Rüzgarların yeryüzünü şekillendirici etkileri iç bölgelerde neden daha fazladır?

Rüzgârlar, yeryüzünde aşındırma yapan dış kuvvetlerden bir tanesidir. Kurak ve yarı kurak bölgelerde yer şekillerini biçimlenmesine sebep olan en etkili kuvvetlerden bir tanesidir. Rüzgârın aşındırma etkisi oluşturup yeryüzü şekillerinde etkili olması kurak ve bitki örtüsü bakımından yoksun olan bölgelerde daha fazla rol oynamaktadır. Bunun sebebi ise kurak alanlarda toprak daha taneli olup rüzgârın etkisi ile kolaylıkla yerlerinden sökülebilir ve başka bir yere taşınmasına sebep olabilirler. Rüzgârın yeryüzü şekillerinde etkili olabilmesi için o bölgede bitki örtüsünün yok denecek kadar az olması ya da hiç olmaması, toprağın kuru olması ve zemin yapısının gevşek olması gerekmektedir. Bu sebeple rüzgârlar genellikle çöllerde daha etkinlerdir.

 

Rüzgârlar, ince tozları ve çakılları havalandırarak başka bir yere sürüklerler. Rüzgârların taşıdıkları maddeleri yerlere çarparak aşındırma oluşturur ve rüzgârların taşıma güçlerinin sona erdiği yerlerde taşıdıkları bu maddeleri biriktirirler. Rüzgâr aşındırması ile mantar kaya veya düz masa şekilleri oluştuğu gibi oyuklar da meydana gelebilmektedir. Ülkemizde rüzgarların yeryüzünü şekillendirici etkilerinin iç bölgelerde daha fazla olmasının sebebi tamamen iklimsel koşullar olmak ile birlikte karasal iklimin hâkim olduğu iç bölgelerde toprağın kuru olması ve bitki örtüsünün az olması rüzgarların kuvvetleri ile yüzeyin sökülmesine ve rüzgar ile başka yerlere taşınmasına sebep olmaktadır. Bunun yanı sıra rüzgârın taşıma gücünü yitirdiği yerlerde birikintiler meydana gelmektedir.

Levha tektoniğinin sonuçları nelerdir?

Yer kabuğunun her bir bölümünü meydana getiren kısımlara levha adı verilmektedir. Levhalar manto üzerinde bulunmakta olup yüzer durumda yer alırlar. Levhalar, dünyanın çekirdek kısmındaki yüksek ısı sebebi ile mantoda oluşan magma akımları etkisi ile hareket etmektedirler. Levhalar okyanusal ve kıtasal kabuktan oluşmuş olabilecekleri gibi her iki kabul türünden de meydana gelebilmektedirler. Levha sınırları deprem, volkanizma ve sıcak su kaynaklarının bir arada görüldüğü alanlardır. Levhaların oluşması süper kıtanın doğa olayları sonucu parçalanması ile birlikte meydana gelmiş olup levha tektoniğinin üç farklı sonucu mevcut olup bu sonuçların meydana getirdiği bazı durumlar söz konusudur.

 

İlk olarak levhaların yaklaşma hareketlerinin sonucunda dalma- batma olayı oluşur. Kıvrımlı sıradağlar ve dağlar meydana gelir. Volkanik adalar oluşur ve okyanus çukurları oluşur. İkinci olarak Levhaların uzaklaşma hareketleri sonucunda okyanuslar meydana gelir. Okyanus ortası sırtlarının oluşumu gözlemlenir. Volkanik ada oluşumu söz konusu olur. Volkanik sıradağlar oluşur. Volkanik olayların gerçekleşebilir ve bununla birlikte kabuk oluşumu gerçekleşir. Son olarak ise Levhaların yanal hareketleri sonucunda ise depremler meydana gelir. Levhalar sıralanacak olurlar ise büyük levhalara örnek olarak Avrasya levhası, Pasifik levhası, Avustralya levhası, Antartika levhası örnek verilebilir. Küçük levhalara ise Antiller, Filipinler, Hindistan ve Arabistan örnek olarak gösterilebilirler. Levha hareketlerinin etkileri sonucunda depremsellik, volkanlar ve volkanik alanlar, sıcak su kaynakları meydana gelmektedir.

Levha hareketlerinin sona ermesi hangi koşullara bağlıdır? Böyle bir durumda ortaya çıkacak sonuçlar nelerdir?

Dünyamız ilk oluşumu sırasında alev topu iken daha sonrasında yağışlar sebebi ile üst katmanları soğuyarak dış kabuğu meydana gelmiştir. Ancak içyapısı bazı katmanlardan meydana gelmektedir. Bu katmanların merkezinde ise çekirdek yer almakta olup bu çekirdek yüksek ısıya sahiptir. Manto kısmı erimiş kayaçlardan oluşmaktadır. Çekirdek içerisinde yer alan yüksek enerji yatay ve dikey magma akımlarına sebep olmaktadır. Bu akımlara konveksiyon akımları denir. Yer kabuğunu oluşturan her bir kısma levha adı verilmekte olup levhalar magma üzerinde yüzey durumda yer almaktadır.

 

Levha hareketlerinin sona ermesi başka bir levha sınırı veya levha kenarı ile meydana gelmekte olup levha hareketlerinin sona ermesi ile bazı doğal durumlar meydana gelmektedir. Bu durumlar depremler, volkanizmalar ve sıcak su kaynaklarının bir arada görüldüğü alanlardır. Levha hareketleri ve volkanizma akışkan olan magma sayesinde gerçekleşmekte olup iki levhanın ayrıldığı yerlerde yırtılma fayları oluşmaktadır. Bu alanlarda okyanus tabanına volkanik maddeler çıkar. Yaklaşan iki kıtasal levhanın bulunduğu yerlerde büyük kıvrım dağları oluşumu gözlemlenir. Toros dağları, Himalaya dağları ve Alp dağları bu duruma örnek olabilecek sıradağlardır. Kıtasal ve okyanusal levhaların çarfpıştıkları yerlerde ise okyanusal kabuk astenosfere dalarak dalma batma zonu oluşturmaktadır. Japonya ve Filipinler de bu duruma örnek olarak gösterilebilecek yerlerdir.

Lapya Gibi Karstik Şekillerin Yaygın Olduğu Arazilerde Yerleşmeler ile Nüfusun Az Olmasının Başlıca Nedenleri Nelerdir?

Kalkerli alanlar genel olarak ülkemizin güney kesimlerinde rastlanılmaktadır.  Akdeniz Bölgesi içerisinde oluşan oyuklar karstik arazi olarak kalker barındıran toprak yapısından dolayı da ortaya çıkmaktadır. Bu tip arazilerin genel olarak suya karşı dayanıksız olduğu görülebilmektedir. Aynı zamanda da toprak zemini düz bir halde değildir. Küçük küçük olan obruklar zaman içerisinde büyüyerek insan yaşantısını da büyük çapta engelleyen faktörler önemli ölçüde dikkat edilmesi gereken hususlar arasında da yer alabilecektir. Bu tip kalkerli araziler içerisinde görülen lapya adlı yeryüzü şekli de yerleşmelerin ve nüfusun az olmasını doğrudan etkilemektedir.

 

Lapyalar yağan yağmur ve kar sularının etkisiyle oluşur. Bu sular kısa bir zaman içerisinde zemindin pürüzlü bir hale gelmesine de neden olan temel etkenler olarak görülmektedir. Bu pürüzler zaman içerisinde büyüyerek birkaç santimden birkaç metre derinliğe kadar ilerleyebilmektedir. Dolayısıyla da bu alanın insan yaşamını desteklememesi durumu da söz konusu olarak görülebilmektedir.

Lapyalar karstik şekiller arasında yer almaktadır. Gitgide büyümeleri halinde çökme tehlikesini bile ortaya çıkarabilmektedirler. Bu yüzden de bu tip bir arazi yapısına sahip olan noktalarda insan yaşantısının sürdürülmesinin zor şartlar altında gerçekleşeceği de görülebilecektir. Buna bağlı olarak da oldukça az ve dağınık yerleşmelerin bulunduğu alanlar olarak da ifade edilmektedir.

Kanada, Rusya, İsveç, Norveç gibi Ülkelere Ait Kıyılarda Buzulların Oluşturduğu Yeryüzü Şekillerine Rastlanırken Türkiye’de Yer Alan Kıyılarda Bu şekillere Rastlanmaz. Bu Durumun Nedenini Açıklayınız.

Dünya şekli itibarıyla farklı iklim kuşaklarına sahiptir. Boylamlara göre değişen iklim şartları değişik coğrafi şekillerin meydana gelmesine de neden olmaktadır. Ülkemiz de orta kuşakta bulunan coğrafi bölgeler üzerine kurulduğundan dolayı kutup ya da ekvatoral bölgelerde bulunan ülkelerle benzerlik göstermemektedir. Bundan dolayı da coğrafi durumlarında değişiklik görülmesi istisnalar dışında ortaya çıkan bir durum olarak ifade edilmektedir. Türkiye içerisinde de bazı bölgelerde bu istisnalara yer verilerek kutup kuşağında görülen yeryüzü şekilleri de gözlemlenebilmektedir.

 

Genel olarak buzul çağı içerisinde oluşmuş olan yeryüzü şekillerinde bu tür etkiler görülmekte olup; Türkiye içerisinde genel olarak yüksek rakımlı dağlarımızda mevcut olan bir unsur olarak ifade edilmektedir.

Toroslar’da, Bey Dağları, Sultan Dağları, Bolkar Dağları ve Aladağlar

Göller Yöresi’nde, Davras ve Dedegöl Dağları

Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Mescit, Yalnızçam, Bingöl, Buzul, Süphan, Sat ve Ağrı Dağları

İç Anadolu Bölgesi’nde, Erciyes Dağı

Marmara Bölgesi’nde, Uludağ

Karadeniz Bölgesi’nde, Kaçkar ve Giresun Dağları

Ülkemiz içerisinde ve ülkemiz ile aynı kuşakta bulunan ülkelerde moren, sandir yaylası ve drumlinler pek nadir bir biçimde görülmektedir. Bu yüzden daha çok Dünya’nın en kuzey noktalarına doğru ilerlerken bu gözlemleri yapmak son derecede normal bir durum olarak görülmektedir.

Jeolojik geçmişi göz önüne alındığında Türkiye’de hangi kayaç türlerine rastlanır? Araştırınız.

Dünyanın oluşum süreci göz önüne alındığında yapılan araştırmalar doğrultusunda dünyanın yaşının beş milyar yıl olduğu bilinmektedir. Türkiye bu oluşum sürecinin son iki evresinde yani üç ve dördüncü jeolojik zaman içerisinde günümüz görünümüne sahip olmuştur. Bu açıdan bakıldığında ülkemizin oluşumunu geç tamamlamış genç bir ülke olduğu söylenebilmektedir. Türkiye’nin geç toprak özellikleri sergilemesi sebebi ile birçok deprem kuşakları Anadolu üzerinden geçmekte olup bu da pek çok kayaç tipini içerisinde barındırmasına sebep olmaktadır.

 

Türkiye 1. Jeolojik zaman içerisinde masif arazi oluşumu gerçekleşmiş olup yaşlı arazilerdir ve deprem riski az olan bölgelerdir ancak Bitlis ve Kırşehir aykırı olarak deprem riski yüksek masif arazilerdir. 2. Jeolojik zamanda ise tortulanma olayları meydana gelmiştir. 3. Jeolojik zamanda ise Arap ve Afrika plakaları Anadolu levhasını sıkıştırarak Kuzey Anadolu Kıvrım Dağları ve Toros Kıvrım Dağlarını meydana getirmiştir. Son jeolojik zamanda ise Türkiye bu günkü görünümüne sahip olmuştur. Boğazlar oluşmuş olup Egeid karası çökerek Akdeniz sularının dolması ile birlikte ege denizini meydana getirmiştir. Türkiye de oluşan kayaç türleri sıralanacak olur ise Kireç taşı, kaya tuzu, çakıl taşı, kum taşı, kil taşı, kömür, mercan, mermer, kuvarsit, şist, gnays, obsidyen, bazalt, andezit, diyorit, siyenit, gabro, granit gibi kayaç çeşitleridir. Kullanım alanı olarak oldukça geniş bir alana sahiptir.

İzostatik Dengenin Bozulması ve Epirojenez Olayının Meydana Gelmesine Neden Olan Faktörler Nelerdir?

Epirojenez geniş yer kabuğu parçalarının yükselip alçalmalarına verilen isimdir. Epirojenez hareketleri dikey bir doğrultu üzerinde ve yavaş bir şekilde gerçekleşir. Farklı kalınlık ve yoğunluklara sahip olan yer kabuğu parçaları manto üzerinde yüzer bir durumdadır. Bu parçaların yoğunlukları ve kalınlıklarına göre manto içerisine az veya çok gömülmeleri sayesinde denge durumu oluşur. Bu dengeye ise izostatik denge adı verilmektedir. Herhangi bir yerde epirojenez hareketlerinin olabilmesi için izostatik dengenin bozulması gerekmektedir. izostatik dengeyi bozabilecek birden fazla durum söz konusudur. Bu olaylar yeni bir dağ oluşumu, iklim değişiklikleri, engebeli yüksek yerlerin fazla aşınması, deniz çukurlarında tortulanmanın fazla olması gibi durumlardır.

 

İzostatik dengeyi bozmakta olan bu olaylar sonucunda karalar hafifleme göstererek yükselmeye başlarlar. Karalar yükseldikçe deniz seviyesinde gerileme meydana gelmekte olup deniz altında var olan alanlar kara haline gelmektedir. Bu şekilde deniz seviyesinin alçalması durumuna regresyon adı verilmektedir. Bu durumun tam tersi durumunda ise kara üzerindeki lavlar, birikimler ve buzullaşma gibi olaylar sonucunda kara yükü artar ve ağırlaşmaya başlar ayrıca iç kuvvet etkisi ile de çökmeler gerçekleşebilmektedir. Bu alçalmalar sonucunda ise denizler karalara doğru bir ilerleme göstererek kara parçalarını sular altında bırakmaktadır. Bu şekilde ise deniz seviyesi yükselme göstererek transgresyon olayını meydana getirmektedir.

Ihlara Vadisi, Ulubey Kanyonu, Kurşunlu Şelalesi, Üç Güzeller ve Uçhisar peribacaları ile Muş Ovası’na ait fotoğraflar bularak bu yeryüzü şekillerinin oluşumunda etkili olan süreçleri araştırınız.

Vadi ve kanyonlar kalker gibi dirençli ve çatlaklara sahip olan taşların içerisinden geçmekte olan akarsuların derinlemesine bir aşındırma oluşumu sonucu meydana gelmekte olup vadilerin yamaç eğimleri oldukça diktir. Şelaleler, akarsu yataklarının kırılması, buzullaşması ya da farklı aşınma süreçleri sebebi ile akarsu yatağının oluşumu sırasında meydana gelebilmektedir. Ova oluşumu ise akarsuların taşıdıkları alüvyollar sayesinde meydana gelmekte olup oldukça verimli araziler olarak karşımıza çıkmaktadır. Vadi yamaçlarından inen sel sularının, rüzgar ve tüflerden oluşan yapıları aşındırması ile peribacaları adı verilen ilginç oluşumları meydana getirmektedir.

 

Türkiye’deki akarsuların rejimlerinin düzensiz olması ve akımlarının yüzeyleri aşındırması ile oldukça farklı oluşumlar meydana getirmesi akarsuların Türkiye’nin yeryüzü şekillerinin oluşumunda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunun göstergesidir. Türkiye üçüncü ve dördüncü jeolojik zamanda oluşumunu tamamladığı için geç oluşumlu yani genç bir ülkedir. Bu sebeple yeryüzü şekilleri oluşumunun hala devam ettiği bilinmek ile birlikte Türkiye’deki akarsular denge profiline ulaşmamışlardır. Mevsimsellik özelliğinden kaynaklı olarak sürekli yağış alan bir ülke olmaması sebebi ile akarsular en çok ilkbahar mevsiminde karların ve buzların erimesi ile birlikte aldığı yağışlar ile en çok suyu taşırlar. Bu şiddetli akımlar ise aşındırma ve biriktirme yolu ile yeryüzü şekillerini meydana getirir.

 

Dünyanın Oluşumu Hakkında Ne Biliyorsunuz?

Dünyanın oluşumu hakkında birçok farklı teori söz konusu olsa da bilimsel olarak bir teori üzerine gidilmekte olup dünya oluşumu bu teori çerçevesinde birikerek anlatılmaya çalışılmaktadır. Dünya oluşumu evrende yer alan yıldızların patlamaları sonucunda oluşturmuş oldukları toz bulutlarının çekim kuvvetlerinin etkisi ile bir araya gelmesi sonucunda meydana gelmiştir. Bu çekimi güneş sağlamaktadır. Bu şekilde dünya oluşurken öteki taraftan da güneş sisteminde ki yörüngesini meydana getirmektedir. Dünya oluşumunun ilk zamanlarında oldukça sıcak bir küre iken kabuk kısmında soğumalar meydana gelerek yaşam alanımızı oluşturmuştur. Ancak iç kısmında hala erimiş metallerden oluşmakta olan bir çekirdek barındırmaktadır.

 

Evren içerisinde ki tüm gezegenlerin oluşumu dünyanın oluşumu ile aynı kaderi paylaşmakta olup çarpışmaların oluşturduğu toz bulutlularından meydana gelmektedir. Dünyanın yer aldığı galaksi olan Samanyolu Gökadası adı verilen galaksi de gaz ve toz bulutlarının kütle çekim kuvveti ile oluşmakta olan gezegenlerden meydana gelmektedir. Dünya ilk oluşumu sırasında dönmekte olan bir alev parçası iken zaman içerisinde atmosfer oluşarak yağmurlar meydana gelmeye başlamıştır. Bu sayede toprak üzerinde soğumalar meydana gelmiş olup dış kabuğu oluşturarak dağlar ve çukurları meydana getirmiştir. Denizler ve akarsular ise dış kabuk üzerine yağmakta olan yağmurların çukurlara birikmesi sonucu meydana gelmiştir. Bu sayede yaşam formu oluşturulabilecek bir tabiat söz konusu olarak günümüz dünyayı meydana getirmiştir.

Kaş, Sahip Olduğu Kıyı Özellikleri Açısından Hangi Kıyı Tipine Örnektir?

Deniz Kenarına Kurulmuş Bir Yerleşme Olan Kaş’ta Kıyı Çizgisine Paralel Olarak Uzanan Ada ve Yarımadalar Bulunmaktadır. Bu Bakımdan Kaş, Sahip Olduğu Kıyı Özellikleri Açısından Hangi Kıyı Tipine Örnektir?

 

Antalya Kaş bölgesi  içerisinde var olan sahil şeridi genel olarak dağların kıyıya paralel olarak uzandığı alanlardır. Bu bölgede de ekstrem kıyı şekilleri görülebilmektedir. Kaş bölgesinde vr olan kıyı biçimi de bunlardan bir tanesi olarak görülebilmektedir. Antalya Kaş içerisinde ortaya çıkan kıyı tipi genel olarak Dalmaçya kıyı tipi ile benzerlik gösteren bir alanda yer almaktadır. Küçük küçük adacıkları içeren bir kıyı şeridi olarak da görülebilmektedir. Bu tip kıyılar aynı zamanda görsellik açısından da mükemmel doğal güzelliklerdir.

 

Antalya Kaş bölgesinde meydana gelen kıyı şeridinde zeminin ufak ufak çukurlardan meydana gelmesi bambaşka bir yeryüzü şeklinin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Kıyıya paralel halde bulunan dağların çukur kısımlarında sular dolmaya başlayarak; tümsek kısımlarının ise suyun üzerinde kalması ile oluşan bir kıyı cinsi ortaya çıkmıştır. Bu yüzden de Dalmaçya kıyı tipi adı verilen coğrafi olgu ortaya çıkmıştır. Antalya Kaş’ın yanı sıra Adriyatik Denizi’nde bulunan Dalmaçya kıyıları da en büyük örnekleri olarak görülebilmektedir. Dalmaçya kıyı tipi Antalya Kaş bölgesinde ve Adriyatik Denizi kıyılarında olduğundan dolayı da son derecede ender görülen bir coğrafi olgu olarak adından da söz ettiren bir gelişmedir.