Kelime dağarcığımızı Zenginleştirmek için neler yapılabilir?

Kelime dağarcığının gelişmesinde rol oynayan en etkili faktör, düzeye uygun kitap okumaktır. Ancak yalnızca kitap okumakla kalınmamalı, aynı zamanda okunan metindeki yeni sözcükler üzerinde tartışma yapılarak kelime dağarcığının gelişmesine katkı sağlanmalıdır. Sözcük dağarcığı, her yaşta geliştirilebilir. Bunun yanı sıra kelime dağarcığının gelişmiş olması, başarıyı da büyük ölçüde arttırır.

 

Kitap okumanın yanı sıra kelime dağarcığının gelişmesine katkı sağlamak için yapılabileceklerden bir tanesi de bol bol bulmaca çözmek ve kelime oyunları oynamaktır. Oynayarak ve eğlenerek öğrenmek öğrenmeyi daha etkili hale getirdiğinden dolayı kelime hazinemizi de daha hızlı bir şekilde güçlendirecektir. Bunların yanı sıra tekerlemeler, bilmeceler, sayışmacalar vs. öğrenilmesi de kelime dağarcığının zenginleşmesinde çok büyük bir paya sahiptir.

 

Tüm bunlardan hareketle kelime dağarcığının zenginleşmesi için yapılması gerekenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Bol bol kitap okumak, cümle bağlamından hareketle kelimelerin çağrıştırmış olduğu anlamların daha rahat görülmesini sağlar ve bu sayede anlama yeteneği daha çok gelişir.

2) Türkçeyi olabildiğince yerinde ve etkili kullanan yazarların farklı edebi türlere sahip ürünlerinin popüler örneklerini okumak, sözcük dağarcığını önemli ölçüde geliştirir.

3) Okulda veya evde yapılabilecek okuma, dinleme, konuşma ve yazma etkinlikleri ole aktif bir söz varlığı meydana getirme ve bunu daha çok geliştirme çalışmaları yapmak bu anlamda oldukça etkili olacaktır.

Kelime dağarcığını geliştirmek adına tüm bu önerilerden faydalanmak oldukça yararlı olacaktır.

Benim için özgürlük …

Özgürlüğün sizin için ne anlama geldiğini boş bırakılan yere yazınız. Benim için özgürlük: …………

Özgürlük, kişinin kendini herhangi bir baskı altında hissetmeden, düşüncelerini dilediği gibi ifade edebilmesidir. Ancak özgürlük, hiçbir zaman için sınırsız bir kavram değildir. Zira özgür olduğumuza inanarak sarf etmiş olduğumuz cümleler hiçbir zaman karşımızdaki kişinin düşüncelerine, değerlerine ve değer verdiklerine saygısızlık boyutuna ulaşmamalı, hakaret ve küçük düşürücü bir niteliğe ulaşmamalıdır. Zira bu anlamda çok hassas davranılması gerekmektedir.

 

Her insan, doğumundan itibaren yetiştiği aile, yaşadığı çevre, edindiği dostluklar vs. gibi etkenler dolayısıyla birbirinden farklı düşünce kalıplarına sahiptir. Bu, gayet doğal ve olağan bir durumdur. Buna bağlı olarak da beğeniler, zevkler, davranışlar ve düşünceler insanlarda çok farklı şekillerde gözlenebilmektedir. Dolayısıyla, kimsenin görüşüne, düşüncesine, değerlerine ve yaşayışına zarar vermediği müddetçe herkes özgür düşüncesini rahatlıkla, hiçbir korku ve endişeye kapılmadan dile getirebilmeli, doğrularını ve yanlışlarını dilediği gibi ifade edebilmelidir.

 

Kişilerin birbirlerinin düşüncelerine saygı duyduğu ve herkesin özgür düşüncelerini korkmadan dile getirebildiği bir toplumda kişiler arası ilişkiler daha güçlü olur ve daha barışçıl bir toplum özelliği gözlenir. Bunların yanı sıra özgür düşünen ve özgür ifade eden insanların var olduğu bir toplumun ilerlemesi, bilimsel olarak aydınlanması daha kolay ve hızlı olacaktır. Zira yaratıcılığın en önemli zeminlerinden biri de özgür düşünebilmek ve özgür konuşabilmektir. Bu sayede yeni düşünceler toplumu daha çok geliştirecek ve dünya medeniyetleri zirvesine ulaştırabilecektir.

Bir ülkeyi yönetenlerin seçilmesinde vatandaşlar etkili midir? Açıklayınız.

Her toplumun kendine özgü bir yönetim şekli vardır. Kimi toplumlarda halk kendi yöneticisini kendisi seçerken, kimi toplumlarda halkın bu hakkı sınırlandırılmış olup hatta bazı monarşik toplumlarda halkın yöneticisini seçmek gibi bir şansı yoktur. Böyle toplumlarda iktidarlık, genellikle babadan oğula geçerek devam etmektedir.
Yöneticisini halkın, bizzat kendi çoğunluğu ile seçerek başa getiren toplumlar, demokratik toplumlar olarak adlandırılır. Ülkemiz, demokratik toplum modeline uygun bir ülkedir. Zira vatandaşların vermiş olduğu oy çoğunluğu ile iktidar seçilir ve başa gelen iktidar ülkeyi yönetir.

 

Tüm ülkelerde, yönetenleri seçen veya iş yönetimin başına gelmesini sağlayan bir etken söz konusudur. Demokratik yönetim biçimine sahip olan toplumlarda ülke yönetiminde tamamen vatandaşların takdiri etkilidir. Bu tip toplumlarda vatandaşlar, kendi öz iradelerini kullanarak özgürce seçim yaparlar ve ülkeyi kimlerin yöneteceğine karar verirler. Bunu da oy sistemi ile yaparlar. Farklı düşüncelere sahip halkın kullanmış oldukları oyların çoğunluğu, ülkeyi kimlerin yöneticilerini belirlemektedir. Yöneticisini seçmek üzere oy kullanan insanlar, oylarını kullanırken, yönetici adaylarının ahlakını, düşünce yapısını ve kişilik özelliklerini göz önünde bulundururlar. Böylece çoğunluğun oyuna sahip olan yönetici adayları ülkeyi yönetmeye başlar ve gelecek seçime kadar ülkeyi yönetirler.

 

Kısaca özetlemek gerekirse her ülkede yönetenlerin seçilmesinde vatandaşlar etkili değildir. Bu, tamamen o ülkenin yönetim şekli ile ilişkilidir. Zira bazı toplumlarda yöneticilerin seçiminde halkın herhangi bir etkisi bulunmamaktadir.

Gecenin karanlığının ardında güneşli bir gün gizlidir ifadesinden ne anlıyorsunuz?

“Gecenin karanlığının ardında güneşli bir gün gizlidir.” ifadesinden ne anlıyorsunuz?

“Gecenin karanlığının ardında güneşli bir gün gizlidir.” sözü ile bizlere anlatılmak isteneni şu şekilde ifade edebiliriz: Yaşananlar her ne kadar zor, dayanılmaz ve bitmeyecekmiş gibi görünse de, bu günler elbette bir gün sona erecektir. Gece hiç aydınlık olmayacakmış gibi karanlık olsa da elbet sonunda güneşine kavuşacaktır. Zira o gecenin sonunda o güneşli sabah gelir ve karanlığı dağıtır. Dolayısıyla bu söz, zor günlerin elbette bir gün refaha erdireceğini anlatır. Zira her karanlık gecenin sabahı muhakkak vardır. Tüm bunlardan hareketle insan, yaşadığı hiçbir zorluk karşısında ümitsizliğe kapılmamalı, kendini hayattan soyutlamamalı ve büyük bir sabır göstererek bu zorlu süreçlerin üstesinden gelmeyi başarabilmelidir.

 

Hayatımız boyunca karşılaştığımız zor günlerin en büyük ilacı, hiç şüphesiz ki sabırdır. Sabır gösterilerek aşılan her zorluk mutlaka bir gün meyvesini en güzel şekliyle verecek, kişiyi mutluluğa ve huzura erdirecektir. Bu nedenle isyan etmek ve zorlukların hiçbir şekilde dinmeyeceğini düşünerek karamsarlık içine düşmek, her şeyden önce kişinin bilhassa kendisine zarar verecektir.

 

Tüm bunlar nedeniyle yaşadığımız süre boyunca mutluluğun, üzüntünün, derdin, sıkıntının ve neşenin biz insanlar için olduğunu unutmamak ve hayata her daim ümitle ve umutla bakmak, yaşadığımız karşısında dirençle durup sabır göstermek hepimizin sahip olması gereken tutumlardır. Zira bunların tam tersine karamsar davranıp ümitsizliğe düşmenin hayatı kâbusa çevirmekten başka hiçbir işlevi yoktur.

Ne çok öldük yaşamak için sözünü açıklayınız.

Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı hakkında bildiklerinizden hareketle “Ne çok öldük yaşamak için.” sözünü açıklayınız.

Kahraman Türk ordusunun yurdunu kurtarmak için vermiş olduğu en büyük mücadelelerden biri de hiç şüphesiz ki Kurtuluş Savaşı ve bu savaşın unutulmaz bir parçası olan Çanakkale Zaferi’dir. 18 Mart 1915’te gerçekleşen Çanakkale Savaşı’nda, yurdumuzu düşmandan korumak ve bağımsızlığımızı yitirmemek için canı pahasına mücadele veren ordumuz, tam 250 bin şehit vermiştir. Kurtuluş savaşı mücadelesi boyunca verilen şehit sayısı ise yaklaşık olarak 580 bindir. Milletimizin en önemli zaferlerinden bir tanesi olan Çanakkale Savaşı, adını altın harflerle tarihe yazdırmıştır.

 

Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili olarak bildiklerimizden hareketle “Ne çok öldük, yaşamak için.” sözünü açıklayacak olursak; yurdumuzun bağımsızlığı tehlikeye düştüğünde, vatanımızın özgürlüğü için canını siper ederek şehit olanların çok olduğunu ifade etmektedir. Bir canlının başta gelen en temel hakkı ve isteği, hiç şüphesiz ki yaşamaktır. Ancak Türk milletinin varlığını devam ettirebilmesi için ölmek gerekmiştir.

 

Bu kanlı savaşlarda canlarını siper ederek yurdumuzun bağımsızlığa kavuşmasına vesile olan atalarımız sayesinde bugün ülkemizde özgür adımlarla yürüyebilme imkanı bulabiliyoruz. Yeni nesil Türk gençleri olarak bizler de yurdumuzu bizlere emanet eden ceddimizin göstermiş olduğu bu kahramanlıkları ve mücadeleleri hiçbir zaman unutmamalı, bunları her daim kendimize ders almalıyız. Tarihimizi okumaktan asla vazgeçmemeli, geçmişimizin bu önemli dönüm noktalarını araştırıp biliçli hale gelmeliyiz. Bu seyede geleceğe daha emin adımlarla yürüyebilir, hatalarımızdan da ders çıkarma fırsatı bulabiliriz.

Bir milletin, tarihindeki olayları unutmaması, o milletin geleceğine nasıl bir katkı sağlar? Arkadaşlarınızla tartışınız.

“Tarihini bilmeyen bir milletin coğrafyasını başkaları çizer.” sözü bizlere, tarihimizi okumamız ve anlamamızın ne kadar önemli olduğunu en iyi şekilde anlatıyor. Bu nedenle geleceğe ışık tutması ve birtakım dersler çıkarmamız adına geçmişimizi bilmek, öğrenmek ve anlamak son derece kritik bir yere ve öneme sahip.

 

Bugünün çocukları olarak tarihimizi iyi araştırıp öğrenerek bilinçlenirsek ve tarihten hız alırsak istikbale hazırlanmamız çok daha hızlı olur, bu nedenle de geleceğe daha emin adımlarla yürüme imkânı buluruz. Geçmişi asırlara dayanan Türk milleti olarak 2200 yıllık büyük ve zengin bir tarihe sahip bulunuyoruz. Dolayısıyla çok uzun bir geçmişe dayanan kültürümüz, bizden sonra kurulan pek çok medeniyete yön vermiştir. Biz de yeni nesil Türk gençleri olarak birçok medeniyet için yol gösterici olarak tarihi kültürümüzü iyi bilmeli ve yansıtmalıyız.

 

Tarihindeki önemli olayları öğrenen ve bunları unutmayan bir Türk nesli; geçmişte yaşanmış olan hatalardan ders alır ve aynı hatalara tekrar düşmez. Milli bir bilince sahip olur ve milletin birlik ve beraberlik duygusu kazanmasını sağlar. Dostunu ve düşmaninı ayırt eder ve daha yakından tanıma fırsatı bulur. Geçmişi iyi bildiğinden dolayı geleceğe yönelik olarak daha doğru kararlar alır. Milletler ve devletler arası olan ilişkilerde katkıda bulunur.

Tüm bunları kısaca özetleyecek olursak, tarihi olaylar bir tecrübedir ve kazanılan bu tecrübeler de milletin olgunlaşmasında çok önemli katkı sağlar.

Bayrağımız size neler çağrıştırıyor?

Bayrağımız size neler çağrıştırıyor? Noktalı yerlere yazınız.

Al rengini uğruna canını feda ederek yurdumuzu kurtaran atalarımızın kanından alan şanlı Türk bayrağımız, vatanımız için bağımsızlığın en önemli sembolü niteliğini taşımaktadır. Uğruna destanlar yazılan bayrağımız, yurdumuzun kendi egemenliğini elinde bulundurmasının çok önemli bir göstermesi olup, sonsuza dek milletimizi ve vatanımızı semboize etmeye devam edecektir.

 

 

Tüm milletlerinin kendilerine özgü bir bayrağı bulunmaktadır ve bu bayrakların her birinin kendine özgü ve manidar olan ortaya çıkış hikayeleri verdır. Türk bayrağının hikayesi ise, Türk milletinin vatanı uğruna vermiş olduğu mücadeleye dayanmaktadır. I. Kosova Savaşı’nın gerçekleştiği gece, şehitlerimizin kanlarının akmış olduğu toprağa ay ve yıldızın yansımaları düşmüştür ve o günden itibaren bu görüntü bizim Türk bayrağımızı yansıtmıştır. Bayrağımızın, rengini yurdumuz için kıyasıya mücadele eden şehitlerimizden alması nedeniyle, bu ataların hürmetine bayrağımıza bir ekmek gibi hürmet göstermeli, her daim saygı duymalıyız. Bugün ve yarın her Türk genci çok iyi bilmelidir ki bayrağımız, yüz binlerce şehidin kanlarını simgelemektedir.

 

 

Bayrağımızın kıymetini “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.” dizesi ile anlatan Arif Nihat Asya’dır. Zira bayrağımız, bu toprakların üzerinde özgürce yaşayabilmemizin en önemli teminatıdır.

Tüm bunlardan hareketle şanlı Türk bayrağımızın bizlere çağrıştırmış olduğu anlamları şu şekilde sıralayabiliriz.

– Bağımsızlık

– Vatan

– Kan

– Şehit

– Egemenlik

– Millet

– Ay

– Yıldız

Bağımsızlık Konulu Bir Konuşma

Çağrışımlarınızdan hareketle “bağımsızlık” konulu bir konuşma yapınız. Konuşmanızda kelimeleri anlamlarına uygun kullanınız.

Bir devlet nezdinde değerlendirildiğinde bağımsızlık; hiçbir devletin boyundurluğuna bağlı kalmadan özgür bir iradeye sahip olmak anlamına gelmektedir. Zira bağımsızlık, geçmişten bu yana biz Türkler için herşeyden daha üstün bir öneme sahiptir.

Bir ülkenin bağımsızlığını işaret eden en önemli sembol vatan ve bayraktır. Bu bayrağı ve vatanı diri tutan ise ölüm pahasına yapılan fedakârlıklar, uğruna dökülen kanlar ve göz kırpmadan can veren şehitlerdir. Vatanımızın ilelebet bağımsız bir şekilde varlığını devam ettirmesi, onu oluşturan milletinin birlik, beraberlik ve dayanışmasına bağlıdır.

 

“Ya istiklal, ya ölüm” diyen bir liderin peşinden giden ve bu vatanı bizlere emanet eden atalarımız sayesinde bugün topraklarımız üzerinde güvenli adımlarla yürüyebiliyor, rahat nefes alabiliyoruz. Tarihin her döneminde yurdumuza gözünü dikmiş hainler olduğu gibi şüphesiz ki bugün ve yarın da bağımsızlığımıza gem vurmak isteyenler mutlaka olacaktır. Birer Türk vatandaşı olarak bizlerin de bu hain güçler karşısında bir araya gelerek güçlü bir duvar oluşturmak, bağımsızlığımızı kaybetmemek için canla başla mücadele etmesi gerekmektedir. Zira bu davranış, ezelden beri bağımsızlığına çok düşkün olan Türk milletinin gerçek kimliğini en iyi şekilde yansıtmaktadır.

Atalarımızın bu toprakların bağımsızlığı uğruna Kurtuluş Savaşı’nda savaşıp canlarını feda ederek bizlere emanet ettiği gençler olarak bizlere düşen en önemli görev, bayrağımızı ve vatanımızı ilelebet korumak ve gelecek nesillerdeki çocuklarımızı da bu konuda sonuna kadar bilinçlendirmektir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı ile ilgili neler biliyorsunuz?

1881 senesinde Selanik’te dünyaya gelen Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, babası ise Ali Rıza Efendi’dir. Tahsil hayatına ilk olarak Mahalle Mektebi’nde başlamış, ve daha sonra Şemsi Efendi Okuluna devam ederek ilkokulu bu şekilde tamamlamıştır. Ortaokul eğitimine ise Selanik Mülkiye Rüştiyesi ile başlamış olup daha sonra buradan ayrılıp Selanik Askeri Rüştiyesi’nde, lise eğitimini Selanik Askerî Idadisi’nde, üniversite eğitimini ise Harp Okulu ve Harp Akademisi’nde tamamlamıştır.

I. Dünya Savaşı yenilgiyle sonuçlanıp Mondros Ateşkesi imzalandıktan sonra ülke toprakları düşmanlar tarafından paylaşılmıştı. Bu durum karşısında da Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919 günü ilk olarak Samsun’a giderek, milli mücadeleyi burada başlatmıştır.

Milli mücadele konusunda önemli başarılar ortaya koyan Mustafa Kemal, TBMM’nin açılmış olduğu 23 Nisan 1920 günü, Meclis ve Hükümet Başkanı olarak seçilmiştir. Sakarya Meydan Muharebesi’nin galibiyetle sonuçlanmasının ardından Gazilik unvanı ve Mareşallik rütbesi almıştır. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilmesi ile de cumhurbaşkanı seçilerek ilk cumhurbaşkanımız olmuştur.

Soyadı Kanunu’nun çıkarılmasının hemen ardından 1934’te kendisine “Atatürk” soyadı layık görüldü. Atatürk, getirmiş olduğu yenilikleri, savaşlarda göstermiş olduğu üstün başarıları ile Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 193 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yummuş, onun bu ölümü, tüm ülkeyi çok büyük bir yasa boğmuştur.

Atatürk’ün 10 yaşında bir çocuğun mektubuna karşılık vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her konuda göştermiş olduğu ince düşüncesi ve hoşgörülülüğü herkes tarafından bilinen güzel vatanımızın kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara karşı özel sevgi ve onlara vermiş olduğu değer de adeta dillere destandır. Nitekim Atatürk, yaşı, yurdu, ırkı vs. fark etmeksizin herkesin varlığına ve düşüncesine her anlamda saygı göstermiş, olabildiğince hoşgörülü davranmış ve asla küçümseyip hor görmemiştir. Atatürk’ü geçmişten günümüze diğer liderlerden ayıran en önemli özelliği de budur.

İşte Atatürk’ün ülkenin düşmanla pençeleştiği zorlu savaş günlerinde de olsa kendisine mektup göndermiş olan 10 yaşındaki kız çocuğunun mektubuna, mektubu eline alır almaz yanıt vermesi de işte onun tüm bu özelliklerinden kaynaklanan bir davranıştır.

Atatürk’ün Çocuk Sevgisi

Atatürk, yaşamı boyunca çocuklara karşı özel bir sevgi duymuş ve onlara çok değer vermiştir. Hatta öyle ki içindeki bu büyük çocuk sevgisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış günü olan 23 Nisan gibi özel bir tarihi çocuklara armağan etmesine neden olmuş ve böylece bugünü çocukların bayramı olarak ilan etmiştir. Bu sevgiyi en büyük şekilde içinde saklayan Atatürk, sevdiği herkese “çocuk” diye hitap ederdi. Ona göre çocuk, sevgi anlamına geliyordu. Çocukların riyakârlık bilmeden tüm isteklerini içlerinden geldiği gibi söylemeleri, onun en çok hoşlandığı şeylerden biriydi. Her ne kadar çocuğu olmasa da içinde bitmek tükenmek bilmeyen bir çocuk sevgisi vardı.