Günlük yaşamda karşılaşılan tarihî bilgilerin doğruluğunun tespit edilmesinde uygulanması gereken yöntemler nelerdir?

Tarih ispat edilemeyen olaylar ile dolu olduğu için günlük hayatımızda herkesten farklı bir bilgi almamız mümkündür. Bazılarına göre bir olay x şekilde gerçekleşirken bazıları bu olayı y şeklinde gerçekleşti şeklinde anlatır. Günlük hayat birçok tarihi bilgi ile doludur. Fakat bunların doğrulanmasını istediğimizde bazen tıkanır kalırız. 1500’lü yıllarda x olayının günlük hayatta öğrenip doğruluğu kontrol edilmek istendiğinde neler yapılabilir? Hemen devlet arşivlerinde yer alan tarihi belgelerin 1500’lü yıllarına gitmek gerekir. En güvenilir kaynak olan devlet arşivlerinde ilgili tarihte olaylar ince detayları ile incelenebilir. Böylelikle günlük hayatta öğrenilen bir tarihi bilginin doğru olup olmadığı kontrol edilebilir.

 

Ayrıca devlet okullarında yer alan müfredat doğrultusunda ders kitapları incelenebilir. Öğrendiğiniz bilgi ile alakalı olarak Türk tarihine ışık tutan çeşitli kitapların günümüz Türkçesine çevrilmiş hallerini de inceleyebilirsiniz. Kutadgu Bilig, Kök Türk Yazıtları, Uygur Kalıntıları Türk tarihinin en net bilgilerini içermektedir. Yakın tarihimizde ise Ziya Gökalp ve Hüseyin Nihal Atsız Türk tarihi üzerine çeşitli inceleme kitapları oluşturmuştur. Edinilen bilgiler bu kaynaklarda yer alan bilgiler ile karşılaştırılabilir. Böylelikle doğru olup olmadığı kolaylıkla anlaşılabilecektir.

Toplumsal bilincin oluşmasına tarih öğrenmenin katkıları nelerdir?

Toplumsal bilinç farklı şekillerde oluşabileceği gibi sadece tarihten feyz alarak oluşması da mümkün olmaktadır. Tarih öğrenmek insanlara; toplumsal değerleri, tarihi olaylardan çıkarım yapmayı, bu çıkarımlar doğrultusunda hareket etmeyi, doğru adım atmanın önemini ve daha birçok şeyi bir arada öğretir. Öğrenilen bu bilgilerden hareketle toplumdaki bireyler kendiliğinden bilinçlenir ve bütünleşerek toplumsal bilinç oluştururlar. Toplumun bilinçli olması bir arada huzurlu, mutlu, dayanışma içinde olmasını sağlar. Bu huzuru ve dayanışmayı tesis etmede en büyük etken de tarih öğrenimidir.

 

Tarihteki olaylar insanların milli şuurlarının uyanmasına etki eder. Milli şuur sahibi olan bireyler de kendi toplumlarına güvenme ve onlarla bir arada olma eğilimi gösterirler. Bundan sonraki süreç ise toplumun kaynaşarak beraber hareket etmesine doğru gider. Tarih öğrenmenin toplumsal bilince katkı sağlayabilecek diğer faktörleri ise; ortak milli hafızayı uyandırmak, toplumun devamlılığını sağlamak için fedakar olmak, geçmişin bilinip gelecek planı yapılabilmesini sağlamak, milli ve toplumsal kimliğin oluşturulması gibi seçenekler sayılabilir. Geçmişten feyz alıp geleceğini inşaa etmek isteyen her bilinçli vatandaş bunu ancak ve ancak toplumla beraber hareket ederek, toplumsal bir hareketlenme ile elde edebileceğini bilir.

İnsanoğlunun, geçmişte yaşanmış olayları öğrenmek istemesinin nedenleri nelerdir?

Geçmişte yaşanmış ve bitmiş olan olayların bazı sonuçları ortaya çıkar. Her olayın bir nedeni ve bir sonucu bulunur. Geçmişte yaşanan olayların öğrenilmek istenmesi de aslında insanoğlunun merak duygusu ile birlikte sonuca odaklanma duygusudur. Bir nevi sonucuna göre çıkarım yapmak istenir. Bu çıkarım yapma isteği ise günümüzde tekrar benzer bir olay ile karşılaştığında nasıl davranacağına yöneliktir. Geçmişteki olaylar bilinir ve sonuçları ile birlikte ele alınır ise günümüzde olaylara yaklaşım şekli değişecektir. Daha temkinli ve daha başarılı bir şekilde olaylara yaklaşılacak ve olaylar yorumlanacaktır. Bu vesile ile geçmişteki olaylar insanoğlunun ilgisini çekmektedir. Bazı durumlarda ise geçmişteki olaylardan asla ders çıkarma amacı güdülmez.

 

Milli tarihi ile gururlanmak isteyenlerin geçmişteki olayları araştırdığı görülür. Ataların yaptıkları işler ile övünüp kendinde güç bulmak isteyen insanoğlu milli bir bilinç oluşturma yolunda tarih okuyucusu olabilmektedir. İnsanoğlunun geçmişte yaşanan olayları öğrenmek istemesinin bir diğer nedeni olarak da bilinmez dönemleri aydınlatma ve topluma faydalı olma güdüsü gösterilebilir. “Geçmişini bilmeyen toplumlar geleceğini inşaa edemez” sözünü feyz alan insanlar geçmişi ile bütünleşip geleceği dair doğru planlar yapma hazırlığı içine girerler. Tarihten ders çıkartıp benzer hataları tekrarlamamak ve benzer başarılı elde etmek isterler.

İyi bir kitap hangi özelliklere sahip olmalıdır?

Sizce iyi bir kitap hangi özelliklere sahip olmalıdır?

Kitap nedir, iyi kitap nedir ve iyi kitap kime göre neye göre belirlenir?

 

Benim saçlarım kısa, boyum da öyle. Dışarıdan bakıldığında balıketli denilecek bir görünüme sahibim.

Gözlerim koyu kahverengi ve buğday yanık tenliyim. Güzel bir yüze sahip olduğumu söyleyenler de var çirkin olduğumu düşünenler de.

Peki, ben kim için en iyiyim? Ya da bu soruyu şöyle soralım ben herkes için iyi olabilir miyim?

Kitaplar insanların düşüncelerinden yarattığı, doğurup dünyaya getirdiği ve insanlığa armağan ettiği hediyelerdir.

 

Siz kendinize ait en iyi hediyeyi bulana kadar hangi yoldan gideceksiniz? Saçlarım kısa olduğu için birilerinin hoşuna gitmeyebilirim. Ama boyumun kısa olması bir başkasının hoşuna gidebilir.

Çünkü insan zevkleri ve tercihleri konusunda tecrübeleri ile birlikte diğerinden farklı bir yolda yürür. Kitap da aynı insanlar gibidir. İyi kitap senin için iyi kitaptır belki de bir diğer için kötü kitaptır. Okuduğun kitabın içerisinde İhtiyacın olan cümlelere rastladığın zaman o senin iyi kitabın olur. Ama sana ait cümleler bulamadıysan o kitabı sevmezsin.

Yani özetle bu konuda en iyi kitap şudur diyebilmek insanlığa bir hakarettir. Farklı olmamız bizi biz yapan yegâne değerlerdendir. En iyi kitap bireyin yolunu bireye ait özelliklerle anlatabilecek bilgiye sahip olan kitaptır. İşte bu yüzden herkesin en iyi kitabı farklı bir kitap olmalıdır.

Okuyucu için en doğru kitapların seçilebilmesi amacıyla neler yapılabilir?

Daha önce hiç ketçapla beraber pirinç pilavı yediniz mi?

Ya da yoğurtlu mantının içerisinde baklava koyup yemeğe çalıştınız mı?

Çayla çorbayı aynı anda içmeyi denediniz mi?

Bütün bunları denemeye kalktığınızda başarılı olamadığınızı görürsünüz. Çünkü tüm bunları yapmaya çalıştığınızda midenizin bulandığını ve doğru tüketim yapmadığınızı fark edersiniz.

İşte yanlış kitap seçimi de buna benzer. Bireyin kişisel özellikleri değerlendirilmeden, zevkleri ve ihtiyacı olan bilgiler belirlenmeden okutulmaya çalışılan her kitap yenilemeyen bir yemeğe dönüşür.

Aslında sofraya önce mantıyı daha sonra tatlıyı getirdiğiniz takdirde kişi her ikisini de yiyebilir. Ancak ikisini aynı tabakta yemesi mümkün değildir. Okuyucunun doğru kitabı seçmesi için yapması gerekenler de doğru sırayı ayarlaya bilmekten geçer.

Bir bilgi edinmek amacıyla kitap okumaya karar verdiğinizde öncelikle değerlendirmeniz gereken kişisel zevkleriniz olmalıdır.

  • Edinmeye çalıştığınız bilgi hangi yayınlar da vardır?
  • Akademik değil ya da günlük samimi değil kullanımlarından hangisi sizi içine çekmektedir?
  • Salt bilgi mi arıyorsunuz yoksa birinin bakış açısıyla değerlendirilmiş bir bilgi mi?

Tüm bunlar değerlendirildiğinde kişinin ihtiyacına uygun doğru kitabın seçilmesi çok daha kolay olacaktır.

Okulunuzdaki ve yakın köylerdeki çocukların kitap okuyabilmesi için bir proje hazırlayınız.

Kütüphanesi olmayan bir köy okulunda öğretmen olarak görev yaptığınızı hayal ediniz. Okulunuzdaki ve yakın köylerdeki çocukların kitap okuyabilmesi için bir proje hazırlayınız. Hazırlayacağınız proje ile ilgili bilgileri aşağıya yazınız.

 

Köy okulunda görev yapmaya başladığım zaman okulumun eksikliklerini belirlemek gerekiyordu. Öğrencilerimin en büyük eksikliği okulumuzda bir kütüphane olmamasıydı. Bir köyde eğitim vermeye ve almaya çalışan bireyler olduğumuz için kendi imkânlarımızla yeterli bir kütüphane kurabilmemiz mümkün değildi. Ama okumak için de bir şeyler yapılması gerekiyordu.

Teknolojinin faydalarından bu konuda yararlanmaya karar verdim.

Minik kalpler adlı proje ile kitap bağış sistemini oluşturup hem kendi okulundaki hem de yakın köylerde ki çocukların okullarındaki kitap eksikliğini kapatmak üzere yola çıktım.

Projenin detayları ise şöyle:

Herkes büyük küçük demeden okuduğu kitabın bir başkasıyla paylaşsın ve bizim okulumuza da kitap gönderimi yapılsın diye her bir öğrencimin bir hikâye yazması konusunda ödev verdim. Hikâyenin başlığı okulumda bir kütüphane olsa idi. Bilgiye ve eğitime hevesli çocuklarımın yazdığı hikâyeleri paylaşmayı bilen insanlarla sosyal medya aracılığı ile paylaşarak okulumuza kitap göndermeleri konusunda rica da bulundum. İlimizde bulunan üniversite ile görüşerek üniversite öğrencilerinden yardım istedim. Yardımsever insanların gönderdiği kitaplar için okulumuzu temizleyip bir kütüphane inşa ettik. Okulumda bir kütüphane olsa hikâyesi böylelikle yaşayan bir hikâyeye dönüştü.

Kütüphanelerin kurulma amaçları neler olabilir?

Kütüphanelerin kurulma amaçları neler olabilir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Kütüphaneler neden kuruldu?

İnsanların üç temel ihtiyacı vardır. Bunlar yemek içmek ve barınmak olarak sıralanmaktadır. İnsanın yemek yemesi ve su içmesi yaşamının devamlılığı için gerekli iken, barınması fiziksel olarak korunması için gereklidir. İnsanın barındığı bir yer olmazsa ne olur? Çetin kış şartlarında ya da başka sebeplerden ötürü insan ölür. Mutsuz olur, pislikle iç içe olacağı için hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalabilir.

Kitaplarda aynı insanlar gibi yemek ve içmek dışında tek bir temel ihtiyaç duyarlar.

Barınmak! Kütüphaneler işte bu yüzden kurulmuştur. Kitapların bir evi olabilsin diye. Saklanmayan korunmayan ve kıymet gösterilmeyen kitaplar içindeki bilgilerle beraber yok olup gitmeye mahkûmdur. Toplumun tarihini kültürünü ve bizden önce yaşamış yaşamakta olan insanların düşüncelerini Yüzyıllar boyunca birbirlerini aktara bilmesi için ve insanların bundan kolaylık ve yararlanabilmesi için kitapların evi olan kütüphaneler kurulmuştur.

Bilgi bir güçtür. Ancak bu güç çaba ile elde edilebilir. Bilginin sadece para karşılığında alındığı bir dünya düşünür müsünüz? İnsanın temel ihtiyaçlarını gidermekten bilgi satın almaya ayırabileceği bir bütçesi kalır mıydı? Ve eğer kütüphaneler olmasaydı bilgi sadece satılan ticari bir unsur olsaydı geçmişten bugüne ne kadar bilgi aktarılabilirdi ki?

Kütüphanede uyulması gereken kuralları arkadaşlarınızla tartışınız.

Kütüphanede uyulması gereken kuralları arkadaşlarınızla tartışınız.

  • Lütfen sessiz olunuz.
  • Kütüphanede bir şey Yemek ve içmek yasaktır.
  • Kütüphaneye yiyecek ve içecekle girmek yasaktır.
  • Kütüphaneye ayakkabılar paspasa silinerek girilmelidir.
  • İstenen kitap için fiş doldurulmalıdır.
  • Kütüphane salonunda sessiz yürünmelidir.
  • Yüksek sesli müzik dinlenmemeli
  • Herhangi biri ile tartışılmamalı
  • Herhangi bir görevliye birşey sorarken olabildiğince kısık sesle sormak gerekir

 

Peki neden?

Çünkü kütüphaneler kitapların barındırıldığı bilginin ulaşıma açıldığı yerlerdir.

Kütüphaneler ortak alan olarak kullanıldığı için bir başkası kitap okurken sizin gürültü yapmanız onun hakkını gasp etmek olacaktır. Herkesin konuştuğu güldüğü birbirine saygı duymadığı bir ortamda bilginin aktarılması aktarılabilen bilginin de doğru aktarılması ne yazık ki mümkün değildir.

Bir bireyin bir başka bireye bu rahatsızlığı vermeye hakkı yoktur.

Kütüphanelerin varoluş amacı kitapların okunabilmesi ve bilginin dağılabilmesidir.

Kütüphanede herkesin bağırarak konuştuğunu birilerinin yemek yerken birilerinin bir şeyler içtiğini düşünün.

Sizde kütüphaneden bir bilgi edinmek istiyorsunuz.

Rahat ve bölünmeden bilgi edinmeniz bu şartlarda mümkün müdür?

Kesinlikle hayır. Toplumun tamamına açık alanlarda belirli kuralların uygulanması kişilerin hak ve özgürlüklerine taciz durumun oluşmaması için gereklidir.

Kütüphanelerde sessiz olunması yemek ve içecek barındırılması ve daha birçok kuralın amaca bireylerin eğitim ve öğrenme hakkını elinden almamak ve saygı göstermektir.

Kitapların olmadığı bir dünyada yaşamın nasıl olacağını tartışınız.

Kitapların olmadığı bir dünyada yaşamın nasıl olacağını tartışınız. Öğretmeninizle oluşturacağınız grubunuzla kitapların olmadığı bir dünyada yaşamın nasıl olacağını tartışınız. Aşağıya, tartışma sonucu oluşturduğunuz fikirlerinizi not alınız.

Ben sensiz de yaşarım ama seninle daha güzel yaşarım diyen Nazım Hikmet ne kadar haklı. İnsan tek başına hiçbir şey olmadan ve hiç kimse olmadan da yaşar ama güzel yaşamak için insanın bir kitaba bir dosta ihtiyacı vardır.

Dünyada tek bir kitap bile olmasa nasıl bir yaşamımız olurdu?

Sıkıcı olduğunu bazen düşündüğümüz kitapların olmadığı zamanlar gerçekten inanılmaz sıkıcı olurdu. Dünyanın var oluşundan bu yana tek bir insanın bile kendini ifade etmediğini hayal etsenize. Sadece doğan büyüyen yaşayan ve ölen insanlar, onlardan geriye kalan tek bir cümlenin bile olmadığını düşünün. O zaman insan gerçekten insan olur muydu yani ne farkı olurdu bir çam ağacından?

Kitabın olmaması demek insanın düşünme yetisinin de olmaması demek anlamına gelmektedir. Düşünmeyen merak etmeyen yani sorgulamayan insanların dünyanın var oluşundan bu yana bir adım ileri gitmesi ise mümkün değildir. Hala ilkel canlılar olarak, avlanarak hayatımızı devam ettirmeye çalışan insanlar olurduk belki de kitaplar olmasaydı. Mesele sadece yaşamak olduğunda bunun bir önem arz etmediğini düşünebiliriz. Âmâ insan için mesele hiçbir zaman sadece yaşamak olmadı. Olması da mümkün değildir çünkü düşünebilme yeteneği olan insan elbette tarih boyunca asla yaşayabilmek ile yetinemezdi.

Kitapların Dünyasında Yaşamak

“Kitapların dünyasında yaşamak” konulu bilgilendirici bir metin yazınız. Metninize içeriğine uygun bir başlık koymayı unutmayınız.

 

Ne zaman dost oluruz?

Sana şimdi bir kitabın en iyi dostun olacağını söyleyeceğim. Şimdi bu devirde öylemi diyeceksin. Evet, tam da bu devirde, elimizden telefonların düşmediği, bilgisayarların kapanmadığı ve teknolojinin kölesi olduğumuz dönemde.

Senin tek gerçek dostun bir kitap olacak.

E kitap değil, sayfaları olan bir kitap.

Neden mi? çünkü kitapların yaprakları yüzyıllardır yalnızlığı örter bir yorgan gibi. İnsan teknoloji ile git gide yalnız, gitgide çaresiz kalıyor ve sana da her daim eşlik edecek bir arkadaş gerek.  Seni bırakmayacak senden vazgeçmeyecek. Sana bununla birlikte bireyler öğretecek. Şöyle bir kaldır kafanı bak etrafına hiç kimsenin vakti yok ama hiç kimse bir şey de yapmıyor değil mi? çünkü herkes aynı senin gibi içinde ve dışında yalnız.

İnsan yazmayı ve konuşmayı düşünebilme yeteneği sayesinde öğrendi ve o günden bu güne bir kâğıda bir taşa bir duvara bir papirüse bırakacak bir cümlesi oldu hep.

Çünkü kuyunun derinliğini öğrenmek için eğilip içine bakmak gerekirdi. Her insan bir kuyuydu ve içinden bir cümle çıkıp sana derinliğini söyledi.

Duymak için geç mi kaldın? Hala severek okuduğun tek bir kitap bile yok mu? Başlamak mı istemiyorsun? Ne kadar ne kadar da yalnızsın.

Kitaplar insanların en iyi dostlarıdır deyip geçeceğim ama sen bunu denemeden asla bilemeyeceksin…