Milli kimliğimizi belirleyen unsurları yazınız.

Milli kimliği belirleyen unsurlar arasında ortak tarih, ortak kültür, ortak coğrafya, ortak vatan, ulus, millet kavramları vardır. Ortak tarihten etkilenmek aynı çıkarımları yapmak ve aynı kişilerden haz almayı sağlar. Ortak kültürden etkilenmek ise milli kimliğin oluşmasını kültürel olarak şekillendirir. Coğrafya ve millet kavramlarından beraberce ortakça etkileniliyorsa milli kimlik oturmuş olur. Kimlik tüm bu kriterler ile bir bütün olarak oluşacak bir kavram olduğu için tüm bu kriterlerden de eşit olarak etkilenmektedir. Tarihte kurulan 17 büyük Türk Devletinin varlığı milli kimliğimizin oluşmasını sağlamıştır. Asya Hun Devleti başta olmak üzere tüm Türk toplulukları kültürel ve coğrafi şartlar ile bize bir şeyler katmıştır. Kimisi edebiyatta ileriye gitmiş kimisi savaşçılığını geliştirmiş kimisi de icatlar ile dil ve alfabe gelişimleri yapmıştır. Tüm bunlar yığılarak ve birikerek günümüze ulaşmıştır. Bu ulaşan bilgiler doğrultusunda milli kimlik şekillenmiştir.

Tarih bilimini niçin öğrenmeliyiz?

Tarih bilimi toplumların milli kimliğinin oluşmasını sağlar. Milli kimlik, milli kültür, milli değerler tarih aracılığı ile öğrenilebilir. Tarih okuyan ve bilimini araştıran kişilerin toplum analizleri daha güçlü olur. Toplumları daha iyi analiz edip daha iyi çıkarımlarda bulunabilirler. Tarih bilimi öğrenmenin gerekliliği topluma fayda sağlama konusunda da iyi değerlendirilmelidir. Tarih bilimi yöntemlerine hakim olanlar milli tarihten etkilenip, olayları iyi değerlendirip çözüm önerileri sunabilirler. Haliyle yaşadığı toplum için de faydalı fikirler sunmaları beklenir. Sadece günümüze dair çözümler ve faydalar sunmakla kalmayıp geleceğe dair tedbirler de alabilirler. Geçmişini iyi öğrenen ve tarihin bilimini keşfeden kişiler olayları geçmişe göre değerlendirip akabinde neler yaşanabileceğini analiz ederler. Bu analizler sonucunda gerekli tedbirleri alabilirler ve gerekli gelecek planlarını oluşturabilirler. Tarih bilimi öğrenmenin en önemli faydaları geleceğe dair olarak görülse de milli kimlik ve milli benlik gibi değerlerin oluşmasındaki faydası da göz ardı edilemez.

Hicri takvim ile miladi takvim arasındaki farkları belirterek bunların günlük hayatımıza etkilerini açıklayınız.

Hicri takvim ile miladi takvimin arasındaki farklılıklar günümüzde çok fazla günlük hayata yansımamaktadır. Çünkü aradaki farkları yaşatacak durumlar ortadan kaldırılmıştır. Günümüzde global dünya anlayışı geliştiği için ortak takvim kullanımında karar kılınmıştır. Hicri takvim Hz. Muhammed’in doğum tarihi başlangıç olarak kabul etmiştir. İslami toplumlarda kullanılmış ve ay, saat, dakika gibi bilinen kavramlar farklı şekillerde adlandırılmıştır. Ay isimler genel olarak İslami terimlere uygundur. Recep, Şaban, Muharrem, Ramazan başlıca kullanılan ay isimleridir. Miladi takvim ise Hz. İsa’nın doğumunu başlangıç kabul etmiştir. Günümüzde geçerli olan takvimdir. Hicri takvim ay yılı esaslarına göre düzenlenmiştir. Miladi takvim ise güneş yılı esaslarını içerir. Ticaretler, uluslararası ilişkiler ve ortak takvim için geçerli kabul edilen miladi takvimdir. Türkiye’de de miladi takvim kullanılmaktadır. Ocak, Şubat, Mart diye devam eden ay isimleri evrensel geçerliliğe sahiptir. Evrensel olarak miladi takvime göre hareket ediliyor olması günümüzde ve günlük hayatımızda takvim arasındaki anlaşmazlıktan doğan sorunları ortadan kaldırmaktadır. İki takvim arasında 11 gün süre farkı bulunmaktadır.

Olay ve olgu arasındaki farklılıklar nelerdir?

Olay başlama ve bitiş zamanı net olarak belirtilen ve kanıt edilebilen eylemlere verilen isimdir. Olayda bahsi geçen eylem sona ermiştir. Şahitleri vardır. İki kişi arasında geçmiş olabilir. Bir konum belirtilebilir. Nerede ve ne zaman gerçekleştiği bellidir.

Olgu ise daha genel kavramlara verilmiş bir isimdir. Olguda eylemin sona ermesi söz konusu değildir. Devam eden bir şeyden bahsediliyor olması gerekir. Şahidi yoktur, yeri ve zamanı belli değildir. İki kişi arasında geçmez. Daha genel ve herkesi kapsayan bir şeydir.

Ali’nin yaşlanması bir olay örneğidir. Ali’den bahsedilir. Ali’nin ne zaman yaşlandığı bellidir. Yaşlanma ise bir olgu örneğidir. Olgu daha genel bir tabirdir. Kimseyle alakası yoktur. Yeri ve zamanı yoktur. Ali’ye veya başkasına ait değildir. Sadece genel bir yaşlanma tabiri kullanılırsa bu olgudur. Ali’nin ya da Ahmet’in yaşlanmasından bahsedilir ise olaydır.

İnsan hakları kavramının ortaya çıkmasını sağlayan gelişmeler neler olabilir?

İnsanın hakları olduğuna dair bir ortaya çıkış süreci yaşanmışsa insanın haklarının ihlal edildiği bir dönem yaşanmış demektir. Yani insan haklarının ihlal edilmesi ve engellenmesi yaşanıyor olmalı ki insan hakları çalışmaları ve bu hakların korunması ortaya çıksın… Tarihte bazı toplumlarda kölelik görülmektedir. Kölelik insan haklarını yok eder. İnsanlar eşit olarak yaratılmışlardır. İnsan haklarının ortaya çıkışından önce toplumlarda köle gibi çalıştırılan insan toplulukları vardı. Hakları gasp ediliyor, sadece çalıştırılıyor ve emeğinin karşılığı verilmiyordu.

 

Kölelerin tamamen insanlıktan çıkarılmaması amacıyla Kram Dungi ve Hammurabi Kanunları çıkartılmışlardır. Kölelik hakları ve çeşitli isimlendirmeler ile öncelikle bu insanların haklarından bahsedilmiştir. Tarih kölelik hakları olarak da olsa insan hakları üzerine ilk çalışma örneklerini bu şekilde başlatmıştır. Ardından köleliğin kaldırılması ve çeşitli demokratik süreçler ile sendikalaşma hareketleri görülmüştür. Avrupa Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ile de kişisel hak ve hürriyetler gelişmiştir. Devletin bile karışamayacağı insanın doğal hakları olarak tanımlanan ve tüm insanlar için geçerli olan anlayış ve kanunlar 17. yüzyıl sonlarına doğru görülmeye başlamıştır. 18. yüzyılda artarak devam etmiş ve beraberinde özgürlük, demokrasi kavramlarını da getirmiştir.

Milli kimliğin oluşmasında Asya Hun Devleti’nden günümüze kadar kurulmuş olan Türk devletlerinin etkileri var mıdır? Neden?

Milli kimlik oluşması için uzun bir süreç gereklidir. Hiç bir milli kimliğin bir anda oluştuğu örneği ile karşılaşılmaz. Bu yüzden Türk milli kimliğinin oluşmasında da bilinen ilk Türk devleti olan Asya Hun Devleti’ne kadar uzanan bir süreç etkili olmuştur. Asya Hun Devleti ve devamında kurulan sayısız beylik ve devletlerin günümüze süregelen bir etkisi elbette vardır. Her devlet farklı bir yaşam tarzı ortaya koymasa da farklı üretimler yapmıştır. Kimi devlette dil ve alfabe gelişimlerini kimisinde de kıyafet gelişimlerini görürüz. Bazı devletler sanat faaliyetleri olarak edebiyat ürünleri geliştirmekte ilerlemiş bazıları da tarih yazıcılığında faaliyetler göstermişlerdir. Tüm bu Türk devletlerinin bilgi ve birikiminin artarak devam etmesi ve günümüze kadar ulaşması kültürün oluşmasında etkilidir. Haliyle kültür millidir ve milli kimliği yansıtır. Asya Hun’dan bu yana tüm Türk devletlerinin günümüzde milli kimliğimizi tanımlamakta faydası ve etkisi bulunmaktadır.

Anthony Smith’in (Antoni Simit) “Hafıza yoksa kimlik yoktur; kimlik yoksa ulus yoktur.” sözünden ne anlıyorsunuz?

Antoni Simit bu sözünde toplumumuzda kullanılan “tarihini bilmeyenler geleceğini de bilemezler” sözüne benzer bir söz söylemeye çalışmıştır. Hafıza demek insanın kendine ve çevresine dair hatırladığı, kaydettiği tüm bilgiler demektir. Hafızasını kaybeden insan kimliğini de kaybeder. Çünkü kendisi de dahil olmak üzere etrafındaki hiç kimseyi tanımaz hale gelecektir. Hafıza yoksa kimlik yoktur sözü insan için bu şekilde yorumlanırken toplum için de bir yorum yapılabilir. Toplumun tarih hafızası ve bilgisi olmazsa toplum millet bilincine ulaşamaz.

 

Nasıl bir millet olduğunu, nereden geldiğini ve neler yaşadığını bilemez. Haliyle de tarihi bilinç ve şuur asla oluşturulamaz. Kimlik olarak söylenen toplum için bir ulus kimliğidir. Irk, toplum, millet içinde yer aldığını gösteren bir kimlikten bahsedilmektedir. Eğer tarih yoksa veya yeteri kadar öğrenilmemişse kimlik oluşmayacağı için ulus da oluşmaz. Tarih okuması ve bilinmesi ulusların en büyük özelliğidir. Ulus olabilmenin ilk şartı ortak tarihe ve ortak milli şuura sahip olunmasıdır. Tarih hafızasını kaybeden tüm toplumlar toplum olarak kalacak ulus olma şansını yakalayamayacaktır. Ulus olmak, bir arada ve bilinçli bir şekilde yaşamayı ve aynı tarihten etkilenmeyi ve aynı kültüre sahip olmayı gerektirir.

Tarihî bir olayın aydınlatılmasında hangi kaynaklar daha güvenilirdir?

Tarihi bir olay karanlıkta kalmış olabilir. Bu olayın aydınlığa kavuşturulması ve net bilgiler ile konunun ele alınabilmesi için kaynak taraması yapmak şarttır. Fakat hangi kaynaklardan yararlanılması gerektiği konusunda fikri olmayan birçok tarih okuyucusu vardır. Doğru kaynak kullanılması olayın gerçek yüzü ile aydınlanmasına sebep olacaktır. Aksi halde olay aydınlığa kavuşmuş gibi gözükse de gerçek yüzü karanlıkta kalmaya devam edebilir. Bu yüzden doğru kaynak kullanımı şarttır. Tarihi bir olayın aydınlığa kavuşturulması için devlet arşivinde bulunan tarih belgeleri en güvenilir kaynaklardır. Bunun dışında tarihte 1. ağızdan yazılan ve günümüze ulaşmayı başaran kalıntılar en güvenilir kaynaktır.

 

Türk tarihi ya da dünya tarihi üzerine ansiklopedik çalışmalar yürüten ve tarihi belgeler kaynak gösterilerek hazırlanan tarih kitapları da olayın aydınlatılmasında esas alınabilecek kaynaklardır. Bu tür kaynaklardan faydalananların güvenilir kaynaklara ulaştığı savunulabilir. Aksi halde asla güvenilir kaynak denemez. Bir tarih belgesinin ya da makalesinin içerdiği bilgiler asla yoruma dayalı olamaz. Yoruma dayalı tarih incelemesi yapan kaynaklar güvenilir değildir. Olaya ve konuya dayalı tarih incelemeleri ile güvenilir kaynak oluşturulabilir. Aydınlatılmak istenen her karanlık tarihi olay için sebep – sonuç ilişkisi içinde ele alınan, belgelere dayandırılan kaynaklar güvenilir olacaktır.

Tarihle ilgili tanım ve yorumlara dikkat edildiğinde hangi ortak noktalara ulaşılır?

Tarihin milli ve kahramanlık öyküleri içerdiği hem bir tanım hem de bir yorum olarak karşımıza çıkmaktadır. Sebep – sonuç ilişkisine sahip olduğu tanımlanan tarih biliminin yorumlanması da sebep – sonuç ilişkisi içinde gerçekleşir. Yer ve zaman olgusu tarihte belirtilmektedir. Tarih yorumları yapılırken de bölgesel özellikler göz ardı edilemez. Haliyle yer ve zaman kavramları tarihin hem tanımlanmasında hem yorumlanmasında kullanılır. Tarih tanımı tarihte incelenen konuya dayandırılır. Yorumlama yapmak için de herhangi bir yorumu bir konuya dayandırmak gerekir. Farklı konular arasında kıyaslama yapılarak yorum yapılabilmektedir. Bu yüzden yorum ve tanım içinde somut bir konu örneği olmalıdır. Tarih tanımlamasında kullanılan analiz ve inceleme yöntemi yorumlarda da ortak özelliktir. İnceleme ve analiz etme üzerine tanım ve yorum yapılabilir. Aksi halde incelenmeyen ve iyi analiz edilmeyen konuların veya olayların tanımlanması ya da yorumlanması zordur.

Hafızasını kaybeden insan, geleceğini planlayabilir mi? Neden?

Hafızasını kaybeden insan geleceğe dair plan yapamaz. Bunun nedeni oldukça basittir. Hiçbir şey hatırlamayan birisi kim olduğunu, ne için yaşadığını ve ideallarini bilemez. Bu sebeple de geleceğe dair asla plan yapamaz. Gelecek için planlar yapmak bilinçli ve idealist insanların işidir. İdealler ise hafızamıza kazınmıştır. Hafıza kaynı yaşayan insanlar bu ideallerini de kaybederler. Kaybolan idealler ile birlikte geleceğe dair bir umut ve beklenti içine girilemez. Tıpkı tarih gibidir hafızamız. Tarihi bilmeyen toplumlar geleceğe yön veremeyeceği gibi kendi geçmişini bilmeyen insanlar yani hafızasını kaybedenler de kendi geleceklerini bilemez ve beklenti içine giremezler.

 

Hafıza kaybı yaşanması durumunda tüm idealler, planlar ve gelecek umutları suya düşmüş olur. Geçici bir süreliğine hiçbir plan sağlıklı olarak yapılamaz. Haliyle de gelecek için net bir şey söylemek imkansızdır. Neden – sonuç ilişkisi içinde ele aldığımız hafıza ve gelecek üzerine bilimsel bir açıklama da eklenebilir. Bilimsel olarak yapılan açıklamalar ile hafıza kaybı rahatsızlığı yaşayan insanların sağlıklı düşünemediği ve ne yapacağını kestiremediği kanıtlanmıştır. Her an değişken düşünceler içine girebildikleri görülmüştür. Bu sebeple de asla geleceği dair iyi bir planları olamaz.