Nerede yaşamak isterdiniz? Seçiminizi etkileyen ilk sebep ne olurdu?

Nerede yaşamak isterdiniz? Seçiminizi etkileyen ilk sebep ne olurdu?

 

Ben Karadeniz Bölgesinde yaşamak isterdim. Bunun ilk sebebi doğal güzelliklerinin olması ve daha temiz bir hava solumak istediğim için. Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili ve dört farklı iklime sahip bir ülke olduğu için aslında yaşanılacak çok fazla alternatif var. Günümüzde birçok insan dünyanın diğer şehirlerinde yaşamaya özenmekte ve yurtdışına çıkmak için yollar arasa da ben ülkem dışında başka bir yerde yaşamayı asla hayal etmem.

 

Şöyle bir geçmişe gittiğimizde bu toprakların bize kadar nasıl geldiği ve milyonlarca insanın nasıl fedakârlık yaptığı tarih kitaplarında yer almakta. Büyük bedeller ödenerek sahip olduğumuz bu cennet vatanın bence her köşesinde yaşanabilir.

 

Benim Karadeniz Bölgesi’ni ve özellikle de Rize’de yaşamak istemem tamamen yeşile olan hasretimdir. Şu an İstanbul’da yaşıyorum ve dört bir yanım beton binalarla çevrili. Yeşili görmek ve temiz bir oksijen almak neredeyse imkânsız hale geldi. Bununla birlikte çok kalabalık, trafik ve gürültü her saniye hayatımızda. Bu da stresli ir yaşam demek açıkçası. Her ne kadar site tarzı binalarda oturmak biraz daha avantajlı olsa da buna herkesin ekonomi gücü yeterli değil. Ancak tüm bu olumsuzlulara rağmen yine de İstanbul’u da seviyorum. Özellikle tarihi dokusu benim çok dikkatimi çekiyor. Ayrıca eğitim olanakların çok gelişmiş olması benim için önemli ikinci nokta. Her türlü bilgiye ulaşmak İstanbul’da daha kolay gibi geliyor.

Hangi renkleri karıştırırsak mor olur?

Hangi renkleri karıştırırsak mor olur?

 

Mor rengini elde etmek için hangi renkleri karıştırmak gerekir? Mor renk hangi renklerin karışımıdır? Mor rengi nasıl elde edebilirim sorularının cevaplarını yanıtladık.

 

Bildiğiniz gibi 3 ana rengimiz var. Bu renkleri birbirleri ile belli oranlarda karıştırarak bir çok renk elde ediyoruz. Mor rengini elde etmek için ise mavi ve kırmızı renklerini karıştırmak gerekiyor. Özellikle çiçeklerde çok görülen bu renk asilliği ve kendine güvenmeyi temsil eder. Yine banyo dekoransyonların sık kullanılan bir renktir.

Yurt dışına gönderilen öğrenciler Osmanlı Devleti’ne hangi alanlarda katkı sağlamış olabilir?

Yurt dışına gönderilen öğrenciler Osmanlı Devletine hangi alanlarda katkı sağlamış olabilir? Yazınız.

 

Batı ülkeleri askeri ve bilim alanında önemli çalışmalar yapmaktaydı. Askerlik alanında teorik ve pratik açıdan profesyonel eğitim alan ve ileri düzey ordular da görev alan uzmanlar bulunmaktaydı. Bu yabancı uzmanlardan Osmanlı Devleti de yararlanmış ve ordusunu güçlendirmişti. Yabancı uzmanlar yerine yurt dışına gönderdiği öğrenciler göndererek kendi içerisinde uzman askerler yetiştirmeye başladı.

 

Tıp alanın da yeni tedavi yöntemleri ve ilaçlar bulunuyordu. İnsan vücudu daha yakından incelenmeye başlanmıştı. Osmanlı Devleti, savaştan yaralanan askerleri daha iyi tedavi edebilmek ve salgın hastalıklara çözüm bulabilmek için yurt dışına öğrenci göndermiştir. Böylelikle ülke içerisindeki doktor sayısı da artmıştır.

 

Mühendislik ve mimarlık alanında dayanıklı ve modern yapılar yapılmaya başlanmıştı. Bu da turizm gelişmesine ve ülkelere yapılan yatırımın artmasına neden oldu. Osmanlı Devleti, yapı kültürüne önem veren bir ülke olduğu için yurt dışına öğrenciler gönderdi.

 

Yurt dışında torna, makine ve terzilik gibi sanayi alanlarında önemli çalışmalar yapılmaktaydı. Bu da ülkelerin kendilerine bağımlı olmasını sağlıyordu. Bu ülkelerden biri de Osmanlı Devleti’ydi. Osmanlı Devleti, bağımlılığını koparmak için yurt dışına öğrenciler gönderdi.

 

Son olarak Osmanlı Devleti, ülke yönetimi ve hukuki işlemler de çoğu zaman sıkıntılar yaşıyordu. Yurt dışına öğrenciler göndererek ülke yönetimini düzenlemeye çalıştı.

Osmanlı Devleti askeri alanda yenilikler yaparken niçin yabancı uzmanlardan yararlanmış olabilir?

Osmanlı Devleti askerî alanda yenilikler yaparken niçin yabancı uzmanlardan yararlanmış olabilir? Söyleyiniz.

 

Osmanlı devleti askeri alanda bazı yeniliklere gidilmesi gerektiğinde dışarıdan bir göz olan ve daha önce stratejik olarak farklı teşkilatlarda çalışmış yabancı uzmanların görüşlerine başvurmuştur. Bunun nedeni gelişen dünyaya ayak uydurmak ve sürekli gelim halinde olan silah sektöründen de kopmamaktır.

 

Yabancı uzmanlar, askeri ve bilim alanın da çağın ihtiyacına göre bilgi ve deneyime sahiptiler. Bu konu da profesyonel olarak eğitim almışlardı. Sadece askeri alanda değil bilim alanında da kendilerini geliştirmiş ve genel kültürlerini arttırmışlardı. Çağın problemlerine göre çözüm üretiyorlardı.

 

Osmanlı Devleti, askeri alanda yenilikler yaptığı dönemde ülke içinde birçok sorunla karşılaşıyor ve çözüm bulamıyordu. Halk kendi içerisinde anlaşmazlığa düşüyordu. Bu da askeri çalışmaları etkiliyordu. Bu yabancı uzmanlar sayesinde sorunlar çözülebilecekti.

 

Yabancı uzmanlar sadece teorikte değil pratikte de oldukça iyiydiler. Bu uzmanlar ileri seviye bir orduda görev yapmışlardı. Ordularının gelişmesinde büyük rol oynamışlardı. Bu deneyiminden Osmanlı Devleti de yararlanmak istedi. Osmanlı ordusu, bu uzmanlardan özel eğitim alabilecek ve ordunun güçlenmesi sağlanabilecekti. Uzmanların yetenekleri, ordudaki askerler de olacaktı. İleri görüşlülük, sorunlara çözüm bulabilme ve pratiklik özellikleri sayesinde bütün sorunlar kısa sürede çözülebilecekti.

 

Dış kuvvetlere karşı da güçlü bir donanma sağlanacaktı. Savunma ve saldırı teknikleriyle birçok zafer kazanılabilecekti.

İbrahim Müteferrika ve Said Efendi tarafından matbaanın kurulması sosyal hayatı nasıl etkilemiş olabilir?

İbrahim Müteferrika ve Said Efendi tarafından matbaanın kurulması sosyal hayatı nasıl etkilemiş olabilir? Söyleyiniz.

 

Osmanlı toplumunda matbaanın kurulması çok zaman almıştır. Bunun nedeni, el yazması ve hattat işleri gibi mesleklerin önemini yitirmesine sebep olmasıdır. Ancak bunun yanında sosyal hayatı olumlu yönde etkilemiştir. Daha çok kitap basılmış ve kitap ücretleri ucuzlamıştır. Bu sayede bilginin daha çok kişiye ulaşması kolaylaşmıştır. Eğitim hayatında yaşanan sıkıntılar azalmıştır ve halkın içerisinde bilgi iletişimi yaygınlaşmıştır. Yeni meslek dalları çıkmıştır. Yazarlar, daha çok yazmaya başlamıştır. Böylelikle duygu ve düşünceller daha kolay yayılmıştır.

 

Matbaanın kurulmasının ardından sosyal hayata olan diğer katkıları ise şöyledir:

  • Matbaanın kurulmasıyla birlikte gazeteler basılmaya başlanmıştır.
  • Halk bu gazetelerle gündemi daha yakından takip edebilmiştir.
  • Halk, kitap okuduğu için kültürel seviye artmış ve gelecek nesillere bilgiler daha kolay aktarılmıştır.
  • Devletin yönetiminde değişiklikler yapılmıştır.
  • Kayıt sistemi daha kolay hale gelmiştir.
  • Kütüphanelerin sayısı artmıştır. Bu sayede halk kolay bir şekilde kitap temin edebilmiştir. Kütüphaneler sayesinde öğrenciler çalışmak için daha fazla ortama sahip olmuştur.
  • Halk, sanat ve kültürel faaliyetlere önem vermeye başlamış ve bu etkinliklere katılım artmıştır.

Kumaş ve kağıt fabrikalarının kurulmasının toplumsal ve ekonomik yapıya etkileri neler olabilir?

Kumaş ve kâğıt fabrikalarının kurulmasının toplumsal ve ekonomik yapıya etkileri neler olabilir? Söyleyiniz.

 

Kumaş ve kâğıt fabrikalarının kurulması, ekonomik yapıyı olumlu yönde etkilemiştir. Giyim ve kitap sektörü gelişmiştir. Çok sayıda yeni model giysiler dikilmiştir. Kitap sayısı artmıştır. Buna bağlı olarak da kitap ve giyim fiyatları ucuzlamıştır. Modern giyim tarzları tasarlanmaya başlamıştır. Moda daha yakından kolay bir şekilde takip edilmiştir. Gündemi daha yakından takip etmek için gazeteler daha çok basılmaya başlanmıştır. Yazarlar, duygu ve düşüncelerini kitaplar haricinde dergilerde de sunma imkânı bulmuştur. Halk, daha çok okumaya başlamıştır. Böylelikle ülkenin kültür seviyesi artmıştır. Kütüphaneler de daha çok kitap ve dergi imkânı sağlanmıştır. Öğrencilerin kaynak bulma sıkıntısı azalmıştır. Yeni iş sahaları yapılmıştır. Sanayi gelişmeye başlamış ve ülkenin ticaret sektöründe canlanma olmuştur. İthalat azalmıştır. Dış ülkelere olan bağımlılık kalkmıştır. İhracat da artmıştır.

 

Kumaş ve kâğıt fabrikalarının kurulması toplumu olumsuz yön de etkilemiştir. Birçok meslek önemini yitirmiştir. Her ne kadar işsizlik sorunu ortaya çıkacak korkusu yaşansa da ticaretin canlanmasından dolayı iş alımı olmuş ve denge sağlanmıştır.

Mültecilerin ülkelerine dönememeleri sonucunda karşılaştıkları sorunlar neler olabilir?

Mültecilerin ülkelerine dönememeleri sonucunda karşılaştıkları sorunlar neler olabilir? Tartışınız.

 

Çeşitli nedenlerle başka bir ülkede mülteci olarak yaşamak zorunda kalan insanların bulundukları ortama ayak uydurmaları çok zor olmaktadır. Kendi kültürlerinden farklı bir yaşama ayak uydurmak hiçte kolay değildir. Başta dil, din, eğitim ve sosyal hayat gibi birçok faktör mültecileri olumsuz etkiler. Dilini bilmedikleri bir ülkede yaşamak onların sağlık, eğitim ve ulaşım gibi ihtiyaçlarını çok zor şartlarda almasını sağlar. Bu nedenle o ülkenin dilini öğrenmek zorundadırlar. Bu durum herkes için çok zorlayıcıdır. Daha sonra eğitim alabilmeleri ve özellikle çocuklarının eğitimlerini tamamlatmaları için uygun ortamların olması gerekir.

 

Dışarı çıksalar temel gıda, giyinme ve barınma ihtiyaçlarını karşılamakta da zorlanırlar. Tüm bunlar bir arada olduğu zaman psikolojik olarak etkilenmeleri çok normaldir. Yani mültecilerin kendi ülkelerine dönememeleri sonucu psikolojik, sosyal ve ekonomik anlamda sorunlarla karşılaşırlar.

 

Sosyal hayata ayak uydurmak onları zorlasa da zamanla alışırlar ancak yinede kendi vatanlarına dönmek isterler. Bu duruma verilebilecek en güncel örnek ülkemizdeki Suriyelilerdir. Ülkelerindeki savaştan kaçan milyonlarca Suriyeli hem ülkemizde hem de çevre ülkelerde mülteci olarak hayatlarını sürdürmek zorunda kalmışlardır. Dünyada mülteci hakları ne kadar korunuyor gibi görünse de bu insanlar için alınan tedbirler ne yazık ki yetersizdir. Sadece Türkiye’de devletin mültecilere sağladığı haklar biraz daha fazladır diyebilirim.

Modernizm kelimesinin çağrıştırdığı kavramlar

“Modernizm” kelimesinin size çağrıştırdığı kavramları sözlü olarak ifade ediniz.

 

Modernizm denilince aklıma gelenekten uzak geliştirilmiş entegre edilmiş çağa ayak uydurmuş kavramlar ve olgular gelmektedir. Ama modernizmin sözlük anlamı ve kavramsal anlamı şudur:

 

19 yüzyılda geleneksel kapsamda kalan sanat, edebiyat ve sosyal kavramların geçerliliğini yitirmesinden dolayı değiştirilmesi gerektiğini savunan akımdır. Bu değişkenlik ise sanayi devriminden sonra fabrika üretimine geçen toplumun hızlı gelişmesi sanatın ve sosyal bilimlerin ise geriden gelmesi onların da modernize edilmesi gerektiği ihtiyacını doğurmuştur. Sanat tarihi açısından değerlendirdiğimizde modernist hareket 19 yüzyılın ortalarına denk gelmekte ve Fransa’da doğduğu bilinmektedir.

 

Burada en çok dikkatimi çeken izm eki oluyor. İzm eki neden kelimeye getirilir ve izm aslında anlamı nedir?

 

Fanatizm modernizm post modernizm realizm sürrealizm romantizm gibi akımlar ve kavramları incelediğimizde sonumun hep aynı bittiğini görürüz. 1 bakımı kavramlar değiştirme güncelleme var olanı yok edip yenisini getirme içerikliler. Devrim içerikli olan bu kavramlar yıkıcı bir etkiye sahip ve yıktıktan sonra yapma olgusu içeriyor. Her ne kadar bir şeylerin değişmesi gerektiğini düşünsek de doğruluğunu kabul etsek de yıkım her zaman bir trajedidir bir trajedinin üzerine komedi oynarsanız yaptığınız komedi değil trajikomik olur.

 

Gereğinden fazla sivri tüm oluşumlar zararlıdır. Yıkıcı etki bir enkazın üzerine inşa edilen yeni yapının da elbet yıkılacağını gösteren bir ipucudur aslında. En başından kavramın oturması için yöntem değişikliğine gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bedence tüm izmlerde tehlikelidir.

Duygularınızı ifade etmek için bir edebi tür seçmeniz gerekseydi hangisini tercih ederdiniz?

Duygularınızı ifade etmek için bir edebî tür (hikâye, şiir, roman…) seçmeniz gerekseydi hangisini tercih ederdiniz? Niçin?

 

Duygularımı ifade etmek için hatta tüm duygu ve düşüncelerimi ifade etmek için şiir türünü seçerdim. Şirin içerisinde var olan ritmik oluşum, kurallar ve kaideler, kavramlar, imgesel ifadeler her zaman ilgimi çekmiştir. İnsan nasıl içini bir anda açamıyorsa içinin kelamına da doğrudan söylememelidir diye düşünüyorum.  İşte bu yüzden şiirin örtük öğretici yapısı benim duygularımı ifade etmem de en uygun yöntemdir. Şiirin hangi türü tercih edilirse edilsin duyguların ifade edilişinin en naif formu ortaya çıkıyor. Örneğin aruzla yazılan divan şirinde anlatılan sevgiliyi hangi gerçeklik gösterebilir bize?

 

Ya da ölümü Cahit Sıtkı gibi kim anlatır böyle içten, hangi makale? Sizin hiç babanız öldü mü denildiğinde sızlar içimiz. Hissin ifadesi kuvvetli yapıldığında insanda etkisi de öyle derin ve büyük olmaktadır. Örneğin şu an duygularımı ifade etmek istersen şöyle bir şiir yazabilirdim.

 

Şimdi içimde bir yol

Bozuk eksik ve yaralı

Tanrı olsam derdim ki ol

Ama Tanrı değilim ben

6 gün sarmaz yaramı

Şimdi yolun başında bir kuş

Kuşun kanadında bir uçuş

Kuşun dilinde bin susuş

Ama kuş değilim ben

Bir değil bin kere sussam

Anlatamam meramımı

Şimdi aklımda bir yol

Gönlüm kalk git diyor

Aklım diyor ki gönlüne yere koy

Ama akil değilim ben

Gönül kuşumu uçurup içimden

Gideyim diyorum

Yol uzun yol, yol dertli yol, yol ki yol…

Bireyin iç dünyasını yansıtan hikayeler ifadesinden ne anlıyorsunuz?

 “Bireyin iç dünyasını yansıtan hikâyeler” ifadesinden ne anlıyorsunuz? Bu ifadenin size düşündürdüklerini sözlü olarak anlatınız.

 

Bireyin iç dünyasını yansıtan hikâyeler ifadesinde bireyin dış dünyaya yansıttıkları ile iç dünyasında olanların farklı olabileceğini ve her ikisini de ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini anlamaktayım.

Bireyin iç dünyası ile dış dünyasının arasında farklılık olmasının nedenlerini de yanı sıra merak etmekteyim. İnsanın içi ile dışı neden her daim bir olmaz? İnsanın içinin ayrı dışının ayrı konuşması neyden dolayı gerçekleşir?

 

Ya da insan neden saklamak ister içindeki hüznü, sevinci, çağlayan ırmağı, dumanı tüten sobayı?

 

Çünkü dünya somut kavramlar üzerinde işler. Somut kavramları esas alır ve gerçeklik olarak maddeyi kabul eder. İç ses dediğimiz bizimle sürekli konuşan o içimizdeki ses soyut bir kavramdır ve maddeci dünyaya, içimizde olup bitenler saçma ve gereksiz gelmektedir. İşte bu yüzden bireyin iç dünyasını yansıtan hikâyeler yazma ihtiyacı duymuştur insan. Bireyin iç dünyasını yansıtan hikâyelerin içerisinde ruh tahlilleri, duygu durum değişiklikleri, düşünce akışları bulunmaktadır. Bu soyut ve sosyal olgular dediğimiz gibi madde odaklı dünyanın ilgisini çekmez. Ama insanın bir içi birde dışı vardır ölene kadar insan ikisinden de bir türlü kurtulamaz. Dışı durmaz, dışı koştukça içi de susmaz. Bu iki uçlu kargaşa karşısında insanın içinin sesini dışarı çıkarması ve onu rahatlatması gerekir. Sırf insanın içi kendini anlatsın diye edebiyat var olmuştur diyebiliriz. O yüzden edebiyat insandır ve insana dair olandır.