Güneş, hidroelektrik, rüzgar ve jeotermal kaynakların elektrik üretimine yönelik oransal artışı ülke ekonomisini nasıl etkiler?

Ülkelerin doğal kaynak bakımından zengin olmaları onlara pek çok yönden olumlu sonuçlar doğurmasının yanı sıra doğal kaynak bakımından zengin olup aynı zamanda sermayesi bulunan ülkeler bu doğal kaynakları etkin bir şekilde çıkararak gerek kendi ülkelerinde kullanmakta olup gerek ise başka ülkelere satarak kendilerine bir gelir kaynağı oluşturmaktadırlar. Günümüzde pek çok ülke doğal kaynak bakımından zengin olan ve bu doğal kaynakları çıkarabilecek sermayeye sahip olmayan ülkelere hizmet götürerek hem bu doğal kaynakları kullanmakta olup hem de teknolojileri ile başka ülkelerin de bu kaynaklardan yararlanmalarını sağlamaktır.

 

Elektrik tüketimi günümüzde oldukça fazla olup hemen her ülkenin ihtiyaçları arasında yerini almaktadır. Dünya üzerinde bulunan pek çok ülke elektrik üretimlerini doğalgaz, kömür gibi fosil yakıtlar ile karşılamakta olup hem olumsuz gaz salınımları hem de fosil yakıtların doğada kendiliğinden yenilenemeyen doğal kaynaklar olmaları sebebi ile kıt kaynaklar olarak bilinmektedir. Bu sebeple doğal kaynak kullanarak elektrik üretimi yapılmak istendiğinde pozitif akımlar kullanılması ve güneş, hidroelektrik, rüzgar ve jeotermal kaynaklar vasıtası ile elektrik üretimi yapılması için belirli projeler düzenlenmektedir. Bu gibi kendi kendiliğinden doğada bulunan doğal kaynaklar sayesinde elde edilen elektrik ekonomi anlamında hem tasarruf sağlamış olacak hem de ülkenin kalkınmasına yardımcı olacaktır.

Fındık, Antep Fıstığı ve İnciri Yetişme Koşulları Bakımından Karşılaştırınız

Fındık üreticiliğine girişmek isteyen kişilerin toprak yapısı ve iklime dayalı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. İklim açısından genelde nemli ve yağışlı bir bölge içerisinde yetiştirildiği andan itibaren de maksimum verimliliği ortaya koyabilmektedir. Fındık yetiştirmek adına girişimde bulunacak olan kişilerin bunun için Doğu Karadeniz Bölgesi’ne yönelmeleri de gereken bir hareket olarak görülmek zorundadır. Rize ve Giresun illeri en kaliteli fındıkların yetiştiği alanlar olarak da bilinmektedir.

 

Antep Fıstığı ise Güneydoğu Bölgesi içerisinde üretiminin gerçekleştirildiği mahsuller olarak bilinmektedir. Güneydoğu Bölgesi içerisinde görülen karasal iklim içerisinde yetişen Antep fıstığı; daha çok kurak ve verimli olmayan topraklarda da üretilebilecek bir bitki ürünü olarak görülebilmektedir. Antep fıstığı yaz aylarında hasat edilen bir ürün olduğundan dolayı fazla suya gereksinim duymamaktadır. Bu sebepten dolayı da kurak araziler içerisinde de üretiminin sağlanabileceği türde olan unsurlar olarak görülmektedir.

 

İncir ise daha çok sulak bölgelerde yetişen ve bakımının oldukça zor olduğu bir bitki olarak bilinmektedir. Ege Bölgesi’nde yer alan Aydın ve Muğla illeri içerisinde yetiştirilen incir; hem sıcağı hem de suyu seven bölgeler içerisinde yetiştirilmek durumundadır. Buna bağlı olarak da bu tip şartların sağlandığı her bölgede yetiştirilmektedir. Ancak incir sürekli olarak bakım gereken ağaç biçimlerinden olduğundan dolayı da son derecede zahmetli olduğu da bilinmektedir.

Doğal kaynakların Türkiye’de rezervlerinin az olması ekonomiyi nasıl etkilemektedir?

Elektrik üretimimizin önemli bir kısmı fosil kaynaklardan (%34’ü doğal gaz ve %31’i kömür) elde edilmektedir. Bu doğal kaynakların Türkiye’de rezervlerinin az olması ekonomiyi nasıl etkilemektedir?

 

Fosil yakıtlar, tükenebilen doğal kaynaklar sınıfında yer alıp üretiminde insanın yer almadığı ancak varlıkları bakımından insanların oldukça fazla ihtiyaç duydukları kaynaklardan bir tanesidir. Özellikle sanayi devrimi sonrasında insanların fabrikalardaki makinelerin çalışması, ısınma ve daha pek çok alanda kullandıkları fosil yakıtlar elektrik üretimi ve aydınlanma açısından da oldukça büyük bir önem arz etmektedir. Ülkemizde de gerek ısınma gerek ise üretim açısından oldukça fazla kullanılmakta olan fosil yakıtlar kendi topraklarımızda maalesef az rezerve sahip olan kaynaklardır.

 

Ülkemizde doğalgaz ve kömür gibi doğal kaynakların az bulunmasından kaynaklı olarak bu gibi doğal kaynaklar rezerv bakımından zengin olan ülkelerden satın alınarak kullanılmaktadır. Bu sebeple ekonomik anlamda ülke üzerinde bir külfet oluşturmak ile birlikte ülkemizin belirli anlaşmalar ile başka ülkelerden almış olduğu bu doğal kaynakları kullanırken sermaye bakımından büyük bir kısmını bu alanda kullanmakta olup bazı durumlarda ülkenin gelişmişlik seviyesini ilerletme bakımından yavaşlama sağlamaktadır. Öte yandan doğal kaynak bakımından fakir olup sermaye bakımından zengin olan ülkelerde ise sanayi kolları gelişmiş olup sermaye bakımından zengin olmaları ihtiyaç duydukları doğal kaynakları başka ülkelerden temin etmelerine olanak tanımaktadır.  Ülkemiz ise bu doğal kaynakları belirli anlaşmalar sağlayarak elde etmektedir.

Doğal kaynakların ekonomiye olan etkilerine dair çevrenizden örnekler veriniz.

Doğal kaynaklar tükenmeyen ve tükenen doğal kaynaklar olmak üzere 2 gruba ayrılmaktadır. Tükenmeyen doğal kaynaklar ise kendi içinde yine iki gruba ayrılarak sürekli tükenmeyen ve belirli koşullarda kendini yenileyen doğal kaynaklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğal kaynakların kullanım alanları oldukça farklı olması sebebi ile geniş bir yelpazeye sahip olup ekonominin gelişmesi ve güçlenmesinde de büyük bir yere sahiptir. Yaşamın sürdürülebilir bir hal alması açısından kullanılacak araç ve gereçlerin hemen hepsi için doğal kaynak kullanımı gerçekleştirilmektedir. Bununla birlikte doğal kaynaklardan yararlanmak ülkeler anlamında da ekonomilere yardımcı kaynaklara arasında yer almaktadır.

 

Doğal kaynaklar kullanım alanlarının yaygınlığı sebebi ile doğal kaynak bakımından zengin olan ülkelerce doğal kaynaklarını kullanmak açısından sermayelerinden de yararlanarak doğal kaynaklarını değerlenmektedirler. Örneğin güneş panelleri ile güneş enerjisinden ve tarımdan yararlanmak ile birlikte seraların kurulumu için de yararlanılmakta olup, rüzgâr enerjisinin kullanılması için geliştirilen rüzgar tribünleri de elektrik enerjisi üretimi için kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra yer altı kaynakları ve madenleri açısından zengin olan ülkelerde çıkarılmakta olan doğalgaz, kömür ve değerli madenler işlenerek ısınma ve daha pek çok amaçla kullanılmakta olup bu madenlerin bulunmadığı ülkelere de ticareti yapılarak para kazanma açısından ekonomiye katkı sağlamaktadır. Ancak sermaye bakımından zayıf ülkelerde bulunan doğal kaynaklar çıkarılamadığı için bu ülkelere zenginlik sağlayamamaktadır.

Atıkların Geri Dönüşümü Çevre Sorunlarının Azalmasında Nasıl Bir Etkiye Sahiptir?

Çevre kirliliği günümüzün en büyük sorunları arasında yer almaktadır. Şehirleşmeye ve sanayileşmeye bağlı olarak ortaya çıkan bu tip sorunlara tek çare olarak geri dönüşüm çalışmaları etkili olmaktadır. Tüketilen ya da kullanılan malzemelerin işlevlerini tamamlamaları üzerine doğaya bırakılması işlemi doğanın kirlenmesine neden olan temel faktörler arasında yer almaktadır. Bu sorunu gündemden kaldırmak adına da geri dönüşüm çalışmalarının etkili olması ve sorun yaşanan malzemelerin tekrar üretime katılmaları ile bir denge kurulması konusunda da ideal olarak görülmektedir. Buna bağlı olarak da son derecede elverişli bir çalışma olarak da sanayi işletmelerinin teşvik edilmesi durumu da ortaya çıkmaktadır.

 

Atıkların geri dönüşüme dahil edilmesi sanayi işletmelerinin mali açıdan da daha rahat bir pozisyona erişmelerini sağlamaktadır. Hem çevre kirliliğini engelleyecek hem de üretilenlerin daha düşük maliyetlerle piyasaya sürülmesi söz konusu olabilecektir. Bu sayede de son derecede önemli bir pay sahibi olan geri dönüşümün her konuda yarar sağlayabileceği de görülebilecektir. Geri dönüşüme bağlı olarak kirliliğe mahal veren ve binlerce yıldır doğada kaybolmayan materyalleri yeniden işleme imkanı ortaya çıkabilmektedir. Böylelikle doğanın eski güzelliğini koruyarak var olan ekolojikdengenin daha fazla bozulmaması adına ortaya çıkan bir girişim olduğundan dolayı herkesin teşvik edilmesi gereken bir eylem olarak da dikkatlerden an be an kaçmamaktadır.

İstiklal Marşımız nerelerde okunur?

Dünya üzerinde yar alan tüm devletler; kendilerine özgü bir tarihleri, kültürleri, belli sınırlara sahip toprağı, yönetim şekli ve milli marşı gibi kendilerine özgü birtakım değerlere sahiptirler. Söz konusu bu değerler, o devleti oluşturan halkın benimsemiş olduğu, kabul ettiği ve gerektiği zaman da uğruna canını dahi göz kırpmadan feda edebileceği bir niteliğe sahiptir. Tıpkı bunun gibi milletimizin içinde bulunduğu Kurtuluş Savaşı yıllarının o sıkıntılı ve bir o kadar da heyecan dolu günlerin iman dolu havasını ve manasını terennüm etmiş olan ve gönüllere kuvvet veren büyük şair Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan ve kahraman Türk ordusuna hediye edilmiş olan İstiklal Marşı, 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabul edilmiştir.

 

İstiklal Marşımızın Okunduğu Yerler ve Zamanlar

– 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve diğer resmi bayram törenlerinin başlangıcında

– 30 Ağustos Zafer Bayramı geçit remi öncesi

– Devlet başkanları için düzenlenmiş olan karşılama ve uygulama törenlerinde

– Okullarda düzenlenen bayrak törenleri sırasında

– Bayrak törenlerinde

– Yüksek rütbeli komutanlar için düzenlenmiş olan karşılama ve uğurlama törenlerinde

– Milletlerarası spor müsabakalarında

– Devlet başkanının yer aldığı özel törenlerde

– Yabancı elçilerin kabulünde

– Askeri birlikler için düzenlenmiş olan yemin törenlerinde

– Bireylere madalya takma törenleri düzenlendiğinde

– Devlet büyüklerinin Anıtkebir’e yapmış oodukları ziyaret sırasında ya da diğer durumlarında gerçekleşen Anıtkabir ziyaretinde.

İstiklal Marşımızı okurken nelere dikkat edersiniz?

Türk ordusunun en önemli dönüm noktalarından bir tanesi olan Kurtuluş Savaşı mücadelesini ve Türk halkının bağımsızlığına ne denli düşkün olduğunu her cümlesi ile en iyi şekilde ifade eden İstiklal Marşı’nın, kesinlikle kurallarına uygun bir şekilde seslendirilmesi gerekmektedir. Sahip olduğu her cümlede çok derin manâların yer alması, saygıyla okunması gerektiğini en açık şekilde gösteren delildir.

 

Türk tarihinin en önemli şairlerinden ooan büyük usta Mehmet Akif Ersoy’un 12 Mart 1921 tarihinde TBBM’nin onayından geçmiş olan bu eşsiz marş, yine Ersoy tarafından Türk ordusuna armağan edilmiş ve bu tarih itibariyle milli marşımız olarak kabul edilmiştir.

 

Tam 97 yıldır milli marşımız olarak seslendirmiş olduğumuz İstiklal Marşı, ilk kelimesinden itibaren seslendirmeyi ve hissetmeyi sonuna dek hak etmektedir. Ülkemizde, bu marşı seslendirecek olan herkes, bu kurallara kesinlikle uymalıdır:

– İstiklal Marşı’nı okumaya başlamadan önce ilk olarak kılık kıyafetlere dikkatlice çeki düzen verilmeli, düzenli bir görünüme sahip olunmalıdır.

– Şapka kesinlikle kullanılmamalı, varsa hemen çıkarılmalıdır.

– İstiklal Marşı okunmadan önce sessiz ve ciddi bir tavır takınarak başlaması beklenmelidir.

– Komutun verilmesi ile birlikte derhal “Hazır ol” vaziyeti alınmalıdır.

– İstiklal Marşı söylendiği esnada gözler bayrak üzerinde olmalı, gür bir ses tonu ile söylenmelidir.

– Eğer kapalı bir mekanda söyleniyorsa ayağa kalkılmalı ve marşı yöneten kişi takip edilmelidir.

– Marş bittikten sonra “Rahat” komutu duyulmadan hareket edilmemelidir.

– İstiklal Marşı söylenirken ya da dinlenirken başka bir işle ilgilenilmemelidir.

Küçük Prense Mektup

Küçük Prens’e bir mektup yazınız. Yetişkinlerin çocukları anlaması ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Mektubu defterinize yazınız.

Sevgili Küçük Prens,

Bugün senin hikayeni okudum ve gerçekten de çok beğendim. Hikayeni okuduktan sonra, büyüyüp bir yetişkin olduğumda nasıl biri olacağıma karar verdim ve bununla ilgili olarak sana bir mektup yazmaya karar verdim. Hikayenle ilgili olarak kendim adına çıkardığım en önemli ders; herhangi bir olay ya da işi ile ilgili olarak yalnızca maddi özelliklerine bakarak değer vermemem gerektiği oldu.

 

Günümüzde, yetişkinlerin büyük bir kısmı olayları ve kişileri zengin olup olmadığına, parasına, miktarına göre değerlendiriyorlar. Ancak bana göre de bu hiç doğru değil. Çünkü kişi ya da olaylar bu özelliklerle daha değerli olamazlar. Bunun haricinde yetişkinler çocukları da tam olarak anlayamıyor. Çocuklar ise birine dever verirken onların fiziki ve maddi özelliklerine göre değil “O” oldukları için bunu yapıyor, tercihlerine de duygularını da önemsiyor. Bir eve, orada yaşadıkları ve hayallerini süslediğinden dolayı bağlanıyor. Tüm bu farklardan dolayı yetişkinler ve çocuklar birbirlerini anlama konusunda güçlük çekiyor.

 

Yetişkinlerin çocukları anlamaya çalışması daha kolay olacaktır çünkü onlar da bir zamanlar bizler gibi birer çocuktu. Bu nedenle biraz çaba gösterirlerse kendilerini bizim yerimize daha rahat koyabilirler. Böylece bizlere, çocuk kalplerinin kapılarını açabilirler.

Hikayede bizlere vermiş olduğun öğütler için çok teşekkür ederim Küçük Prens. Senin bu öğütlerin sayesinde hayatın daha güzel olacağını düşünüyorum. Yeni hikayelerde görüşmek umuduyla. Hoşçakal.

Yüz ifademizin duygularımıza göre şekillenmesi konuşmamızı nasıl etkiler? Açıklayınız.

Bireyler, gündelik yaşantılarında birileri ile iletişim haline girdiklerinde, konuşma dilinin yanı sıra beraberinde beden dilini de kullandıklarında duygularını daha iyi ve bir o kadar da etkili bir boyuta taşıma imkânına sahip olurlar. Beden dilinde en etkili olan unsur, yüz ifadeleridir. Zira yüz ifadeleri, kişinin duygularını çoğu zaman çok iyi ve çok net bir şekilde yansıtabilmektedir. Örnek verecek olursak; herhangi bir nedenden dolayı öfkelenen bir kişinin yüzü kızarmaya başlarken, bunun tam aksine mutlu olan kişiler ise gülümseyerek bu durumlarını dışarı yansıtırlar. Bunun dışında üzgün olan bireyler somurtarak tepkide bulunurken, morali bozulduğunda ise hiç tepki vermezler hatta çok büyük bir üzüntü duyduklarında da ağlayarak durumlarını yansıtırlar.

 

Tüm bu anlatmış olduklarımızdan hareketle yüz ifadeleri bize, karşımızdaki kişinin lonuşmasında duygu durumunu ifade eden en önemli ipucu niteliğindedir.

 

Yüz ifadelerimiz duygularımıza göre şekil alır ve karşımızdaki kişiyi de şu şekilde etkiler:

– Vermek istediğimiz mesajı karşı tarafa daha etkili bir biçimde ifade etme şansı buluruz.

– Konuşma esnasında dinleyenin konuşmaya olan ilgisinin kısa sürede kaybolmasını onler.

– İfadelerin pekişmesini sağlar.

– Konuşmanın daha içten ve bir o kadar da samimi bir boyut kazanmasını sağlar.

– Konuşmanın görselle desteklenmesini sağladığından daha akıcı bir nitelik kazandırır.

İşte jest ve mimikler olarak da ifade etmiş olduğumuz yüz ifadeleri, iletişimimizde oldukça önemli olup karşımızdaki kişiyi de önemli ölçüde etkilemektedir.

Milli Mücadelenin kadın kahramanları ile ilgili araştırma yapınız. Kısa bir bilgi yazınız.

Milli mücadele, gerek kadını gerekse erkeği ile büyün bir milletin yeniden varoluş mücadelesinin ismidir. Bu mücadele boyunca kadınlarımız yalnızca cephenin gerisinde değil, aynı zamanda cephede muharip olarak da görev alarak Kurtuluş Savaşının başarıya ulaşmasında çok büyük başarılar ortaya koymuşlardır.

 

Türk tarihinde gerçekleşen diğer savaşlar ile kıyaslandığında kadınlarım milli mücadeleye olan katkı ve katılımı çokndaha yoğun bir şekilde gerçekleşmiştir.  Bu durumun en önemli nedeni, Kurtuluş Savaşının özellikleilk dönemlerinde düzenli ordudan ziyade gönüllü olarak katılan halk kuvvetlerinin yürütmüş olduğu bir savaş olma niteliği taşımasıdır.

 

1878 yılında gerçeklesen 93 Harbi sırasında Ruslara karşı mücadele içerisine giren Nene Hutun ile başlayan kadınlarımızın yurdumuzu düşman işgalinden kurtarma azmi, Kurtuluş Savaşı döneminde zirve yapmıştır. Tarihimiz için önemli dönüm noktalarından olan milli mücadele döneminde cephelerde vatanı için seve seve görev almış olan kahraman Türk kadınlarından bazıları…

– Halide Edip Adıvar (Halide Onbaşı)

– Nezahat Baysel (Nezahat Onbaşı)

– Şerife Bacı

– Fatma Seher Erden (Erzurumlu Kara Fatma)

– Halime Çavuş

– Hafız Selman İzbeli

– Gördesli Makbule

– Çete Emir Ayşe

– Tayyar Rahmiye

Bugün, bizlerin bağımsız ülke topraklarımızda rahatça gezebilmemizde payı çok büyük bu annelerimizin ruhları şad olsun.