Osmanlı Devleti İçin Çifthane Sisteminin Faydaları Nelerdir?

Osmanlı Devleti için çift hane sisteminin faydaları nelerdir?

 

Osmanlı’da tarımsal arazi mülkiyeti ve zirai üretim hem halk hem devlet için temel refah kaynağı olduğundan tarımsal ekonominin devletin istediği şekilde güçlü tutulmasını sağlayan bir sistemdir. Bu sistem sayesinde devlet elindeki arazilerin ekilmesi, hasadı ve sulama işleri düzenli ve kontrollü şekilde gerçekleştirilmiştir.

 

İnsan ve hayvan gücüne dayalı olan arazilerin boş bırakılması ve ehil olmayan kişilerin elinde yanlış şekilde kullanımı engellenmiştir. Çifthane sistemi üç unsurdan oluştuğundan hane, bir çift öküz ve çiftliğin bir arada sürekli üretim sağlanacak şekilde tutulması sağlanmıştır.

 

Sistemde ailenin emeği, bir çift öküz ile işlenen arazi bir üretim biriminin yani devletin genel harcamalar için kullanacağı vergiye kaynak oluşturan üretim birimini oluşturduğundan vergi toplamada istikrar sağlanmıştır.

İşlenen toprak devletin olduğundan çiftçi ailesi elindeki araziyi satamayacağı gibi hibe edemez vakfedemez. Bu da halk açısından tarımda sürekliliği sağlamıştır.

Tahrir defterlerinde bu araziler kayıt altına alınmıştır. Bu durum haksız mülk edinmelerin önüne geçmiştir.

Devlet toprak ve halk üzerindeki kontrolünü sürdürebilir bir duruma getirmiştir.

Zirai üretimin sürdürülmesi devlet tarafından garanti altına alınmıştır.

Çiftliklerin dağılması engellenmiştir. Tarlaların zirai üretim yerine devlet için getirisi olmayacak şekilde bahçe ya da bağ olarak kullanılması engellenmiştir.

Tarımsal faaliyetin sadece belli kişilerin elinde toplanmasını önüne geçilerek kişilerin emeklerinin sömürülmesine fırsat verilmemiştir.

Ekonominin temeli tarıma dayalı olduğundan tarımsal üretim faaliyetini sürekliliğini sağlanmıştır.

Çiftçiler haklı bir neden olmaksızın kendilerine verilen arazileri boş bırakamazlar 3 yıldan fazla süre ile tarımsal faaliyeti durduramazlar bunu yaptıkları takdirde ceza alırlar ki bu da devlet için ayrı bir vergi geliridir.

Osmanlı Devleti’nde Vakıfların Toplumsal Hayat İçerisindeki Faydaları Nelerdir?

Osmanlı Devleti’nde Vakıfların Toplumsal Hayat İçerisindeki Faydaları Nelerdir?

 

Vakıf hangi maksatla kurulmuş ise o amaç ortadan kalkmadığı sürece vakıf olarak hizmet etmesi gerekmektedir. Vakıf amaçları mutlaka insanların faydaları doğrultusunda olması gerekmektedir. İnsanların ve insanlığın faydasına olmayan bir iş yapmak maksatlı vakıf kurulamaz. Vakıf sistemi en belirgin şeklini Osmanlı’dan almıştır. En yaygın olarak ve çeşitli amaçlarla Osmanlı da bulunmuştur. Osmanlı zamanında vakıf sistemi kurumsallaşmıştır. Osmanlıda vakıf alanları;

 

  • Eğitim
  • Sağlık
  • Sosyal yardım
  • Diyanet
  • Bayındırlık

 

Gibi alanlarda faaliyet göstermiş ve vakıf alanını zirvede yaşatmışlardır. Vakıf sisteminin Osmanlı da önemi büyüktür. Devletin halkına hizmet etmesinin yanında can ve mal güvenliğini korumaktan, sınırları muhafaza etmeye, Asayişi sağlamaktan, devlet düzenini korumaya gibi bir çok sorumluluğu olan Osmanlıda halka hizmet etme konusunda vakıflara büyük iş düşmektedir. Okul, cami, hastane gibi bir çok hizmet binası ve kuruluşların kurulmasından sorumlu olan vakıflar halkın refahını sağlayan hizmetler vermektedir.

 

Osmanlı bünyesinde faaliyet gösteren vakıflar, topladığı bağışlar ile birlikte halka faydalı olabilecek yapıların kurulmasına ve işletmesine fayda sağlayarak Osmanlı devletine büyük fayda sağlamıştır.  Vakıflar zengin kimselerden alınan bağışlarla yardım ihtiyacı olan insanlara hizmet vermektedir. Osmanlı devleti zamanında vakıflar bu yönü ile bugünkü sivil toplum kuruluşlarına benzetilmektedir. Zengin ile yoksulu tek çatıda buluşturan ve toplumdaki sosyal sınıf farklılıklarının yaşanmadığı Osmanlı Devletinde halk refah içerisinde yaşarken Dünya sınıf ayrımları nedeni ile iç karışıklıklar yaşamıştır.

Sosyal Hayatın Canlanmasında, Vakıf Müesseselerinin rolü nedir?

Sosyal Hayatın Canlanmasında, Vakıf Müesseselerinin rolü nedir?

 

Osmanlı Devleti vakıf ve benzeri sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine büyük önem vermiştir. Birçok konuda farklı amaçlar ile, vakıflar kurulmuştur. Bu vakıfların amaçları adlarında açıkça belirtilmiştir.

 

Kişi ya da kurumların, maddi ve manevi imkanlarını kamu yararına sarf etmesine vakıf denmiştir. Osmanlı Devleti döneminde devlet geleneği olacak şekilde vakıf ve benzeri kuruluşlar desteklenmiştir.

 

Vakıf ve diğer kuruluşların benimsemiş oldukları belli amaçlar şu şekildedir. Bu amaçların hayata geçirilmesi sonrasında sosyal sorumluluk yerine getirilmiştir. İnsanların kaynaşması sağlanmıştır. Irk ve din farkı gözetmeksizin toplum olabilme bilinci geliştirilmiştir. Bu sayede uzun yüzyıllar boyunca birbirinden ayrılmayacak toplum harcı meydana getirilmiştir.

 

Vakıfların Üstlenmiş oldukları toplumsal roller sonrasında sosyal hayatta meydana gelen olumlu değişiklikler şu şekilde seyretmiştir.

  • Toplum içerisinde maddi bakıma muhtaç kişilerin desteklenmesi sağlanmıştır, bu şekilde toplumsal barış iklimi meydana gelmiştir,
  • Kurulan şifahaneler ile akıl sağlığı ve diğer sağlık uygulamaları benimsenmiştir,
  • Kültürün geliştirilmesi ve eğitimin teşviki amaçlanmıştır,
  • Mektep, medrese, yurt, lonca, kervansaray kurularak, sosyal birlikteliğin sağlandığı ortamlar oluşturulmuştur,
  • Vakıf kuruluşları sadece yerli halk değil gayri müslim halkın da ihtiyaçlarını karşılamış bu sayede farklı kültürlerin kaynaşması hızlanmıştır,
  • Vakıflar sayesinde kurulan kervansaraylar ile ticari faaliyetlerin yanı sıra, uzak iklim ve coğrafyalarla kaynaşma imkanı elde edilmiştir.
  • Padişah I. Mahmud döneminde kurulan Evkaf Nezareti ile vakıf ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri denetlenmiştir.

Esnaflara verilen cezaların uzlaştırıcı ve eğitici olmasının amacı neler olabilir?

 Esnaflara verilen cezaların uzlaştırıcı ve eğitici olmasının amacı neler olabilir?

 

Osmanlı Devleti ticaret ve esnaf ilişkilerinin sağlıklı yürütülmesine büyük önem vermiştir. İlk olarak meslek gruplarının, sistematik bir şekilde eğitilmesi ve ardından bu grupların denetlenmesi maksadıyla Loca Teşkilatları kurulmuştur. Bu teşkilatlar, farklı meslek gruplarından farklı temsilciler ile teşkil edilmiştir.

Esnaf ve zanaatkarların denetlenmesi amacıyla, Fütüvvetname adı verilen meslek kuralları kanunu oluşturulmuştur. Buna göre, belirli bir standardın sağlanması amaç edinilmiştir. Ayrıca denetim kolaylaşmıştır.

 

Osmanlı Devletinde belirli bir suç karşılığı olarak, bedensel ve mali yükümlülükler uygulanmıştır. Buna göre, nizama uymayan esnaflara uyarı cezası verilerek ikaz edilirdi. Hileli mal üreterek tüketicinin istismarı durumunda ise, esnaf tüm çarşı ve pazar içerisinde teşhir edilirdi. Bu uygulamalar ile amaç, caydırıcı bir şekilde ıslah etmekti.

 

Çevreyi rahatsız eden esnaflara, kayıtsız bir şekilde dükkan açan esnaflara iş yerini kapatma cezası verilirdi.

 

Ödenmesi gereken verginin ödenmemesi, üretim yapmamak, sahtekarca ve ahlaksızca davranışlar, fitne yaymak, diğer esnaflara kötü söz ve davranışta bulunulması durumunda lonca tarafından veya doğrudan kadı tarafından meslekten ihraç edilme cezaları uygulanmıştır.

 

Kaçakçılık ve benzeri durumlarda kesinlikle müsamaha gösterilmemiştir. Kaçakçılık durumunda, esnaftan karşı taraftan aldığı para alınarak, malına el konulmuştur.

 

Belirli fiyat üzerinde fiyat belirleyen veya karaborsacılık yapan esnaf, dayak cezası ile cezalandırılırdı. Kural ve nizamı bozan özellikle fırıncı esnafı, dayak başlangıç olmak üzere idama kadar giden cezalar ile muhatap olabilmekteydi.

 

Osmanlı Devleti bu uygulamalar ile esnafın meslek etiğine uygun üretim yapmasını sağlanmıştır.

Osmanlı Devleti’nde, Lonca Teşkilatının mesleki eğitime etkileri nelerdir?

Osmanlı Devleti’nde, Lonca Teşkilatının mesleki eğitime etkileri nelerdir?

 

Bilinen diğer adıyla Ahi Teşkilatı, meslek gruplarının eğitimi ve ıslahı ile sistemli bir şekilde teşkilatlanması amacı ile kurulmuş olan sivil toplum kuruluşuna Lonca Teşkilatı denilmiştir. Çeşitli meslek grupları temsilcilerinden teşkil edilerek hiyerarşik bir düzen kurulmuştur.

 

Teşkilatın başında, Esnaf Kethüdası ya da Şeyh adı verilen yetkililer bulunmaktadır. Seçim ile başa gelen Şeyhler, ülke genelinde esnaf ve zanaatkarlar üzerinde etkili idi. Teşkilatın meslek eğitim açısından birçok faydası bulunmaktadır. Buna göre;

 

  • Lonca Teşkilat, halk ile esnaf arasındaki ilişkiyi takip ederek düzenlemiştir,
  • Lonca Teşkilatı, fiyatları düzenlemiş ve piyasaya sürülen ürünleri denetlemiştir,
  • Usta çırak ilişkisi kapsamında, mesleki deneyim ve iş ahlakı, Lonca Teşkilatları sayesinde kazandırılmıştır,
  • Rekabet ve diğerine yaşama hakkı tanımayan düzen yerine, meslek gruplarının dayanışması ve eğitilmesi sağlanmıştır,
  • Birlik ve beraberlik ile meslek etiği kavramları, genel hatlarıyla oluşturulmuştur,
  • Lonca Teşkilatı aracılığıyla, girişimciler için eğitim verilmesi ve mesleğe teşvik amacıyla kredi imkanı sunulmuştur,
  • Lonca Teşkilatı tarafından verilen bugünkü manada çıraklı eğitimi ile, mesleklerin devamı sağlanmıştır.
  • Lonca Kethüdası aracılığı ile kamu ile esnaf arasında iletişim sağlanmıştır. Yatırımlar ve eğitimin desteklenmesi doğrudan sağlanmıştır.
  • Fütüvvetname denilen yasalar ile tüm meslek grupları denetlenmiş ve belirli bir nizama kavuşturulmuştur,
  • Lonca Teşkilatı, çırak, kalfa ve usta kavramlarına önem vermiştir. Her bir safha için farklı içerikte eğitimler düzenlenmiştir.
  • Lonca Teşkilatı çıraklık eğitimi yanında sanat okulu olma özelliği de taşımıştır.

Osmanlı Devleti, toprak sistemini oluştururken hangi özellikleri esas almış olabilir?

Osmanlı Devleti, toprak sistemini oluştururken hangi özellikleri esas almış olabilir?

 

Osmanlı Devleti ekonominin ve üretimin temelini oluşturan faaliyet olarak gördüğü, tarımsal ve hayvansal üretimin devamını sağlamak maksadıyla, toprak yönetiminde bazı hususları önemsemiştir. Buna bağlı olarak toprak yönetimi şekillenmiştir.

 

Geçmiş Türk İslam Devletlerinde de görüldüğü gibi, toprak yönetimi üç ana birime ayrılmıştır.

 

Mülk Arazileri: Halkın hak sahibi oldukları topraklardır. Öşür Toprakları, Müslüman tebaaya ait olan topraklardır. Her türlü tasarruf hakkı mal sahibine aitti. Bununla birlikte üretimi yapılan ürünler için yüzde on oranında Öşür Vergisi uygulanmıştır. Haraci Topraklar, gayrimüslim halkın sahibi oldukları topraklardır. İki farklı vergi türüne muhatap olan topraklar üzerinde tasarruf hakkı ise, mal sahibine aitti.

 

Vakıf Arazileri: Gelirleri ile, toplumsal amaçlı kurulmuş yapıların, ihtiyaçlarının karşılanması amaçlanmıştır.

 

Miri Arazi: Ülke genelinde çoğunlukla miri adı verilen araziler bulunurdu. Bu topraklar üzerinde ise hak sahibi doğrudan devlet idi. Boş kalmamak ve üretimin devamını sağlamak amacıyla, devlet tarafından, istekli çiftçilere verilmekteydi. Farklı modelleri bulunan Miri araziler üzerinde uygulanan yöntemlere göre çeşitlik bulunmaktadır. Buna göre, Havvass-ı Hümayun, geliri doğrudan hazineye aktarılan topraklardır. Paşmaklık, Padişah yakını ve ailesi üzerine ait olan topraklardır. Malikane, devlet yöneticilerine tahsis edilmiş arazilerdir. Yurtluk, sınır çevresinde görevli asker aileleri için tahsis edilen topraklardır. Ocaklık, kale yapımı ve tersane giderleri için tahsis edilen topraklardır.

 

Osmanlı Devleti toprak yönetiminde uygulamış olduğu politikalar ile, üretimin devamını sağlamak istemiştir.

İslam kültürü, Osmanlı Devleti’nin fethettiği yerlerde ne gibi değişikliklere neden olmuştur?

İslam kültürü, Osmanlı Devleti’nin fethettiği yerlerde ne gibi değişikliklere neden olmuştur?

 

İslam kültürü, bir arada yaşamaya ve farklılıklara hoşgörü ile yaklaşma temeline dayanmaktadır. Osmanlı Devleti İslam inancının hoşgörü ve adalet anlayışını, fethettiği bölgelerde uygulamıştır. Bu durum farklı etnik unsurların bir arada yaşamalarına imkan tanımıştır.

Osmanlı Devleti egemenlik kurduğu coğrafya insanlarına yönelik uyguladığı temel politikası şu şekildedir. Buna göre, farklı kültür ve inanca sahip olsa da tüm azınlıklar, kanun ve nizamlara uydukları, vergilerini ödedikleri takdirde kendilerine ait değerlere sahip şekilde oluşturulmuş okul, hastane ve mahkeme gibi kuruluşlara sahip olmuşlardır.

 

Osmanlı Devleri, Hristiyan veya Yahudi inanç gruplarının asimile edilmesi ya da dinlerini değiştirmeleri yönünde bir uygulamaya gitmemiştir. Bununla birlikte zorlama olmaksızın, özellikle Rumeli köylerinde yaşayan halkın zaman içerisinde İslamiyet ile tanıştıkları bilinmektedir.

 

Osmanlı Devleti, bir şehri fethettikten sonra ilk olarak, merkezi kilise camiye dönüştürülürken şehre merkeze bağlı şekilde subaşı ve kadı tayin edilmiştir. İkinci bir icraat olarak da yerli Türk halkın bir kısmını zorunlu iskan politikası ile bölgeye göç etmeleri sağlanmıştır. Örneğin İstanbul fethi sonrasında, Ayasofya büyük bir cami haline dönüştürülmüş, Anadolu’dan ise İstanbul’a yaklaşık beş bin kişilik bir aile grubunun göçü sağlanmıştır.

 

Fethedilen toprakların mimari ve yapı anlayışı zaman içerisinde İslam kültürüne has bazı unsurlarla donatılmıştır. Örneğin, mescit, bedesten, zaviye, cami, medrese, imaret ve kervansaray ile şehrin kültürel dönüşümü hızlanmıştır.

Fatih’in, saklanan halka İstanbul’da serbestçe dolaşmalarını emretmesi Osmanlıların hangi siyaseti ile açıklanabilir?

Fatih’in, saklanan halka İstanbul’da serbestçe dolaşmalarını emretmesi Osmanlıların hangi siyaseti ile açıklanabilir?

 

Osmanlı Devleti İslam dininin ‘’ Allah indinde hak din İslam’dır’’ düsturuna öyle iman ve itaat etmiştir ki devletin politika ve sosyal siyasetinde İslam dininin hükümlerini devletin anayasası hassasiyetiyle uygulamışlardır. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’ u fethiyle Rum halkta korku ve panik yaşanmıştır. Halkın Ayasofya başta olmak üzere şehirdeki kiliselere sığınması üzerine Fatih Sultan Mehmet Han kendisine itaat etmeleri karşılığında dini özgürlüklerini ve günlük yaşamlarını güvence altına almıştır. Bu haset ve kin duygularından uzak yaklaşımın altında Osmanlı Devletinin anayasası olarak kabul ettiği İslam hukukunun hoşgörüye dayalı emirleri yatmaktadır.

 

Osmanlı devleti fetihlerini gerekçelendirirken Allah’ın insanlar üzerine kıldığı hak din olarak İslam’ın insan fıtratına en uygun din olduğuna sarsılmaz bir inançla dini dünyaya yaymayı amaçlayan bir düşünceye sahiptiler. İslam’ın merhamet ve tolerans telkin eden emirleri Osmanlı Devletinin İslam’la bütünleşmiş olan idari yapısında devletin varlık ve saadet nedeni olarak görülürdü. İslam dininin dini benimseyen, benimsemeyen bütün insanlar üzerindeki bu yaklaşımı Osmanlı Devleti için hem Allah’ın emri hem de cihan hâkimiyetinin anahtarıydı. Dinin varlığı ve büyüklüğünü kendi varlığıyla eş tutarak insanın refahını devletin refahı olarak kabul eden bir anlayışa sahip olan Osmanlı Devleti gayrimüslim halkın büyük takdirini kazanmış, İslam saadetinin üzerlerinde tecelli etmesini gaye edinmiştir. Buna genel olarak İslam’ın hoşgörü siyasetinin Osmanlı Devlet ve hayat nizamını düzenlemesi denilebilir.

Osmanlı Devleti’nde sağlık ve eğitim gibi hizmetler hangi yollarla karşılanmıştır?

Osmanlı Devlet’inde sağlık ve eğitim gibi hizmetler hangi yollarla karşılanmıştır?

 

Osmanlı devletinde tıp hizmetleri 1826 yılından öncesi dönemde Selçuklu Devleti Darüşşifaları, Vakfiyeleri ile birlikte fetihlerle birlikte hükmedilen şehirlerde kurulan yeni vakfiye ve şifahanelerde yerine getirilmekteydi. Geleneksel İslam tıbbını Selçuklu mirasına sahip çıkarak sürdürmeye devam eden Osmanlı devletinde hekimlerin ve sağlık hizmetleri giderlerinin karşılanması şifahanelerle birlikte kurulan ve şifahaneye vakfedilmiş olan vakfiyelerin gelirlerinden karşılanmaya çalışılırdı. Yatan hasta tedavisinin yanında ayakta hasta tedavisi yapılır, ilaç alamayacak durumda olanların ilaç masrafları vakfiye gelirleri kullanılarak temin edilirdi.

 

Tıp eğitimi dönemin en yüksek eğitim kurumları olan medrese ve külliyelerde ilmiye sınıfının içinden yetenekli öğrencilere verilirdi. Ülkede ki hekim ve cerrahlar kendi muayenehanelerini açmakta ve tıp öğrenimini de bu dükkân denilen müesseselerde vermekte serbestlerdi. Bu dükkânların her biri saray hekimi de denilen hekimbaşıdan yetkinlik belgesi almak zorundaydı. Vakfiyesi bulunan Bimarhane ve şifahanelerin giderleri hayır için vakfedilen paralarla birlikte vakfın kendi tasarrufu ile bağışlanan paraların işletilmesi yoluyla karşılanırdı.

 

Osmanlı Devletinde her caminin yanında kurulmuş olan sıbyan mektepleri ilkokul seviyesinde eğitim verirdi. Bu mekteplerin giderleri cami ile birlikte inşa edilen ve caminin hizmetine tahsis edilen vakıf müesseselerince karşılanırdı. Sıbyan mektepleri küçük yaşta ki çocukların medrese eğitiminden önce kabiliyet ve yeteneklerini belirlemekle birlikte medrese eğitiminin alt yapısını oluşturacak bilgileri edinmelerini sağlayarak ilk mektep görevi görmüşlerdir. Medreseler sıbyan mekteplerinden gelen öğrencilere yatılı eğitim hizmeti sağlamasının yanında sağlık ve iaşe masraflarını da karşılamaktaydı. Hepsi külliye de denilen içinde cami, sıbyan mektebi, medreseleri barındıran mahiyette vakıf müesseseleri yaygındı. Vakıf kurumlarının kuruluş idamesi için vakfiyeler sağlamak kurumu vakfeden kişiye aittir. Eğitim için vakfedilen kurumların idame masrafları yine vakfedenin kuruma bağladığı ticarethane, arsa, tarım arazisi şeklindeki gelir ihtiva eden unsurlarca karşılanır yine bütün bu gelir kaynakları kuruma vakfedilirdi.

Günümüzde mesleki eğitim hangi kurumlarca verilmektedir?

Günümüzde mesleki eğitim hangi kurumlarca verilmektedir?

 

Mesleki eğitim, bilimsel ve ekonomik büyüklük ihtiva eden üst düzey düşünsel kabiliyet gerektiren iş ve hizmet dallarında alt hizmetlerin yerine getirilebilmesi adına büyük önemi bulunan eğitim kademesidir. Ülkemizde mesleki eğitim Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak ticari ve hukuksal faaliyet yürüten bütün meslek dallarında verilebildiği gibi bir zanaat ifa eden esnaf kuruluşlarında da yerine getirilmektedir.  Bunlar Mesleki ortaöğretim programları ve okulları, Teknik ortaöğretim programları ve okulları, çıraklık ve ustalık eğitimi olarak Milli Eğitim bakanlığı ile özel sektör ve kamu kurumlarının ortaklaşa yürüttüğü eğitim kuruluşlarıdır. Mesleki ve teknik ortaöğretim okulları kendi içerisinde kız ve erkek teknik orta öğretim kurumları veya mesleki orta öğretim kurumları olarak farklı genel müdürlüklerin yönetimi altında hem yaygın hem de örgün eğitim faaliyetlerini yürütmektedir.

 

Orta öğretim kurumlarında başarı durumuna göre yüksek öğretime yönlendirilmeyen öğrencilerin mesleki eğitime katkı sağlaması adına iş hayatına yönlendirilmesiyle çıraklık ve ustalık eğitimi gibi mesleki eğitim dalları da ihtiyaca göre hizmet vermektedir. Milli Eğitim Bakanlığı kontrolündeki çıraklık eğitim merkezi kurumlarında ifa edilen ustalık ve çıraklık eğitimi işveren ile sermayedar ortaklığının sonucu olarak kurulmuş müesseselerdir.

 

Kamu kuruluşlarının mesleki hizmetlerinin yerine getirilmesi adına yine Milli Eğitim Bakanlığı ile yapmış olduğu ortaklığın sonucu olarak özel sektör sermayeli kurs ve dershaneler Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına uygun olarak yapılan sınavlarla diploma ve sertifika verebilmektedir. Örneğin; sürücü belgesi, iş makinesi operatör sertifikası, on parmak klavye, bilgisayar işletmenliği sertifikası gibi yetkinlik belgeleri Milli Eğitim Bakanlığı destekli özel sektör sermayesi tarafından kurulmuş eğitim kurumlarınca sağlanabilmektedir.