümkün değildir. Soyut diyemeyiz ancak normal olarak da baktığımızda göremeyiz.

Bu canlıların incelenmesi adına özel olarak yapılmış görüntüleme cihazları bulunmaktadır. Bu görüntüleme cihazları canlıların mikroorganizma olmasından dolayı mikroskoptur. Mikroskoplar çeşitli görüntülemeler yapabilmekte ve bu görüntülemeler aşamasında farklı özellikler de göstermektedir. Mikroskopların uygulamış olduğu bu yöntemlerde canlıda farklı alanların görüntülemesi de sağlanır. Renk bakımından da farklı alanların görüntülenmesi sağlanır.  Birçok bilimsel çalışma yapılırken bu mikroskoplardan faydalanılmaktadır.

Bilim insanları gözle görülmeyen tüm canlıların mikroskop ile görüntülenmesini sağlamıştır. En basit ellerimizde bulunan ve ulaşımı kolay olan büyüteçler, canlıların görüntüsünün normalden daha büyük olmasını sağlamaktadır. 10 kat hatta 20 kat olan bu büyütmeler ile rahatlıkla gözlem yapabilir ve gözle göremediğimiz ayrıntıları anlayabiliriz. Ancak mikroskop içerisinde daha fazla gözlem yapılır. Bunun nedeni de büyüteç sistemi kullanılarak çok daha fazla görme açısının olmasına neden olmasından kaynaklanmaktadır. Büyütme miktarının artması da bizlerin canlıları en net şekli ile görmemizi sağlar.

Teknolojinin gelişmesi ile artan mikroskop çeşitlerinde hücresel boyutta dahi gözlemler yapılmaktadır. Bu çok küçük olarak nitelendirdiğimiz tüm canlılar için bu gözlem yapılabilmektedir.

Zamanı etkili ve verimli kullanmaktan ne anlıyorsunuz? Anlatınız.

Büyüklerimiz bizlere bir şey emanet ettiğinde veya verdiğinde dikkatli kullanmamız konusunda uyarır durular. Aman ha dikkat et diye başlarlar cümleye sonu gelmez. Bir kulağımızdan girip diğer kulağımızdan çıkan bu sözleri anlıyormuş gibi kafa sallayıp geçiştiririz. Sorduğunuz soru da bu yönde olmuş. Şimdi bana o çokta önemsemediğim ama bu yüzden pişmanlık duyduğum sözleri soruyorsunuz.

Küçüktük veya gençtik. Ama aklımız başımızda değildi cümlesini kabul etmiyorum. Hemen her şeyi bilen aklın nasıl olurda verilen nasihatleri dinlerken başında olmuyor. Sen şuna işime gelmemişti desene. Aynen öyle işimize gelmiyor hiçbir iyi söz. Sanki zararımıza konuşuluyor bizde dinlemiyoruz. Halbuki senin için kıymeti harbiye si büyük olan bu sözler acı bile olsa dinlenmeye değer sözlerdi.

 

Bize derlerdi ki zamanınızın kıymetini bilin. Altın gibi bir nasihat. Yani sorduğunuz soruyla aynı içerikte zamanınızı verimli kullanın. Peki nasıl kullanacaktık. Onu da anlattılar ama ben kendi pişmanlığımla harmanlayıp aktarayım. Erken kalkmak ve erken uyumak, boş işlere vakit harcamamak, çalıştığın işte veya okuduğun okulda zamanı daha verimli kullanmak için faydalı işler yapmak ve yaşadığın zamanın şartlarına göre düşünmek. Bunlar elbette çoğaltılabilir ama öncelik verilmesi gerekenler olarak düşüne biliriz. Her insan zamanını kendine göre ayarlamalı. Bir başkası ile kıyas yapmamalı kendi yaşamına kendi yön vermeli. Okullarda yapılan zaman kullanımı için gerekli programlar da önemli tabi ama örnek almak yeterli. Biz yine kendi zamanımızı kendimiz ayarlamalıyız.

Bir saat tasarımı yapsaydınız saatinizin hangi özelliklere sahip olmasını isterdiniz? Nedenleriyle açıklayınız.

Daha yeni akıl etmeye başladığınız andan itibaren bir çok soru sorarsınız. Bu ne şu ne ? Her şeyi aynı anda öğrenmek bilgi sahibi olmak istersiniz. Heyecan verir o küçük bedeninize. Meraklı bakışlarla seyir ederiz tüm gelişmeleri. İnsanlarla konuşur her eksik noktayı tamamlamaya gayret ederiz. Aklımızda soru bırakmamak için değil öğrenmek içindir. Benim de öyle oldu. Küçük bir çocukken en merak ettiğim teknoloji harikası olarak gördüğüm icatlardan biriydi saat. İlki tabi ki de televizyon. Saat yapı itibariyle farklıydı. Nasıl hesaplama yapar nasıl birbirine çarpmadan döner bu çizgiler diye izlediğim olmuştur. Komik gelebilir ama merak işte. Yine en büyük heyecanımı yaşadığım olaylardan biri de küçükken alınan bir saat.

 

Farklı bir zevki vardı. İmkanlar kısıtlı olduğu için türlü baskılarla elde edebilmiş büyük bir inat ve sabır sayesinde sahip olmuştum. Işıklıydı hem de. Baktıkça gülümser mutlu olurdum. Şimdi ise yüzüne bakılmıyor o saatlerin. Ama benim o zamanlarda saat konusunda ki hayalim şimdiki zaman için de geçerli. Böyle saat kaç diye sorduğunda sana saati söyleyecek, uyuman gerektiğinde uyumanı ve uyanman gerektiğinde uyanmanı. Bir arkadaş gibi konuşacak seninle. Bak bu saat oldu hala bir şey demedin diye kızacak yeri geldiğinde. Düşünecek beni. Bende onu düşünür temiz kullanırım. Pilini değiştirir silerim dakika başı. Ha birde espiri yapacak şakalaşcak benimle, moralim bozukken de anlayacak susacak ben bir şey demeden o bir şey söylemeyecek.

İnsanoğlu neden zamanı ölçme ihtiyacı hissetmiş olabilir? Açıklayınız.

İnsanlar bir çok ihtiyacını karşılamak için farlı buluşlara imza atmıştır. Tarih boyunca değişmeyen kurallardan bir tanesi insanların ihtiyacını karşılamakta verdiği çaba. Biri vaz geçerken bir diğeri olumsuzluğu ortadan kaldırmak için uğraşmış sonuç olarak hemen her ihtiyaç karşılanır hale gelmiştir.

Zaman da böyledir. En çok ihtiyaç duyduğumuz kavramlardan bir tanesi. Zamanı ölçerek düzenli bir hayatın temelleri atılmıştır. Zamanı hesaplayarak yapılmış yahut yapılacak işler ayarlanmıştır. Bunu sadece icatlardan saat yapmak olarak algılamamak gerekir. Önceleri güneşe aya gece ve gündüze bakılarak hesap yapılmıştır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Ama konumuz neden böyle bir gereksinim duydukları.

 

İnsan oğlu gereksinimleri için çalışıyor ve yoruluyor. Peki ya dinlenmeleri gereken süre hesaplanmıyor olsaydı nasıl olurdu ? Bu bana göre bu zamanı ölçme ihtiyacının temelini oluşturuyor. Diğer yan faktörler ise doğum yılı ölüm yılı gibi hesaplamalar sonrasında geliyor. Sadece bunlarla da kalınmıyor. Bir yerden ayrıldığında başka yerde geçirdiği süre, ne zaman dinlendiğini hesaplaması için geçirdiği süre vb. şekliyle uzayabilir. Bütün bu durumlar ihtiyaç hasıl olduğu için gerçekleşmiştir.

Şimdilerde ise her şeyin ilacı olarak algılanan zaman, ilk örneklerine bakarak pekte değerli görülmüyor. Ölçülüyor fakat değer verilmiyor. Unutarak yaşıyoruz geçirdiğimiz vakitleri. Ölçümlere aldırış etmeden yaşıyoruz. Sonrasında ise ne kadar hızlı geçti oluyor. Hızlı değil zaman aynı sürekliliği ile ilerliyor. Biz farkına varır da zamanımızı iyi kullanırsak değerlenir. Zaman algısını zihnimize kazandırmanın yollarını aramalıyız

Gelecek ile ilgili hayallerinizi anlatan bir konuşma yapınız. Konuşmanızda uygun geçiş ve bağlantı ifadelerini kullanınız.

Geçmişte ki yapılan bilim-kurgu filmlerine baktığımızda insanların hayal dünyasının genişliğini görebiliyoruz. Belki bir çok durum hala gerçekleşmedi ama gerçekleşen hayalleri de görebiliyoruz. Uçan bir araba konusunda yapılan bir çalışmayı izlediğimde her hayalin mümkün olabileceğini düşündüm. İzlediğimizde hayranlıktan öte burada da saçmalamışlar, yok artık dediğimiz durumların gerçekliği bizi kendi içimizde mahcup ediyor.

Hayallerin gerçekleşen projelerle olabilme durumu benim de hayallerimin gerçekleşebilmesi konusunda  umutlandırmıyor değil. Evet hayal dünyam büyük ama neden olmasın ? Onlarda işe hayal kurarak başlamadı mı?

 

Benim hayalim ise gelecekte savaşları bitirecek bir oluşumun kurulması. Bir icat olarak düşünmedim ama insan ölümlerinin çokluğundan yakındığımız günümüz şartlarında bunu engelleyebilecek bir üst düzey kurulun kurulması gerekli. Ama güçlüler tarafından değil haklılar ve adaletliler tarafından. Diyeceksiniz ki zaten var. BM, NATO, AB. Gibi kurullardan bahsetmiyorum. Tamamen özgür çalışan mazlum ve mağdurların her zaman yanında olan, bunu gerçekten başarabilen bir kurul. Nasıl gerçekleştirilebilir konusunda henüz bir fikrim yok zaten olsa uygulamaya geçiririm. Ama dedim ya hayalle başlamak bile güzel bir niyet bu konuda. Çocuklar kadınlar diye de ayırma yapmadan tüm insanlığın ölümünün durması için bir çalışma gerekli. Kimi neyi paylaşamıyoruz şu garip dünyada. Ne istiyoruz da bunca insan ölüyor anlamak imkansız. Sorulduğu zaman ise herkes masum. Peki ya suçlular kim ölenler mi ?

Son zamanlarda bilim alanındaki gelişmelerden dikkatinizi çeken birini arkadaşlarınıza anlatınız.

O kadar hızlı ki gelişmeler takip edemiyoruz. Ülkemizde dahi başlamış bir çok proje mevcut. Bilim alanında bu tarz gelişmeler bizleri heyecanlandırdığı kadar ülkemizde gerçekleşmesi için ümitlendiriyor da. Tabi ki yerli gelişmeler görmek istiyoruz. Ama dünyayı geriden takip ettiğimizde bir gerçek. Global anlamda ise yapay zeka çalışmaları benim dikkatimi çeken en önemli gelişmelerden. Daha önceleri sadece yapılan robotlar insan desteği ile bir amaca hizmet ettirilirken durum burada farklılaşıyor. Düşünsenize yapay zeka ile kendi istekleri şekilde hareket edebilecek robotlar geliştiriliyor. Bu kimilerini korkutsa da bir insandan daha zararlı hale gelmeyeceği kesin. Çünkü bir ruh barındırmıyorlar. Duygu ve düşüncesiyle değil mantık çerçevesinde hareket edecekler. Tamamen bilime hizmet edecek bu gelişme beni korkutmuyor aksine heyecanlandırıyor.

 

Bazen de kedi ulaşamadığı ete mundar dermiş ata sözü geliyor. Biz bir şeyi başarmaya çalışmıyor yapılan gelişmeleri kıskanıyoruz gibi geliyor. Yahu sen onun gelişimini takip edeceğine, bizde acaba bir şeyler yapabilir miyiz diye düşüneceğine, neden eksiklerini tartışıyorsun ki ? Bakın onların isteği de bu zaten. Onlar yapsın biz kullanalım eksiklerini söyleyelim ve daha iyi şartlarda geliştirmelerini sağlayalım. Ne zaman bu içine düştüğümüz durumdan kurtuluruz işte o zaman gelişmeye başlarız. Az da olsa kötü de olsa hatta berbat da olsa lütfen birbirimizin emeğine saygı gösterelim. Bırakın onlar eleştirsin biz geliştirelim.

Önemli buluşlar yapmış Türk İslam bilginleri hakkında yaptığınız araştırma sonucu elde ettiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

Türk-İslam bilginlerinin çokluğu bizlere övünecek derecede fazla buluşların olmasını ve tüm dünya insanlığına fayda sağlamasını hatırlatıyor. Laf aralarında çok duyarsınız Avrupa bilginlerinin sözlerini. Karl Marx’ı Aristoteles’ i. Bakın bize bile söylettiler. Unutturulan tarihimizin yanı sıra birde unutturulan bilginlerimiz var bizim.

 

Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarından olan deneysel fizyolojinin öncülerinden Sabuncu Oğlu Şerefeddin’i tanıyor muyuz ? ya da Trigonometri sahasında ilk defa eser veren, Merağa rasathanesini kuran, matematikçi ve astronom Nasirüddin Tusi yi ?Tabi ki ilk defa duyuyoruz. Bu isimleri şaşırmakta haklısınız. Çünkü böyle bir araştırma yapmadan bu bilgilere bizim ders kitaplarımızdan ulaşmak oldukça zor hatta imkansız. Peki üzücü olan bu durum neden böyle ? Neden bizden olanın iyiliği bize anlatılmazken; özendirilmemiz sağlanan, bizden olmayanları öğreniyoruz? Bakın onlar da öğrenilmesin demiyorum ama bize onlar öğretilirken asıl öğrenmemiz gerekenler anlatılmıyor. Bırakın öncelik verilmesini istemek, hiç anlatılmıyor olmasını konuşuyoruz burada. Böyle araştırmalar sonucunda kendimizi nasılda küçümsediğimiz geliyor aklıma hep. Onlar kendilerine özendirirken biz neden ezilmişiz ki ? Özellikle o kadar çok bilginimize rağmen. Bizden bir şeyler öğrenenler bizim bilgilerimizle yine bizlere karşı büyüklük taslamışlarda haberimiz yok. Neyse ki gelişen bilim dünyası artık tüm bilgileri ayağımıza kadar getiriyor. Sizler de üşenmeden bu bilgilere göz atın derim. Bari haklı olduğumuz bir konuda ufak bir fikre sahip olalım.

Vatan konulu bir film çekecek olsaydınız filminizde neleri vurgulamak isterdiniz? Anlatınız

Gün geçmiyor ki vatan ve milletin hassas olduğu bu kırılgan dönemlerde bu konuyla alakalı yeni bir dizi yeni bir film çıkmasın. Çalışmalar nedense hep bu yönde. Bu girişimlere onlarca lira para harcanıyor devamlı milliyetçilik kasıyoruz. Tabi ki bu tarz film ve diziler de gerekli ama aşırısına kaçtığımız zaman bazı güzel duyguların sadece para kazanmak uğruna istismar ediliyor olmasını görmemek imkansız. Yapım şirketleri bu konuda adeta bir biriyle yarışıyor belli noktalara geldiklerin de senaryo sıkıntısı çektiklerinden saçma konularla işin suyu çıkarılıyor. Lütfen yanlış anlaşılmasın ama bu tarz sulandırılmış projelere destek vermek bile bana göre gereksiz. O ayrılan bütçeleriyle para kazanmak istiyorlarsa bunu milletin duyguları üzerinden yapmasınlar. Tahriş ediyorlar bu şekilde insanımızı, üzüyorlar. Farkında oluyorlar mı bilemem ama duygu kasmayı planlıyorlarsa da tam tersini gerçekleştirdikleri kesin.

 

Eğer gerçek anlamda faydalı bir film projesi ile konuyu anlamaya, asıl duyguyu yaşamaya ve yaşatmaya fırsatım olsa idi vurgulamak istediğim; bile bile ölüme koşan genç şehitler olurdu. Bu beni derinden yaralayan bir konudur. Kim ister ki genç yaşında ölüme koşmayı ? Ama konu vatan olunca gözü şehadetten başka bir şey görmeyen o temiz yürekler koşar adımlarla yürüdüler ölüme. Hem ölüm bir bitiş değildi ki onlar için aksine bir başlangıç. Hatta inancı gereği onlara ölü denmesinin bile yanlış olduğunu, diri olduklarını ancak bizlerin onları göremeyeceğimizi bilmeleri yeterli bir sebepti.

Vatanımız için hangi fedakarlıkları yapabilirsiniz? Anlatınız.

Vatan; sadece üzerinde yaşadığımız bir toprak parçası olarak görülmemeli. Çünkü bizim değerlerimiz diğer uluslara göre çok farklı. Üzerinde yaşadığımız bu topraklar için nice can yitip gitti. Kimileri evlatsız kimileri abisiz kaldı. Atalarımız kutsalını çiğnetmemek için kendi bedenlerinin çiğnenmesine rıza gösterdiler. Biz nasıl olurda sadece bir toprak parçası olarak görebiliriz ?  Tarih den aldığımız bu bilinç bizi atalarımıza karşı mahcup etmeyecek şekilde nankör olmadığımızı gösterir şekilde gelişti.

Bu sayededir ki bizler vatanımız için gözümüzü kırpmadan canımızı verebiliriz. Genellemeyi önceleri olsa belki yapmazdım. Çünkü gün geçtikçe bozuk nesiller türüyor aslını unutmuş tarihinden bi haber sadece sosyal medyada büyüyen asalakların sayısının oldukça fazla olduğuna inanıyordum. Sayıları azımsanmayacak kadar çok ama bilinçli nesillerin sayısından fazla değil. Bu kanıya ise 15 Temmuz gecesi sokaklarda vardım diyebilirim. Başı sonu ne olur diye düşünmeden sokağa fırlayan binlerce genç vatanın hainler tarafından el geçirilmek istenmesine karşı dik bir duruş sergilemiştir.

 

İnsan için canından en daha önemli şey sevdiklerinin canıdır. O gece ondan bile geçen anneler babalar gördü bu gözler. Demek ki aslımızı kimliğimizi bize ne kadar unutturmaya çalışsalar da bir yerlerde vatanını seven milletini korumayı kendine sorumluluk olarak gören gönlü güzel genç nesiller yetişmiş. Bu basit bir olay olarak kalmadı bize bizi hatırlattı. Biz bu coğrafya da hem kendi milletimizi korumaya muktediriz hem de mazlumun umudu olan Büyük Türkiye yiz.

Oğlunu cepheye göndermek istemeyen babanın yerinde siz olsanız nasıl davranırdınız? Sebepleriyle açıklayınız.

Her baba evladını çok sever. Onun iyiliği için gayret eder. Yaşadığımız şu zamanda bile evlat yetiştirmek büyütmek kolay değilken kaldı ki o dönemin şartlarında kolay olsun. Bizler geçen zaman değişen şartları ele alarak değerlendirmeler yapmalıyız. Birisini eleştiriyorken de hissi davranmak yerine kendimizi onun yerine koyup düşünmeli ona göre fikrimizi belirtmeliyiz. Şöyle düşünelim o günleri yaşıyoruz. Her yer savaş ve gidip dönebilen asker sayısı çok az. Büyük bir mucize olmadığı sürece giden dönmüyor. Bizde o dönemde yaşayan bir babayız. Çocuğumuz yaşına bakılmaksızın çağırılıyor. Canınızdan bir parça geri dönmeyecek bir yolculuğa çıkarılmak isteniyor. Siz ne kadar da tabi ki gidecek bu onun sorumluluğunun yerine getirmesini gerektirdiği ağır bir görev deseniz de içinizde kopan fırtınayı sadece siz bileceksinizdir.

 

Vatan bir evlattan daha değerli korunması gereken asli unsurumuz bu doğru. Ama kuru kuruya hamasetle vatan millet edebiyatı yapmak, bir babaya bu şekilde teselli vermek daha çok acıtır insanın içini. Günümüzde de şehitler olmuyor mu ? Bir çok eve ateş düşüp içlerini yakmıyor mu ? İşte ondan bahsediyorum. Adamın oğlu şehit olmuş, senin neyin gitti bu vatan içinde oğlu üzerinden prim yapıyorsun. Sana mı kalmış bu. Evet bir baba diyebilir vatan sağ olsun diye. Peki ya sana kim veriyor bu hakkı? Sen ki daha az vergi vermek için çırpınan zavallı ne istiyorsun o masum şehit babasından. Bırakın o garip bi çare insanlar üzerinden güç devşirmeyi. Bırakın üzülsünler içlerinde yaşadıkları gibi dışlarında da yaşasınlar o üzüntüyü. Onlar en kıymetli hazinelerini hiç çekinmeden yollamışlar bu vatan için. Bari üzülmeyi gidenlerinin ardından bir damla göz yaşı dökmeyi çok görmeyin onlara.