Yaşadığınız yerin yöneticisi olsaydınız çocuklar için hangi oyun alanlarını hazırlardınız?

Yaşadığınız yerin yöneticisi olsaydınız çocuklar için hangi oyun alanlarını hazırlardınız? Arkadaşlarınıza anlatınız.

 

Çocuklar hem toplumun hem de ülkemizin geleceğidir. Bu yüzden yatırımdan aslan payını çocuklar almalıdır. Çocuklarımızın hem eğitimi hem de sosyal faaliyetler açısından her türlü imkanı sağlamaktan kaçınmamalıyız. Hayal güçlerini geliştirmeli, yeteneklerini erken keşfetmeli, her çocuğu kendi yetenekleri doğrultusunda geliştirmeliyiz. Çünkü çocuklar dünyamızın geleceğidir.

 

Ben yaşadığım yerin yöneticisi olsaydım çocukların gelişimini en önemli görevlerimden biri olarak  kabul ederdim. Onların yaşlarına göre gelişimi için hiç bir masraftan ve çalışmadan kaçınmazdım. Çocuklarını doya doya yaşayabileceği yaşıtları ile birlikte oynamasına imkan verebilecek oyun parkları inşa ederdim. Bu parkları inşa ederken biraz alışılmışın dışına çıkardım. Klasik kaydırak, tahterevalli, salıncak, atlı karınca, kum – toprak alanları haricinde hayal dünyalarını ve el becerilerini geliştirebilecekler ortamlar hazırlardım.. Mesela;

 

  • Zeka geliştirici yap-boz alanları oluştururdum. Seviye seviye günlük hayatta görebilecekleri resimleri, karakterleri yapboz haline getirirdim ve çocukların bunları toplayabileceğini yapbozları tamamlayabileceği ortamlar yapardım.
  • El becerisi isteyen eşyalar yapabilecekleri ve onlara yardımcı olabilecek eğitmenlerin olduğu ortamlar hazırlardım. Örneğin çocuğa hazır uçurtma verip ol bunu uçur oyna demek yerine gel beraber sana uçurma yapalım kendi uçurtmanı kendin yap yeteneği kazanabileceği ortam hazırlardım.
  • İnternetin ve bilgisayarın faydalı işler için kullanıldığını anlatabileceğim eğlenceli oyun yerleri hazırlardım. Özellikle de internetin nasıl kullanılması gerektiğini nasıl kullanırsak bize çok faydalı olacağını analatan eğitici oyunlar öğretirdim. Çünkü günümüzde en büyük güç bilgidir. Bilgi ise şuan internettedir. Doğru kullanımında en büyük silah internetteki bilgi olacaktır.

Şahin Bey Metni – Soruları metne göre cevaplayınız.

Metin ile ilgili 5 soru var. Sorulara verilebilecek cevaplar şu şekilde;

 

İngilizler işgal ettikleri hangi şehirleri Fransızlara devretmiştir?  : Maraş, Urfa, Antep ve Kilis şehirlerini Fransızlara devretmiştir.

 

Antep halkının sabrını hangi olay taşırmıştır? :  Mübarek Cuma günü, Akyol Polis Karakolu’ndaki bayrağımızın zorla indirilmesi, Antep halkının sabrını taşıran olay olmuştur.

 

Şahin Bey kimdir?  :  1.Dünya Savaşı’nda subay olarak görev yapmış bir askeri kahramanımızdır.

 

Şahin Bey hangi olaydan sonra halk arasında efsane haline gelmiştir? : Kilis’ten Antep’e erzak getiren Fransız birliğine karşı 20 askeri ile birlikte savaşıp düşman askerlerinin Antep’e gitmekten vazgeçmesine sebep olması ile halk arasında efsane haline gelmiştir.

 

Şahin Bey, cephanesi bitince ne yapmıştır? : Düşman askerinin karşısına dikilip “Geçemezsiniz!” diye bağırmıştır.

Çevrenizdeki insanlarla ortak kullandığınız alanlar nerelerdir?

Bu soruya örnekler verirken çevremi 3 e böldüm ben. İş ortamım, yaşadığım apartman ortamı ve ikisi arasında geçen sokak. Her biri için bir kaç örnek ile anlatmaya çalışacağım kısaca. Sizlerde kendinize uyarlayabilirsiniz.

 

İlk önce apartman ortamında başlayalım. Apartmanımızda otopark mevcut. araçlarımız park ettiğimiz yer komşularım ile ortak kullanım alanım. Apartman merdivenler ve asansör yine komşularımla birlikte kullandığım ortak alan. Ayrıca site için  ufak bir park ve peyzaj alanımız var. Hem benim hem de çocukların yaşadığım yerde ortak kullandığımız alanlar.

 

İkinci olarak iş ortamından bahsedeyim. İş yerinde yine otoparkımız mevcut. Öğlen yemeklerini yediğimiz bir yemekhanemiz var. İşe gidip gelirken kullandığımız bir servislerimiz var. Bunlarla birlikte işyerinde çalışma ofisimiz, toplantı odamız, çay ocağımız ve tuvaletler iş arkadaşlarımız ile birlikte ortak alanlarımız. Ayrıca birde mescid var.

 

Oturduğum semtte tanıdığım ve tanımadığım insanlar ile ortak kullanmak zorunda olduğum yerlerde var. Bunları şöyle örnekleyebilirim. Market, pazar, bakkal, postane, banka, alışveriş merkezi, berber, eczane, fırın, toplu taşıma araçları, kaldırımlar, pizzacı, cafeler vs vs diye uzatabilirim. Kısaca günlük ihtiyaçlarımı karşıladığım, alışverişimi yaptığım yerler.

Uygur Devleti’nde Kadınların Sosyal Hayata Etkileri Neler Olabilir?

Uygur Devletinde Kadınların Sosyal Hayata Etkileri Neler Olabilir?

Uygurlar Devletine ilişkin ilk tarihi kayıtlara Eski Çin kaynaklarından ulaşabilmekteyiz. Diğer bir bilgi kaynağımız ise M. S. 750 senelerine tarihlenen Orhun Kitabeleridir. Bu kaynaklara göre Uygurlar, Doğu Türkleri olarak adlandırılmakta ve bilinmektedirler. Uygur tabiri ise Türkçe metinlerde ilk kez Orhun Anıtlarında ve 717 yılında neden oldukları ayaklanmalar sebebiyle münasebeti anılmaktadır.

Hunların soyundan geldiklerine inanılan Uygur yani Doğu Türklerinin göçebe hayat tarzına sahip oldukları düşünülmektedir. Uygur Türkleri İ.Ö 200 yıllarında ilk defa tarih sahnesine çıktıklarına inanılmakla birlikte, M. S. 546 yılından itibaren ise Göktürk İmparatorluğunun hâkimiyeti altında yaşadıkları bilinmektedir.

 

Eski Türk Topluluklarında Kadın

Bütün medeniyetlerde olduğu gibi eski Türkler toplulukları da varoluşlarını destansı yani mitolojik olaylarla açıklamışlardır. Tüm Türk destanlarında bu varoluş mücadelesinin öyküsü ayrıntılı olarak bulunabilmektedir. Ayrıca bu destanlarda Türk topluluklarının önemli bir parçası olan kadına verilen değerin diğer medeniyetlerden daha farklı olduğu da anlaşılabilmektedir. Eski Türk topluluklarında kadının sahip olduğu özellikler şunlardır;

  • Kadın, diğer milletlerden farklı olarak Türklerde, erkeklerle eşit olarak görülmüştür.
  • Türk adetlerinde kadın ve erkek ayrımı yapılmamaktadır.
  • Bütün eski Türk devletlerinde başı idaresi yani hükümdar Kağan diğer isimle Hakan’dır. Bu hükümdarlar eşleri olan hatunlarla birlikte devleti idare etmişlerdir. Hatunlar, karar alma süreçlerinde faal olmuşlardır.
  • İslamiyet’ten önce kurulan eski Türk devletlerinde kadınlar sosyal yaşamda yoğun ve etkin bir şekilde yer almışlardır.
  • Sosyal hayatta olduğu gibi savaş ve siyaset mevzularında da etkin olmuşlardır. Erkekler gibi ata binmiş, güreş tutmuş ve ok atmışlardır.
  • Çeşitli üretim kademelerinde yani çanak çömlek imalatında tekstilde yani dokumacılıkta ve tarımsal faaliyetlerde önemli roller üstlenmişlerdir.
  • Pek çok Türk destanında kadın misafirperverlik, namus, kahramanlık ve güzellik nitelikleri ile ön plana çıkmıştır.

Türkler Orta Asya’dan nerelere göç etmiştir?

Türkler Orta Asyadan nerelere göç etmiştir?

Türklerin gerçek ana yurdu olarak kabul edilen bölge Orta Asya coğrafyasıdır. Bu bölgede binlerce yıl yaşamlarını sürdürmüşler ve hala çeşitli isimler altında kurulan devletler dâhilinde hayatlarını ve kültürlerini devam ettirmektedirler.

Orta Asya’da yüzlerce yıl hüküm sürmüş olan Türkler, bu süreç içerisinde hem Çinliler hem de Moğollar ile çok uzun zamanlar süren mücadelelere girişmişlerdir. Ancak zamanla girişilen bu mücadeleler sonucunda ortaya çıkan siyasi, ekonomik ve askeri baskı ve şiddeti gittikçe artan Moğolların istila tehditlerinden kurtulmak istemişlerdir.

Bu amaçla Türk toplulukları doğu, batı, kuzey ve doğu yönlerine doğru göç etmeye başlamışlardır. Bu göçler sırasında başlıca şu bölgelere göç etmişlerdir;

  • Kuzey yönünde ve günümüzde Rusya sınırları içerisinde yer alan Sibirya’ya,
  • Doğu yönünde Çin ve diğer uzak doğu ülkelerine,
  • Güney istikametinde Afganistan ve Hindistan bölgelerine,
  • Batı’da ise Karadeniz üst kısımlarına ve günümüzde orta doğu olarak bilinen bölgede yer alan İran, Irak, Suriye ve Mısır ile Anadolu’ya.

 

Kavimler Göçü ve Türkler

Türkler yüz yılların boyunca göçebe bir yaşam tarzı sürmüşlerdir. Ayıca geçimlerini de genel olarak hayvancılık yaparak temin etmişlerdir. Bu sebeple Çin ve Moğol baskısının yanı sıra iklim koşullarının giderek sertleşmesi ve yaşam mücadelesinin zorlaşması da Türklerin göç etmelerinde etkili olmuştur.

Yaşanan göçler sırasında ortaya çıkan hareketlilik yüzlerce yıl devam ederek farklı toplumların sürekli olarak birbirlerini yerlerinden etmesine sebep olmuş ve Kavimler Göçü olarak bilinen büyük toplumsal yer değiştirme hareketlilikleri tetiklemiştir.

Orta Asya Türk Göçlerinin, Türk ve Dünya Tarihine Olan Etkileri Neler Olabilir?

Orta Asya Türk Göçlerinin, Türk ve Dünya Tarihine Olan Etkileri Neler Olabilir?

Türklerin asıl bilinen ve kabul edilen ana yurdu Orta Asya bölgesinde bulunan coğrafyadır. Bu coğrafyada yüzlerce sene boyunca yaşamlarını devam ettirmişler ve hala çeşitli isimlere sahip devletler altında hayatlarını, gelenek, adet ve kültürlerini sürdürmektedirler.  Orta Asya’da yüzlerce yıl kurdukları devlet ile hâkimiyetlerini devam ettirmiş olan Türkler, bu zaman zarfı dâhilinde hem Çinliler hem de Moğollar ile çok uzun yıllar boyunca devam eden mücadelelere girişmişlerdir.

Fakat vakit ilerledikçe ve girişilen bu mücadeleler sonucunda ortaya çıkan siyasi, ekonomik ve askeri baskılar ve bunların şiddeti giderek arttıkça Çinlilerin saldırılarından ve Moğolların istila tehditlerinden kurtulmak istemişlerdir. Bu amaçla Türk toplulukları doğu, batı, kuzey ve doğu yönlerine doğru göç etmeye başlamışlardır.

 

Türkler ve Dünyanın Değişimi: Kavimler Göçü

Türkler yüz yılların boyunca göçebe bir yaşam tarzı sürmüşlerdir. Ayıca geçimlerini de genel olarak hayvancılık yaparak temin etmişlerdir. Bu sebeple Çin ve Moğol baskısının yanı sıra iklim koşullarının giderek sertleşmesi ve yaşam mücadelesinin zorlaşması da Türklerin göç etmelerinde etkili olmuştur.

Yaşanan göçler sırasında ortaya çıkan hareketlilik yüzlerce yıl devam ederek farklı toplumların sürekli olarak birbirlerini yerlerinden etmesine sebep olmuş ve Kavimler Göçü olarak bilinen büyük toplumsal yer değiştirme hareketlilikleri tetiklemiştir. Kavimler göçü, yaşandığı dönemde hem devletlerarasında hem de toplumlar arasında etkileşimlere neden olmuş ve dünya tarihinin gidişatını değiştirmiştir.

Orta Asya coğrafyasının Türklerin yaşam biçimlerine etkileri nelerdir?

Orta Asya coğrafyasının Türklerin yaşam biçimlerine etkileri nelerdir?

Türklerin tarih sahnesine çıkmaya ilk yer yani ana yurtları Orta Asya bölgesidir. Orta Asya bölgesi dağlarla çevrilmiştir. Ötüken, Saygan ve Altay dağları bu bölgede yer alan ve en çok bilinen dağlarıdır. Bunun dışında geniş ve düz arazilere ve plato adı verilen yüksek topraklara sahiptir. Ayrıca Orta Asya’da çöller ve geniş bozkırlar da bulunmaktadır. Bu bölgenin iklim koşulları ise sert ve karasaldır. Bu bölgenin yazları kurak ve sıcak, kışları ise soğuk geçmektedir.

 

Bozkırların Özgür Çocukları: Türkler

İnsanlar dünya üzerindeki yaşantılarına ilk olarak konar-göçer topluluklar olarak başlamışlardır. Türkler de ya avcılık veya toplayıcılık yaparak geçimlerini sağlıyorlar, ya da besledikleri hayvanları sürekli olarak otlaklarda gezdirerek hayatlarını devam ettirebiliyordu. Bu sebeplerle sık sık yerleşim bölgelerini değiştiren, tarımsal faaliyetlerle geçimlerini sağlamayan yani toprağa bağlı kalmayıp hayvan yetiştiriciliği ve ticaretiyle meşgul olan topluluklardı.  Bu nedenle Orta Asya bozkırları Türklerin yaşayışlarını, gelenek, örf ve adetlerini etkilemiştir.

 

Türkler, bozkırın iklim koşulları ve göçebe olmaları sebebiyle keçeden imal edilmiş çadırlarda yaşamaktaydılar. Koyun, at, sığır gibi göçebe yaşamına uygun hayvanlar yetiştirmekteydiler. Bu amaçla kışlak ve yaylaklar arasında sürekli olarak hareket halindeydiler.

 

Orta Asya’nın aman vermez koşulları ve göçebe hayatı,  Türk topluluklarını hayatta kalabilmek için silahlı teşkilatlanmaya, insan ve hayvan sağlığı konularında uzmanlaşmalarına, hayvancılık ve dokumacılığa önem vermelerine, coğrafyayı tanıma ve yön tespit etme alanlarında gelişmelerine neden olmuştur. Çeşitli başarısızlık veya baskılarla karşılaştıklarında ise hayvanlarını yani geçim kaynaklarını yanlarına alarak göç etmişlerdir. Türkler bu nitelikleri sayesinde özgürlüklerini kaybetmeden yüzyıllarca yaşamışlardır.

Orhun Yazıtlarına Göre Türk Devletlerinde Kağanlar Gücünü Nereden Almaktadır?

Orhun Yazıtlarına Göre Türk Devletlerinde Kağanlar Gücünü Nereden Almaktadır?

Orhun yazıtları, Orhun kitabeleri veya Orhun Anıtları olarak da adlandırılan ve M. S. 750 senelerine tarihlenen, Türklere ait ilk yazılı kaynaklardır. Orhun Kitabeleri, Türkler tarafından kullanıla ilk alfabe olan Orhun alfabesi ile yazılmış Göktürkler eserleridir. Türk tarihi açısından bu yazıtların önemi şunlardır,

  • Türk kültür tarihinin, bugün için bilinen ilk yazılı belgeleridir.
  • Türklere ait olan en eski yazılı metinlerdir.
  • Türk toplumun hayat tarzını ve dünyaya bakışlarını tasvir etmektedir.
  • Türk diline ve edebiyatına ait ilk ebedi eserlerdir
  • Türk töresini ve Türk medeniyetinin özelliklerini anlatmaktadırlar.
  • Bu eserler Türk kelimesinin ve Türk milleti tabirinin geçtiği ilk Türkçe kaynaklardır.

 

Türk Devletlerinde Kağanların Güçlerini Aldıkları kaynak

Eski Türk Devletlerinde Kağanların güçlerini yani hâkimiyet kudretini aldıkları kaynak Tanrı ve Kut inancıdır. Bu inanca göre idare etme yetkisi Tanrı tarafından verilen hükümdarlar ve bu hükümdarların soyundan gelenler kutsal olarak kabul edilmiştir. Kut’un tanrı tarafından insanoğluna ve özellikle de hükmetmek için seçilmiş kişiye bahşedilmiş bir hak ve güç olduğuna inanılmıştır. Yani başka bir değişle hükmetme hakkının tanrı tarafından seçilen bir aile veya kişiye verilmesidir. Ayrıca tanrısal bir hak ve seçilmiştik söz konusu olduğu için hükümdarların ve aile mensuplarının kanlarının kutsal olduğu düşünülürdü. Bu sebeple hükümdarın soyundan bir kişi idam olunacaksa, kanı akıtılmadan yani yayın kirişi kullanılarak boğulurdu.

Mete Han’ın Kavimleri Bir Aile Gibi Birleştirmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Mete Hanın Kavimleri Bir Aile Gibi Birleştirmesinin Nedenleri Neler Olabilir?

Mao-tun veya bildiğimiz ismi ile Mete Han, M. Ö. 234 senesinde Hun İmparatorluğu’nun kurucusu olan Teoman’ın oğlu olarak doğmuştur. Orta Asya’da yaşayan ve parçalanmış bir halde bulunan Türk topluluklarını bir araya getirerek tek bir millet haline getiren ilk hükümdardır.

Ayrıca Türk saldırılarına karşı korunmak amacıyla kurulan Çin Seddi’ni aşabilen ilk Türk hükümdar da Mete Han’dır.  Mete Han hükümdarlığı boyunca Büyük Okyanus kıyılarında Hazar Denizine, Hindistan sınırı olan Keşmir’den günümüzde Rusya hâkimiyetinde bulunan Kuzey Sibirya’ya kadar neredeyse Asya’nın tamamına hâkimi olmuş ve 35 yıl boyunca hüküm sürmüştür. Mete Han M.Ö. 174 senesinde hayatını kaybetmiştir.

 

Mete Han ve Bir Milletinin Doğuşu

Türk soyundan olan ve Türkçe dilini konuşan toplulukların milli kimlik ve karakterlerinin bilincine varmalarını sağlayan ilk önder Mete Han’dır. Meta Han Osmanlı Devleti’nin de kurucu unsuru olan Oğuz boylarına mensuptur ve Oğuz Han olarak da bilinmektedir.

Mete Han iktidarda bulunduğu süre boyunca, hüküm sürdüğü topraklara komşu olan devletleri teker teker yenilgiye uğratıp, kontrolü altına soktuktan sonra tüm kuvvet ve gayretlerini Hun siyasi birliğini yani Türk birliğini kurmaya adamıştır. Bu faaliyetleri insanlık tarihi içerisinde çok kısa bir süre sayılabilecek olan yirmi beş yıllık bir süreçte tamamlamıştır.  Bu süreç içerisinde Hun siyasi birliğini tesis etmeyi başarabilmiştir. Bu başarının arkasında yatan temel düşünce ise parçalanmış halde bulunan Türk boylarını tek bir aileymişçesine bir araya getirme yani millet olma amacıdır.

Kut İnancının Türk Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

Kut İnancının Türk Siyasi Hayatına Etkileri Neler Olabilir?

Kut, yaşam gücü ve kutsal enerji anlamlarına gelen bir Şamanizm inancıdır. Kud, gut ve hut gibi benzer fonetiğe sahip kelimelerle de isimlendirilmektedir.  Genel olarak eski Türk, Moğol ve Altay halklarının inancı olan Şamanizm’in bir parçasıdır. Bereket, mübareklik, hayat verici, kutsal yaşam gücü ve canlılık gibi manaları da bulunmaktadır.

 

 

Türklerde Kut Anlayışı ve Siyasi Etkileri

Türkler, Şamanizm ve kut inancı gereği devleti idare etme vazifesinin Tanrı tarafından seçilmişlere bahşedildiğine inanıyorlardı. Bu hak kan yani soy yoluyla bir sonraki nesle geçtiği için hükümdardan olma bütün erkek çocukların yaş ve kabiliyetleri sorgulanmaksızın bu yönetme yetkisi üzerinde hakları bulunuyordu.

 

Kut, tanrısal bir kudret tarafından verilmiş bir yetki olduğu için halk ve ordunun yönetilebilmesi için son derece etkili bir güçtü. Devlete hükmedecek kişiye bu yetkilerinin Tanrı tarafından bahşedildiğine bu nedenle bu kişilerin kutsal olduğunu düşünen halk ve ordu, her daima hükümdarının arkasında yer almış ve hükümdarın çıktığı hanedana da bağlı kalmıştır. Bu merkezi yönetimin güçlenmesini sağlamıştır. Kut inancının olumsuz tarafları da vardı. Bunlardan birisi hanedana mensup tüm erkeklerin doğuştan Kut hakkına sahip olmalarıydı. Bu durum hükümdarın ölümü sonrası tüm erkek çocukların tahtta hak iddia etmeleriyle sonuçlanabilmekteydi. Bu da taht kavgalarının çıkmasına, iç savaşlara ve bölünmeye sebebiyet vermekteydi.