Bir okul müdürü olduğunuzu düşünerek Cumhuriyet Bayramında konuşma yapmak üzere sunum hazırlayınız.

Sevgili çocuklar, geleceğin gençleri, geleceğimiz olacak bireyler!

Sizlerle bugün burada toplanma amacımız bizi bugüne taşıyan tarihin o kutlu gününü hatırlamak ve yeniden kutlamaktır.

Bize burada özgür ve kendi ayakları üzerinde duran bireyler olarak durma imkânı sağlayan o kutlu gün 29 Ekim 1923’tür.

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 94. yılını yaşadığımız cumhuriyetimizin ilelebet devam etmesini şahsım ve sizler adına temenni ediyorum.

Gençler, Cumhuriyet rejiminin Türk milletine armağan edildiği 29 Ekim gününden bu yana gelişen ülkemizin ve Atatürk’ün ilke inkılaplarına sadık bir şekilde ilerleyen milletimizin fertleri olarak, geleceğimiz sizlerin elindedir.

Sizler tarihinizi bilmezseniz, sizler mücadele etmeye cesaret etmezseniz gelecek bugün kadar aydınlık olmayabilir.

Sizlerden bir büyüğünüz olarak ve okul müdürünüz olarak tek isteğim geçmişinizde kucaklayarak geleceğe yürümenizdir.

Unutmamalısınız ki geçmişi olmayan toplumların geleceği olamaz. Tarihinizi öğreniniz. Burada okul hayatınız boyunca aldığınız eğitim sizlere tarihinizi öğretmeyi, bilinçli birer birey olmanız için gerekli tüm bilgileri vermeyi amaçlamaktadır. Okul eğitimin ve öğretimin bir arada yürütüldüğü yegâne kurumdur.

Burada aldığınız eğitimde, birey olmayı ve tarihimize sahip çıkmayı kalın harflerle hafızanıza kazıyınız. Sizler doğru, dürüst ve geleceğini geçmişinden yola çıkarak planlayan bireyler olmadığınız takdirde bizler de gelecekten umudumuzu kesmek zorunda kalacağız. Burada cumhuriyetin ilanını kutlamak için toplantımız 29 Ekim tarihi sizlerin hayat hikâyesinde ve yürüdüğünüz yolda her daim aklınızda kalması gereken bir tarihtir.

Nice 29 Ekimleri hür bireyler olarak kutlayabilmeyi, sizlerin topluma yararlı vatanını milletini seven fertler olabilmenizi diliyorum.

Aşağıdaki kavram havuzunda verilen kelimeleri kullanarak dostluk konulu bir hikaye yazınız.

Aşağıdaki kavram havuzunda verilen kelimeleri kullanarak “dostluk” konulu bir hikâye yazınız. Yazınızı zenginleştirmek için “atasözleri, deyimler ve özdeyişler” kullanınız. Kelimeler: sevgi – saygı – yardım etmek – cömertlik – para – güven -anlayış göstermek – zorda kalmak – sadakat – iyilik

 

12 yaşındaydım, babam işten ayrıldığı için haftalardır bana tek kuruş harçlık verememişti. Babamdan para istemiyordum çünkü zor durumda olduğunu biliyordum. Ben şimdi babama gidip harçlık istesem bulur buluşturur verirdi ama ben evden çıkıp okula gidince belki de oturup ağlardı. Ben babamın ağlamasını istemezdim.

Çocukluğumun en güzel yanı biricik dostum Ayşe, benim paramın olmadığını bilip her gün 2 simit alırdı kantinden. Bana yardım ederdi ama sevgisinden saygısından bana olan dostluğundan bu konuyla alakalı hiçbir kelime çıkmazdı ağzından.

Uzun bir zaman bu böyle sürdü gitti. Ayşe’nin dostluğu aradan geçen 50 sene sonra da çocukluğumdan hatırımda kalan belki de en güzel şey.

İyi dost kara günde belli olur dedikleri şey benim için Ayşe’ydi. Ayşe’nin dostluğumuza sadık oluşu, zorda kalmış halime yardım edişi ve bana hep anlayış göstermesi hayatımın en zor zamanını en güzel zamanında çeviren yegâne şeydi. Sonra babam büyükşehirde iş buldu kendine bizde pılı pırtı toplayıp taşındık İstanbul’a. Ben ne taşraya unuttum ne Ayşe’yi. Yıllar yıllar sonra düştüm Ayşe’min derdine. Ayşe’yi biricik dostumu bulacaktım bu kez iki simidi ben alacaktım o günlerdeki gibi… Dedim ki benim sadık, cömert dostumu bulayım o gün bugündür belki de onun bana ihtiyacı vardır şimdi.

Tam 25. yaşımda yeniden karşılaştık Ayşe’yle.

Aramızdaki güven ve anlayış hiçbir yere gitmemişti.

Ayşe ile tanıştığım günden bugüne aradan geçen 50 yılda değişen tek şey yaşlanmamız oldu.

Alçak gönüllülük konusundaki düşüncelerinizi beden dilini etkili kullanmaya özen göstererek arkadaşlarınızla paylaşınız.

Gönlü alçak olanı ruhu yüksekte olur.

Alçak gönüllü olmak bazı kimseler tarafından aptallık olarak değerlendirirse de esasında yaşarken yapılacak en akıllıca işlerdendir.

İnsan alçak gönüllü olduğunda içinde hissettiği o güzel hisler onun ruhunu yükseltecek ve iyiliğine iyilik katacaktır. İnsan özünde iyi olmaya programlanmış bir varlıktır. Kibir hiçbir zaman diliminde hiç bir insana fayda sağlamadığı gibi alçak gönüllü olmak da tam tersi bir şekilde insan hayatını kolaylaştırır ve güzelleştirir.

Yunus Emre derki;

Bir avuç toprak,

Birazda suyum ben

Neyimle övüneyim

İşte buyum ben…

Övünecek işler yapmak insanı mutlu eder ama insanın kendi kendini övmesi bir başarı değil başarısızlık belirtisidir.

Siz güzel olduktan sonra insanlar bunu fark edecek ve zaten hak ettiğiniz övgüyü sizlere sunacaktır.

Örneğin: Ben her zaman güzel konuşan ve yaptığın iyilikleri dile düşürmeyen bir insan olursam, insanlar benim ne kadar alçak gönüllü ve iyi bir insan olduğumu kendileri dile getirirler.

Günlük hayatımda: Bir arkadaşımın yardıma ihtiyacı olduğunda ona yardım etmekten gocunmayıp yardımına koşarak ve bunu daha sonrasında dile getirmeyerek alçakgönüllü bir insan olabilirim.

Kendini bilen bireyler ve bilgi ile donatılmış beyinler alçak gönüllü olmaya meyillidirler.

Kibir ise cehaletin göstergesidir.

Alçakgönüllü olduğunuzda önce kendinizi sonra etrafınızdaki tüm insanları kazanırsınız.

Alçakgönüllü insanların özellikleri:

  • Alçak gönüllü insan kendi sınırlarını kabul eder.
  • Kendini övmez.
  • Etrafındaki insanlara yardımcı olmaktan çekilmez.
  • Hata yapmaktan Korkmaz ve hatalarını kabullenmeyi bilir.
  • İnsan her zaman her konuda iyi olamaz ve alçak gönüllü kişiler önce kendini kabullenmeyi bilen kişilerdir.

Aşağıda verilen erdemlerden birini seçerek şiir yazınız. Yazdığınız şiire uygun bir başlık belirleyiniz.

Aşağıda verilen erdemlerden birini seçerek şiir yazınız. Yazdığınız şiire uygun bir başlık belirleyiniz. Kelimeler: Kardeşlik – sabır ,  sevgi – saygı, vefa – merhamet, azim –güven

 

Misalli Şiir

Ben istedim ki vefası olsun dostumun,

İyi gün iyi gündür kötü günün karanlığında yürümek zor

İstedim ki kalbim titresin merhametten,

Bir kuşa sevdalanmayı sen bir de ağaca sor

Dünya zor Dostum, dünya zor

Bulduğunu doldurmadan, dolduğunda taşırmadan

Nefeslerin tüm kalıyor ciğerde, misali harlı bir kor

 

Ben istedim ki durana kadar dönsün pervane

Küçücük kanadından yapılsın aşka sur

İstediğim ki tavaf edeyim ruhumu belki bir belki bin tur

Dünya zor Dostum, dünya zor

Olmayanı oldurmadan, aç bir gönlü duyurmadan

Heveslerin tümü kalıyor içerde, misali kızgın bir kül…

 

Ben istedim ki yakamda asılı olsun bir tebessüm

Yüzümün sadakası kalmasın eksik

İstedim ki karanlık bir geceyi sarsın aydınlığım

Dünya zor dostum, dünya zor

Dikenini sevmeden, kokusunu bilmeden

Parça parça kalıyor elinde, misali kırgın bir gül…

Bir argümanın hatalı olması ne anlama gelir?

Hem matematik hem de felsefe alanlarında rastlayabileceğimiz argüman kelimesinin, yanlış olabilme olasılığı, çoğu zaman üzerinde tartışılan bir konudur. Bir argümanın yanlış olabilme olasılığı nedir? Bir argümanın yanlış olduğuna nasıl karar verilir? Bir argümanın hatalı olması ne anlama gelir?

 

Argümanlar bir fikir ya da görüşü destekleyen açıklama ve ‘’ortaya atma’’lardır. Bu açıklamalar genellikle desteklediği görüşten farklı bir konu ortaya atarak söz konusu görüşü nedensellik ilişkisi içerisinde desteklemekle yükümlüdür. Argümanlar her zaman kendi içerisinde tutarlı olmalıdır. Argümanlar hiçbir zaman aşırı genellemeye kaçmamalı, aşırı milliyetçi, ırkçı ya da taraflı olmamalıdır. Bu gibi durumlarda argümanların hiçbir değeri kalmayacağı gibi argümanların desteklemeye çalıştığı fikirlerin de saygınlığı azalacaktır. Argümanların dayandıkları gerçekler hiçbir zaman yerel gerçekler olmamalıdırlar. Evrensel olarak ortalamada doğru sayılabilecek, genel popülasyonu temsil edebilecek gerçeklikler ve istatistikler kullanılmalıdır. Argümanlar bir fikri doğrulamak için kurulmuş, zorlama açıklamalar olmamalıdırlar. Eğer böyle olursa argümanlar bir noktada bir reklam halini alacaktır ve bu durum da görüşün saygınlığını yitirmesine sebep olacaktır. Argümanlar destekledikleri görüşlerin bir neden mi yoksa bir sonuç mu olduğuna iyi karar vermelidirler. Yanlış bir nedensellik zinciri argümanı tamamen çöpe atabilir ya da doğr bir nedensellik zinciri bir argümanı göklere çıkarabilir. İşte bir argümanın hatalı olması bu kurallara uymaması anlamına gelir.

Bir görüşle ilgili olarak birden fazla argümana başvurulmuşsa bu argümanların temellendirmesi tutarlı, sağlam ve ikna edici midir?

Görüşlerin savunulma süreçlerinde görüşleri en iyi şekilde destekleyen ve bu görüşlerin daha elle tutulur hale gelmesini sağlayan kuramlar argümanlardır. Argümanlar bizlere görüşlerin neden akla yakın ve mantıklı olduğu ile iglili bilgiler verirken, aynı zamanda neden karşı görüşlerin doğru olamayacağı hakkında da önemli ipuçları verirler. Bir görüşü destekleyen bir argüman, görüşü bir noktasından tutarak onu bir nedensellik ilişkisi içerisinde sağlamlaştıran ve güçlendiren bir olgu olarak nitelendirilebilir.

 

Peki, birden fazla argümanın bir görüşü desteklemesi ne anlama geliyor? Birden fazla argüman bir görüşün birden fazla noktadan nedenselliğe bağlanması ve gerçek dünya ile sağlam ilişkisinin birden fazla noktada temellenmesini sağlıyor. Bu da nereden baksanız kanıtı daha çok ve çeşitli olan, mantıksal önermeler dahilinde kendine daha çok destek toplayan bir fikir haline geliyor. Mantıksal önermeler açısından daha çeşitli kanıtlara ya da nedensellik zincirlerine sahip olan görüşler ise kesinlikle daha sağlam ve daha ikna edici bir hal alıyor. Çünkü kişinin görüş karşısında sorduğu ‘’neden?’’ sorusuna verilebilecek açıklayıcı cevaplar arttıkça, görüşün ikna edebilme seviyesi de artıro ve dolayısıyla görüş etrafına daha çok insanı topluyor. Bu da dolaylı olarak zaman içerisinde görüşün daha güçlenmesine ve daha sağlam nedensellik ilişkilerine sahip olmasına neden oluyor.

Bir insanın herhangi bir konuda haklı olduğuna nasıl karar verirsiniz?

İnsanlar arasında çoğu zaman anlaşmazlıklar, tartışmalar, uyuşmazlıklar olabilmektedir. Bu tarz durumlarda genellikle belli bir müzakere yaşanması en uygun olan durumdur. İnsanların bu tartışma ve akılcı bir şekilde dertlerini anlatma süreçlerinde ise haklı olana karar vermek aslında oldukça zor bir durum. Fakat yine de bazı temel noktalar incelenerek insanların bir konu hakkında haklı olup olmadığını kavramak mümkün.

 

İnsanların haklı olup olmadıkları öncelikle tartışılan konunun bağlamına göre değişkenlik gösteriyor. Örneğin kişisel hak ve özgürlüklerin ihlali gibi bir konuda genel olarak karşı taraf pek çok mazaret sayabilecek de olsa, bu durum haksız olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kişisel hak ve özgürlükler evrensel değerler olarak kabul edildiğinden dolayı ve bunlar konusunda yapılan ihlaller de çok ekstrem bir durum söz konusu olmadığı sürece haksız olarak kabul edilebilir.

Bir diğer konu ise hak ve haksızlık konusunda kişinin kendini savunma biçimidir. Kişi kendini savunurken mantıklı ve kendi içerisinde çelişmeyen ifadeler kullandığı sürece, ayrıca karşı tarafın kişisel alanına hakaret içerikli cümleler kullanmadığı sürece daha haklı ve makul görünmesi son derece mantıklı ve akla yakındır. Bundan dolayı asıl tartışılan konu hakkında kendini savunurken bireylerin kendilerini kaybetmemeleri tavsiye edilmektedir. Zira bu durumda bireyler son derece haklı olduğu konularda dahi haksız konumuna düşebilirler.

Yalan söylemek doğru mudur?

Gündelik etik değerlerin ve toplumsal düzenin dışında düşünüldüğünde yalan söylemek, aslında ilk bakışta taşıdığı kadar negatif bir anlam içermiyor. Tersine gündelik yaşamın temel problemlerinden sıyrıldığında yalan söylemek ciddi bir felsefi fenomen haline geliyor ve hatta bireyi yalan söylemeye iten sebepleri de düşündüğümüzde konu bilimsel – psikolojik bir hal alıyor.

 

Yalan söylemek doğru mudur? Yalan söylemek aslında birkaç ana başlık altında incelenmesi gereken bir kavram. Örneğin birey hem etrafındaki kişilere hem de kendi kendisine yalan söyleyebilir. Üstelik her iki durumda da yalanlar oldukça köklü ve inanılmış yalanlar haline gelebilir. İnsan zihni öyle karmaşık bir yapıya sahiptir ki dilediği şeye inanabilir ya da inanmayı reddedebilir. Yalan söylemek etik olarak yanlıştır, bunun hepimiz elbette ayırdındayız. Ama etik olarak yanlış olması dışında yalan söylemek bireysel gelişim açısından da yanlıştır. Yaşamda maruz kaldığımız, yaptığımız, maruz bıraktığımız, hissettiğimiz ya da hissettirdiğimiz olgu ve kavramlardan kaçmak, onları yalanlamak, onlar yokmuş ya da hiç olmamış gibi davranmak yalnız kişisel gelişimimizi sekteye uğratmamızı ve örtük olarak sürekli bunları zihnimizin derinliklerinde taşımamızı sağlar. Bu durum ise söz konusu gerçekliklerin zaman içerisinde birer ‘’zayıf nokta’’ haline gelmesine sebep olur. Büyük zaafiyetler, geliştirilen kuvvetli fobiler ise her zaman bu zayıf noktalardan türerler. Bundan dolayı yalan söylemek tamamıyle yanlış ve yapılmaması gereken bir eylemdir.

İnsanın soruyu kendine sormasıyla başkasına sorması arasında nasıl bir fark vardır?

Bir kişinin kendi kendisini sorgularken kendine sorduğu bir soru, aslında düşünülenden çok daha derin anlamlar taşır. İnsanın sorduğu sorular her zaman cevap aramak için olmasa da genellikle bireyin kendi kendine sorduğu sorular daha önceden cevabı düşünülmüş fakat bu cevapların itirafı gecikmiş olan sorulardır. Bundan dolayı insanın kendi kendisine sorduğu sorular için ‘’önceden cevaplandıktan sonra sorulan sorular’’ demek mümkündür. İnsanın kendi kendine sorduğu sorular genel olarak felsefi sorular olmaktadır. Bunun kuşkusuz en büyük sebebi insanın kendine sorduğu en derin soruların yine kendisi ile ilgili olması. Kişinin iç dünyası ile ilgili olan sorular ise genel olarak felsefi kabul ediliyor.

 

İnsanın başkalarına sorduğu sorular genel olarak felsefi ağırlıkları daha düşük olan gündelik sorular olabilmektedir. Örneğin gün içerisinde sorduğumuz sorular genel olarak ‘’Saat kaç?’’, ‘’Ne zaman geleceksin?’’ gibi herhangi bir felsefi alt yapı bulundurmayan sorulardır. Bu soruları sorarken tamamen cevap almak maksatlı sorarız hatta cevap alamadığımız takdirde sinirleniriz. Fakat kendi kendimize sorduğumuz sorularda durum farklıdır. Kendi kendimize sorduğumuz sorularda amaç sadece cevaba ulaştığımız o bir anlık nokta değil cevap bulmaya çalıştığımız süreç ve bu konudaki çabalarımızdır. Bundan dolayı bireyin kendisine sorduğu sorular ontolojik açıdan her zaman daha değerlidir ve sonuçları daha derin noktaları ilgilendirir.

Soru sormanın yöntemi var mıdır? Açıklayınız.

Soru sormak, aslında gündelik hayatımızda çok uyguladığımız bir eylemdir. Bu eylemin incelikli bir eylem olduğunu ve özel bazı yöntemleri olması gerektiğini kavramak bundan dolayı biraz zor olabilir. Soru sormanın yöntemleri genellikle sorunun bireyleri doğru cevaba götürmesi olasılığını arttırmak üzere şekillendirilir. Soru sormak, Antik Yunan Felsefesi’nin oldukça önemli bir karakteri olan Sokrates’ten beri neredeyse felsefi bir uğraş olarak kabul edilen ve profesyonellik gerektiren bir iştir.

 

Geçtiğimiz dönemlerde Sokrates, soru sormanın zihnin çalışmasını ve hakikatleri bulmasını sağlayacak en temel şey olduğunu savunuyorve Yunanlılara kendilerini bulmaları amacı ile sürekli olarak sorular soruyordu. Yunanlılara sorduğu bu sorular Sokrates’in zamanla kafir olarak görülüp asılmasına sebep olsa da, aslında felsefe için oldukça önemli olan ve doğrudan kabul etmek yerine her şeyi düşünerek yerli yerine yerleştirmeyi gerektiren sorulardı.

Öyle ki, felsefedeki sorular kişiyi belli bir cevabı vermeye doğru yönlendirdiği anda kötü sorular olarak adlandırılırlar. Felsefede sorular öyle düzenlenmelidir ki hem de herkes tarafından sorulmasına gerek bile olmayacak kadar kabul edilmiş şeyleri derinden sorgulamalılar, hem de bu sorgulamayı yaparken asla ama asla taraf belli etmemelilerdir. İşte soru sorma sanatının kabul edilen en temel kuralları bunlardır. Soru sormanın incelikleri, cevapları alabilme oranlarında değil düşündürebilme oranlarında şahsiyet kazanır. Bundan dolayı sorunun ne kadar derini deştiği önemli bir konudur.