Hayvan Çiftliği Kitap (Roman) Özeti – George Orwell

George Orwell’un popüler kitaplarından Hayvan Çiftliği Romanı Özeti, Okuyan Yorumları Sizlerler …

 

Ödüllü bir domuz olan Koca Reis, Beylik Çiftliği hayvanlarının hepsini büyük ahırda toplantıya çağırır. Onlara, bütün hayvanların insanların kontrolüne tabi olmaksızın özgürce ve birlikte yaşayabilecekleri bir rüya gördüğünden bahseder. Hayvanlara bu cennetvari rüya üzerinde çalışmalarını söyler ve onlara rüyasını kodladığı, İngiltere’nin Hayvanları adlı bir şarkı ezberletir. Hayvanlar, Reis’in rüyasını büyük bir hevesle karşılarlar. Reis, bu buluşmadan üç gün sonra öldüğünde üç genç domuz olan Napoleon, Snowball ve Squealer, Reis’in ana ilkelerini formüle edip felsefi bir kurallar bütünü oluştururlar.

 

Bir gece yarısı hayvanlar çiftlik sahibi Bay Jones’u yenmeyi başarıp onu diyardan kovarlar. Çiftliğin adını Hayvan Çiftliği olarak değiştirirler. Yük beygiri Boxer davaya büyük bir bağlılıkla tutunur, büyük gücünü kendisi için belirlediği “Daha sıkı çalışacağım” kuralıyla birlikte çiftliğe ve onun ideallerine adar.

 

İlk başlarda işler tıkır tıkır işler. Snowball hayvanlara okumayı öğretmektedir, Napoleon ise ufak köpek yavrularına Hayvanizm’in temel prensiplerini aşılamaktadır. Bay Jones çiftliğini geri almak için döndüğünde hayvanlar onu tekrardan alt ederler, ardından bu mücadele Mandıra Muharebesi olarak bilinir olur ve Bay Jones’un geride bıraktığı silahını yadigâr olarak alırlar. Lakin zaman geçtikçe Napoleon ve Snowball çiftliğin geleceği hakkında uzlaşamaz olurlar ve hayvanlar üzerindeki nüfuzları ve güçleri hakkında çekişmeye girerler. Snowball elektrik üretecek bir rüzgâr gülü inşa etmek üzerine çizimler yapar ancak Napoleon bu fikre karşı çıkar. Projenin hayata geçip geçmemesi ile alakalı oylamadan önce Snowball hararetli bir konuşma yapar. Napoleon ise kısa bir şeyler söyler ve garip bir ses çıkarır, bunun üzerine dokuz saldırı köpeği, Napoleon’un “eğitmek” üzere aldığı bir zamanların ufak köpek yavruları, ahırı basarlar ve Snowball’u çiftlikten kovalarlar. Napoleon Hayvan Çiftliği’nin lideri olarak kendini atar ve hayvanların sıhhati için tüm kararları domuzların alacağını bildirir.

 

Napoleon bu olaydan sonra rüzgâr gülü ile alakalı fikrini çabucak değiştirir ve hayvanlar, özellikle de Boxer bu yapının inşası için canla başla çalışırlar. Bir gün, bir fırtınadan sonra hayvanlar rüzgâr gülünün devrildiğini görürler. İnsan çiftçiler hayvanların duvarları çok ince yaptığını söylerler ancak Napoleon bu fikri reddeder ve rüzgâr gülünün yıksa yıksa Snowball’ın yıkmış olabileceğini bildirir. Napoleon, kendisinin kimi emirlerine karşı çıkmış olan çoğu hayvanı o gece, Snowball’ın bu sabotajına yardım ve yataklık ettikleri gerekçesi ile saldırı köpeklerine öldürtür ki kendisine karşı duracak tehditleri ortadan kalksın.

 

Sorgulanamaz liderliği ile birlikte Napoleon gücünü arttırmaya başlar ve Snowball’u baş kötü olarak gösteren bir yeniden yazma tarih yaratır. Napoleon ayrıca gittikçe daha çok insanlar gibi yaşamaya başlar. Bir yatakta yatar, viski içer, öbür çiftliklerle ticaret yapar… Bunlar temel prensiplerle tamamen çelişen şeyler olasalar da Napoleon’un baş propagandacısı Squealer her şeye bir kılıf uydurur, diğer hayvanlar her ne kadar soğukta ve zor şartlarda çalışsalar da her şeyi onların iyiliği için yaptıklarına inandırır onları.

 

Hayvan Çiftliği’nde yıllar geçer ve domuzlar gittikçe daha çok insanlara benzerler, iki ayak üzerinde yürürler, kırbaç taşırlar ve kıyafet giyerler. Sonunda Hayvanizm’in yedi ilkesi tek bir ilke altında birleşir: “Bütün hayvanlar eşittir ancak bazı hayvanlar daha da eşittir.”

 

Ardından Napoleon insan çiftçilerle anlaşma yaparak onlarla hem insanların hem de hayvanların işçi sınıfına karşı birliktelik kurar. Ardından Hayvan Çiftliği’nin adını tekrardan Beylik Çiftliği olarak değiştirir ve esas doğru adın bu olduğunu iddia eder. Çiftliğin camından içeriye bakan sıradan hayvanlar ise artık hangilerinin domuz hangilerinin ise insan olduklarını söylemez vaziyettedirler.

 

Diğer kitap özetleri için kitaplar kategorimize bakabilirsiniz…

Rüzgarın Adı Kitap (Roman) Özeti – Patrick Rothfuss

Yolgeçen Hanı’nın sahibi Kote sıradan bir hancıya benzer. Yardımcısı Bast ile ufak bir kasabanın han işletmesini yapan Kote, hanına gelen bir tarihçinin varlığı ile tamamen farklı bir kimseye bürünür. Zira tarihçi, Kote’nin aslında kim olduğunu tanımıştır. İnsanlarca Kvothe olarak bilinen, döneminin en ünlü şahsiyeti, birçok olaya imza atmış bir Kral Katili’dir kendisi. Tarihçi ünü kulaktan dolma bilgilerle yayılmış olan bu kişinin yaşam hikâyesini birincil ağızdan kaleme almak ister. Kendisine şimdilerde Kote diyen adam ise bunu tek bir şartla kabul eder. Hayat hikayesini tamamen onun anlattığı gibi yazacaktır ve bu hikâye tam üç gün sürecektir. İşte Rüzgârın Adı, Kralkatili Güncesi’nin ilk gününü oluşturmaktadır.

 

Bir kumpanyanın parçası olan Kvothe, ufaklıktan beri onlarca farklı alanda eğitim almış, donanımlı bir çocuktur. Kumpanyaların kralı olarak sayılan Edema Ruh kabilesi, çoğu insanlarca hor görülmektedir ancak kendileri diyardaki en önde gelen sanatçılardır da. Kvothe’nin kumpanyasına bir gün Abenthy adlı bir bilim insanı katılır ve o günden sonra Kvothe bilim konularında eğitim almaya başlar. Bilim dallarının hemen hepsi konusunda temel bilgiler öğrenen ufak çocuk, sıradan halk tarafından sihir olarak adlandırılan sempati eğitimi de alır. Ancak onun en çok öğrenmek istediği şey, gerçek sihir olarak bilinen, nesnelerin ismine hükmedebilme becerisidir. Rüzgâr’ın Adını bilip, ona hükmedebilmek becerisi… Belirli bir süre sonra hocası Ben birisi ile evlenmek üzere kumpanyadan ayrılır ve ondan da kısa bir süre sonra Kvothe’nin kumpanyası yedi kötücül varlığın oluşturduğu gizemli Chandrialılar tarafından, Kvothe’nin bilmediği bir sebepten katledilir. Bu kıyımdan geriye kalan tek kişi olan Kvothe, yaralanmış zihni ve yüreğiyle üç yıl boyunca bir şehirde dilencilik yapar. Bu süreç içerisinde yavaş yavaş görünmez yaraları kapanır. Kazandığı en ufak metaliği biriktiren Kvothe, Üniversite denen yere eğitim almaya gitmeye karar verir. Üniversite yolunda Denna adlı bir kızla tanışır ve kıza tutulur.

 

Kvothe mülakattan başarıyla ayrılır ve tarih, büyü ve dahasını öğrenebileceği Üniversite’ye adımını atar. Ambrose adlı bir öğrenci ile münakaşaya girer ve o andan itibaren birbirleri arasında ciddi noktalara varacak bir çekişme başlar. Ambrose’un Kvothe’yi, Üniversite’deki bilgisizliğinden faydalanarak faka bastırmasıyla Kvothe, ailesini katleden varlıkları araştırmak için iple çektiği kütüphaneyi kullanmaktan menedilir.

 

Ne bir ailesi ne de bir geliri olan Kvothe, geçimini sağlamak ve Üniversite harç paralarını ödemek için kasabanın hanlarından birinde lavta çalmaya başlar. Denna ile tekrar karşılaşır ve ikilinin ilişkisi ilerler. Kvothe bir gün hanların birinde bir dedikodu duyar. Dedikodu trajik bir düğün ile alakalıdır. Denir ki düğündeki insanların hepsi dehşet bir katliamın kurbanı olmuşturlar. Kvothe’nin ailesinin katledilişi ile bu düğün arasındaki benzerliği yakalaması zor olmaz ve bu yedili ile alakalı bir ipucu bulmak adına düğünün ve katliamın gerçekleştiği yere doğru yola çıkar. Olay mahallini araştıran Kvothe yırtıcı bir hayvan olan bir Ejderus ile karşılaşır. Gözüne bir şehri yıkmayı kestirmiş bu hayvanı Kvothe, emeline ulaşamadan hemen önce öldürmeyi başarır.

 

Üniversite’ye döndüğünde Kvothe yine Ambrose ile kavgaya tutuşur. Bu kavga sırasında Kvothe Rüzgar’ın Adını bulmayı başarıp Rüzgârı çağırır ve Ambrose’un kolunu kırar. Bu olay vesilesiyle okuldaki hocaların en tahtası eksiği ve şahsına münhasır olanı Elodin Hoca, uzmanlık alanı olan İsimler üzerine Kvothe’yi öğrencisi olarak almaya ve bu alanda onu eğitmeye karar verir. Bu noktada hikâye günümüz vaktine döner ve kendine şimdilerde Kote diyen adam hikâyesinin ilk gününün bittiğini bildirir.

 

Diğer kitap özetleri için kitaplar kategorimize bakabilirsiniz…

Osmanlı Dönemindeki ve günümüzdeki aile ve mahalle yapısındaki benzerlik ve farklılıklar nelerdir?

Osmanlı Dönemi’ndeki ve günümüzdeki aile ve mahalle yapısındaki benzerlik ve farklılıklar nelerdir? Tartışınız.

 

Osmanlı Döneminde mahalle kavramı toplumsal birliğin temsili olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle mahalle ve aile birliğine çok önem veriliyordu. Her mahallede dayanışma ve yardımlaşma her zaman ön plandaydı ve insanlar birbirleriyle çok iyi ilişkiler içindeydi. Özellikle düğün, cenaze vb. törenlerde bu yardımlaşma ve dayanışma çok daha fazla ön plana çıkarak adeta bir imece usulüyle hareket edilirdi. Maddi durumu zayıf olan ailelerin bu merasimlerdeki masrafları da tüm mahalle tarafında karşılanarak mükemmel bir komşuluk örneği sergileniyordu.

 

Osmanlı Dönemi’ndeki aile ve mahalle yapısı günümüzle kıyaslandığında bazı benzerlikler ve farklılıklar göze çarpar.

 

Benzerlikler şunlardır:

  • Hala mahalle yapısı ve aile yapısı devam etmektedir.
  • Osmanlı dönemindeki dayanışma ve yardımlaşmalar kırsal kesimlerde ağırlıklı olmak üzere birçok bölgede devam etmektedir.
  • Düğün, cenaze vb. merasimler ufak tefek değişikliklere uğrasa da halen devam etmektedir.

 

Osmanlı Dönemi’ndeki ve günümüzdeki aile ve mahalle yapısı arasındaki farklara gelince;

  • Özellikle büyükşehirlerde dayanışma azalmıştır.
  • Mahalleler nüfus olarak çok arttığı için insanlar birbirlerini pek tanımazlar.
  • Kış hazırlıkları daha önce mahalleliler tarafından imece usulü yapılırken günümüzde herkes kendi başına yapıyor ve bunun için çoğu kişi kendi memleketine giderek bu hazırlıklarını tamamlıyor.
  • Siteler, apartmanlar ve yüksek gökdelenlerde yapılan evler sayesinde komşuluk yok denecek kadar azdır. Aynı binada 60 aile oturuyor ama ne yazık ki kimse kimseyi tanımıyor. Asansörde vb yerlerde karşılaşan komşular birbirlerine selam bile vermiyorlar.
  • Yaşlı kişiler toplumdan soyutlanmış ve yalnızlığa itilmiştir. Hatta birçok yaşlı kişi evlatları tarafından terk edilmekte veya huzurevlerine bırakılmaktadır. Böylece aileler parçalanmaya başlamıştır.
  • Yardıma muhtaç kişiler artık bireysel yardımlar azalmış ve herkes kendi halinde yaşamaya başlamıştır. Muhtaç kişilere yapılan yardımlar çeşitli yardım kuruluşları ve devlet kurumları tarafından yapılmaya başlanmıştır.

Çevrenizdeki belediyeler veya dernekler tarafından hayvanları korumak için yapılan çalışmalar var mı?

Çevrenizdeki belediyeler veya dernekler tarafından hayvanları korumak için yapılan çalışmalar var mı? Örnekler veriniz.

 

Son yıllarda özellikle sokak hayvanlarına olan önem artsa da bazı sorumsuz kişiler maalesef hayvanlara işkenceye varan davranışlarda bulunabilmekte. Hayvanların yaşadıkları bu mağduriyetler sosyal medyada da paylaşılarak sokak hayvanlarına karşı duyarlılık arttırılmaya çalışılıyor. Ayrıca hayvanları koruma derneklerinin çeşitli etkinliklerle ve başlattıkları sosyal sorumluluk projeleriyle de hayvan hakları sık sık gündeme taşınıyor.

 

Belediyelerin ve derneklerin hayvanları korumak amacıyla yapmış olduğu diğer faaliyetler şöyle sıralanabilir:

  • Hayvan barınaklarının sayısı arttırılmaya çalışılıyor.
  • Özellikle kimsesiz hayvanların sahiplenilmesine yönelik çalışmalar yapılıyor
  • Sokak hayvanlarının soğukta yiyecek bulabilmeleri için belli noktalara yemek bırakılma çalışmalarına özen gösteriliyor.
  • Birçok veteriner hekim ücretsiz sağlık hizmeti sunuyor.
  • Barınaklardaki hayvanların ihtiyaçlarının karşılanması için çeşitli faaliyetler düzenleniyor ve birçok hayvan sever bu barınaktaki hayvanlarla vakit geçirmek için sık sık ziyaretlerde bulunuyor.
  • Sokak hayvanları için birçok bölgede kermesler düzenleniyor.
  • Sosyal medya kanallarından hayvan haklarının önemine dair bilgilendirmeler yapılıyor.
  • Okullarda hayvan sevgisine dair bilgilendirmeler yapılıyor.
  • Sıcak havalarda hayvanların susuz kalmaması için çeşitli noktalara su bırakılıyor.

Osmanlı Devleti’nin armasında kullanılan simgelerin anlamları

Aşağıdaki Osmanlı Devleti’nin armasını inceleyiniz. Armada kullanılan simgelerin anlamlarını araştırarak yazınız.

 

Osmanlı Devleti’nin çok şaşalı ve gösterişli bir arması vardır. Bu armada kullanılan tüm sembollerin farklı anlamlar ifade ettiği bilinmektedir.  Osmanlı armasında 30 farklı sembol vardı ve her bir sembol farklı bir şeyi temsil eder. Osmanlı Devleti’nin armasında bulunan simgeleri tek tek incelediğimizde şu bilgilere ulaşırız.

 

Armada bulunan;

 

Güneş: Padişahın ve Osmanlı Devletinin gücünü temsil eder. Ayrıca tüm yönetimin padişahın elinde olduğunu temsil etmektedir.

Yeşil Sancak: Osmanlı padişahının hilafet makamında olduğunu ve bu yeşil sancağında hilafet simgesi olduğudur.

Kırmızı Sancak: Muzaffer Türk ordusunu temsil eder.

Terazi: Adaletin sembolüdür.

Tuğranın altındaki ay: Bu sembolde dünyadaki tüm Müslüman âleminin koruyucusu olduğunu gösterir.

Madalyonların bulunduğu aksamlar: Türk kültürünün ne kadar çeşitli olduğunu gösterir.

Tuğranın altında hilal için azan Arapça: Osmanlı devletinin hükümdarlarının sadece Allah’ın yardımıyla hüküm sürdüğünün simgesidir.

Top gülleleri, kılıçlar ve diğer askeri silahlar ise, toplum olarak asker bir millet olduğumuzu göstermektedir.

Seyahat özgürlüğümüzün kısıtlandığı bu gibi durumlarda yaşayabileceğimiz olumsuzluklar neler olur?

Seyahat özgürlüğümüzün kısıtlandığı bu gibi durumlarda yaşayabileceğimiz olumsuzluklar neler olur? Düşüncelerinizi söyleyiniz.

 

İnsanların seyahat etme özgürlüklerinin elinden alınması en başta psikolojik olarak çok etkilenmelerine neden olur. Daha sonra ekonomik ve sosyal olarak da olumsuz etkileri görülür. Baskı altında tutulan insanlar kendilerin esir gibi hissedecekleri için ruhsal sorunlar yaşamaya başlar ve bu durumu çevrelerine de yansıtırlar. Böylece toplumsal kargaşa yavaş yavaş kendini gösterebilir.

 

İnsanın içinde özgür olma duygusu vardır. Bu da zaman zaman farklı yerlere seyahat etmek istemelerini ortaya çıkarır. Seyahat etmeleri kısıtlandığında istedikleri eğitimi alamayacakları gibi son gelişmelerinde uzağında kalacaklardır.

 

Ayrıca beslenme, giyinme ve barınma gibi ihtiyaçlarını almak için insanların özgürce dışarıya çıkması ve istedikleri yerlerden alışveriş yapma imkânına sahip olması gerekir. Bunun aksi bir durumda kölelik düzeni hakim olur ve bu da insanların daha içe kapanık veya daha agresif davranışlar sergilemelerine yol açabilir.

 

Kısacası insan hak ve özgürlükleri bağlamında değerlendirecek olursam kişilerin seyahat etme özgürlüğünün kısıtlanması demek geriye dönüş ve ilkelliğe tekrar adım atılmış olur. Çağın gerektirdiği hiçbir yenilikten haber alınmayacağı gibi sağlık ve eğitim alanlında yapılan yenilikleri takip etmek imkânsızlaşır. Bu nedenle her ne şekilde olursa olsun. Asla seyahat özgürlüğü engellenemez.

İnsanlar yerleşecekleri bölgeleri seçerken neye göre hareket ederler?

İnsanlar yerleşecekleri bölgeleri seçerken neye göre hareket ederler? Söyleyiniz.

 

İnsanların yerleşecekler yerleri seçerken dikkat ettiği hususlar bence yerleşme nedenlerine göre değişiklik gösterir. Şöyle ki; terör ve savaş olaylarından dolayı farklı bölgelere yerleşmeyi düşünen kişiler çok fazla bir kriter aramazlar. Onların önceliği güvenli ve huzurlu bir ortamdır. Bundan sonra diğer seçenekleri dikkate alırlar.

 

Ancak ekonomik sebeplerle yer değişikliği yapmayı düşünen kişilerin önceliği güvenlik ve huzur olsa da, onlar iş olanaklarının çokluğuna, ekonomik faktörlere, ev kiralarına, eğitim kurumlarının çeşitliliğine, ulaşım imkânlarına bakarak tercih yapmayı uygun görürler.

 

Eskiden insanlar su kanallarına ve tarım arazilerinin verimliliğine de baksa da günümüzde teknolojinin gelişimiyle birlikte ilk kriter daha iyi şartlar yaşamak için ekonomik etkenler önceliklidir diyebilirim.

 

Bazı kişilere şehrin kalabalığından ve gürültüsünden uzaklaşmak ve daha güzel bir emeklilik hayatı sürmek için yerleşecekleri bölgelerin doğal güzelliklerine bakarlar. Öğrenciler sosyal hayatın çeşitliliğine ve alacakları eğitimin kalitesini göz önünde bulundurarak farklı bir bölgeye gitmeye karar verirler.

 

Tüm bu belirttiklerim gibi insanlar hayat döngülerini kendilerinin belirledikleri amaca göre yaşamak isterler ve tüm bunları değerlendirerek bir karar verirler. Bu verdikleri karar neticesinde de yaşamak istedikleri yerleri belirler.

Aile büyüklerinizden bugün yaşadığınız şehre nereden ve hangi sebeple geldiğinizi öğrenin

Aile büyüklerinizden bugün yaşadığınız şehre nereden ve hangi sebeple geldiğinizi öğrenerek verilen boşluğa yazarak arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Biz aslında daha önce Edirne’de oturuyorduk. Orada kendimize ait evimiz ve küçük bir çiçekçi dükkânımız vardı. Ancak babamın işlerinin iyi gitmemesi sonucu çiçekçi dükkânını kapatmak zorunda kaldı. Her ne kadar kendi evimizde oturuyor ve kira vermiyor olsak da yine de büyük bir geçim sıkıntısı içine düştük. Bu nedenle babam İstanbul’a hamın yanına gelerek burada kendine iş buldu. Bizde birkaç ay sonra İstanbul’a taşındık. Okulum değiştiği için ilk başlarda zorlansam da hem arkadaşlarım hem de öğretmenlerim bana çok destek oldu ve buraya daha kolay alıştım diyebilirim.

 

Ailemdeki dedelerim ve büyükbabamın ailesi halen Edirne’de yaşıyor. Ancak onlarda Edirne’ye Yugoslavya ve Yunanistan’dan gelmişler. Tabi çok uzun yıllar önce. Daha Kurtuluş savaşı yılları diyebilirim. Hatta büyük büyük babaannem Atatürk’le aynı sokakta yaşıyorduk diye anlatırdı eskiden. Anne tarafım Selanik göçmeni baba tarafım ise Üsküp göçmeni. Bize daha çok muhacir ve Arnavut diye hitap ederler.

 

Büyük dedelerimin Türkiye’ye gelme sebebine gelince; Osmanlı Devleti’nin yavaş yavaş parçalanmaya başlaması ve o bölgelerde Türklere karşı yapılan zulümlerden kaçmak için Edirne’ye gelmişler. Tüm mal varlıklarını o topraklarda bırakarak yeni bir hayat kurmak için sınır bölgesi olan Edirne’ye yerleşmeye karar vermişler. Dedemin kardeşleri ise Bursa ve Adana’ya gitmişler.

Nerede yaşamak isterdiniz? Seçiminizi etkileyen ilk sebep ne olurdu?

Nerede yaşamak isterdiniz? Seçiminizi etkileyen ilk sebep ne olurdu?

 

Ben Karadeniz Bölgesinde yaşamak isterdim. Bunun ilk sebebi doğal güzelliklerinin olması ve daha temiz bir hava solumak istediğim için. Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili ve dört farklı iklime sahip bir ülke olduğu için aslında yaşanılacak çok fazla alternatif var. Günümüzde birçok insan dünyanın diğer şehirlerinde yaşamaya özenmekte ve yurtdışına çıkmak için yollar arasa da ben ülkem dışında başka bir yerde yaşamayı asla hayal etmem.

 

Şöyle bir geçmişe gittiğimizde bu toprakların bize kadar nasıl geldiği ve milyonlarca insanın nasıl fedakârlık yaptığı tarih kitaplarında yer almakta. Büyük bedeller ödenerek sahip olduğumuz bu cennet vatanın bence her köşesinde yaşanabilir.

 

Benim Karadeniz Bölgesi’ni ve özellikle de Rize’de yaşamak istemem tamamen yeşile olan hasretimdir. Şu an İstanbul’da yaşıyorum ve dört bir yanım beton binalarla çevrili. Yeşili görmek ve temiz bir oksijen almak neredeyse imkânsız hale geldi. Bununla birlikte çok kalabalık, trafik ve gürültü her saniye hayatımızda. Bu da stresli ir yaşam demek açıkçası. Her ne kadar site tarzı binalarda oturmak biraz daha avantajlı olsa da buna herkesin ekonomi gücü yeterli değil. Ancak tüm bu olumsuzlulara rağmen yine de İstanbul’u da seviyorum. Özellikle tarihi dokusu benim çok dikkatimi çekiyor. Ayrıca eğitim olanakların çok gelişmiş olması benim için önemli ikinci nokta. Her türlü bilgiye ulaşmak İstanbul’da daha kolay gibi geliyor.

Geçmişten Günümüze Atom Modellerinin Gelişimi

Geçmişten günümüze atom modellerinin gelişimini içeren tarih şeridi hazırlayarak arkadaşlarınızla paylaşınız.

 

Geçmişte kimya alanında imkanların kısıtlı olmasından dolayı atomun tam olarak neye benzediği ve içerisinde hangi parçacıkların yer aldığı tam olarak belirlenememiştir. Günümüzdeki hali şekillenene kadar bir çok bilim insanı araştırmalar yapmış ve öne sürdükleri teorilere atom modeli adı verilmiştir. Bu atom modellerinden bazıları ise şunlardır :

 

Dalton atom modeli : İlk teori olarak sayılan atom modelinde Dalton maddenin en küçük yapı biriminin atom olduğunu ve daha küçük parçalara ayrılamayacağı fikrini öne sürmüştür. İçinin tamamen dolu yoğun bir küre şeklinde olduğunu vurgulamıştır. Aynı elementin içerisinde bulunan tüm atomların birbiriyle aynı özelliğe sahip olduğunu söylemiştir. Karbon atomunun 12 ve 13 kütle numaralı tanecikleri keşfedilince geçerliliğini yitirmiştir.

 

Thomson atom modeli : Üzümlü kek olarak da bilinen bu modelde Thomson yapmış olduğu deneylerde elektronları keşfetmiş ve elektron veren bir atomun pozitif yüklü olduğunu öne sürmüştür. Elektron ve protonların atom içerisinde eşit miktarda dağıldığı fikrinin de sahibi olan bilim adamının ilkesi başka bilim adamları tarafından çürütülmüştür.

 

Bohr atom modeli : Günümüzde kullanılan atom tanımının sahibi olan Bohr’un tanımladığı atom modelinde elektronlar atom çekirdeği üzerinde değil etrafında belirli yörüngelerde hareket ettiği öne sürülmüştür.