Anadolu’da Türk beyliklerinin kurulmasında Büyük Selçuklu Devletinin etkileri nelerdir?

Malazgirt Savaşından sonra Anadolu topraklarında bir çok Türk beyliği kuruldu. Bu beylikler Anadolunun Türkleşmesi ve Bizanslılarla mücadele konusunda oldukça etkili olmuş ve yeni devletlerin kurulmasına zemin olmuşlardır.

Anadolu’da Türk beyliklerinin kurulmasında Büyük Selçuklu Devleti’nin etkileri nelerdir?

1)Alparslanın Kılıç Hakkı Tanıması

İslamda olan kılıç hakkı , fetihten sonra fethedenin hakkını alması anlamına gelir.Alparslanda komutanlara fethettiği yerlerde beylik kurma imkanı tanıması yani kılıç hakkı vermesi anadoludaki beyliklerin kurulmasının önünü açmıştır.

2)Büyük Selçuklu Devletinin Gücünü Kaybetmiş Olması

Büyük Selçuklu hükümdarlarından Sultan Melikşah’tan sonra oğlu Berkyaruk tahta geçti. Fakat babasının tahttayken koruduğu ülke sınırlarını korumayı başaramadı. Ve Selçuklu Devleti zayıflamaya başladı. Özellikle otoritedeki bu zayıflama Anadoludaki Türk beyliklerinin kurulmasının önünü açmıştır.

3)Bizans Bölgedeki Hakimiyetinin Zayıflaması

Bizansın Anadoludaki hakimiyetinin zayıflamaya başlaması, Çağrı Bey’in Anadolu’ya akınlar başlatmasına kadar dayanır. Akınlarla zayıflayan Bizans , özellikle Pasinler Savaşı ve Malazgirt Meydan Muharabesinden sonra otoritesini tamamen kaybetmiş duruma geldi.Bu durum Türk beyliklerinin hızla kurulmaya devam etmesinin en büyük sebeplerinden biridir.

Malazgirt Savaşı’nın Anadolu’nun siyasi hayatına etkileri nelerdir?

1071 de Romen Diyojen komutasındaki Bizanslılar ve Sultan Alparslan komutasunda Türkler arasında yapılan ve Türklerin zaferi ile sonuçlanan Mazlazgirt Savaşı sonrası Bizans İmparatorluğunun Anadolu topraklarındaki bin yıllık hakimiyeti sona erdi. Bu sebeple Anadoluda siyasi anlamda birçok değişim olmuştur.

Malazgirt Savaşı’nın Anadolu’nun siyasi hayatına etkileri nelerdir?

Anadolu’nun Kapıları Türklere Açılmış Oldu

Daha önce yapılan birçok akınla zaten bizansın bölgedeki askeri gücü zayıflatılmıştı.Fakat Malazgirt Zaferi sonrası artık bu durum kesinleşmiş oldu. Ve Anadolu Türklerin yeni vatanı haline geldi.

Anadoluda Birçok Türk Beyliği Kuruldu

Savaş sonrası Anadoluya yerleşen Türkler çeşitli yerlerde beyliklerini kurdular.Saltuklular , Mengücekler , Danişmetnelr bunların ilki olmuştur. Beyliklerin kurulması daha sonra kurulacak Türk devletlerinin de temelini atmış  oldu.

Türklerin Bölgedeki  Nufüs Artışı

Bizansın Bölgedeki Siyasi ve Askeri Yetkinliği Azaldı

Türklerin göç etmesiyle birlikte Anadolu nufüs yapısının değişmesi ve Bizanslıların yenilgiye uğraması sebebiyle Bizans İmparatorluğunun Anadolu topraklarındaki yetkinliği önemli ölçüde azalmıştır. Ve Bizanslılar Balkanlara kadar çekilmek zorunda kalmıştır.

Anadoluda İslam Hızla Yayılmaya Başladı

Zaten Karahanlılarla birlikte İslamı seçen Türk milleti , İslamın getirdiği cihat anlayışı ile birlikte müslümanlığı yaymaya başlamış, Anadoludaki Türk zaferiyle birlikte de bu yayılış büyük bir hız kazanmıştır.

Türklerin Anadoluyu yurt edinmek istemesinin gerekçeleri nelerdir?

Türkler 1000 li yılların başlarında yeni bir yurt arayışı için Anadolu topraklarına akınlar düzenlemeye başlamış ve Anadolunun kendileri için uygun bir yurt olduğuna karar kılmışlardır. Fakat bu yeni yurt edinmenin temelinde birtakım sebepler yatmaktadır.

Türklerin Anadolu’yu yurt edinmek istemesinin gerekçeleri nelerdir?

1)Orta Asya’da Nufus ve İklim Sorunu

Orta Asya’da iklim bozukluğunun olması sebebiyle yer yer kuraklıklar ve kıtlıklar başlamıştı. Artan nufüs ile birlikte bu sorun daha da artmış beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçları karşılamak zor hale gelmiştir.Buda Türkleri Anadolu gibi iklimi tarıma daha uygun ve artan nufüsun dağılabileceği bir yurt arayışına sokmuştur.

2)Kabileler Arasında Yaşanan Çatışmalar

Karahanlılar ve Gazneliler o dönemin bölgedeki iki etkin siyasi gücüydü. Bu güçler arasında yaşanan çatışmalar Oğuz Türklerini etkilemiştir.Öte yandan Türk boyları arasında yaşanan çatışmalar ve Çinlilerin Türklerle olan çatışmalarında bu duruma etkisi büyüktür.

3)Jeopolitik Konumu ve Ticaret Yolları

Türkiyenin Asya ve Avrupa arasında olması jeopolitik konumu açısından çok önemliydi.Aynı zamanda 3 tarafının denizlerle çevrili olması ve ticaret yolları üzerinde bulunması da Türkler için cezbedici sebeplerden biri olmuştur.

4)Cihat Yapma ve İslamı Yayma İsteği

5)Daha Önce Yapılmış Akınlarla Birlikte Bizansın Askeri Gücünün Kırılmış Olması

Haçlı Seferlerinin düzenlenmesine papanın öncülük etmesinin sebepleri nelerdir?

Haçlı Seferleri Avrupalı Hristiyan devletlerin Müslüman ülkelere düzenlediği seferlere verilen genel isimdir. İsmini seferdeki askerlerin üzerlerindeki haç işaretinden alır. 1096 yılında başlamış ve 4 kere yapılmıştır. Bu 4 haçlı seferinde o zamanın Hristiyan Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunun katıldığı görülmüştür.Peki bu denli birlik olunan bir hareket nasıl sağlandı?

Haçlı Seferleri’nin düzenlenmesine papanın öncülük etmesinin sebepleri nelerdir?

1)Papanın Otoriter Bir Güç Olması

O dönemlerde Papa’nın hristiyan dünyasında çok etkin bir rolü vardı. Sadece dini hükümlerde söz sahibi değil aynı zamanda devlet yönetimine müdahele edebilecek kadar etkin bir kilise vardı. Bilakis uygulanan yasaklar bile kilise tarafından ortaya koyuluyordu.Dolayısıyla çoğunluğu hristiyan olan Avrupa’yı bir sefer altında toplamak ancak Papanın otoriter gücünü kullanmakla mümkün olabilirdi.

2)Türklerin Yayılmasını Engelleme ve Hristiyanlığı Yayma

Türk beyliklerinin artması ve nufüs yapısının değişmesiyle birlikte müslüman sayısı giderek artmış ve bu durum hristiyan ülkelerini endişelendirmeye başlamıştı. Müslümanlığın yayılmasını engelleyip hristiyanlığı yaymak için de Papanın liderlik ettiği bir sefer olması gerekiyordu.

3)Kutsal Şehirler

Müslümanlar hristiyanlar için kutsal şehirleri elinde bulunduruyordu. Kudüs bunun en büyük örneğidir. Çünkü Kudüs hristiyanlığın kurucusu olan Hz. İsanın doğum yeri olup hristiyanlar için büyük öneme sahiptir. Bu sepeple Papa Haçlı Seferlerine liderlik etmiş ve müslümanlara karşı hristiyanları kışkırtmıştır.

4)Doğuya Açılma İsteği

Papa ve kilise yönetimi doğuya hakim olmak istemiş ve bu şekilde otoritesinin dahada güçleneceğini düşünmüştür.

Türkler Malazgirt Zaferi öncesinde Anadolu’ya hangi amaçlarla akınlar yapmıştır?

Yüzyıllardır Türklere yurt olan Anadolu, bugünki Türiye’nin asya kıtasında kalan topraklarına verilen isimdir. Anadolu topraklarına , sahip olduğu jeopolitik konumdan dolayı tarihte birçok millet sahip olmak istemiştir. Dolayısıyla Anadolu toprakları savaşların çok olduğu ve medeniyetlerin kurulup yıkıldığı bir yer haline gelmiştir. Bilindiği üzere Türklerin Anadolu’ya girmeleri 1071 Malazgirt Savaşına dayanmaktadır. Fakat Türkler Malazgirt Zaferinden önce Anadolu’ya akınlar düzenlemiştir. Peki Türkler bu akınları hangi amaçlarla yapmıştır?

Anadolu’ya İlk Akınlar

Anadolu akınlaarının tarihi 395 yılına kadar dayanır.Bu dönemde Avrupa Hunları tarafından akınlar yapılmıştır. İkinci Türk akınlarını 516 yılıyla Sibir Türkleri ve 3. akınları da Abbasilere bağlı Türkler tarafından yapılmıştır. Lakin bu akınların hiçbiri yurt edinme amacı taşımamaktadır.Bilakis bu dönemlerde Türkler göçebe hayatı yaşamaktadır. Malazgirt Savaşından hemen önceki dönemde yapılan akınların ise sebebleri şunlardır:

1)Ekonomik sıkıntılardan ve otlak sıkıntılarından doğabilecek huzursuzlukları engellemek

Türklerin büyük çoğunlukta geçim kaynağı hayvancılıktı. Dolayısıyla otlak alanı ve iklim koşulları büyük önem taşıyordu. Yeni otlak alanları keşfetmek ve halkı ekonomik olarak refaha kavuşturmak için de akınlar yapılmıştır.

2)Keşif yapmak ve ganimet kazanmak

Anadolu’da Türklerin yaşayabileceği topraklar var mıdır sorusuda akınların sebeplerinden biridir. Bu anlamda Anadoluya keşifleri başlatan  lider ,1015 yılında Çağrı Bey olmuştur.

3)Gaza ve cihat amacı

O dönemde müslüman olan Türkler için de cihatın önemi büyüktü.Dolayısıyla akınların sebepleri arasında müslümanlığın hükümlerinden biri olan cihad vardır.

Kalbini kırdığınız birisiyle barışmak için nasıl bir yol izlerdiniz?

Kalbini kırdığım insan değer verdiğim ve önemsediğim biri ise bu konuda göstereceğim çaba farklı olur.

Çok fazla değer vermediğim ve çok da önemsemediğim birinin kalbini kırmak durumda kalmışsam ve hatalı olduğunu biliyorsam sadece özür dilemekle yetinebilirim.

İnsanların kalbini kırmak ne sebeple olursa olsun hoş bir davranış değildir.

Karşımızdaki insan kalbinin kırılacağını bile bile belli hareketlerde bulunuyorsa burada aslında yapacak pek bir şey yoktur.

Ama kalbini kırdığım insanın kırgınlığı ve üzgünlüğü beni ruhen rahatsız edecek bir duygu olduğundan haklı yâda haksız olduğum tüm durumlarda karşımdaki insanın gönlünü almak isterim.

Anlaşmanın yolu konuşmaktan geçer. Bu yüzden kalbini kırdığım kişiyle öncelikle bir konuşma yapmak isterim ne sebeple kalbini kırdığım durumu ikimizin de doğru anlayıp anlamadığını bildiğim de sebeplerimi ona açıklamam daha kolay olacaktır. Karşılıklı konuşmamız içerisinde hatalarımızı, kusurlarımızı tespit ederek bir daha bu hareketlerde bulunmazsak kırılmayacağımız noktasında birleşebiliriz.

Ancak bu gerekli konuşmayı gerçekleştirmediğimde kalbini kırdığım insanın gönlünü almam mümkün olmayacaktır.

Örneğin sabah kalkıp okula geldiğimde akşam ödevimi yetiştiremediğim için üzgün ve sinirli olabilirim. Arkadaşımın yaptığı şakaya tepki vermeyerek ya da bunun komik olmadığını söyleyerek onun kalbini kırabilirim. Arkadaşımın küsüp gitmesine müsaade etmek yerine neden o gün içerisinde mutsuz olduğumu ona açıklayarak kalp kırıklığının önüne geçebilirim.

Hacivat’ın yerinde olsanız Karagöz’e hangi ipuçlarını verirdiniz?

Hacivat dostluğun ipuçlarını verirken aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır. Hacivat’ın yerinde olsanız Karagöz’e hangi ipuçlarını verirdiniz?

Gökteki yıldızlara benzer, hava kararınca ilk onlar görülür.

Adına şarkılar yazılmıştır.

Son dönemde az bulunur olmuştur.

Seni tanımak isteyince ona bakarlar.

Nokta noktanı söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.

Sırrını taşır, içini dökersin.

Zor gününde yetişir, Hızır gibi yani…

 

  • …. Gıda gibidir ve onu her gün ararsın.
  • …. Yanlış yaptığın zaman seni uyaran ve sonrasında koruyan kişidir.
  • Yaptığın hatayı yüzüne vurmaz.
  • Sıhhat gibidir kıymeti ancak elden gidince anlaşılır.
  • Gölge gibidir her zaman yakınında olur.
  • Göze sezdirmeden gözyaşı siler.
  • İki yürek arasında akan bir nehir gibidir gittiği ve geldiği yeri temizler.
  • Sadakat ve güven gerektirir.
  • Dünyanın en kuvvetli bağlarından biridir.
  • Seni kusurlarınla kabul eden kişidir.

 

Dostluk hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Kısaca anlatınız.

Ünlü düşünür Aristoteles der ki, yaşamda hiçbir şey dostluk kadar değerli olamaz. Hayatın içerisinde karşılaştığımız bütün problemler de yanımızda bize her koşulda destek olan biri varsa sorunları aşmak daha kolay olacaktır.

Ama ne var ki herkese dost denmez.

Yine Aristoteles derki, Gerçek dostluk fosforlaşma gibidir çevremizi karanlık sarınca iyice parlar. Gerçek dost insanın kötü gününde yanında olan kişidir.

Gerek maddi, gerek manevi tüm meselelerde yalnızca dostunun sıkıntısını, derdini çözmeye odaklanan, bencillik etmeyen insanlar, dostlarımızdır.

Başka bir örnek vermek gerekirse: evimize gelen misafirlerimiz arasında arkadaşlarımız ve dostlarımız vardır. Bir şey istediğinde kalk kendin al diyebilecek samimiyette olan insanlar dostlarımız iken çay demlememizi bekleyen insanlar arkadaşlarımızdır.

Bir insana dost olmak onu hataları ile kusurlarıyla, güzellikleriyle kabul edebilmeyi gerektirir. İnsan kusurlarıyla var olan bir varlıktır, işte burada gerçek dostlar birbirlerinin kusurlarını bilir ve birbirlerinin kusurlarını yüzlerine vurmazlar.

Gerçek dost insanın en karanlık ve en kötü gününde yolunu aydınlatan kimsedir.

Eğer bir kimsenin dostunuz olup olmadığını anlamak istiyorsanız şöyle bir değerlendirme yapabilirsiniz.

Karşınızdaki insan için şu şekilde ya da benzer cümleleri kurduğunuzda o sizin gerçek dostunuzdur.

Çünkü o benim en karanlık günüme elinde meşale ile gelen tek insan.

Her şey geride kaldın da herkes gittiğinde ve kendimi En yalnız hissettiğim anlarda göğsünü gere gere ben buradayım diyebilme cesaretini gösteren tek insan.

Hayatın içerisinde yorulduğum üzüldüm sevindiğim tüm anlarda olmasını istediğim tek insan…

Dostlarınızı seçerken nelere dikkat edersiniz?

Dost kavramı, arkadaştan öte sırtımızı yaslayabileceğimiz her koşulda güvenebileceğimiz insanları kapsayan bir kavramdır. Dostlarımı seçerken nelere dikkat etmem gerektiğinden daha çok dostum olabilecek insanlarda bulunan özellikleri şu şekilde sıralayabilirim:

  • Her koşulda ve her durumda bahane üretmeden yanımda olabilmesi
  • Maddi ve manevi sıkıntılar da birbirimize destek olacak kadar birbirimiz de değerli olabilmek
  • Anlayabildiğim ve anlatabildiğim bir insan olması
  • Aynı dili konuşuyor olmak ( burada aynı dili konuşmaktan anlaşmak kastedilmiştir)
  • Sevgi ve saygı çerçevesinin dışına çıkmamak

İkili ilişkilerde ilk evreden itibaren önemli olan tüm bu noktalar dostlukta da önemlidir.

Dostum olarak hayatımda var olmasını istediğim insanların güvenimi, saygımı ve sevgimi daimi olarak sağlam tutmasını beklerim.

İki insanın dost olabilmesi için, önce doğru iletişim kurma yöntemini bilmesi gerekmektedir.

Ben mutsuz olduğumda üzgün olduğumda ya da çok mutlu olduğumda bana eşlik etmeyen bir insanla dost olamam.

Çünkü sevincin ve üzüntünün taraflar arasında aynı oranda hissedilmesi dostluğu geliştiren bir durumdur. Bu sebeple herkesle arkadaş olunur ama dost olunmaz.

İnsanın dostum diyerek çevresine tanıttığı insanlar yapı ve karakterleri bakımı ile aslında bireylerin kendilerini temsil eder.

Bana dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim atasözün de olduğu gibi dostlarımız bizim aynalarımızdır. İşte bu yüzden dostlarımızı seçerken oldukça dikkatli ve titiz davranmak toplum içerisindeki algılanış şeklimiz açısından da önemlidir.

Cumhuriyet kavramı ile ilgili bildiklerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Cumhuriyet nedir?

  • 29 Ekim 1923’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından ilan edilen yönetim şeklidir.
  • Cumhuriyet kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir ve bütün halkın idaresi anlamına gelmektedir.
  • Cumhuriyet yönetiminde yönetme yetkisi tek bir kişiye değil halkın kendisine aittir.
  • Halk özgür iradesi ile belirli zaman dilimlerinde oy verir ve yine halkı yönetmek için halktan olan yöneticiler seçilir.
  • Devleti yöneten insanların bir seçim sonucunda iş başına geldiği yönetim şekline cumhuriyet adı verilir.
  • Cumhuriyet rejiminde kendini yönetecek kişileri halk kendi özgür iradesiyle seçmektedir.
  • Cumhuriyet rejiminde halk kendi kendini yönetir.
  • Cumhuriyet rejiminde, saltanat, kral, kraliçe, hanedanlık, sultanlık gibi sıfatlar ve kişinin keyfi uygulamaları bulunamaz.