Saatleri Ayarlama Enstitüsü Kitap (Roman) Özeti

Ahmet Hamdi Tanpınar, 1961 yılında Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı kitabını okuyucularıyla buluşturmuştur. Kitapta şiiri sembolist bir ifade kurulmuştur. Sosyal temalar da nesri seçmiştir.

 

Saatleri Ayarlama Enstitüsü – ÖZET

 

Birinci Bölüm: Büyük Ümitler

Hayri İrdal’ın hayatı anlatılır. Halit Ayarcı iddiaları reddeder ve tüm gerçeği anlatır. Hayatını ikiye ayırır: Halit Yazar’dan önce ve sonra. Çocukluğunu anlatır. Fakir bir aile çocuğudur ve mutlu bir çocukluk geçirmiştir. Dayısı, doğum günün de bir saat hediye eder. Evlerinde de birçok saat bulunmaktadır.

Bu saatlerin arasında en çok mübarek saatini sever. Dedesinden hatıra bir saattir. Dedesi bir cami yaptırmak ister. Arsayı alır fakat camiyi yaptıramaz. Çocuklarına cami yaptırmalarını vasiyet eder. Bu saatte o zamandan kalmadır.

Hayri, dayısının hediye ettiği saati inceler ve içini açar. Böylelikle saate olan ilgisi artar ve Nuri Efendi’nin mukakkithanesin de vakit geçirmeye başlar.

Nuri Efendi, 1912 yılında vefat eder. Hayri, Asım Efendi’nin yanında çalışmaya başlar. Biri saati çaldığı için Hayri işten çıkarılır. Ardından halası vefat eder. Halası gömülürken dirilir. Evdeki eşyalarının satıldığını görünce Hayri’yi ve babasını evden kovar.

 

İkinci Bölüm: Küçük Hakikatler

Hayri, Tünel İradesi’nde çalışmaya başlar. Çocukları olur ve birinin adını Zehra koyar. Abdülselam Bey bütün mirasını Zehra’ya bırakır ve bunu vasiyetinde belirtir. Ancak herkes yalanlar. Borcu olan kişiler, Hayri’yi mahkemeye verirler. Mahkeme, Hayri’nin suçsuzluğuna inanmaz. Hatta akıl sağlığından şüphe ederek adli tıpa gönderir. Burada Hayri, Doktor Ramiz ile tanışır. Tedavi süresince saatleri tamir eder. Hayri, hastaneden çıkar. Doktor Ramiz ile bir dostluk kurarlar. Bir kıraathane de ispritizma cemiyeti kurarlar ve herkesin bir takma adı olur. Hayriye, öküz lakabını alır. Bir süre sonra eşi hastalanır ve vefat eder. Eşinin vefatından sonra Hayri, çocuklarıyla ilgilenmez.

 

Üçüncü Bölüm: Sabaha Doğru

Hayri, yoksulluk çeker. Kızını isteyenlere vermez. Bu isteyenlerden biri de Topal İsmail’dir. Bir süre sonra kararından vazgeçer ve kızını Topal İsmail’e verir. Hayri’de Pakize ile evlenir.

Kahve de Hayri, Halit Ayarcı ile tanışır. Sohbet sırasında Ayarcı, Hayri’nin saatçi olduğunu öğrenir. Cebindeki bozuk saati çıkarır ve tamir etmesini ister. Ardından saatleri ayarlama enstitüsü kurarlar. Kokteyllere gidilmeye başlanır. Bu arada kötü bir iddia ortaya atılır.

 

Dördüncü Bölüm: Her Mevsimin Bir Sonu Vardır

Kokteyl sonrasında Hayri, Ayarcı’yı arar ve ulaşamaz. Ardından hafta sonu toplanırlar. Ayarcı, durumları anlatır ve herkesin keyfi yerine gelir. Tavla oynarlar. Bu görüşmeden sonra uzun bir süre görüşmezler. Bir gece Ayarcı’nın kaza yaptığı öğrenilir.

 

Diğer kitap özetleri için kitaplar kategorimize bakabilirsiniz…

Akşam Güneşi Kitap (Roman) Özeti – Reşat Nuri Güntekin

“Akşam Güneşi”, Reşat Nuri Güntekin’den aşk tadında bir roman. 1988 yılında yayımlanan kitap, yasak bir aşkı anlatmaktadır ve hayatta her şey istediğimiz gibi gitmediğinde nasıl bir yol izleyeceğimizle ilgili güzel bir örnek oluşturmaktadır. Bu kitap özeti kısaca aşağıdaki gibidir.

 

Akşam Güneşi – ÖZET

 

“Akşam Güneşi”, Nazmi ile Jülide’nin yasak aşkının hikayesi. Romanın kahramanı Nazmi, genç yaşta anne ve babasını kaybeder. Nazmi’nin sorumluluğunu amcası üstlenir. Onu okutur, yetiştirir. Nazmi okulun hem en çalışkan hem de en yaramaz çocuğudur, ele avuca sığmaz. Bu yüzden amcasının başını çok derde sokar. Ancak zeki ve çalışkan olduğu için tüm haylazlıklarına rağmen başarılı olur. Subay olmak ister ve Harbiye’ye gider. Eğitimini tamamlamak için Fransa’ya gider ve burada yaptığı çapkınlıklarla ünlenir. Nazmi memleketine döndükten sonra eğlence hayatına devam eder, çok para harcar. Ancak amcasının da maddi yardımıyla bu ortamlara para harcamaktan vazgeçmez ve gününü gün etmeye devam eder. Çeşitli yerlere görev için gider ve buralarda birçok macera yaşar. Nazmi, kabul ettiği bir propaganda işinde çatışma sırasında yaralanır. Bu süreçte onu, amcasının kızı Şükran hastanede ziyaret eder. Nazmi, Şükran’ın yakın arkadaşı Nazan’a aşıktır. Nazan, hastalığını bahane ederek Nazmi’den ayrılır. Şükran da Nazmi’yi sevmektedir ancak Nazmi’ye Nazan ile olan sorunları konusunda destek bile olur. Nazmi, ağır olarak yaralı olduğu ve bakıma muhtaç olduğu için subaylık mesleğine devam edemez ve emekli olarak amcasının yanına döner. Şükran, Nazmi ’ye çocukluktan beri aşıktır ve onu sevdiği için bakımını üstlenmeyi kabul eder.

 

Nazmi, amcasının yanından ayrılarak Midilli Adası’ndaki Ayazma Çiftliği’ne yerleşir ve Şükran’ı da yanına çağırır. Nazmi ile Şükran evlenirler. Nazmi’nin amcası ölmeden önce kızı Jülide’yi Nazmi ve Şükran’a emanet eder. Jülide, Ayazma Çiftliği’ne gelir ve onlarla beraber yaşamaya başlar. Nazmi ve Jülide hiç anlaşamazlar. Nazmi, Avrupa kültürüyle büyümüş Jülide ile her konuda ters düşer ve günlerinin çoğunu küs olarak geçirirler. Nazmi, Jülide’ye onun kütüphanesine girmemesine söyler ve bu konuda yasak koyar. Ancak Jülide, bu yasağı çiğneyerek kütüphaneye girer ve Nazmi de onu orada görür. O günden sonra Nazmi, Jülide’ye bu kadar kızmaması gerektiğini düşünür ve ikilinin arası düzelmeye başlar. Artık Nazmi Jülide’ye babası gibi davranmaktan vazgeçer. Onu arkadaşı gibi görmeye başlar. Jülide’nin taşranın kalıplaşmış ahlak yapısına ters düşmesi başlarda Nazmi için olumsuz görünse de zamanla onda saklandığı geçmişinin izlerini bulur. İnsanların toplumun dayatmalarına uymak yerine, kendi iç dünyalarının sesini dinlemesi gerektiğini düşünerek hayatı sorgular. Hayata karşı bakışını değiştirir. Tüm bunlar Jülide sayesinde olmuştur.

 

Yıllar geçer, Jülide büyür ve genç bir kız olur. Nazmi ve Jülide arasındaki dostluk zamanla şekil değiştirerek gizli bir aşka dönüşür. Jülide, Nazmi’yi herkesten kıskanmaktadır. Yasak aşkının yükünü taşıyamayan Jülide bir gün intihara kalkışır ancak kurtarılır. İntihar etmeden öne Nazmi’ye aşkını itiraf ettiği mektup da bulunarak ifşa edilir. Nazmi, Jülide’nin kendine âşık olduğunu bu sayede öğrenmiş olur. Daha sonra Nazmi de Jülide’ye âşık olduğunu kendisine itiraf eder. Nazmi ile Jülide hiçbir zaman kavuşamazlar. Jülide evlenecek yaştadır ve bir İstanbul Beyefendisi olan İhsan Bey ile evlendirilir. Jülide ile İhsan, çiftlikten ayrılırlar ve Bakü’ye  yerleşirler. Jülide, zaman içinde İhsan’a alışır ve onu sevmeye başlar, Nazmi’yi unutmuştur. Nazmi ise Jülide’yi hiçbir zaman unutamaz ve bu aşkı kendi içinde yaşamaya mahkûm kalır. Hastalanır ve kısa bir süre sonucu vefat eder.

 

Diğer kitap özetleri için kitaplar kategorimize bakabilirsiniz…

Kara Kitap (Roman) Özeti – Orhan PAMUK

Orhan Pamuk, Kara Kitap romanını 5 yıllık bir çalışmayla yazmıştır. En farklı romanlarından biridir. Kitaptaki her şey okuyucuya bırakılmıştır. Kitap eleştirmeleri, kitabı postmodernizme örnek olarak göstermiştir.

 

Kara Kitap – ÖZET

 

Galip ve ailesi Nişantaşı’nda bir apartman da yaşamaktadırlar. Bu apartmandaki herkes akrabadır. Galip, anne ve babasıyla bir daire de oturmaktadır. Amcası Melih Bey, yengesi ve Celal de başka bir dairede oturmaktadır. Melih Bey sürekli yurt dışına çıkar. Ticaretle uğraştığı için Türkiye’ye çok gelmez ve sürekli kartpostal gönderir. Fakat bir süre sonra kartpostallar da azalma olur. Bu durumdan Celal ve annesi şüphelenir ve baba evine dönmeye karar verirler. Ansızın bir mektup gelir. Mektup da Melih Bey’in Marakeş’te Suzan adında bir Türk kızıyla tanıştığı ve âşık olduğu yazar. Onunla evlenmek istediğini belirtir. Eşini terk eder ve Suzan ile evlenir. Bu evlilikten Rüya adında bir kızı olur. Belli bir süre sonra Melih Bey ailesiyle İstanbul’a döner. Celallerle birlikte yaşamaya başlarlar. Celal, o dönemde Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Celal, Galip ve Rüya birlikte vakit geçirmeye başlarlar. Yaşları ilerledikçe Galip, Rüya’ya âşık olur ve durumu anlatır. Ardından evlenirler. Güzel giden evlilikleri belli bir süre sonra monotonlaşır. Galip avukattır. Riya ise ev hanımıdır. Evde sürekli polisiye roman okur ve evle ilgilenmez.

 

Celal’in yazıları gündem olmaya başlamıştır. Gazeteye okuyucu mektupları gelmeye başlar. Bir sabah Galip eve geldiğinde Rüya’yı evde bulamaz. Vazonun altında bir not bulur. O günden sonra Galip, Rüya’yı aramaya başlar. İpuçları toplamaya çalışılır.

 

Celal’in yazılarından bir anlam çıkarmaya çalışılır. O sırada Rüya ve Celal’in birlikte olduklarını anlar. Ardından Celal’i aramaya başlar. Celal’in eski evini bulur ve yazılarını okumaya başlar. Belli bir süre sonra Celal gibi hisseder. Celal, hafızasını kaybetmeye başlar. Onun yerine Galip yazar ve Celal’in yerine imzalar.

 

Bir gün Celal’in evine giderken bir kalabalık görür. Yerde bir adam yatmaktadır. Galip, bu adamın Celal olduğunu fark eder. Karşı tarafta da bir kişi yerde yatmaktadır. O da günlerce aradığı karısı Rüya’dır. Bir adam Celal’e üç kurşun sıkmış ve o kurşunlardan biri Rüya’ya denk gelmiştir. Galip, gerçekleri öğrenince Celal’in yerine yazmaya başlar ve hayatını buna adar.

 

Diğer kitap özetleri için kitaplar kategorimize bakabilirsiniz…

Aşk Kitap (Roman) Özeti – Elif Şafak

Elif Şafak, 2009 yılında Aşk romanını okuyucularıyla buluşturmuştur. Kitabın arka kapağında yazılan sözler oldukça dikkat çekmektedir.

“Ya ortasındasındır AŞK ’ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde…”

“Aşk… Kitap içinde bir kitap, hayatın anlamı peşinde bir aşk macerası…

Aşk… Elif Şafak’tan arayışa, gerçeğe ve keşfetmeye dair bir roman…”

 

Aşk – ÖZET

 

Türkiye’nin ünlü yazarlarından biri olan Elif Şafak, Mevlana’nın Aşk Şeriatı kavramından yola çıkarak bir aşk romanı yazmıştır. İlk başta aşk sanılsa da aksine dini ögelerin yer aldığı bir romandır.

 

Amerikalı bir ev kadınının hikayesi yer alıyor. Ella, orta yaşlarda monoton hayatı olan bir kadındır. İş arayışına girer ve bir yayınevinde editör asistanı olarak işe başlar. Ella okumayı çok sevmektedir. Zahara adında bir yazarın asistanı olur. Yayınevi, tasavvuf felsefesini konu alan tarihi bir romanı okumasını ve değerlendirmesini ister. Ella için bu oldukça basit bir iştir. Ancak kitaptan çok etkilenir ve hayatında değişiklikler yapmaya karar verir.

 

Kitap, Ella’nın Mevlâna ile tanışmasını ele almaktadır. Tanışmanın ardından Ella’nın aşka olan bakış açısı değişir ve aşkı yeniden keşfeder. Keşfettiği bu aşk Ella’yı bilmediği bir yolculuğa sürükler. Roman da Aşkın 40 Kuralı bahsedilir. Bu kurallar, Elif Şafak’ın hayal gücünün bir yansımadır. Kitapta Şems Tebriz’i üzerinden anlatılsa da tamamen hayal ürünüdür.

 

İşte Aşkın 40 Kuralından bazıları…

 

Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, “ne yapalım kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin ne de hayat karşısında çaresizsin. Bunu anlatır Yirmi Dokuzuncu Kural.

 

Otuz Birinci Kural: Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

 

Otuz Dördüncü Kural: Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir belde de yaşar. Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba İlahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.

 

Diğer kitap özetleri için kitaplar kategorimize bakabilirsiniz…

 Yer çekimi olmasaydı ne gibi sorunlar yaşanırdı?

 Yer çekimi olmasaydı ne gibi sorunlar yaşanırdı? Düşüncelerinizi sınıfta paylaşınız.

 

Dünyanın kütle çekimi yerçekimidir. Çünkü var olan her şeyin kütle çekimi kendisine göre farklılık göstermektedir. Kütlesi büyük olan cismin çekim kuvveti çok, küçük olan cismin çekim kuvveti ise azdır.  Ayda bulunan çekim kuvvetinin az, dünyanın çekim gücünün fazla olmasının temel nedeni budur. Yerçekimi olduğundan dolayı dünya üzerinde rahatlıkla hareket edebilmekteyiz. Şayet yerçekimi olmasaydı, insan vücudundaki boşaltma, sindirim, hareket, destek, dolaşım gibi sistemler başta olmak üzere hayati önem taşıyan sistemler çalışmazdı. Böyle olunca dünya üzerinde canlılık faaliyetlerinden bahsetmek imkansız olurdu. Yerin çekim, fiziksel güç olarak dünyadaki canlılık faaliyetlerini doğrudan etkilemektedir. Dünya üzerinde canlı hayatın olmaması, yaşam düzenindeki diğer her şeyin bozulması anlamına gelirdi.

 

Yer çekimi olmasaydı ne gibi sorunlar yaşanabileceğini şöyle sıralanabilir:

  • Futbolda kalecinin attığı top gibi havaya atılan cisim veya maddeler geri gelmez uzayda kaybolur giderdi.
  • Yağ, kar gibi doğa olayları olmazdı. Karı, yağmuru yere doğru çekecek bir güç olmadığından yağış olamazdı.
  • Yerçekimi olmadığından terazi hep dengede duracağından terazi kullanılamazdı.
  • İnsanlar yemek yerden veya su içerken zorlanırlardı.
  • Aydaki gibi insanlar yere basamaz, havada asılı kalırdılar.
  • Kiremit kullanılamaz, binalar inşa edilemezdi.
  • Kuş gibi kanatlı varlıklar öldüklerinde bile havada kalırlardı.

 

Uzay araçlarındaki astronotların devamlı havada uçtuğunu görmekteyiz. Yerçekimi olmasaydı tıpkı astronotların yaşamı gibi bir yaşamımız olurdu. Hayati önem taşıyan su ve havada da farklılık söz konusu olacağından insanın yaşamı zorlaşır. Belki insan nesli bile olmazdı.

Yay ne kadar gerdirilirse ok o kadar uzağa gider. Bunun sebebi nedir?

Yay ne kadar gerdirilirse ok o kadar uzağa gider. Sebebi nedir?

 

Enerji en kısa tanımı ile iş yapabilme yeteneğidir. Hayatın farklı alanlarında çeşitli enerjilere ihtiyaç duyulmaktadır. Vücudumuzda meydana gelen yaşamsal faaliyetlerden başlayarak arabaların çalışması, kaloriferlerin yanması, suyun ısınması için enerji gerekmektedir. Hayatta kullanılan enerjinin çok çeşitli türleri bulunmaktadır. Bu türler;

 

  • Nükleer enerji
  • Kimyasal enerji
  • Ses enerjisi
  • Güneş enerjisi
  • Işık enerjisi
  • Kinetik enerji
  • Potansiyel enerji

 

Enerjinin korunumu kanunu gereği, enerji yoktan var edilemez, var olan enerji de yok edilemez. Var olan bir enerji yok olmayıp başka bir enerji türüne değişmektedir. Varlıkların hareketleri nedeniyle sahip oldukları enerji kinetik enerjidir. Varlıkların konumları nedeniyle sahip oldukları enerji ise potansiyel enerjidir.

 

Cisimlerin sahip oldukları potansiyel ve kinetik enerjiye şöyle bir örnek verilebilir: Esnek olan cisimler, sıkıştırıldıkları veya gerildikleri zaman potansiyel enerjiye sahip olurlar. Bırakıldığında ve uzağa doğru zıplatıldığında ise ortaya kinetik enerji çıkmaktadır. Potansiyel enerji ve kinetik enerjiden birinin diğerine dönüşmesi mümkün olmaktadır. Günlük yaşamımızda buna çok fazla örnek vardır. Örneğin, duran araba potansiyel enerji taşımaktadır. Fakat hareket ettiğinde potansiyel enerji, kinetik enerjiye dönüşür ve araba ilerler.  Cisimler yerden yüksek bir yere kaldırıldığında yer çekimine karşı bir iş yapar. Yukarı kaldırılma o cisimde potansiyel enerji olarak depolanır. Böylece enerjiyi toplayan cisim iş yapabilecek duruma gelir. Oku ile birlikte gerdirilen yayda potansiyel enerji birikir. Yay bırakıldığında ise potansiyel enerji kinetik enerjiye dönüşür. Yay ne kadar çok potansiyel enerjiyle doldurulursa yani ne kadar çok gerilirse, kinetik enerjisi o kadar fazla olacak ve daha uzağa gidecektir.

Günlük hayatta yaygın olarak kullandığımız enerji kaynakları nelerdir?

Günlük hayatta yaygın olarak kullandığımız enerji kaynakları nelerdir? Düşüncelerinizi sınıfta paylaşınız.

 

Maddenin ve cisimlerin iş yapabilme, hareket edebilmesi, kuvvet ve güç kazanabilmesi için tanımlanan enerjinin elde edildiği çeşitli kaynaklara enerji kaynakları denmektedir. Kaynaklar, herhangi bir yöntem veya malzeme ile enerji üretilmesini sağlamaktadır. Günlük hayatta kullandığımız enerji kaynakları, oluşumlarına bağlı olarak yenilenemez enerji kaynakları ve yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere 2’ye ayrılmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları, bittiğinde yeri devamlı olarak doldurulan ve tükenmeyen kaynaklardır. Yenilenemez enerji kaynakları, zaman içinde biten ve yeri çok uzun zaman içinde ancak doldurulan kaynaklardır. Enerji kaynaklarımızı şöyle sınıflandırabiliriz:

 

  • Yenilenemez Enerji Kaynakları

Kömür

Petrol

Doğalgaz

Nükleer enerji

 

  • Yenilenebilir enerji kaynakları

Güneş enerjisi

Rüzgar enerjisi

Hidrolik enerjisi

Jeotermal enerji

Dalga enerjisi

Biyokütle enerjisi

 

Günlük hayatta bazı şeyleri yapabilmek için enerjiye ihtiyaç duyulmaktadır. Çok çeşitli işler enerji sayesinde yerine getirilmektedir. Enerji olmadan yaşamak nerdeyse imkansız gibidir. İnsan bedeninde dahi fiziksel enerji ve kimyasal enerji bulunmaktadır. Kimyasal ve fiziksel enerji, enerjinin hayatımızın ayrılmaz bir parçası olduğunun en büyük göstergesidir. Yaşamımızın çeşitli evrelerinde en temel ihtiyaçlardan en keyifli ihtiyaçlara kadar birçok alanda enerji hayatımızın olmazsa olmazıdır.  Yukarıda sıralanan enerji kaynakları dünya çapında kullanılmaktadır. Fakat günlük hayatımızda en fazla kullanılan enerji kaynakları, doğalgaz, petrol, elektrik enerjisi, nükleer enerji ve kömürdür. Soğutma, ısıtma, beslenme, barınma, aydınlanma, ulaşım gibi alanlarda enerji kaynakları kullanılmaktadır.  Petrol olmadan ulaşım, doğalgaz olmadan ısınma, elektrik enerjisi olmadan aydınlanma olmaz. Bütün enerji kaynakları hayatımızda önem arz etmektedir. Fakat elektrik enerjisi günlük hayatta daha fazla alanda kullanılmaktadır.

Günlük hayatta sık kullanılan iş kavramı için hangi örnekleri verebilirsiniz?

Günlük hayatta sık kullanılan iş kavramı için hangi örnekleri verebilirsiniz?

 

Fiziksel anlamda, bir cisme kuvvet uygulayıp uygulanan kuvvet oranında cismin yer değiştirmesi olan iş, günlük hayatta farklı kullanılmaktadır. Çocuk arabasını iterek yol alan bir anne fiziksel anlamda iş yapmaktadır. Çünkü arabaya bir kuvvet uygulamaktadır ve uyguladığı nispette araba ilerlemektedir. Elindeki çantayla yürüyen kişi ise iş yapmaz. Çünkü cisme bir kuvvet uygulayıp onun yer değiştirmesini sağlamamaktadır. Bilimsel olarak iş tanımına örnek olarak:

 

  • Markette alışveriş arabasının itilerek alışveriş yapılması
  • El arabası ile kum taşınması
  • Yerdeki bir kutuyu veya sandığı iteleyerek sürüklemek
  • Motorun arabayı hareket ettirmesi
  • Sandığı veya kutuyu yerden alıp masanın üzerine kaldırılması örnek olarak verilebilir.

 

Günlük hayatta, yoran, emek harcanan, karşılığında yeni bir şeylerin alınıp verildiği fiilleri anlatmak için iş kavramı kullanılmaktadır. Fizik anlamından faklı olarak günlük hayatta kullanılan işte kuvvet uygulanarak bir şeyi hareket ettirilmesi şartı aranmaz. Muayenehanesinde oturup gelen doktorları muayene eden doktor, dosyalarını inceleyen avukat, durduğu yerden tenis maçını yöneten hakem, telefonlara bakan call center görevlisi günlük hayatta kullanıldığı anlamda iş yapmaktadır. Bilimsel anlamda işin ölçülebilir bir niceliğinin olması gerekir. Fakat günlük hayattaki iş için geçerli değildir. Bir inşaat işçisi, saatlerce kuvvet uygulayıp bir duvarı itmeye çalışıp duvarı hareket ettiremeden yorgun düştüğünde bilimsel anlamda iş yapmış olmaz fakat günlük anlamda işini yerine getirmiş olur. Günlük hayatta kullanılan iş kavramına örnek olarak şunları verebiliriz:

 

  • Şirketinin toplantısını yöneten yönetici
  • Masa başında bilgisayarda iş yapan ofis çalışanı
  • Telefonlara bakan sekreter
  • Mahkemeyi yöneten hakim
  • Hastalarını muayene eden doktor

Günlük hayatta enerji kavramını hangi durumlarda kullanırız?

Günlük hayatta enerji kavramını hangi durumlarda kullanırız? Örnekler veriniz.

 

Harekete geçiren güç olarak tanımlanan enerji, fiziksel ve kimyasal olarak hayatımızın her alanında bulunmaktadır. Yer altı ve yer üstü enerji kaynakları günlük hayatta kullanılmaktadır. Hayatımızı kolaylaştıracak şekilde işlenmektedir. Enerjiyi günlük hayatımızda, harekete geçiren güç, güç veren maddeler ve cisimler anlamında kullanmaktayız. İş yaparken, bir yere giderken, bir şeyler uğraşırken enerji kelimesi kullanılır. Çünkü günlük hayatta enerji, hareketle bağdaşık olarak değerlendirildiğinden hareketin olduğu yerde enerjinin var olduğu düşünülerek kullanılmaktadır. Yorulan ve hareketsiz kalan kişiler kendilerini enerjim bitti diye nitelendirmektedir. Bisiklet sürerken, yürürken, koşarken, spor yaparken, yemek hazırlarken, ev işi yaparken, oyun oynarken enerjiye ihtiyaç vardır. Enerjisi olmayan hareketsizdir ve iş yapmıyordur.

 

Günlük hayatta enerji sadece fiziksel değil kimyasal alanlarda da hayatımızın her yerinde bulunmaktadır. Enerji, insanların hareket edebilmesini sağlayan kuvvettir. Enerji insanların güç kaynağıdır ve enerjisi olmayan kişiler hareket edemezler. Günlük yaşamının her alanında insan enerjiye ihtiyaç bulunmaktadır. İnsanlar enerjiyi besin malzemelerinden almaktadır. Günlük hayatta da enerji kavramı,iş yapabilme yeteneği, harekete geçiren güç veya güç veren enerji anlamına gelir.Herhangi bir işi yapabilmek için enerjiye ihtiyaç duyarız. Enerjiyi günlük hayatta kullanımımız durumlarla alakalı şunları örnek verebiliriz:

 

  • Bir yerden bir yere giderken
  • Yürürken
  • Koşarken
  • Bisiklet sürerken
  • Yüzerken
  • Spor yaparken
  • Evde, okulda, dışarıda iş yaparken
  • Ofiste veya işyerinde çalışırken
  • Alışverişe giderken
  • Araba iterken
  • Odun kırarken
  • Güçlü bir cisme kuvvet uygularken, araba iterken

Fiziksel anlamdaki iş ile günlük hayatta kullandığımız iş kavramı arasındaki fark nedir?

Fiziksel anlamdaki iş ile günlük hayatta kullandığımız iş kavramı arasındaki fark nedir? Açıklayınız.

 

Fiziksel anlamada iş, bir maddeye kuvvet uygulayıp onun kuvvet doğrultusunda yer değiştirmesidir. Aynı zamanda fiziksel anlamda iş, kuvvet vektörü ile bir maddenin veya cismin harekete geçirilmesidir. Fiziksel anlamda iş, maddeye kuvvet uygulandığında maddeye uygulanan kuvvet doğrultusunda yer değiştirmesi gerekir. Gerçek hayatta işin tanımı fiziksel işten oldukça farklı anlamda kullanılmaktadır. Bebeğinin arabasını iten anne, el arabası ile kum taşıyan işçi, elindeki çanta ile asansörle yukarı doğru çıkan kişilerin hepsi fiziksel anlamda iş yapmaktadır. Fakat elinde çanta ile yolda yürüyen kişi fiziksel anlamda iş yapmış olmaz. Çantaya uyguladığı kuvvet yukarı iken kişinin aldığı yol kuvvetle aynı yönde değildir. Çantayı kaldırmaya çalışan fakat kaldıramayan kişi de fiziksel anlamda iş yapmış olmaz çünkü çantaya uygulanan kuvvet onun yol almasını sağlamamıştır.

 

Günlük hayatta iş genellikle insanların geçimini sağlaması için yaptığı eylemler için kullanılır. Aynı zamanda, durağanlığın dışında hareket gösteren her fiili için de iş kelimesi kullanılmaktadır. Fiziksel anlamda iş yapan kişi aynı zamanda gerçek anlamda da iş yapmış olur mu? Bu sorunun cevabı hem evet hem de hayırdır. Yazılımcı fiziksel anlamda iş yapmak için mouseyi hareket ettirmesi gerekir. Klavyenin tuşlarına kuvvet uyguladığında ise ayrı bir iş yapar. Geçimini sağlamak anlamında iş yapabilmesi için mouseyi ve klavyeyi doğru kullanıp, doğru yazılımı yapmalıdır. Elinde tepsi taşıyarak gerçek hayatta iş yapan garson fiziksel anlamda iş yapmış sayılmaz. Tepsiyi alttan tutup yukarı doğru kaldırdığında kuvveti yukarı doğru uygular ve tepsi garsonun yürüdüğü tarafa gider. Bu durumda fiziksel iş yok fakat günlük hayatta iş vardır.