Soru sormanın işlevleri neler olabilir?

Soru sormak, Antik Yunan dönemi filozoflarından bu yana uzun zamandır oldukça önemli felsefi ve bilimsel bir eylem olarak kabul edilmektedir. Soru sormak her zaman söz konusu soruya bir cevap bulmak için değil, fakat bazen bu sorular üzerinden yeni sorular keşfetmek ve kişisel bilinç yolculuğuna çıkmak için gerçekleştirilen bir eylemdir. Soru sormak, bilimsel konferanslarda ve bilimsel çalışmalar öncesinde cevap bulma yöneliklidir. Bilim insanları sorulan sorulara bazı operasyonel tanımlamalar ve deney yöntemleri atayarak bu soruların genelleştirilmiş ortalama cevaplarını bulmaya çalışırlar. Buldukları bu cevapları ise bilimsel bulgular adı altında tüm kamuoyu ve bilim dünyası ile sevinç ile paylaşırlar.

 

Fakat felsefi soruların soru sorma ve sorulara cevap arama süreçleri bu süreçten biraz daha farklı işler. Bu süreç içerisinde kişiler soruları hem dışarıdaki nesnelere yönelik hem de kendi iç dünyalarındaki değişkenleri anlamaya yönelik, yani yaşamın anlamını keşfetmeye yönelik bir yolculuğa çıkarlar. Bu sorular her zaman cevap bulunabilecek sorular olmazlar. Sorular, çoğu zaman zihnimizi daha derin ve ayrıntılı düşünmeye iterek ona zihin cimnastiği yaptıran olgulardır. Soruların bu özellikleri sayesinde birey sorulardan oluşan merdivenler aracılığı ile hayatın anlamını açıklayamasa da anlamın iskeletini keşfeder ve vu iskelet üzerinden yaşamını kurup dizayn etmeye yönelir. Dolayısıyla soru sormak yaşamın temel yapısal bileşenlerinden bir tanesi olarak kabul edilir.

Farklı dilleri kullananlar farklı düşünüyor olabilir mi? Neden?

Dil yalnızca mekanik olarak sözcükler bütünü değil, aksine aynı zamanda yaşayan bir organizmadır ve dolayısıyla dilin içerisinde pek çok anlayış biçimi ve düşünme tarzı bulunur. Dil içerisindeki kelimelerim temsil ettiği imgeler, dili kullanan halkın söz konusu imgelemler hakkındaki görüş ve düşüncelerini betimler. Dildeki sözcükler hiçbir zaman nötr değildir ve olamazlar da. Çünkü dilin kuruluş ve kullanılış süreci tamamen öznel olarak ve iç güdüsel olarak ilerleyen bir anlamlandırma sistemidir. Bundan dolayı da dilin kişisel ve toplumsal düşünce ve duyguları ifade ettiğini ya da potansiyel olarak edebileceğini söylemek çok ütopik bir söylemde bulunmak anlamına gelmiyor pek.

 

Farklı dilleri kullanan kişiler farklı şeyler düşünüyor olabilir mi? Bu pek ala mümkün olabilir. Ama farklı dilleri konuşan kişiler için söylenebilecek asıl keskin şey şu: Farklı dilleri kullanan kişiler birbirinden farklı düşünme tarzlarına, ideolojilere, mantık algoritmalarına ve dünya görüşlerine sahiptirler. Çünkü dillerin kuruluşu sırasındaki farklılaşmalar, ya da bazı kavramlara isim verirken bazılarına vermeye gerek duymamalar, bunların tamamı dilin yaşayan ve duygu ile düşünceleri yansıtan bir yapıya sahip olmasından dolayı oluşmaktadır. Farklı dili konuşan bireylerin birbiri ile anlaşması yine de elbette mümkündür. Fakat bu durumda etik değerleri koruyabilmek açısından dil içerisinde bulunan en az saldırgan ve en nötr kelime ve öbekleri seçmek gerekir.

Aynı dili kullanmak anlaşabilmek için yeterli midir? Neden?

Dil, yaşanılan ve kabul edilen, örtük olarak benimsenen kültür ile ilgili pek çok ipucu taşıyan organik bir kavramdır. Bu kavram o kadar canlı bir kavramdır ki andan ana toplum içerisinde vuku bulan her olaydan etkilenir, sosyoekonomik değişimler birebir olarak buranın konusudur. Dolayısıyla bir dili en iyi kullanan kişiler her zaman o dilin içerisine doğmuş ve dilin dayattığı kültürün tamamını kazanmış dilin yerlileridir. Dilin yerlileri de yine dilin karakter yapısının ayrıntılarını bildiğinden dolayı dile en çok aşina olan kişilerdir. Dilin yapısını bilen ve dili kullanmaya aşina olan kişiler birbirlerini elbette diğer dilleri ana dili olarak kullanan kişilere göre daha iyi anlayacaktır. Fakat, aynı dili kullanmak anlaşabilmek için yeterli midir, neden sorusuna gelecek olursak bu kadar net bir cevap vermek mümkün değil.

 

Aynı dili kullanmak her zaman aynı bilişsel şemalara sahip olmak ya da önermelere belirli bir taraftan bakıyor olmak anlamına gelmez. Dolayısıyla aynı dili kullanıyor ya da konuşuyor olmak her zaman iletişimin en önemli kısmı olan karşılıklı imgelem örtüşmesini sağlayacak anlamına gelmiyor. Aynı dili kullanmak dışında bireylerin birbirini anlayabilmesi ve istek ve arzularına yanıt verebilmesi için, birbirlerinin düşünce şemalarından, birbirilerinin etik değerlerinden haberdar olmaları gerekiyor. Ancak ve ancak bu şekilde kusursuz iletişim mümkün olabilmektedir.

Bir düşünceyi ifade eden cümle, o düşünceyle tamamen örtüşür mü?

Düşünceler çoğu zaman soyut kavramlar olarak tanımlanırlar. Soyut olan bu kavramların zihnimizde bulunan imgelemleri karşı tarafa anlatabilmemiz ya da kayıt altında tutabilmemiz için bu imgelemleri sözcüklere indirgemek ya da sözcükler ile temsil etmeye çalışmak gerekmektedir. Ne var ki, her soyut kavram ya da imgelemin dilde tam olarak karşılığı bulunmasının imkanı yoktur. Dil her ne kadar esnek bir yapıya sahip olsa da bu esnek yapı sürekli olarak bir şeyler üretilmediği için zamanla bazı sınırların da içerisinde kalmış olur. Dolayısıyla eğer bir düşünceyi sözcükler ile kayıt altına sokmak istiyorsak düşüncenin yapısında bazı değişikliklerin olacağı kabulünü de göz ardı etme şansımız yok. Düşünce sözcüklerin içerisine sığmaya, yani bir şekle girmeye çalışırken mutlaka bazı noktaları daha darlaşacak ve darlaşan bu noktaları zamanla başta temsil ettiği imgelemden daha küçük bir alanı kapsamaya başlayacaktır.

 

Yine de dil bilimcileri ve dil üzerinde çalışma yürüten filozoflar çoğunlukla düşünceleri ifade eden dil ögelerinin sınırlarını kaldırmak üzerine çalışmalar yapmaktadır. Özellikle edebiyatçılar ve şairler de  sürekli olarak bu çabaların içerisindedirler. Ünlü şair ve yazarla düşüncelerini en az sınırlayan kelimeleri üretebilmek açısından yeni heceler ve harfler birleştirerek yepyeni sözcükler türetmektedirler. Bu şekilde dilin de sınırları aşılmakta ve duygu ve düşüncelerin dışa vurumu kolaylaşmaktadır.

Sigaranın Zararlarına İlişkin Bir Poster

Sigaranın zararlarına ilişkin bir poster hazırlayarak okul panonuza asınız. Panoya poster asma işi için anlamlı bir kaç görsel kullanmak gerekir. Bu resimlerden herhangi birini biraz büyüterek yada hayal dünyamızı kullanarak biraz değiştirerek güzel posterler elde edebiliriz.

 

Uyuşturucu Maddelerinin İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri

Uyuşturucu ve uyuşturucu maddelerin tümü insan sağlığına zararlıdır. Birçok uyuşturucu maddesi doğal ve sentetik olarak üretilmektedir. Doğal olanlarında sentetik olanlar kadar zararları olmada sentetik uyuşturucu ve uyuşturucu maddelerin zararı daha fazladır. Kişinin uyuşturucu maddeler kullanması öncelikle beyin için felaket sonuçlar doğurabilir. Vücudun hem fiziksel hem de mental dengesini bozan uyuşturucu maddeler genelde gençler için daha çok tehlikeli olmaktadır.

Her türlü psikolojik soruna sebebiyet verebilir örneğin uyuşturucu kullanan kişilerde diğer insanlara oranla yüzde 75 şifreni olma eğilimi daha fazladır.

Yalnız beynin değil kullanılan uyuşturucu maddeye göre değişiklik gösterse de kalp ve damar hastalıkları için büyük risk taşımaktadır.

Bazı uyuşturucu maddeler kan basıncını ve kalp atış hızını arttırarak ölüme sebebiyet verebilir. Aynı doğrultuda kan basıncını ve kalp atış hızını düşüren uyuşturucuları kullanan için sonuç de ölümle sonuçlanabilir.

Anlamada gerileme ve kol ve bacak hareketlerinde dengesizlik bakışlarda donukluk kullanım sonrasında da kendini gösterecek olan rahatsızlıklardır. Karaciğer büyüme ve karaciğer hastalıklarının olması muhtemeldir. Hafıza kaybı unutkanlık ve nerde olduğu anlamama hissi yaşanabilir uyuşturucu madde kullanan insanlarda.

Uyuşturucu Maddelerin Organlara Etkisi

Uyuşturuuc ve uyuşturucu etkiye sahip olan maddelerin insan vücuduna aşırı derecede zarar verdiği bilinmekte. Meşru olmayan bir şekilde kullanılan uyuşturucunun sonu yüzde 96 oranında ölüm ile sonlanıyor.

Vücuttaki her organın ömrünü hızla kısaltırken bazı organların uyuşturucuya karşı tepki süresi daha kısa olabiliyor.

Başlıca etki ettiği organlar ve yapılar:

  • Kalp ve damarlar
  • Solunum sistemi
  • Gözler
  • Karaciğer
  • Böbrek
  • Beyin
  • Merkezi sinir sistemi

Uyuşturucunu vücudunuza zarar vermesi için bağımlı olmanıza gerek yoktur. Doktor gözetimi olmadan alınan ve meşru olmayan şekilde elde edilen maddeler nadir kullanılsa bile organlarınızda büyük bir hasar oluşturacaktır.

Uyuşturucu kullanımı vücudumuzun hemen hemen en önemli organı olan beyine en çok hasarı verir. Beyindeki sinir hücrelerini devre dışı bırakır ve kişi ne yaptığını bilemez hale gelir.

Devamlı bir kulanım da ise artık vücudu kontrol eden beyindeki sinirlerin hasarı o kadar çoktur ki el ve ayakta kontrol dışı hareketler görülür. İleri ki yıllarda ellerde titreme meydana gelmeye başlar. Anlama da güçlük çekme ve kaslarda erimeler olmaya başlayacaktır.

Vücut gittikçe zayıflar ve bağışıklık sistemi düşmeye devam eder beyaz küre kan hücrelerinde aynı zamanda azalma yaşanacaktır.

Duyma ve görme kabiliyetinle çokça azalmalar olurken karaciğerde zorlanmalar yaşanabilir. Akciğerde alveollerin zorlanmasıyla ağrılar meydana gelecektir.Anlık vereceği uyuşturma hissi çoğunlukla bir ömür boyu size hastalık ve pişmanlık getirecektir.

Teknolojik aletlerin kullanım süreleri ne kadar olmalı?

Teknolojinin geliştiği ve gelişmekte olduğu şu dönemlerde birçok insan zamanını nasıl değerlendirmesi gerektiğini bilemiyor. Teknolojinin fazlaca avantajları olmasına rağmen zamanınızın büyük bir bölümünü alıyor. Araştırma için, iş için veyahut eğlence için en önemlisi de sosyalleşmek için kullanılan teknolojinin aile bağlarımıza ve kendimize zarar vermesini istemiyorsak eğer yapmamız gerekenler var demektir.

En çok kullandığımız teknolojik ürünler arasında telefon, Bilgisayar, tablet, mp3 çalar vardır. Sağlıklı bir şekilde teknolojiyi kullanmak için uzman doktorların belirttiği saat aralıkları ve kullanım öğretileri vardır.

Bilgisayar kullanımı için; eğer uzun süre işiniz gereği bilgisayar başındaysanız yarım saat veya 45 dakika aralıklarla ayağa kalkıp küçük egzersizler yapın. Her 35 dakika da bir gözlerinizi 3 dk. olacak periyotlarla ile dinlendirin.20 dk. aralıklarla oturuş pozisyonunuzda değişiklik yapmaya çalışın. İş dışında günlük olarak 3 saatten fazla bilgisayar kullanımı hem omurilik sağlığı hem göz sağlığınız için tehlikelidir ve önerilmiyor.

Telefon kullanımı için günlük kullanım sürenizi konuşma, mesajlaşma ve diğer aktiviteler olarak ayırabiliriz. Telefon ile konuşma süreniz günlük 2 saat olmalı. Telefon elektronik aletlerin yaydığı radyasyon uzun vadede olsa da sağlığınızı olumsuz etkileyecektir. Kısaca günlük olarak bütün elektronik aletleri toplam 5 saatten fazla kullanmamalısınız. Her ne kadar günlük hayatımızı kolaylaştırsa da birçok zararları olan teknolojik aletler bizler için vazgeçilmez olmamalı.

Şiddete uğrayan öğrencilerin yardım alabileceği kurumlar

Şiddet toplumun medeniyetini ve insafını zedelerken hala şiddet gören ve aile içi şiddet yaşayan öğrenciler vardır. Hiçbir maddi geliri olmayan ve ailesine bağlı eğitim öğretim gören öğrencilerin şiddetle başa çıkmak için yalnız olmadığını söyleyebiliriz.

Aile içi veya okulda görülen şiddet içerikli davranışları ve ithamları uzaklaştırabilecek karşılıksız ve güvenli bir şekilde öğrencilere yardımcı olmak için açılan kurum ve kuruluşlar bulunmakta.

Şiddete uğrayan öğrencilerin yardım alabileceği yerler genelde dernek ve vakıflardan oluşmaktadır.

 

  • İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri
  • Türk Eğitim Vakfı
  • Hukuk Araştırma Vakfı
  • Toplum Gönüllüleri Vakfı
  • Türkiye Milli Kültür Vakfı

 

Yukarı da bulunan maddeler uzun vadede başvurulabilecek yerlerdir. Eğer bulunduğunuz ortamda alelade bir çocuğa şiddet uygulanıyorsa o zaman hızlıca 155 aranmalı.

Eğer bulunduğunuz yer jandarma bölgesi içerisinde ve çevresindeyse 156 numarasını aramalısınız. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu hattı 183 olup seçenekler arasında olmalıdır.

Savcılık ve çocuk mahkemesine başvurulabilir. Siz bu aramalardan birini yaptığınızda polis ifadenin doğruluğunu inceler. Ardından çocuğun ifadesini ve ailesinin ifadesini alarak savcılığa bildirir.

Eğer çocuğun o gün içerisinde aile içi şiddet yaşadığı veya zorlanarak evlendirildiği ya da darp edildiği ve benzeri durumlardan birinde olduğu anlaşılırsa çocuk savcılıktan çıkacak karar ile koruma altına alınır. Hemen sonra sosyal hizmetlere bildirilir. Ve çocuk hukuksal sürecin kararına kadar orada kalır.

Sigara hangi organlarda kanser hastalığına sebep olur

Sigara çokça kişinin kullandığı sağlığa son derece zararlı olan bir maddedir. İçeriğinde nikotin bulunan sigara vücudun ihtiyacı olmayan bir bileşiktir. İçinize çektiğiniz yalnızca nikotin de değil türlü sağlıksız kimyasal maddelersen meydana gelir. Bunlar 700’den fazla maddelerdir. En bilindik olan nikotin dumanı çektikten yaklaşık 7 saniye sonra beyne ulaşır ve kalp atışlarının arttırarak kan basıncının artmasına sebebiyet verir.

 

İçerisinde bulunan katran ise kansere yol açan en zararlı kimyasal maddelerden biridir. Dişlerdeki ve ellerde oluşan sarılık bu maddelerden kaynaklanır. Akciğer kanseri gibi solunum hastalıkları ve kronik bronşit rahatsızlıkları amfizem rahatsızlıklarına yol açabilir.

Sigara birçok kansere sebebiyet verebilir bunlar:

  • Yumurtalık(over) kanseri
  • Ağız kanseri
  • Lateks (gırtlak) kanseri
  • Farenks (üst yutak) kanseri
  • Burun ve sinüs kanserleri
  • Yemek borusu (özefagus) kanseri
  • Serviks kanseri
  • Bağırsak kanseri
  • Mide kanseri
  • Böbrek kanseri
  • Pankreas kanseri
  • Karaciğer kanseri
  • Akciğer kanseri

Bunlar arasında en riski olan akciğer kanseridir. Çünkü içinize duman çektiğinizde duman sırasıyla ağız, gırtlak, yutak, nefes borusu ve akciğerleri ziyaret eder dumanın kana karışıp beyne ulaşma süreside oldukça kısadır ama akciğerlerde duman diğer organlara oranla daha fazla kalır.

Bir süre sonra solunum sıkıntıları çekilmeye başlar. Akciğer kanserinin belirtileri arasında halsizlik kanlı balgam görülmesi, göğüs ağrısı yaşanması, kilo kaybı vardır.

Sigara birçok ölümcül hastalığa ve kansere sebebiyet verebilecek bir maddedir.