Sınıfça bir gezi düzenleseniz, nereye gitmek isterdiniz?

Sınıfça bir gezi düzenleseniz, nereye gitmek isterdiniz? Fikrinizi nasıl ifade ederdiniz?

Sınıfça bir gezi düzenlenecek olsa ve öğretmen tek tek herkese fikrini sorsa, ben arkadaşlarımla birlikte hizmet şartları kötü bir okula gitmek; hatta elimizden geldiği kadar onlara yardım etmek isterdim.

Eski kıyafeti, kitabı, çalışma kitapları, oyuncakları olanların onlarla, olmayanların ellerinden geliyorsa bir miktar parayla, o da yoksa yalnızca onlarla birlikte bir gün geçirmek amacıyla orada bulunmaları ve onların yaşam şartları ile bizimkileri bizzat görerek kıyaslamalarını isterdim. Elindekinin kıymetini asla bilmeyen ve asla kendinden kötü durumlarda olanları görmeyen insanoğluna yapılacak bu tarz şoklar, insanın kendine gelmesine fırsat tanımaktadır.

 

Ben benimkinden daha kötü şartlara sahip bir okula ya da eve gittiğimde kendi kendime yaptığım ilk şey şükretmek oluyor. İnsan elindekiyle şükretmesini bilmeli, aksi takdirde hiçbir zaman tam olarak mutlu olamaz.

Ben kendiminkinden daha kötü şartlarda bir okula gitmek istediğimi, öğretmenim bana veya genel olarak sınıfa fikrini sorduğunda, söz hakkı almak şartıyla ayağa kalkıp kullanabileceğim en doğru üslup ile nedenleri ve sonuçları hakkında bilgiler vererek anlatırım. Öğretmenim kabul etsin veya etmesin, her türlü görüşüne saygılı olduğumu söyleyerek cümlelerimi bitirir ve sonrasında yine onun izni ile yerime otururum. Bir konuşmayı yapmada saygının çok önemli olduğunu bilerek hareket ederim. Fikrimi belirtme özgürlüğüm tabiki var, fakat fikirlerimi saygı çerçevesinde ileteceğimi de aklımdan asla çıkarmam.

Okulunuzda kullandığınız kaynaklar nelerdir?

Biz okulumuz olarak kullandığımız kaynakları verimli kullanmak için elimizden geleni yapmaktayız. Öğretmenlerimiz daha ilk yıllarımızdan bizlere bunları aşılamaktadır. Örneğin açık gördüğümüz çeşmeyi kapatır, gerekli olmadıkça suyu açmaz ve ışıkları söndürürüz.

Okulumuzda kullandığımız kaynaklar, su, toprak, hava, elektrik ve ampuldür. Biz boş bulduğumuz her toprağa fidan ekerek havanın kirlenmesini engelleyen, florasan yerine ampul kullanarak enerji tüketimini en aza indirgeyen, gereksiz gördüğümüz ışıkları kapatan, suları boşuna açmayan ve eğer işimiz yoksa açık gördüğümüz bilgisayarları kapatan çocuklarız.

 

Her okula giden çocuğun olduğu gibi, bizlerin de tabiki bilgisayarlara özel bir zaafı bulunmakta. Bilgisayarları oyun oynamak için çok sık açıp kapatmaktayız fakat okulumuzun belirlediği sürelerde kullanıyoruz ki, hem ders konusunda fazla kafamız dağılmasın ve sorun yaşamayalım, hem de elektrikten tasarruf edelim.

Çoğu okulumuzdan olmayan arkadaşımız ve yakın çevremiz bunu duyduğunda şaşırıyor ve hatta bazen bazıları inanmıyor ama biz bunları gerçekten yapıyoruz. Yapmayanları da yapmaya teşvik ediyoruz. Ayrıca biz bunları yaparken derdimiz faturaların düşük gelmesini sağlamak değil, derdimiz dünyaya daha uzun bir yaşam fırsatı tanımak. Tavsiyemiz her aile çocuğuna bu davranışları aşılasın, hem evlerinde hem de okullarında gösterecekleri tutum psikolojisi ile daha tutumlu ve israftan kaçınan gençler yetişsin.

Özellikle su ve hava gibi yenilenmesi mümkün olmayan kaynaklara daha çok ilgi gösterip, onlar konusunda daha titiz davranmanızı öneriyoruz.

Krokiden nasıl yararlanırız?

Ölçeksiz ve orantısız olarak, detaylara inilmeden, kuşbakışı görünüm ile düzleme aktarılan taslaklara kroki adını veririz.

Kroki inşaat sektöründen film sektörüne kadar her alanda kullanılabilir. Örneğin inşaat sektöründe yapılacak bir alanın önce kabataslak çizimi baz alınır, daha sonra ise o çizimden yola çıkılarak detaylı çizimler yapılır.

Film sektöründe ise, filmin karakterleri önce kabataslak belirlenir, ardından gerçek karakterler bir bir seçilerek film vizyona konulur.

Öğretmenlerimiz evimizin çevresinin görüntüsünü istediğinde çizdiklerimiz birer krokidir, çünkü hiçbir öğrenci ölçek baz alarak harita çizimi yapamaz, bunu ancak bilgisayarlar yapabilir ya da bu konuda uzmanlar, ha bir de tabi kopya çekerek çizmemiş ise.

 

Kroki hayatımızın her kısmında bizlere fayda sağlamaktadır. Bilinenin aksine krokiler yalnızca yerlerin kuşbakışı görüntüsünü kabataslak çizmek işine yaramaz. Bilinen her konunun önce krokisi oluştururulur. Örneğin kitap yazacak bir kadın, önce kitabın konusunu, sonra girişini, ardından kitapta ilk etapta yazacağı konuların bir krokisini hazırlayıp sona uyarlayarak çalışmaktadır, daha sonradan ancak kitap yazma işlemine geçecektir.

Coğrafyanın, inşaat sektörünün, çoğu mesleğin kullandığı bir yöntemdir kroki. Bir işin planı yapılırken, insanlara tanıtmak veya kendi kafasında kurmak amacıyla öncelikle krokisi çizilecek daha sonra işe başlanılacaktır. Direk işe başlamak son derece yanlış olacaktır ve bunu zaten profesyonel çalışanlar bilmekte olduklarından, başlayacakları işin ilk olarak krokisini çıkarıp daha sonra işlerine başlamaktadırlar.

Komşuluk yapmak neden önemlidir?

21. yüzyılda yaşayan bireyler olarak hiçbirimizin asıl komşuluğun ne demek olduğu konusunda bir fikri olmadığını belirtmek istiyorum. Babaannemin ve dedemin yaşadıklarına son derece önem verip, her anlattıklarını dikkatle dinleyen biri olarak söylemeliyim ki, onların yaşadıkları bambaşka bir şeymiş; gerçek komşuluğun ne demek olduğunu yalnızca onlar açıklayabilirler.

Günümüz şartlarına bakılınca, yine çat pat yürütülen komşuluk ilişkilerinin ne kadar gerekli olduğuna değinmek isterim. Bir tuzunuz olmaz, komşudan alırsınız; bir yumurta acil lazımdır, komşunuz verir. Ama asıl önemli olan, siz evde olmadığınızda bile evinizi emanet edebileceğiniz bir kapının olmasıdır.

Komşuluk ilişkilerini sıkı tutmanız her konudan size fayda sağlayacaktır. Örneğin dinen komşulukla ilgili onlarca hadis bulunmaktadır. Bunun dışında şöyle düşünün; bir gün iştesiniz ve işleriniz çok yoğun. Mesai saatinin bitiminde çıkmanız mümkün değil ama servis çocuğunuzu yine aynı saatte kapıya bırakacak ve evinizde hiç kimse yok. Annenizi aradınız açmadı, kayınvalideniz uzakta, dedelerin de çok önemli işleri olması dolayısıyla size yardım edecek bir Allah’ın kulu yok. Aslında var, komşunuzdan eminseniz ve ona sonsuz güveniyorsanız çocuğunuzu emanet edebileceğiniz en iyi yer orası. Hem yönünüzü değiştirmeyeceksiniz, hem de çocuğunuza en az sizin baktığınız gibi bakıldığına emin olacaksınız. İşte komşuluk bu aşamada çok önemlidir, komşunuzla aranız iyiyse ve o iyi, güvenilir biriyse çocuğunuzu emanet etmek için ailenizden önce bile onu arayabilirsiniz. Ne demiş atalarımız, “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.”

Komşularınızla hangi konularda yardımlaşıyorsunuz?

Komşularımızla yardımlaştığımız onlarca şey var. Şimdi sizlere klasik tuz, biber, salatalık yardımlaşmalarından bahsetmeyeceğim. Çünkü bu alışverişler alakasız komşular tarafından da yapılabilecek alışverişler. Benim sizlere bahsedeceğim nokta, gerçek komşuluk ilişkilerindeki yardımlaşma.

Gerçekten dost bildiğiniz, paranızı emanet edebilecek kadar güvendiğiniz bir komşunuz varsa eğer, sırtınız asla yere gelmiyor. Örneğin bizim var. Biz komşumuzla yemek malzemeleri dışında da yardımlaşıyoruz, örneğin kendisi biraz yaşını almış. Yani 65 yaş üstü değil ama yine vardır bir 50-55. Onun bazen temizlik işlerini ben yapıyorum, çünkü o temizlik yaparken bir hayli zorlanıyor. Benim küçük kardeşim okuldan eve geldiğinde, eğer evde kimse yoksa soluğu onda alıyor. Çünkü bir evi bizim evimizse, diğer evinin de orası olduğunu biliyor. Yani komşumuzla kardeşimizi emanet edebilecek kadar da iyi anlaştığımız ortada.

 

Bunun dışında bazı emanetlerimizi ona gözümüz kapalı verebiliyor, verdiğimiz gibi alabiliyoruz. Bu bize kolaylık sağlıyor, örneğin daha geçen gün birkaç günlüğüne bir yere giderken balıklarımızı emanet etmiştik ve onlara gözü gibi bakmış. Biraz sorunlu balıklarımız olması dolayısıyla bakımı biraz diğer balıklara oranla zahmetli olmasına rağmen, balığımızı sağlam ve en az eskisi kadar sağlıklı bulabilmiştik. Bakmayın 50-55 yaşında dediğime, kendisi bazen benden bile genç davranabiliyor.

Böyle bir dünyada, yaşadığımız yüzyılda bizimki kadar iyi bir komşu bulup da aynı böyle rahat yaşayabilen biri varsa helal olsun doğrusu, biz sadece bizimki var sanıyoruz da.

Kaynakların etkili ve verimli kullanılması için neler yapabiliriz?

Kaynakların etkili ve verimli kullanılmasını sağlamak, dünyanın geleceği için çok önemlidir. Kaynaklar verimli kullanılmazlar ise, özellikle su sorunu birkaç yüzyıl içerisinde ortaya çıkıp insanlığı ciddi anlamda tehdit edecektir. Dünya kurumaya başlayacak ve ömrü çabuk tükenecektir.

Bir topluma bir şey kazandırmanın en kolay yolu, kazandırılacak şeyin çocuklara öğretilmesidir. Bu nedenle kaynakların nasıl kullanılacağına dair seminerler hazırlanıp okullarda gösterilmeli, hatta ders müfredatları genişletilmelidir. Tıpkı bir meslek sahibi olmanın ne kadar önemli olduğunu aşılamak gibi, kaynakların etkili ve verimli kullanımının nasıl olduğu da aşılanmalıdır. Bu seminerler ilkokullardan başlanarak ortaokullara, liselere ve hatta üniversitelere kadar taşınmalı, zorunlu katılımlar gerçekleştirmelidir.

 

Bunun dışında ilgili seminerlerin işyerlerinde ve özellikle fabrikalarda da yapılması gerekmektedir. Fabrikalardan atılan çöplerin oluşturduğu müthiş su kirliliği ve bacalarından çıkan dumanların kirlettiği hava dünyanın ömrünü her geçen gün kısaltmaktadır. Fabrikalara bu düzen böyle giderse, gelecekte dünyayı nelerin beklediğinden bahsetmek gerekir. Bacalarına filtre takmalarını zorunlu kılmak, hatta mümkünse bununla ilgili bir yasa çıkarmak mantıklı olacaktır.

Ayrıca fabrikaların ve önemle belirtmek lazımdır ki gemilerin atıklarının denizlere çıkarılması da yasaklanmalı, başka çözümler bulunmalıdır. Su ve hava kirliliği başını alıp giderse küresel ısınma ortaya çıkacak, dünya kötü sonuna doğru hızla yol kat edecektir. Kaynakların etkili ve verimli kullanımına dikkat edilmeli, gereksiz ışıklar söndürülmeli, boşuna su akıtılmamalıdır. Enerji tasarrufu açısından, ampul sistemleri değiştirilmeli gerektiği yerlerde alt yapılar ısınmanın engellenmesi için kontrol edilmelidir.

Kaynaklarımızı daha verimli kullanmak için neler yapabiliriz?

Kaynaklarımızı daha verimli kullanmak için neler yapabilirsiniz? Kaynaklarımızın verimli kullanımı ile ilgili neler yapabiliriz?

Kaynaklarımız doğal kaynaklar ve yapay kaynaklar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Doğal kaynaklarımız yenilenemez, yapay kaynaklarımız ise yenilenebilir kaynaklardır.

Doğal kaynaklarımız Güneş, Su, Petrol, kömür, oksijen, toprak, bitki örtüsü gibi kaynaklardır. Yapay kaynaklarımızın arasında ise santraller, elektrik, barajlar gibi kaynaklar sayılabilir.

Kaynaklarımızı daha verimli kullanmak, kullanımını en aza indirerek daha çok ömür sağlamak için yapmamız gereken belirli şeyler bulunmaktadır. Örneğin ışıkların sürekli açık olmasına gerek yoktur, yalnızca kullanılacağı zamanlarda ışıklar açık kalmalıdır. Ya da bulaşık makinesinin günde hatta bazen iki günde bir çalıştırılması yeterli olacaktır, ekstrası israftır. Diş fırçalarken çeşme akmaya devam etmemelidir, bu son derece gereksizdir.

 

Bunun gibi konularda kaynakların gereksiz kullanımından kaçınılmalıdır. Örneğin akşam karanlığı çökmeden ışık açmak son derece yanlıştır, o ışığın açık olmasına gerek yoktur.

Kaynaklarımız anca israftan kaçınarak verimli kullanılabilir, zorunlu israf edilen durumlarda yine kaynaklar değerlendirilmelidir. Örneğin kullanılmış pis suların arıtıcı ile temizlenerek tekrar kullanımı sağlanırsa suyun ömrü uzayacaktır. Ya da bozulmuş akan bir suyun altına kova konulması, biriken suyun daha sonra tekrar kullanılması, banyo yaparken gereksiz akan suyun durdurulması da kaynakların verimli kullanılmasını sağlayan etkenlerdir. Kaynaklar ancak verimli kullanılırsa, dünyada daha uzun yaşam şansı olacaktır, kaynaklar özellikle de doğal kaynaklar gereksiz tüketilmemeli ve bir sonraki nesile miras bırakılmalıdır.

İyi Bir Komşunun Size Ne Gibi Bir Katkıları Vardır?

Hepimiz iyi komşuluk ilişkilerimiz olmasını arzularız. Çünkü iyi veya kötü gününüzde size en yakın olanlar komşularınızdır. Yardıma ihtiyacınız olduğunda sizi duyan yine komşularınız olacaktır. Hastalandığınızda sıcak bir çorbasıyla sizi ayağa kaldıracak, olanlardır. Evde olmadığınızda yokluğunuzu belli ettirmeyen, kendi evi gibi koruyanlardır. Yok zamanınızda yardıma koşan bir ihtiyacınızda ilk elini uzatan karşılık beklemeden aileniz gibi yaklaşanlardır. Soğuk kış akşamlarında sıcak muhabbetlerle içinizi ısıtanlardır. Yeri geldiğinde ekmeğini paylaşan, yeri geldiğinde yalnız hissettirmeyendir yine komşular.

 

Günümüzün çelik kapılar ardına hapsolmuş, yok olmaya yüz tutmuş komşuluk ilişkilerini değilde, gerçek komşuluk ilişkilerini yaşayabilmek oldukça önemlidir. Ev alma komşu al, derken büyüklerimiz, gerçekten ne kadar önemli bir mesele olduğundan bahsetmişlerdir aslında.

Gecenin bir yarısı evde tuz bittiğinde çekinmeden karşı komşunun ziline basıp isteyebilmek ve karşı dairede adını bile bilmediğiniz insanlardan yardım beklemek arasında büyük bir fark vardır. Onlar yardım etmezler demiyorum, çünkü ederler bu insanlık görevidir ama diğeri komşuluk görevi olarak tanımlanır. Sabahları işe veya okula giderken güler yüzlerle karşılayıp, günaydın, sözcükleriyle mutlu olmak varken, evden çıkarken gene kimseyle karşılaşmadan çıkabilecek miyim diye düşünmek komşuluk mudur?

Eğer ki aynı toplum içinde huzurlu ve mutlu yaşamak istiyorsak,  komşuluk ilişkilerimizde bizim de kendi üzerimize düşen görevleri yapmamız gerekmektedir.

Komşuluk, Türklerde yıllardır süre gelen kuvvetli bir bağdan oluşmaktadır. Biz de bu bağa sahip çıkıp komşularımıza kulak vermeli, onların ihtiyaçlarını duymalı ve görmeliyiz ki, yarın biz de böyle bir durumda kapıdan gelecek olan komşuları bekleyebilelim. İyi bir komşu demek uzun yıllarca huzur içinde yaşamak demek.

Hayalinizdeki Meslek Nedir? Neden?

Küçük yaşlarda başlayan meslek seçimlerimiz, yıllar geçtikçe aklımıza yatan ve mutlu olacağımız mesleği kararlaştırarak şekillenmeye başlar. İlkokulda bizlere hem ailemiz, hem de öğretmenlerimiz tarafından sorulan soru hep aynıydı. Büyüyünce ne olmak istiyorsun?

 

Her öğrencinin kendine göre farklı yanıtlar verdiği bu soruya benim yanıtım her zaman aynı olmuştur ve yıllardır hiç değişmemiştir. Ben hep öğretmen olmak istemişimdir. Bunun sebebi, gelecek nesilin benim avuçlarımda olmasıdır ve vatana millete en hayırlı insanları yetiştirebilme arzumdur. Çoğu akrabanın ve yakın çevrenin genel olarak belirttiği sorun olan atama sorunu ve öğretmen maaşlarının düşük olması gibi problemler, benim için hiçbir zaman sorun olmamıştır.

 

Bir insanın bir hayali olur ve onun uğruna, karşısında hangi engel var olmuş olursa olsun çalışır. Benim engelim buysa, hayalim daha güçlü olduğundan, öğretmen olmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyip, mesleğimi en doğru şekilde kullanarak geleceğe hayırlı evlat yetiştireceğime dair kendime bir söz vermiş ve bu sözü her zaman kendime hatırlatmışımdır. Ben öğretmen olmak ve geleceğe hayırlı evlatlar yetiştirmek için doğmuşum, kendimi başka hiçbir yerde göremiyorum. Yarın öbür gün üniversite sınavından en yüksek puanı alsam dahi, yine gidip okuyacağım meslek öğretmenliktir. Öğrencilerime en iyi bilgileri, en doğru kaynaklar eşliğinde aşılamak asli görevimdir. İşte bu yüzden yıllardır, kimsenin lafına kulak asmadan öğretmen olmak için çabalamaktayım.

Hangi oyuncaklarınızla oynamayı seviyorsunuz? Sizce dedeniz ya da nineniz bu oyuncaklara sahip miydi?

Son yılların çocuklarının olduğu gibi benim çocukluğum da barbie bebekler, uzaktan kumandalı arabalar ve konuşan, ağlayan, acıkan bebekler ile geçti. Bizim de eskiler gibi safinaz bebeklerimiz vardı ama daha gelişmişleriydi.

Benim en sevdiğim oyuncağım bir kız çocuğu olmama rağmen uzaktan kumandalı arabamdı, onunla oynarken eğlenir, onu oradan oraya taşırdım. Ayrıca konuşan, el şaklaması ile oynamaya başlayan dansöz bebekler de favorimdi. Biz onlarla oynarken, bizi görüp içlenen ninelerimiz ve dedelerimizin iç çekişlerini hiç unutamam.

 

Onlar bizler kadar varlıklı hayatlar süremediklerinden, o zamanın bebeklerini dahi alamazlar kendileri dikerlermiş. Elektriğin olmadığını ve gaz lambası ile bebek dikmek için gece yarılarına kadar uğraştıklarını, dünyanın yükü dolayısıyla da onlarla hiç oynayamadıklarını hep anlatırlar.

Bir gün babaannemin, yeni yetme bir kız iken; bulaşık ve çamaşırı elinde yıkadığını duyduğumda çok şaşırmıştım. Bizler bulaşıkları makinaya atmaya üşenirken onlar bir bir ellerinde yıkıyorlarmış. Gerçi elektriğin olmadığını duyduğumda bu kadar şaşırmamış olmam da komik. Babaannem iş yapmaktan evcilik oynamaya bile fırsat bulamadığını, asıl evciliği gerçek manada yaşadığını anlattığında daha küçük olduğum için, inanamamıştım ama şimdi bakınca, yüzündeki kırışıklıklar her şeyi belli ediyor.

Önceden bu teknoloji yokmuş. Belki babaannemin de en sevdiği oyuncak bebekti hatta belki tek oyuncağıydı ama onun bebeği bezden ve kendi elleriyle dikilmişti, benim bebeğim ise başka birinin yaptığı, el şaklatınca şarkı söyleyip oynamaya başlayan bebek.