Bir ekosistemde ayrıştırıcıların yok olmasından üretici ve tüketicilerin nasıl etkiler?

Bir ekosistemde ayrıştırıcıların yok olmasından üretici ve tüketicilerin nasıl etkileneceğini sınıfta tartışınız.

 

Besin piramidinin temelinde üreticiler yer alır. Yukarı çıktıkça birincil tüketiciler, ikincil tüketiciler diye devam eder. Ayrıştırıcılar bu besin piramidin her basamağında yer alır. Üreticiler güneş ışığını ve kimyasal maddeleri maddeleri kullanarak besin üretirler. Birincil tüketiciler üreticileri, ikincil tüketiciler ise diğer tüketicileri besin olarak kullanır. Bu şekilde ekosistemde besin akışı sağlanmış olur. Peki bu sistem içerisinde ayrıştırıcıların görevi nedir?

 

Ayrıştırıcılar isminden de anlaşılacağı üzere ölen canlıların ayrıştırılmasını sağlar. Ayrıştırıcılar ailesi çeşitli bakteri ve mantarlardan oluşur. Çürükçül olarak da adlandırılan bu canlılar üreticilerin ve tüketicilerin ölmesiyle oluşan atık maddeleri parçalayarak toprağa karışmasını sağlar. Bu sayede hem kendileri için besin oluşturmuş olur hem de atık maddeleri ortadan kaldırarak sistemin devamlılığını sağlamış olurlar. Canlı atıklarında bulunan ve diğer canlılar tarafından besin olarak kullanılamayan maddeler ayrıştırıcılar tarafından kullanılır ve tekrar toprağa karışır. Bu sayede üreticiler tarafından tekrar kullanılabilir. Eğer ayrıştırıcılar yok olursa canlı atıkları doğada birikir. Üreticiler için gerekli mineraller toprakta azalır ve besin üretimi sekteye uğrar. Besin piramidinde en temelde bulunan üreticilerin yeterli besini üretememesi tüketicilerin de besin bulamamasına dolayısıyla canlılığın yok olmasına sebep olur. Anlaşılacağı üzere ayrıştırıcıların görevini yerine getirmesi hayati önem taşımaktadır. Ayrıştırıcılara örnek vermek gerekirse baklagillerin köklerinde azot tutucu bakteriler bulunur. Bu bakteriler havada bulunan azotu tutarak baklagiller tarzı bitkilerin yararlanmasını sağlar.

Kısmi renk körlüğünün erkeklerde dişilere göre daha fazla görülme nedenini nedir?

Kısmi renk körlüğünün erkeklerde dişilere göre daha fazla görülme nedenini açıklayınız.
Gözde renklerin algılanması için özelleşmiş koni hücreleri bulunur. Kırmızı, mavi, yeşil gibi renklerin ayırt edilebilmesi için farklı koni hücreleri görev alır. Bu koni hücrelerin tamamen eksik olması durumunda tam renk körlüğü, bazı renklere ait koni hücrelerin eksik olması durumunda kısmi renk körlüğü görülür.  Renk körlüğü şüphesi olanlarda ishara testi ile tanı konur. İshara testinde hastalar renkli noktalar ile oluşturulmuş şekilleri görme durumlarına göre değerlendirilir. Renk körlüğü tedavisi tam anlamıyla mümkün olmasa da son yıllarda geliştirilen lens ve gözlükler ile renklerin canlılığı arttırılarak hastalığın etkisi azaltılabilmektedir.

 

Renk körlüğü X kromozomu üzerinde bulunan genlerle tetiklenen kalıtsal bir hastalıktır. Erkeklerde renk körlüğü kadınlara oranla daha sık görülmektedir. Bunun sebebi ise renk körlüğünü etkileyen genin X kromozomu üzerinde olmasıdır. Hasta olma durumu çekinik bir karakterdir. Normalde çekinik karakterlerin ortaya çıkabilmesi için homozigot yani anneden ve babadan gelen iki genin de çekinik olması gerekir. Fakat erkeklerin kromozom yapısı 44+XY şeklinde tek X kromozomlu olduğundan çekinik karakter etkisini fenotipte direk gösterir. Bu durum için ise annenin hasta veya taşıyıcı olması yeterli olacaktır. Eğer anne renk körü ise dünyaya getirdiği bütün erkek çocuklar da renk körü hastası olacaktır. Renk körü bir kızın dünyaya gelebilmesi için ise babanın hasta, annenin ise hasta veya taşıyıcı olması gerekir.

X kromozomuna bağlı karakterlerin kalıtımında bu karakterlerin doğrudan babadan oğula geçmemesinin nedeni nedir?

X kromozomuna bağlı karakterlerin kalıtımında bu karakterlerin doğrudan babadan oğula geçmemesinin nedenini açıklayınız.

 

Kalıtsal özelliklerin ortaya çıkmasını gen adı verilen DNA kısımları sağlar. Her hücrenin DNA’sı çekirdekte kromozomları oluşturur. Her bir insan vücut hücresinde 23 çift 46 tane kromozom bulunur. Her bir çiftin biri anneden diğeri ise babadan gelmektedir. Bu 23 çift kromozomun bir çifti kadınlarda XX, erkeklerde ise XY şeklindedir. X kromozomundaki özelliklerin nesillerce aktarılmasına X kromozomuna bağlı kalıtım adı verilir. Vücut kromozomlarında her bir özellik için iki biri anneden diğeri babadan gelen iki farklı gen vardır. Bu genlerden hangisi baskın ise özelliğini fenotipte ortaya çıkarır. Fakat erkek bireyler XY şeklinde olup tek X kromozomuna sahip olduğundan X üzerindeki genler baskın da olsa çekinik de olsa fenotipte kendini gösterir.

 

İnsan vücut hücrelerinin 23 çift 46 kromozomlu olduğundan bahsetmiştik. Bu sayının sabit kalabilmesi için yeni nesilleri oluşturacak olan üreme hücreleri mayoz bölünme sonucu oluşur. Mayoz bölünme sonucu kromozom çiftleri birbirinden ayrılır ve kadınlarda 22+X, erkeklerde ise 22+X veya 22+Y kromozomlu üreme hücreleri oluşur. Anneden gelen 22+X ile babadan gelen 22+X birleşirse 44+XX yani dişi birey, anneden gelen 22+X ile babadan gelen 22+Y birleşirse 44+XY yani erkek birey dünyaya gelir. Bu durumdan anlaşılacağı üzere erkeklerin sahip olduğu X kromozomu her zaman anneden gelir. Yani erkek birey X kromozomuna bağlı bütün karakterlerini anneden alır. Babadan X kromozomu erkek bireye gelemeyeceği için X kromozomuna bağlı karakterlerin babadan oğula geçmesi söz konusu olamaz.

Kontrol çaprazlaması hangi amaçla yapılır? Kontrol çaprazlamasının bitki ve hayvan yetiştiriciliğinde sağladığı yararlar nelerdir?

Kontrol çaprazlaması hangi amaçla yapılır? Kontrol çaprazlamasının bitki ve hayvan yetiştiriciliğinde sağladığı yararlar nelerdir?

 

Kontrol çaprazlaması bilinmeyen genotipi belirlemek için kullanılır. Genotipte baskın gen özelliğini fenotipte ortaya çıkarır. Eğer baskın bir özellik fenotipte ortaya çıkıyorsa genotip homozigot veya heterozigot olabilir. Yapılan kontrol çaprazlaması ile homozigot mu yoksa heterozigot mu anlaşılır. Kontrol çaprazlaması nasıl yapılır kısaca bahsetmek gerekirse genotipi bilinmeyen ve öğrenilmek istenen baskın fenotipli bireyin dölleri çekinik fenotipli dolayısıyla homozigot bireyin dölleri ile çaprazlanır. Bunun sonucunda yeni nesillerin tamamının baskın fenotipte ortaya çıkması kontrol çaprazlaması yapılan bireyin homozigot baskın genotipe sahip olduğunu gösterir. Eğer ortaya çıkan yeni nesiller arasında çekinik fenotipli bireyler varsa bu durumda araştırılan birey heterozigottur anlamı çıkar.

 

Peki kontrol çaprazlaması neden yapılır? Kontrol çalışmaları genellikle hayvan ve bitkilerin ıslahı amacıyla uygulanmaktadır. Bitki ve hayvanlarda verimli döller elde edebilmek için bazı zayıf özelliklerin ortaya çıkması istenmez. Eğer bireyin genetopini öğrenebilirsek meydana gelecek yeni nesillerin özellikleri de tespit edilebilir. Güçlü ve baskın özellikler fenotipte kendini gösterse bile eğer genotipte heterozigotsa ilerleyen nesillerde çekinik özellikler ortaya çıkabilir. Bu yüzden ıslah amacıyla genotipi belirlerken kontrol çalışmaları uygulanır. Dünyada artan nüfusla birlikte daha çok besine ihtiyaç duyulacağını ön gören bilim adamları bitkileri ve hayvanları daha verimli hale getirebilmek için ıslah çalışmalarına başladır. Bu doğrultuda genotip belirlenmesi de büyük önem kazandı. Kontrol çaprazlamasına örnek vermek gerekirse daha iri taneleri bezelyelerin genotipi kontrol çaprazlamasıyla belirlenir ve homozigot olan tohumlar tercih edilir. Bu sayede bütün yeni bezelyeler de iri taneli olarak ortaya çıkar.

Önlemsizlik, gevezelik, övüngenlik, yararsız merak birbirlerine yakın akrabadır.

“Önlemsizlik, gevezelik, övüngenlik, yararsız merak birbirlerine yakın akrabadır.” sözüyle ilgili duygu ve düşüncelerinizi arkadaşlarınıza anlatınız.

Hayatın birçok gerçeği ile yüzleşebileceğimiz güzel bir sözdür bu söz. Düşündüğümüzde yazılanın aslında ne kadar da doğru olduğunu görürüz. Hayatımızda gerçekleştirmek isteyip de gerçekleştiremediğimiz ne varsa, hepsinin ana sebepleridir bunlar.

 

Örneğin topluma yararlı bir iş üzerine çalışan ekibe gevezelik yaparsın, onların dikkatini de dağıttığın gibi boş boş konuşmaktan başka bir işe yaramazsın. Toplumda sevilen değil sevilmeyen olursun.

 

Bir program sunmak istersen ama prova yapmadığın için, bazı gerekli şeyleri o anda unutursun. Sebebi tamamen önlemsizliktir. Başarısızlığın en birincil sebeplerinden biridir önlemsizlik.

 

Övüngenlik çağımızın bilgili, bilgisiz her insanının ciddi sorunlarından bir tanesidir. Bilgisizler bilgili olduklarını sanarak övünürler, bilgililer de en iyi bilenin kendileri olduğunu düşünerek övünürler. Oysa ikisi de öyle yanlış ve öyle saçmadır ki; gelişememenin ve üretememenin en ciddi sorunlarından bir tanesidir. Başarısızlık getirir.

 

Yararsız merak özellikle hiçbir şey bilmeyenlerin, başkalarının hangi kötü davranışlarda bulunduğunu merak etmeleriyle gelişen oldukça kötü bir şeydir. İnsanlar birbirlerinin ne yaptığını düşünür, bulur ve eleştirir. Eleştirisi haklı da olsa, haksız da olsa, onlar için önemli değildir.

 

Bu sözle başarısızlığın en belirgin nedenleri anlatılmaktadır ve bu 4 davranıştan uzak durulması gerekmektedir. Aksi durumlarda insanlar kendilerini de yaşadıkları yeri de geliştiremeyecekler, yerlerinde saymaya ve diğer yerlerin gelişmesini izlemeye mahkum kalacaklardır.

Hayallerinizi gerçekleştirmek için neler yaparsınız?

Hayallerinizi gerçekleştirmek için neler yaparsınız? Anlatınız .

Hayalimin ne olduğuna göre değişir. Her insanın birçok hayali vardır, örneğin kimisi iyi bir meslek ister, kimisi mesleğine uygun karı yüksek bir iş ister, kimisi bir araba, kimisi bir ev ister, kimisi yurtdışına gitmek ister. Hayaller çeşitlidir ve her insanın birden çok hayali bulunmaktadır.

 

Benim hayallerimi sıraladığımda şuan ilk başta iyi bir psikolog olma hayalim geliyor. Ardından yurtdışına çıkıp yüksek lisans yapmak istiyorum. Sonra ülkeme dönüp harika bir iş bulmak ve ev almak istiyorum. İyi bir evlilik yapmak ve 2 tane mükemmel çocuğun annesi olmak istiyorum. Peki bunlar için ne yapıyorum. Öncelikle bunları sıraya koymam gerekiyor. Yani ilk olarak psikolog olacağım ve ben bunun için çok çalışıyorum. Yurt dışına gitmek için para biriktiriyor ve dil öğreniyorum. Kalanına da ancak bu ikisini tamamladıktan sonra bir şeyler yapabilirim.

 

Hayaller bazen çok uç noktalarda da olabilir. Örneğin bir doktor, kansere tedavi bulmanın hayalini sürüyor olabilir. Bunun için bütün deneyleri yapmalıdır ve gerçekten çok fazla vakit harcamalı ve gerektiği yerde, hayatındaki keyfi şeylerden ödün vermelidir. Hayallerimiz ancak bu şekilde hedefine ulaşabilir. Biri bir hayal kurar ve gerçekleştirmek isterse eğer, birçok şeyden ödün vermesi gerekmektedir.

 

Ben eğer iyi bir evlilik yapmak istiyorsam, bunun için çalışmama gerek olmayacaktır. Doğru insan, doğru zamanda karşıma çıkacak ve hayallerimin adamının o olduğunu anlamam uzun sürmeyecektir. Yine bu konuda bazı şeylerden ödün vermek gerekir. Örneğin iyi bir aile için çok paraya, çok güzelliğe, çok mala ihtiyaç yoktur. Hayatımın adamı beni bulduğunda onda olmayanları görmek yerine olanlarla ilgilenirsem, evliliğimiz uzun süreli olacak ve mutlu bir hayatımız olacaktır.

Hata yapmayan insan olabilir mi?

Hata yapmayan insan olabilir mi? Açıklayınız.

Tabi ki olamaz. Hata yapmayan bir tane Allah’ın kulu var mıdır? Hata yapmak insana özgü bir davranıştır ve mutlaka herkes bir gün bir şekilde hata yapacaktır. Ki hatalar kötü bir şey değildir, ders alındıkça.

 

Çoğumuz hatalarımızdan yakınan ve onların ne kadar kötü olduğunu düşünen, ince düşünceli insanlarız. Sanki sadece kendimiz hata yapmışız gibi böyle bir şey düşünmemiz, aslında ne kadar da saçma ve yanlıştır. Hatalarımızdan ders çıkarıp, bir daha aynı hatayı yapmamak için çabalamak varken, ne diye durup durup kendimizi üzeriz ki?

 

Örneğin arkadaşlık ilişkinizin bir tanesinde, karşı tarafı istemeden kırdınız ve kendinizi çok kötü hissediyorsunuz. Ya da eleştiri hak etmeyen birini istemeden eleştirdiniz. Hak etmeyen birine tokat attınız. Haksızlığa göz yumdunuz. Sayıyorum, daha da sayabilirim ama bunlar aslında sayıldığı kadar basit hatalar değiller maalesef. Yapana vicdan azabı, yapılana kalp kırıklığı yaşatan ciddi hatalar. Ben böyle bir durumda kalsam ne yapardım, diye düşünüyorum ve yaptığınız hatalarda size yardımcı olmayı deniyorum.

 

Ben birinin kalbini istemeden ve haksız yere kırsaydım, elimde yapabileceğim tek bir şey olurdu. Özür dilemek ve asla bir daha tekrar etmemek. Karşı tarafta yaratılan yıkımın ne ölçüde olacağını ve özrün ne kadar etki yapacağını bilemem ama hata yapmayan insan yoktur; hata yapmak insanlığın ana kuralıdır ve tecrübede bu hatalar sayesinde edinilebilecek bir olgudur. Bu nedenle hata yapmaktan çekinmeyin, hatalar yapın ve öğrenin ama çok da ilerilere gitmemek için bir çözüm yolu üretmeyi de ihmal etmeyin.

Satın alınan oyuncağın mı yoksa emek verilerek yapılan oyuncağın mı daha değerli olduğunu düşünüyorsunuz?

Satın alınan oyuncağın mı yoksa emek verilerek yapılan oyuncağın mı daha değerli olduğunu düşünüyorsunuz?

 

Satın alınan oyuncakların neredeyse hepsi birbirine benzemektedir. Çünkü onları makine yapmıştır, yüz şekilleri, ölçüleri, kıyafetleri hep bir beden olacak ve o oyuncaklar gerçek hayatın aksine her zaman daha güzel olacaktır. Oysa çirkin bebekler de güzeldir, güzellik ölçülerin tam olmasıyla, fındık burun, ince bel ile ölçülemez ki.

 

Emek verilen oyuncaklar her zaman daha kıymetlidir. Çünkü makine yapımı oyuncakların yapım süresi en fazla 1 saat sürmektedir, o da boyutu çok büyükse. Ama el yapımı oyuncaklar öyle midir? Ninelerimiz anlatır, küçükken eski bezlerimizin içerisine tarlalarda topladığımız pamukları koyar bebekler yapardık ve onlar olmadan uyuyamazdık. Bir düşünün, en kısa ihtimalle bir hafta sürmüştür o bebeği istediği gibi yapması. Tabi ki çok kıymetli olacaktır, o kadar üzerinde uğraşılmış, emek verilmiş o oyuncağın.

 

Eskiden sınıf ayrımı çok ortadaymış, şimdi de hala bazı kesimlerde öyle tabi. Dedelerimiz tahtalardan oyuncaklar yapar elleriyle yarıştırırmış, kimileri de uzaktan kumandalı arabalar kullanırmış. O arabalar ilk çıktığında çok modaymış ve herkes çok istermiş, oysa şimdi ne kadar da sıradanlaştı.

 

Emek verilerek yapılan oyuncaklar daha sağlam olmaları, daha güzel olmaları, gerçek hayatı daha çok yansıtmaları ve çoğunlukla biraz kilolu olmaları dolayısıyla her zaman daha değerli olmuşlardır. Hele ki bir çocuğun kalbine girmeyi, çok daha kolay başarmışlardır.

İnsanın yüreğinin bir kapısı olsaydı siz o kapıyı nasıl açardınız?

İnsanın yüreğinin bir kapısı olsaydı siz o kapıyı nasıl açardınız?

 

İnsanın yüreğinin kapısını neden açmak istediğime bağlı olarak değişir, desem çok da yanlış konuşmuş olmam sanırım. İnsanın yüreğinin kapısı olayların değişikliğine göre çeşitli çeşitli kapalıdır.

Örneğin bir annenin yüreğinin kapısını açmak çok kolaydır. “Anneciğim, o geziye bütün arkadaşlarım gidiyor. Ben de gitmek istiyorum.” Anneniz bu teklifiniz karşısında sizin için delicesine endişelenecek olsa da kabul edecektir, çünkü o ana yüreğidir ve çocuğunu asla kırmak istemeyecektir.

 

Bir yüreğin kapısını açmak için, yüreğinin kapısını açacağınız kişiye bir güven ve sevgi vermiş olmanız gerekmektedir. Çünkü bir insan, kim olursa olsun size güvenmiyorsa veya sizi sevmiyorsa veya ona saygı duyduğunuzu düşünmüyorsa, konu ne olursa olsun yüreğinin kapısını sizlere kapatacak ve açmak istemeyecektir.

 

Bir insanın yüreğinin kapısı karşı tarafa duyduğu sadakat, güven ve duyarlılık çerçevesinde açılır. Yani bu aslında bir birikimdir, kısa zamanda gerçekleşmesi mümkün değildir. Örneğin bir anne çocuğunun bir yere gitmesine evet, izin verir ama izin vermesi için öncesinde o çocuğun ona bir güven vermiş olması gerekmektedir. Örneğin tanımadığı kişiler ile konuşan, hatta onlar ile oyun oynamak isteyen, onların peşinden giden, önüne arkasına dikkat etmeyen, istediği bir şeye koşan ve bunu habersiz yapan bir çocuğun gitmesine annesi asla izin vermez.

 

İnsan ilişkilerinde de durum böyledir. İnsan yeni tanıştığı insana güvenir, çünkü güvenmek zorundadır. Hakkında hiçbir şey bilmediği birinin yalan söyleyeceği aklına gelmez, gelirse bu kötü niyettir. Burada güvenden kastım, onun doğruyu söyleyip söylemediği yoksa başka konularda elbetteki güvenmez. İşte bu noktada karşı taraf güven kazandığında, kalplerin kapısı her zaman açılacak; güven kaybettiğinde de o kilidi kimse açamayacak.

Günlük Yazma Kurallarına Uygun Örnek Günlük

SORU: Aşağıya, günlük yazma kurallarına uyarak bir gününüzü yazınız.

 

Sevgili Günlük;

Bugün yağmurun hışırtıları ile uyandım. İstanbul’da yağmurlu bir gündü ve okula gidecek olmak beni biraz üzüyordu. Çünkü yağmurlu günleri yatarak ve kitap okuyarak geçirmekten hoşlanıyorum. Aslında çizgi film izlemek de benim için oldukça hoş.

 

Anneme birkaç kez gitmemek için ısrar ettim fakat bunun mümkün olmadığını ve hastalık olmadığı sürece ders kaçırmamam gerektiğini söyledi. Derslerimin benim için ne kadar önemli olduğunu da ben henüz yataktayken hatırlattı. Zaten yağmura hiç yakalanmayacağımı, babamın beni okula arabayla bırakacağını söyledi. Servis beklemek ile ve servisin kalabalığında ayakta gitmek ile meşgul olmayacağım için biraz olsun sevinmiştim. Babamın işi Beyoğlu’nda idi ben ise Beşiktaş’ta okuyordum. Mecidiyeköydeki eski Ali Samiyen Stadyumuna yakın oturmamız dolayısıyla babam ile yolumuz tersti ve babam benden erken gidiyordu, yani okulda olmam gerekenden 45 dakika kadar erken oluyordum. Sonuçta o da trafiğe girmek istemiyordu ve ben bu yüzden servis kullanıyordum. Geciktiğim zamanlarda annem beni otobüs ile bırakıyordu.

 

İstemeye istemeye yataktan kalktıktan sonra pijamalarımı değiştirdim ve gerekli hazırlıklarımı tamamlayıp kahvaltımı ettim. Babamla biraz erken yola çıktık ve okuluma gittim. Her şey seyrinde ilerliyordu ve okulum gayet iyi geçmişti, derslerime iyi çalışıp özenli notlar almıştım.

 

Dönüşte servisi kullanarak evime gittim, yağmur yine vardı ama çok azdı ve şemsiyem beni ondan korumuştu. Annem her zamanki gibi ineceğim yerden beni aldı, evime geçtim. Biraz yemek yedim ve dinlendim, sonra bir saat kadar televizyon izledim ve ödevlerimi tamamladım. Tüm işlerim bittikten sonra kitap okudum ve bir çocuğun uyuması gerektiği kadar uyuyabileceğim bir saatte gözlerimi kapattım.