İstekleriniz ile ihtiyaçlarınız arasındaki farklılıklar nelerdir?

İstekleriniz ile ihtiyaçlarınız arasındaki farklılıklar nelerdir?

 

İhtiyaç; canlıların yaşamlarını devam ettirebilmek için sahip olmaları gereken zaruri unsurlardır. Beslenme, barınma ve giyinme insanın en temel ihtiyaçlarındandır ve hayatta kalmak adına bu ihtiyaçlarının muhakkak karşılanması gerekmektedir. İstekler ise daha çok kişisel zevk ve beğenilere bağlı olarak arzu edilen daha çok keyfî unsurlardır. Her ikisinin de tanımından hareketle örnek verecek olursak; gelişme çağındaki bir çocuğun sağlıklı bir şekilde büyüyüp gelişebilmesi için yumurta bir ihtiyaç iken pasta ise bir istektir. Yine soğuk havalarda üşüyüp hasta olmamak için mont bir ihtiyaç olarak değerlendirilebilecek iken; bilgisayar ise keyfî bir istek niteliğindedir. Su tüm canlıların hayatta kalabilmesi için çok zaruri bir ihtiyaçken; çay ise bir istektir. Dolayısıyla ihtiyaçlar mutlaka sahip olunması gereken zaruri gereksinimlerden doğarken; istekler ise insan hayatı için bir zorunluluk arz etmez ancak istekler ise mutlaka sahip olunması gerekmemekle birlikte; kimi zaman hayatı kolaylaştırma özelliğine de sahip olabilmektedir.

 

İhtiyaç ve istekler arasındaki temel ayrımı son bir kez daha kısaca ifade edecek olursak; ihtiyaçlar, yemek, içmek, korunmak ve barınmak gibi hayatın sürdürülebilmesi için şart olan gereksinimler iken; istekler ise herhangi bir zaruret gerektirmeyen ancak genellikle yaşamı kolaylaştırmak ve kişisel beğeni ve zevkleri karşılamak amacı ile arzu edilen unsurlardır.

 

Her iki kavramın genel kabul gören tanımları ve yine aralarındaki temel farklar bu şekildedir.

Sosyal ve kültürel ihtiyaçlarınızı karşılamak amacıyla yaptığınız faaliyetlere hangi örnekleri verebilirsiniz?

Sosyal ve kültürel ihtiyaçlarınızı karşılamak amacıyla yaptığınız faaliyetlere hangi örnekleri verebilirsiniz?

 

Yaradılışına bağlı olarak hayatları boyunca günlük yaşamlarında pek çok sosyal etkileşim ve kültürel faaliyetler içerisinde bulunurlar. Bu faaliyetler bireysel olarak gerçekleştirilebileceği gibi aile, arkadaş grubu gibi topluluklarla da gerçekleştirilebilmektedir. Dolayısıyla gerçekleştirilen kimi sosyal ve kültürel faaliyetler bireysel sorumluluk isterken; kimi sosyal ve kültürel faaliyetler ise toplumsal bir sorumluluk gerektirebilmektedir. Nitekim sosyal ve kültürel anlamdaki gereksinimler de bunlara göre farklılık göstermektedir. Bireyler, bu anlamdaki gereksinimlerini karşılamak amacı ile pek çok faaliyette bulunma çabası içerisine girerler. Bu sosyal ve kültürel faaliyetlere yönelik olarak; bir müze ziyaretinde bulunmak, düğünlere katılmak, cenazeye gitmek, hasta yakınlara ev ya da iş yerlerinde ziyarette bulunmak, ihtiyaç sahipleri için yardım toplamak, bayram ziyaretlerinde bulunmak,  insanlara yardım faaliyetlerine üye olmak, herhangi bir alanda konferansa katılmak gibi daha pek çok örnekler verilebilir.

 

Sosyal ve kültürel ihtiyaçları gidermek adına yukarıda vermiş olduğumuz ve daha pek çok örnekler de verebileceğimiz davranış ve faaliyetler, toplumda birlik ve beraberliği güçlendirmede önemli bir etkiye sahiptir. Dolayısıyla bireyler bu tür aktiviteler içerisinde bulunarak hem kendi sosyal ve kültürel gelişimlerine katkı sağlayabilecek hem de toplumsal kalkınmaya ve birtakım kültürel değerlere çok büyük katkılar sağlayabileceklerdir. Bu da bir toplumun birbirine daha çok kenetlenmesine ve kültürel değerlerin yok olup gitmemesine, aynı zamanda da bu anlamda sorumluluk alma adına önemli katkılar sağlamaktadır.

Ekonomik faaliyetler denildiğinde ne anlıyorsunuz? Bu faaliyetlere hangi örnekleri verebilirsiniz?

Ekonomik faaliyetler denildiğinde ne anlıyorsunuz? Bu faaliyetlere hangi örnekleri verebilirsiniz?

 

Gelir elde etmek ve maddi ihtiyaçları gidermek amacı ile girişilen işler ekonomik faaliyetler kapsamına girmektedir. Her alanda karşımıza çıkması mümkün olan ekonomik faaliyetlere küçük esnaflıktan dev şirketlere pek çok örnek verilebilir. Yine çok büyük bir kavrama sahip olan ekonomik kapsamında; bir çiftçinin köyündeki ekinleri toplayıp satması, bir müteahhittin binalar inşa etmesi, fabrikanın çeşitli kollarda ürünler ortaya koyması ve bunun gibi daha pek çok örnekler verilebilir.

 

Bunlarla birlikte yalnızca gelir getirici eylemler değil gidere yönelik eylemler de bu kapsamda girmektedir. Bir ev hanımının mutfak alışverişi yapması, bir öğrencinin kantinden bir şeyler alması bu anlamda örnek olarak verilebilir. Ayrıca bir gelirin ya da harcamanın ekonomik faaliyet grubuna dahil olabilmesi için mutlaka büyük meblağları içermesi gibi bir zorunluluk yoktur. Elde edilen bir gelir ya da yapılan en ufak bir harcama dahi ekonomik faaliyet kapsamı içerisine girmektedir.

 

Ekonomik faaliyetler, teknolojinin ilerlemesine bağlı olarak da daha büyük gelişmelere imza atmaktadır. Zira insanların hizmetine sunulan alet ve aygıtların üretilmesi ve bunların her geçen gün daha çok yaygınlaşması, ekonomik faaliyet kollarının daha çok genişlemesine yol açmaktadır. Kısacası temel prensibi insanlara hizmet olan ekonomik faaliyetler insanlığın en ilkel dönemlerinde de, bugünün modern dünyasında da her geçen gün daha çok gelişmeye ve genişlemeye devam ederek varlığını göstermiştir.

Yaşanan olaylar, insanların kendi varlığını sorgulamasında neden bu kadar önemlidir?

Yaşanan olaylar, insanların kendi varlığını sorgulamasında neden bu kadar önemlidir? Değerlendiriniz.

 

İnsanoğlu belli amaçlar ve idealler uğruna araştırır, sorgular, öğrenir ve yaşadığı olaylara neden-niçin soruları içinde bir yanıt aramaya çalışır. Örneğin niçin savaştığını bilmeyen bir kişinin savaşı kazanma gibi net bir hedefi olamaz.

Buna günümüzden bir örnek verecek olursak Güney Doğu’da yaşanan terör olaylarında PKK taraftarları, kendilerine anlatılan bağımsızlık idealleri uğruna örgüte katılmış ancak gelinen noktada bir sonuç alınamamış olduğunu fark edince “niçin bu oluşumun içinde olduğunu” anlamaya ve sorgulamaya çalışır. Çünkü ona söylenenlerle karşı karşıya kaldığı durum aynı değildir. Onun inandığı ve idealleri uğruna ölümü bile göze aldığı bu hareket onu kandırmış ve bir hiç uğruna hem kendini hem ailesini bu bataklığa sürüklemiştir. Üstelik devletine de büyük bir ihanet içindedir.

 

Bu kişi yaşadığı ve tecrübe ettiği bu durum karşısında bir karar vermek zorundadır. Madem aklını kullanarak doğruyu bulmuştur hayatına başka bir yön çizmesi gerekir. İlk başladığı noktayla son geldiği durum arasında dağlar kadar fark vardır. Bir yol ayrımındadır ve aklını ve vicdanını kullanarak hayatını değiştirmek zorundadır.

 

Hepimizin hayatında dönüm noktası olan önemli bir olay mutlaka vardır. Bu olay neticesinde yaşamımızı gözden geçiririz ve ona göre adımlar atmaya başlarız. Bu nedenle yaşanan her olaydan ders çıkarmasını bilen insan eninde sonunda doğruyu bulacaktır. İster iyi ister kötü tecrübeler olsun hayat her zaman sürprizlerle doludur. Hedefimizi doğru belirleyip alınması gereken tedbirleri zamanında ve yerinde aldığımız takdirde hem yaşamımızın anlamını hem de varlığımızın sebebini bulmuş oluruz.

Yeni oluşan felsefe akımları, kendinden önceki felsefi akımlarından bağımsız mıdır?

Yeni oluşan felsefe akımları, kendinden önceki felsefi akımlarından bağımsız mıdır? Açıklayınız.

 

Felsefenin doğuşundan itibaren günümüze kadar tüm olanlarda olduğu gibi felsefi görüşlerde de önemli değişimler gerçekleşmiştir. 18.ve 19. Yüzyıl felsefesine baktığımızda; felsefenin çıkış döneminde gelen bilimsel, sosyokültürel ve felsefi birikimin aydınlanmacı filozoflar tarafından sorgulandığı görülür. Bu sorgulanan felsefi görüşlerin 20.yüzyıl felsefesine büyük etkileri olmuştur.

 

16.ve 17. Yüzyılda gelişen Rönesans hareketleri, Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilali toplumların üzerinde büyük etkiler bırakmış ve tüm bu etkilerin sonucu yeni felsefi akımların doğması gerçekleşmiştir. Dinden kopuşlar ve bilimsel bilgiye yöneliş, özgürlük, hak ve adalet kavramları hep bu yüzyılın felsefi etkileri içinde tartışılmıştır.

 

18.yüzyıla gelindiğinde bilimin etkisi altındaki felsefeye bakış açısı değişmiş, matematik ve fizik alanındaki buluşlar, felsefede kesin bilginin aranması gerektiği görüşünü oluşturmuştur. Bu yüzyılda ana problem olarak, bilginin doğasında olan sorgulamalarla gerçeğin “ne” ve “nasıl” bilinebileceği hakkında olmuştur. Bu nedenle bu dönem felsefesi daha çok bilgi ve varlık konuları üzerine yoğunlaşmıştır.

 

19.yüzyıldaki felsefi düşünceler daha çok toplumsal sınıf mücadeleleri ve bazı devletler arasında yaşanan savaşlardan etkilenmiş ve bu olaylar çerçevesinde yeni fikirler ortaya atılmıştır. Bununla birlikte 20.yüzyılda yaşanan birince ve ikinci Dünya Savaşları hep 19.yüzyıldaki toplumsal hareketlerin bir sonucudur.

Tüm açıklamaların neticesinde görüldüğü üzere her çağda felsefi görüşler farklı olsa da hem toplumsal olaylardan hem de felsefi görüşlerde etkilenmeler gerçekleşmiştir. Bu nedenle yeni oluşan felsefi akımlar, kendinden önceki felsefi akımlardan bir şekilde etkilenmiştir.

Çağın gelişmelerinden bağımsız bir felsefe olabilir mi? Açıklayınız.

Çağın gelişmelerinden bağımsız bir felsefe olabilir mi? Açıklayınız.

 

18.ve19. yüzyıl felsefesinde yaşanan olaylar ve tartışmalar günümüzde hala sorgulanmaktadır. 20. Yüzyıl felsefesi tüm bu yaşananları tekrar inceleyerek ve anlamlandırarak gelişen bir felsefe olmuştur. Özellikle Avrupa’da başlayan sorgulama süreci felsefede bazı değişimlere yol açmış ve yeni felsefi akımlar oluşmuştur.
Geçmişten günümüze kadar birçok konu felsefi anlamda ele alınmış, sorgulanmış ve farklı düşünceler ortaya atılmıştır. Ancak her çağın kendine özgü bir düşünce sistemi ve problemleri vardır. Biz geçmişteki bir çözümü günümüze uyguladığımızda çoğunlukla etkili sonuçlar almamız mümkün değildir.

 

Her yüzyılda insanlığı derinden etkileyen birçok toplumsal olaylar yaşanmış ve o dönemin filozofları tüm olayları farklı bakış açılarıyla değerlendirmiştir. Bu olayların başında Fransız ihtilali ve Sanayi devrimi gelir. Yaşanan tüm olaylar toplumun farklı şekillerde etkilenmesine yol açmış ve köklü değişiklikler meydana getirmiştir.

 

Bu nedenle yaşanan bu toplumsal olayları ele alan filozoflar yeni felsefi akımlar oluşturmuş ve düzenin bir an önce sağlanması için çözüm yolları üretmeye gayret etmişlerdir. Çağın problemlerine kayıtsız kalmayan Türk aydınları ’da bu felsefi ana akımlardan etkilenmiş ve onlar da yeni fikirler üreterek bu gelişime destek olmuşlardır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; her çağın teknolojisi, ekonomisi, bilgisi ve ihtiyaçları farklıdır. Bu nedenle geçmiş görüşlerden faydalanılarak yeni fikirler üretmek, yeni çözüm yolları araştırmak ve toplumların ihtiyaçlarını belirlemek gerekir. Yani felsefe çağın gelişmelerinden bağımsız olarak düşünülemez.

Felsefenin gelişmesinde toplumların etkisi nasıl olabilir?

Felsefenin gelişmesinde toplumların etkisi nasıl olabilir?

 

Toplumların farklı ihtiyaçları ve bu ihtiyaçlarını karşılayacakları farklı alanlar vardır. Bilim, din, sanat, teknoloji, ekonomi vb. gibi alanlar hep insanların ihtiyaçlarını karşılamak için oluşmuştur. Felsefeye baktığımızda ise insanın bilme ihtiyacını gidermek için doğmuş bir akımdır. İnsan, doğası gereği meraklı, sorgulayan ve öğrenmek isteyen bir canlıdır. Bu nedenle çağlar boyunca hep yeni bilgilerin peşinden koşmuş ve koşmaya da devam etmektedir.

 

Felsefenin temel işlevi; doğruluk, gerçeklik ve cevaplanması istenen soruların yanıtlarını arayarak kişilerin bilgiye ulaşmasını sağlayan bir uğraştır. Felsefe hem mevcut düşüncelerin sürdürülmesi hem de yeni fikirlerin geliştirilmesi açısından önemlidir.

İnsanlar için yaşamın anlamı, doğruluk, adalet, özgürlük, eşitlik, iyilik, güzellik, erdem ve mutluluk gibi kavramların hayatlarına dokunmasıdır. Felsefede zaten bu konular üzerine yoğunlaşmış ve çözüm yolları aramıştır.

 

Toplumlar içim vazgeçilmez olan birlik, beraberlik ve sosyal adalet ancak inanılan düşüncenin peşinden gitmekle ve gerekenleri en iyi şekilde yapmakla mümkündür. Toplumlar kendi öz benliklerinden kopmadan özgürce yaşamak istiyorlarsa yaşadıkları çağa uygun çözümler istemek ve üretmek zorundadır.

Eğer bir toplum kendi kabuğunda ve ön yargılarını kırmadan, bir bilgiye körü körüne inanıyorsa bu o toplumun gelişime kapalı olduğunu gösterir. Gerçek özgürlük fikirlerini savunmak ve ideallerinin peşinden gitmekle gerçekleşir. Bir topumu oluşturan bireyler ne kadar sorgulayıcı ve araştırmacı olursa o derecede ileri medeniyet seviyesine ulaşır. Bu tür toplumlarda felsefe her zaman daha fazla önem kazanmış ve sorunların çözüm yollarına daha çabuk ulaşılmıştır.

Bilim ve felsefeye eğitimin etkisi ne olabilir?

Bilim ve felsefeye eğitimin etkisi ne olabilir?

 

Eğitimin birey ve toplum açısından önemi ve işlevi büyüktür. Eğitimin insan için önemi her dönem çağın filozofları tarafından yakından takip edilmiştir. Filozoflar insanın eğitimi hususunda birçok görüş beyan etmişler ve eğitim sistemini yakından irdelemişlerdir.
Eğitimin felsefe açısından ele alınmasının gereği ise “Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz” sorusuna arana cevaplar olmuştur. Bu soruya cevap bulmak içinde ancak felsefenin ışığı içinde tartışılması gerekir.

 

Bilim felsefe ilişkisi 19. Yüzyıl sonlarında başlamış ve özellikle Aydınlanmacı filozoflar tarafından ele alınmıştır. Bilimin gelişmesi doğal olarak eğitime bağlıdır. Yeterli eğitim almadan bilimsel verilere ulaşmak neredeyse mümkün değildir. Orta çağ filozoflarının birçoğu gözlem ve deneyimleriyle görüşlerini bildirmişlerse de bu durum sonraları bilimsel bilgiden uzak olarak nitelendirilirmiştir.
Gerek bilim gerekse felsefe eğitimin ışığında kesin doğrulara ulaşabilir ve yeni görüşlerini temellendirebilir. Felsefe için çok fazla bilgiye ihtiyaç yok gibi görünse de gerçek ve mutlak doğrulara ulaşmak için eğitime ihtiyaç vardır.

 

Bilim için eğitim ise olmazsa olmazlardan biridir. Tüm bilimsel buluşlar ve icatlar belli bir bilgi birikimiyle gerçekleşmiştir. Yani tüm açıklamalara istinaden diyebiliriz ki bilim eşittir eğitim. Eğitimsiz bilim olamayacağı gibi eğitimsiz bir toplumdan söz etmekte mümkün değildir. Toplumun eğitime olan ihtiyacı ise bazı felsefi sorulara yanıt aranarak bulunabilir.

Günümüz dünyasının önemli felsefi problemleri neler olabilir?

Günümüz dünyasının önemli felsefi problemleri neler olabilir?

 

20. yüzyıl dünyası gelişen teknoloji, ekonomi ve devletler arası ilişkiler çağı olmuş ve yapılan icatlar, üretilen silahlar neticesinde bir güç gösterisine dönmüştür. Dünya savaşlarının yaşandığı ve toplumların çöküşü politik ve ekonomik krizler neticesinde dramatik olaylar yaşanmış ve kişilerin umutsuzluğa düşmesine yol açmıştır. Bunalıma düşen tolumlar birbirinden koparak bireyselleşmeyi tercih etmiştir.
Ayrıca yaşanan tüm trajediler bazı değer yargılarının da yıpranmasına ve yok olmasına neden olmuştur. 20.yüzyıl filozofları da bu sorunlara kayıtsız kalmayarak çağın bu sorunlarına duyarlılık göstermiş ve kendi felsefelerinde işlemiştir.

 

20. yüzyılda yaşanan tüm bu olaylar ve bilimdeki gelişmeler sistemli bir şekilde incelenerek gelecekte verimli olabilmek için filozofları yeni yöntem arayışı içine sokmuştur.

 

Günümüze gelindiğinde hala yıllar önce yaşamış filozofların savunduğu fikirler ele alınmaktadır. Çağımız teknoloji ve uzay çağı olduğu için felsefeden çok bilimsel araştırmalar ön planda tutulmuştur. Yapılan araştırmalar daha nesnel, deneye ve bilgiye dayalı araştırmalardır.
Aslında felsefe her çağda her toplumda yapılabilir. Eğer soru yoksa cevapta yoktur. Ama maalesef 21. Yüzyıla girdiğimiz şu günlerde insanların çok fazla sorgulama yapmadığını ve hazır bilgilerle hayatını idame ettirdiğini görürüz. Bunda teknolojinin etkisi çok büyüktür. İnternet ortamında her türlü bilgiye saniyeler içinde ulaşmak mümkündür. Bu da insanları hem tembelliğe hem de sorgusuz sualsiz inanmaya itmektedir.

Felsefi içerikli edebi eserlerin aydınlanma üzerindeki etkisi nelerdir?

Felsefi içerikli edebî eserlerin aydınlanma üzerindeki etkisi nelerdir?

 

Felsefenin edebiyat ile ilişkisi 18. Ve 19. Yüzyıl da yapılan felsefesini önemli bir şekilde etkilemiştir. Bu dönemde öne sürülen düşüncelerin aktarımı felsefenin dışına çıkarak sanatsal bir anlatım tarzına dönüşmüştür. Bu anlatım tarzı insanların felsefeye olan ilgisini arttırmış ve kitaplara daha fazla önem verilmeye başlanmıştır.

 

18.yüzyılda matbaaların sayısında büyük bir artış gözlenirken basılı eserler daha fazla insana ulaşmıştır. Özellikle Avrupa’da artık birçok yayına ulaşmak mümkün olmuştur. Bunun en büyük etkilerinden biri burjuva sınıfının hızla büyümesi ve felsefeyle birlikte dil ve edebiyata olan büyük ilgidir.

Bu dönemin filozof ve aydınları sadece felsefi eserler değil farklı alanlarda da eserler vermeye başlar. Yazılan eserler genel olarak toplumu ilgilendiren problemleri ele alır. Daha çok akla yönelik felsefi eserler ön plandadır ve bunlar burjuva sınıfına hitap eder. Edebi eserleri ise daha fazla halkın sorunlarına değinerek onların duygularına dokunan eserlerdir.

Bu dönemin atmosferini gözler önüne seren edebi eserler sayesinde felsefinin halk arasında yayılmasını sağlar. Özellikle filozofların edebi eserler kale alması düşünsel zenginliği arttırmış ve dolayısıyla halkın aydınlanmasına büyük katkılarda bulunmuştur.